(Mahalli Kıyafetler):
Şehir merkezi ve köylerde, çağdaş - modern ve geleneksel giyim
bir arada görülür. Düğünlerde güveğinin (Damat) takım elbise, gelinin gelinlik
giymesi yadırganmamaktadır. Günlük hayatta erkeklerde şalvarın yerini pantolon
almaktadır. Kadınlar ise günlük işlerde renkli, desenli ya da kara, şalvar (karadon)
giymektedir.
Erkek Giyimi :
Baş’a fes, Fes’in üstüne “Puşu” takılır. Erkeklerde
yaşlı olanlar yazma bağlarlar. Çuhadan şalvar giyilir. Şalvar’ın paçaları dar
üst kısmı geniştir. Beli uçkur ile büzülür. İçlik ve geyme adı verilen bir
gömlek giyilir. Bu gömlek düz beyaz veya siyah - beyaz renkte çizgili pamuklu
kumaştan yapılır. Gömlek kollu, yakasız veya hakim yakadır. Gömleğin üzerine
avcı yeleği, bele ise kuşak (Acem kuşağı), ayağa poçikli çarık veya yemeni
giyilir.
Kadın Giyimi :
Üç etek ve şalvar, Harput kadınının en eski giysi tipidir. Bu tip giysi bazı dağ
köylerinde giyilmekte olup, üç parçadan meydana gelmiştir. (Şalvar, İçlik ve Üç etek)
Şalvar :
İpekli veya pamuklu kumaştan yapılmaktadır. Dökümlü olarak ayak
bileklerine kadar inmekte, bel kısmı uçkurla büzülmektedir.
İçlik :
İpekli veya pamuklu kumaştan yapılmaktadır. Yakası yuvarlak
önü açıktır.
Üç Etek :
Sim işlemeli, kalın ipekli kumaştan veya kadifeden yapılmaktadır.
Uzun kolları bilezikli ve çok az yırtmaçlıdır. Yakası bel’e kadar açık V
şeklindedir. Bel’de iki kopça ile iliklenmektedir. Bel’den aşağıya doğru
genişleyen eteğin önü tamamen açıktır.Yanları ise kalça altından
yırtmaçlıdır. Böylece etek üç parça görünümünü almaktadır. Bele bel bağı
bağlanmaktadır. Bu da 3-4 cm. eninde tığ işi veya kumaş üzerine yapılmış
(İşlenmiş) kuşaktır.
Ayakkabı ve Çorap :
Ayağa postal denilen poçikli yemeni (Ayakkabı), yaz aylarında iplik,
kış aylarında ise yün çorap giyilir.
Baş Süslemesi :
Saç uçlarına (Hampul) takılır. Baş’a fes , fesin üzerine
gümüş tepelik konulur. Bunların üzerine oyalı yazma, tülbent bağlanır.
Ayrıca Diğer Giysiler Şunlardır...
Evdelik Giysiler - Sokak Giysileri - Gelin Giyseleri ve Bunaları
tamamlayan Takılar
Geleneksel
El Sanatları
Eski Harput şehir ekonomisinin temelini oluşturan geleneksel el sanatları
çok ileri bir seviyede olup; dokumacılık, ahşap, taş, bakır işlemeciliği,
ipekçilik oldukça gelişmiş bir durumdaydı.
Günümüzde kimi el sanatları tamamen
unutulmaya yüz tutmuşken kimi el sanatları da varlığını devam ettirmektedir.Bugün
hızlı sanayileşme ve bunun getirdiği ekonomik ve toplumsal değişiklikler, gelişen
yeni değer ölçüleri sonucu, gelenekselliği ağır basan kurumlar giderek etkinliğini
yitirmektedir. Bazı el sanatları şöyledir.
Başa Dön
Bakırcılık :
El sanatlarımız arasında bulunan bakırcılık
sanatının İlimizde çok köklü bir geçmişi vardır. “ Bakırcılar çarşısı”
adı altında sadece bakır üzerine çalışan dükkanların bulunduğu çarşı , bu
günde mevcuttur. Ancak, şimdilerde bu dükkanların çoğunun vitrinini, fabrikasyon
aliminyum araçlar süslemektedir. Az da olsa bakırcılık varlığını günümüzde
sürdürmeye çalışmaktadır. Bugün müzelerimizde bakır ev eşyaları , muhtelif
süsleme araçları, bakır mangal, debbe, bakır sini, tabaklar, kahve değirmeni bazı
evlerin kapılarında halen kullanılmakta olan kapı tokmağı gibi örnekler
çoğunluktadır. Bakır mutfak eşyaları yapıldıktan sonra mutlaka kalaylanarak
kullanılılacağından , her bakırcı dükkanında bir kalay ocağı da bulunmaktadır.
