Urfa
ve Harput birbirlerine coğrafi olarak uzak olsalar da
kültürel olarak o kadar yakındır. Bu yakınlık okul,
askerlik vs gibi her arkadaşlık ortamında Elazığlı ile
Urfalının yakınlaşması, birbirleriyle çok iyi
anlaşmalarıyla kendini gösterir. Urfalı ile Elazığlı
birbirinin ne konuştuğunu anlar, aynı şeylere güler
aynı şeylere üzülür., birinin söylediği deyimi bir
diğeri rahatlıkla anlar. Bilhassa müzik konusunda Urfa
ile Harput’un birbirine o kadar yakındır ki, çoğu
zaman türküler, maniler biri birine karışır.
Elazığ’dan biri Urfa’ya gittiğinde “Aşağı memlekete
gitti” derler, veya Urfa’ya gideceğinde “Aşağı
memlekete gideceğim” der. Coğrafi olarak uzak olsa
da Elazığlı Urfa’yı kendinin bir parçası gibi görür,
Urfa, aşağı çarşı kadar kendine yakındır.
Kültürel değerleri hemen hemen
aynı Harput ve Urfa’yı bu yönüyle ele alıp, bazı örnekler
vererek ortak noktalarını yazmaya çalışacağız. Kültürel
değerlerin benzerliklerinin sebepleri üzerinde durmaya
çalışacağız. Takdir edilir ki yüzyıllar süren ortak kültür
ürünlerini böyle kısacık bir yazıda ele almak mümkün
değildir. Biz birkaç konu üzerinde durup konuyu
örneklemeye çalışacağız.
ORTAK
TARİH, ORTAK KÜLTÜR
Bazı Oğuz boylarının Anadolu’ya
yerleşmeleri MS 4 ve 5. yüzyıllarda başlamışsa da
Türklerin Anadolu’da hakimiyetleri; Büyük Selçuklu
hakimiyetinin dönüm noktası olan 26 Ağustos 1071 yılındaki
Malazgirt meydan muharebesidir. İşte gerek Harput’un
gerekse Urfa’nın Türklerin hakimiyetine geçişi de bu
dönemlere dayanır.
Harput’un, Oğuzların Kayı boyundan Harput
Artuklar’ı hakimiyetine geçişi, Artuk bey’in torunu olan
Haçlı Seferleri tarihinin en dikkat çeken simalarından
birisi bulunan
“Belek Gazi”
ile başlamaktadır.
Harput ile
Urfa arasındaki tarihi münasebet, Türklerin Anadolu’ya
geçişiyle başlarsa da Belek Gazi ile yoğun bir döneme
girer. Belek Gazi evvela Suruç (Bugün Urfa’nın kazası)
kalesine ve civarındaki kalelere hakim bulunuyorken
Haçlılarla yaptığı mücadelelerden sonra 1112 yılında,
Türkmenleri ile beraber Harput bölgesine gelip yerleştir.
Harput ve Urfa kültürünün kaynağı Orta
Asya’dır ve bu nedenle de her iki şehir kültürünün menbaı
aynıdır. Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya geçmesiyle
başlayan Harput-Urfa arasındaki tarihi bağlar, sonraki
yıllarda Harput’tan Urfa’ya, Urfa’dan da Harput’a göçler
nedeniyle çok gelişmiştir.
İnsanlar göçler vs nedenlerle başka
yörelere gittiklerinde örf ve adetlerini, gelenek
göreneklerini birlikte götürürler gittikleri yöredeki
çevre kültürlerinden alışverişleri olur. Bu etkilenmeler
kendi kültürlerine yansısa bile özde yine kendi
kültürlerini korurlar.
Harput ve Urfa kültürü arasındaki küçük
farklılıklar da çevre faktörlerinin farklılığından
gelmektedir. Mesela Urfa’nın Suriye’ye komşu olması ve
Urfa’nın kazası Harran bölgesinde Arap kültürünün hakim
olması nedeniyle Urfa kültürünün, Arap kültürünün bazı
unsurlarından etkilenmesine sebep olmuştur.
DOĞUMLA İLGİLİ GELENEKLER
Urfa ile
Harput kültürü arasındaki ortak noktalar insanın doğumdan
ölüme kadar hemen her süreçte vardır. Bu bölümde doğumla
ilgili gelenekler üzerinde duracağız.
Türk
kültüründe doğum kutsal ve önemli bir hadisedir. Bu
nedenle daha hamilelik döneminden ibaren bazı gelenekler
vardır.
Erkek
çocuğuna daha çok ilgi gösterilir, doğumu da sevinçli
olur. Erkek çocuğu olması için gelin yatağı yapıldığında
üzerinde erkek çocuk yuvarlandırılır. Hamile kadınlar
çocuklarını erkek doğması için hocaya okutur. Dua yazılı
nuskaları takar veya dua yazılı kağıtları suda ezerek
suyunu içer. Çocuğu olmayanlar yatırlara gider ve adakta
bulunur. Mesela Urfa’da çocuğu olmayanlar, İmam Bakır
türbesine gider eğer çocukları olursa adını
“İmam Bakır”
koyar. Gidip türbede 7 yıl kurban keserler. Çocuğu
olmayana ”Kör Ocak”
denir
Hamile
kadın çocuğun fizik yapısını iyi yönde etkilemek için
çocuğu yumurta gibi olsun diye yumurta içer, beyaz tenli
olsun diye süt içer, mavi gözlü olsun diye göğe bakar, can
eriği yemez, karadutu ellemez çocuğun vücudunda iz olur.
