Yıllar, en az bu yollar kadar soğuk ve de
umarsız. Daha dün memleketimin sokaklarında dolaştım,
okullarında güzelim günleri yaşadım, sevindim, ağladım
tozlu yollarında Elazığ’ın.Soğuk kış gecelerini daha Kasım
ayındayken karşıladım.Dilim orada çözüldü benim. Orada
gördüm sevmeyi. Öğrendim ağlamanın ekşimsi tadını cebimde
bozukluklarla dolaşırken arka sokaklarında taşraların.
Köyüm geldi aklıma nohut kokardı ellerimiz biçtikten sonra
güneşleri daha 5 yaşlarındayken. Çamurdan arabalarla
oynamayı çok görse de hayat bizlere , küçük ellerimiz
toprakla tanışacaktı elbet .Elbette toprağın tadına önce
yüreğimiz bakacaktı. Öyle ya burada toprağın tadına
varmadan giderse insan toprağa ne olurdu hali.
Ve şimdi yine sana dönüyorum. Yıllar
gözlerimde nem.Bu otobüsün içinde gece yarısı yine aklımda
sen varsın.O umarsız halin.Bak ne kadar da benziyor şu
tırmanan yılan gibi yol Harput’un yokuşuna. Tıpkı senin
gece lambaların şunlar.Kulağımda şöförün of sesleri ve
gözümde bir nokta gibi beliriyor kızıl ucu sigarasının.
Anlatıyor muavinine “Sabah on olmadan varırız Elazığ’a”
diyor. Arka koltuktakileri, otobüsün motoru, gürültüsüyle,
sıcaklığıyla bunaltıyor. Gece yarısı sekiz köşe
şapkasını yüzüne devirip uyuyan İstanbul’dan memleketine
dönen ve memleketini yüzündeki çizgileriyle resmeden yaşlı
bir amcayı uyandırıyor bir çocuğun ağlaması. Annesi sus
diyor, ağlama diyor insanlara verdiği rahatsızlıktan
dolayı utanarak susturmaya çalışıyor bebeğini. Gözüm
camdaki yüzüme kayıyor. Gece karanlıkta simsiyah camda bir
ışık arıyor gözlerim ve gözlerimi buluyor sonunda. İçinde
boyun bükmüş bakışları var karanlığın ve dışarıda kar bir
etek gibi serilmiş aya cilve yapıyor adeta. Sahi
İstanbul’dan beri peşimizde Ay.
Aklıma köyüm geliyor. Hasreti acı bir
kurşun gibi yüreklerinde barındıran köylülerim geliyor.
Sobaların yandığı, içinde üç kırık divanıyla oturulan
odacıklar, kuru soğanın yumruklandığı yer sofralarıyla,
ocak üzerinde kaynayan tarhana kokularıyla kış geceleri
geliyor. Kulağımda ezan sesi ve ellerim o turuncu
gecelerde buz gibi yorgana sarılmış bir ruh gibi. Ay da
orda İstanbul’dan beri peşimizde olan Ay.
En önde oturan ve gözünü hiç kırpmadan yola
bakan çocuğa bakıyorum. Annesi çoktan uyudu. Ama o koca ön
camından sinema seyreder gibi bakıyor yollara. Sonunu
göremiyor ama bekliyor. Bir başlangıç o yol ve bir
son kasketli amcam için. Şöför biraz daha açıyor sesini
fısıltı halindeki müziğin esniyor. Ay peşimizde.
Bu kaçıncı dönüşüm acaba memlekete. İlk kez
üniversiteyi kazandığım yıl kayıt olmak için gitmiştim
İstanbul’a. Ne umutlar vardı gözlerimde o ilk gece
sıkıntıdan ağlayan yüreğimde. Ertesi gün dönmek istemiştim
Elazığ’a. Kimse bilemez gurbette öğrenciliğin genzi yakan
kokusunu, dalgalı denizlerle boğuşmak gibidir yaşam.
Cebimde yine bozukluklar ama bu sefer güneşin şehrindeyim.
Bu sefer toprak görünmüyor. Saklambaç oynanmıyor burada,
çamurdan yapılmış arabalar, çatlamış eller ve sofralarda
yumruklanmış soğanlar yok. Kaybolmuş tarhana, buğday
tarlaları yazın parlamıyor buralarda. Boğazı Fırat gibi
coşkulu değil. Gülmüyor insanları. İnsanlar ceplerinde
bozukluklarıyla dolaşırken gökdelenleri görüyor manasız
bakışları.
Eh geçtik Kayseri’yi de bundan sonra
başlıyor karlı yollar. Bundan sonra mı başlıyor zorluklar
çile, yalnızlık şanssızlık burdan sonra mı? Ay peşimizde.
Yüzü beliriyor anamın, yüzünde ayın. Yine mi yaş var
gözünde. Analar bilir yolların ne demek olduğunu mersedes
otobüslerden asker evlatlarını beklemenin yürek
sızlatışını. Analar bilir elbet, tükenmez yollarda gece
yarılarında bir gencin yüreğinde güneşleri taşımasının
ağırlığını.
Ben de
bir gün anama döneceğim bırakıp havalı çalışma ofislerini,
kredi kartlarını, arabaları. Bırakıp gökdelenlerini koca
İstanbul’un, kerpiç evlerinin bahçelerine koşacağım.
Sarılacağım tesbih tutan ellerine dedemin. Bırakıp ojeli
ellerini Beyoğlu’nun, papatya kokan güneşine koşacağım
kardelen çiçeğinin gururunu taşıyarak yüreğimde. Kimse
bilmeyecek beni kimse tanımayacak o dev kazanı şehirde.Yok
oldu diyecekler bitti, kayıp. Asla bilemeyecekler
memleketimin ölüm döşeğinde, yastığa baş koymuş bir
garibin olduğunu. Belki sadece Ay bilecek sabah ona
kadar Elazığ'a varabilirse.
Yorum Formu