Bakırcı dükkanlarındaki bu ocaklarda, kömür ocağı ve onu ateşleyecek körükler
vardır. Bir zamanlar son derece canlı olan bu ocaklar, bakırcılığın eski
canlılığını kaybetmesi ile önemini yitirmiştir.
Başa Dön
İğne Oyacılığı :
İlimizde iğne oyacılığı son derece yaygındır.
Hemen hemen her Elazığ’lı genç kız ve kadın iğne oyacılığı el sanatına hakim
olup, çehiz sandıkları iğne ile yapılmış oyalı yazma ve çeşitli motiflerle
bezenmiş süs eşyalarıyla doludur. İğne ile yapılan bu eserler gerçekten son derece
zarif olup, Anadolu’da hakim olan en canlı, göz alıcı renkler ve motiflerle
süslenmiştir.El emeği, göz nuru ve onu işleyen insanlarımızın duygularının
terkibinden doğan, birer küçük sanat abidesi durumunda bulunan bu eserler, günü-
müzde de yaygın olarak yapılmaktadır. İlimizde bu el sanatının daha da yaygınlaş-
tırılması, geliştirilmesi, genç kuşaklara aktarılması ve ekonomik açıdan
değerlendirilip, pazarlanması amacıyla zaman zaman “Elazığ İğne Oyaları ve
Oyalı Yazmaları” adı altında ödüllü yarışmalar ve sergiler düzenlenmektedir.
İlimizde oyalı yazmalara verilen isimlerden bazıları şunlardır: Harput Gülü,
Hercai Menekşe, Aluç Yaprağı, Çarkı Felek, Leylak Oya, İğde Çiçeği, Berber
Aynası, Limon Çiçeği, Pamuk Çiçeği, Nikah Sepeti, Elazığ Yıldızı, İki Gelin
Bir Kaynana, Padişah Oya, Nergis Oya, v.s.
Başa Dön
Halıcılık :
El sanatlarımız içerisinde önemli bir yeri olan
halıcılık,ekonomik değerini muhafaza ettiğinden, günümüzde gelişerek
yaşamaktadır.İlimizde 1962 yılında Özel İdareye bağlı olarak bir halıcılık
okulu açılmış, 70 kişilik personelle üretime geçmiştir. Tamamen el tezgahlarında
dokunan bu halılar, ülkemizin en kaliteli halıları arasında sayılmaktadır. Yine
1975 yılında Özel Sektöre ait 30 tezgahın bulunduğu ve 45 işçinin çalıştığı
bir atölye kurulmuştur.Dokunan halıların 1cm2’sinde 36 düğüm
bulunmaktadır. Bu şekilde yapılan halılara 60’lık kalitede halı denilmektedir. Bu
halılar tamamiyle el emeği olup, ekonomik değeri yanında turistik değere de sahiptir.
Halılarda; taba (kiremit rengi), lacivert, saman sarısı, portakal rengi, mavi rengi ve
tonları ile şarabi renkler hakimdir.Anadolu kızlarının dokuduğu bu halılarda eski
Türk motifleri ve özellikle Selçuklu dönemine ait motifler açıkça görülmekte
olup, yeni motifler de desinatörler tarafından çizilmektedir. Halıcılık diğer el
sanatlarının aksine, günümüzde de önemini koruyarak yaşamaktadır.
Başa Dön
Semercilik :
Teknik gelişmeler karşısında önemini hemen hemen
kaybetmekte olan bu el sanatları dalı, motorlu taşıtların bulunmadığı veya az
olduğu yıllarda önemli bir geçim kaynağı durumundaydı Özellikle ilimizde
“Semerciler Çarşısı” adı altında büyük çoğunluğu semerci dükkanı olan bir
çarşı bulunmaktaydı. Günümüzde oldukça azalan semercilik; ekonomik ömrünü
tamamlamıştır. Ancak bugün yine kırsal alanlarımızda ulaşım ve yük taşımakta
kullanılan hayvanlar için semer yapılmaktadır. Binek hayvanlarının sırtına
konulmak üzere, çul, saman, kamış ve meşin kullanılarak yapılan bu semerler,
çeşitli motiflerle süslenmiştir. Çoğunlukla siyah, beyaz ve kiremit renginde
yapıldığı görülür. Araç olarak yapılmasına karşılık, yine insanımızın
sanatkar ruhunun bu semerlere yansıdığını da rahatlıkla görebiliriz.
Başa Dön
Yemenicilik :
Elazığ’ın yakın geçmişinde Yemenicilik
(Ayakkabıcılık), son derece gelişmiş ve el sanatları içerisinde önemli bir yere
sahip olmuştur. İlimizde halen “Yemeniciler Çarşısı” adıyla anılan bir
çarşı bulunduğu göz önüne alınırsa yemenici- liğin önemi kendiliğinden ortaya
çıkar. Yemeni (Postal Ayakkabı) tamamıyla deriden yapılan kullanışlı ve sıhhatli
bir ayakkabı özelliğine sahiptir. Bugünde özellikle çevre köylerden yemeni
yaptırma talebi gelmektedir. Ancak yemeni yapmak zahmetli bir iş olduğundan ve artık
yemeni ustası bulunmadığından bu talep karşılanamamaktadır. Bugün yemeniciler
çarşısında ise sadece bir usta bulunmaktadır. Bu el sanatımız ihtiyaca rağmen
unutulmaya terk edilmiştir. Yemeniciler çarşısındaki esnaf dükkan- larının
vitrinlerini, fabrikasyon ayakkabılar süslemektedir.
Başa Dön
Kilimcilik :
Teknik gelişmeler karşısında yok olmaya başlayan
kilimcilik (Yolluk) ilimizde eski önemini kaybetmiş durumdadır. Özellikle motiflerinin
ve renk uyumunun dikkat çektiği kilimlerimiz, artık yerini makina üretimine terk
etmiştir.
Başa Dön
Dokumacılık :
Harput ve
civarında özellikle dağ köylerinde yapılan; kilim, cicim, çarpana, çul ve keçe
çeşitleri ülke çapında
ünlüdür. Kilimler ve cicimler mazman adı verilen gezici tezgahlarda dokunur.
Kilimlerin enleri 60-120, boyları 210-350 cm arasında değişir. Türük adı verilen
verilen heybeler el tezgahlarında yapılır. Eskiden yörede çok yaygın olan bez
dokumacılığı kuyu adı verilen tezgahlarda yapılırdı.
Bugün kuyu dokumacılığı tamamen terkedilmiştir. Dokumalarda en çok koç
boynu, dev boynu, çakmak, sinek, kartal, gonca, çengel,kaz ayağı, yayla yolu, öküz
gözü saç bağı, çiçek göz, keçi, akrep ayağı, eli belinde adı verilen motifler
kullanılır.
Başa Dön
Çit Baskıcılığı :
Elazığ Çit baskıcılığı sanatı geçmişte yaygın olan bugün ise sınırlı
çevrelerde etkinliğini sürdüren geleneksel el sanatlarımızdandır.
Çitin sözlük
karşılığı: pamuktan dokunmuş başörtüsü, yazma anlamlarını kapsar. Çit
sözcüğü Anadolunun çeşitli yörelerinde farklı anlamlarda kullanılır. Kars ve
Isparta yörelerinde Elazığ'daki ismiyle kullanılır. Elazığ çit
baskıcılığını, Anadolu yazmacılık sanatının, diğer bir deyişle tahta kalıpla
kumaş baskısı sanatının bir uzantısı olarak görürler. |
Süslemede
nakışın yerini alan baskı tekniği ile desenlenmiş kumaşlara da yörede çit
denilmektedir. Elazığ'da çit üzerine yapılan tahta kalıpla kumaş baskı
işlemi "çit basma" ve buna ilişkin dalı da "çitçilik"
şeklinde yerel adlandırma ile bilinmekte ve tanınmaktadır. |
Başa Dön
Çömlekçilik
:
İnsanlığın belki de en eski sanatı olarak kabul
edilen arkeolojik ve Elazığ civarında yapılan kazılarda paleolitik çağa kadar
uzandığı anlaşılan çömlekçilik sanatı, yörede binlerce yıldır yaşamaktadır.
İlimizin Sivrice ilçesine bağlı Uslu köyünde halen daha geleneksel usullerle ve
kadınlar tarafından cok güzel çanak ve çömlek işleri yapılmaktadır. Elazığ
şehir merkezinde de çömlek yapılmaktadır.
Çömlekçilikte,
su testileri, güveç, tandır malzemesi ve küpler başta gelir. Bu küplerde kışlık
peynir, turşu,pestil, kavurma gibi erzak bulundurulur. Zahirenin korunduğu ve
saklandığı depo küpler, toprak kaplar, arı kovanları olarak kullanılan küpler de
yapılmaktaydı. Kimi küplerde kabartma güneş kurusu, beş çengel, güneş gölü,
beş benek, insan figürleri gibi işaretlerin de bulunduğu görülmüştür. |
Başa Dön
Rölyef :
Rölyef
sanatını, resime boyut kazandırma çalışmasıdır şeklinde tarif edebiliriz.
İlimizde bakır üzerine rölyef çalışması yapılmaktadır.
Yapılacak olan konu veya figür bakır üzerine tersten çizilerek
yine tersinden olmak üzere değişik uçlu çekiçlerle zift veya kum torbası üzerinde
dövülür. Normlarına uygun yükseklik elde edilinceye kadar dövme işlemi devam
ettirilir. Bu çalışmalar tamamlandıktan sonra eserin üzeri okside olmaması için
organik bir kaplama ile kaplanır.
Bu sanatın Türkiye'deki en önemli temsilcisi ise Harun
TAŞDEMİR'dir. |