Çocukları
nazardan korumak için nazarlık ve şab takılır. Çocuğun
korkmaması için yastığının altına nuskalar konur. Çocuğun
isimi, varsa dedesi yoksa bir büyüğü tarafından ezan
okunarak ve kulağına üç defa seslenilerek verilir. Kadın
doğumdan 15 gün sonra hamama götürülür. Buğdaydan yapılan
“Hedik”
gibi özel yemeklerle ve eğlencelerle hamam sefası
yapılır. Doğumdan sonra al basmasına karşılık tedbirler
alınır. Çocuk kırkıncı gün kırklanır buna
“kırk dökmek”
denir. 40. gün anne ve çocuk hamama götürülür, yıkanır
temizlenir. Çocuğu ziyarete gelenler altın takarlar. Sütü
az olan kadına “Süt boncuğu”
taktırılır. Çocuğun dişinin çıktığında özel yemekler
yapılır. Çocuk yürümeye başladığında rahat yürüsün diye
“kösteği kırma”
töreni yapılır.
ÖLÜMLE
İLGİLİ GELENEKLER
Ölümle
ilgili gelenekler her iki ilde de çok önemlidir. Elazığ ve
Urfa’daki ölüm gelenekleriyle ilgili ortak noktaları şöyle
özetleyebiliriz.
Bir
mahallede ölüm olunca önce en yakınlarından başlamak üzere
yakın komşuları ölü sahibinin yardımına koşar ve ölünün
kaldırılması gömülmesi vs. gibi yapılacak işlerde ölü
sahibine yardımcı olur.
Cenaze
akrabalar ve yakınları tarafından camiden alınarak
sırtlarda taşınarak mezarlığa götürülür. Cenaze
çarşılardan geçerken yoldan geçenler ve esnaf koşarak
cenazeyi bir müddet içinden dualar okuyarak taşır.
Ölünün
çıktığı sokakta düğün sünnet vs. gibi törenler
yapılmayarak bir süre ertelenir. Eğer mutlaka yapılması
gerekiyorsa sessizce yapılır.
Cenaze
kalkmadan ölen kişinin sağlığında yapamadığı veya eksik
bıraktığı ibadetler için hocalar çağrılır hatim okunur ve
devr-i iskat denen törenle hatmi okuyan hocalara
fitre dağıtılır.
Cenaze
defnedildikten sonra yakınları topluca taziye yapılacak
eve gider ve üç gün boyunca taziyesi yapılır. Taziyede
oturanları yakınları yalnız bırakmaz onlar teselli eder,
yine taziyede oturanların yemekleri, yakınları tarafından
dışarıda yaptırılıp getirilir. Böylece taziyede oturanlar
üç gün boyunca yemek işiyle uğraşmazlar.
KÜRSÜBAŞI VE TANDIR KÜRSÜSÜ
Eski
Harput evlerinde kış mevsimlerinde özel olarak düzenlenmiş
kürsü etrafında ısınmak, sohbet etmek ve eğlenmek amacıyla
bir araya gelinmesine “Kürsübaşı” denir. Kürsübaşı
günümüzde Harput kültürünün belli bir yönünü ifade eden
kelime olarak algılanır.
Televizyonun olmadığı ve radyonun yaygın olmadığı
dönemlerde Urfa’da da her evde tandır kürsüsü vardı.
Mangalda yanan kömür üzerine tandır kürsüsü konur, bunun
da üzerine yorgan konurdu. Ev halkı veya misafirliğe
gelenler kış gecelerinde bu şekilde hazırlanan tandıra
girer hem ısınır hem de yaşlı kimselerin anlattıkları
hikayeleri, masalları, darbı meselleri dinlerdi.
Uzun kış
gecelerinde eğlenmek hoşça vakit geçirmek isteyen
Harputlular toplanılmasına karar verilen eve önceden
malzemeleri gönderir ve evdeki kadın ve çocuklar da başka
komşuya gönderilerek gece yarılarına kadar süren
“Kürsübaşı” eğlence ve sohbetleri yapılır. Fıkralar
anlatılır, türküler, hoyratlar söylenir, şakalar yapılarak
hoşça vakit geçirilirdi.
Urfa’da
ise birbirine yaşça yakın arkadaşlar bir kışın bir araya
gelmek amacıyla her hafta bir kişinin evinde toplanırlar.
Urfa’da buna “Sıra gecesi” veya sıra gezme
denir. Sıraya gelen arkadaşlar sohbet eder, “Tolaka”,
“Yüzük Fincan” oyunu gibi oyunlar oynar, makam
geleneğine göre müzik icra eder, Çiğköfte ve tatlı
yenerek bir dahaki hafta başka bir arkadaşın evinde
bulunulmak üzere geceye son verilir.
Urfa’da
sıra gecelerinden başka, mahallerde bir Urfa evi
kiralanarak “oda” yapılır. Odanın elemanları
haftada bir veya iki gece odaya gelirler sohbet ederler,
müzik icra ederler yemek yerler. Misafirlerini yine odada
ağırlarlar. Bunun dışında yazın da dağlardaki mağaralarda
düzenledikleri odalara gider orada eğlenir türkü şarkı
hoyrat okurlar.
Harput’ta
ise “Oda işletme” adeti vardı. Zengin konakların
selamlık daireleri, orta hallilerin, selamlık odaları
bulunurdu. Akşam ile yatsı arasında buralarda
toplanılırdı. Bu odaların müdavimleri hep aynı kişilerdi.
Bir odanın müdaviminin başka odaya gitmesi hoş
karşılanmazdı. Bu odaya gelen güzel sesli kişiler
Ahmediye, Muhammediye, Kısas-ı Enbiya
kitapları, Emrah, Nevres külliyatından
parçalar okurdu, hikayeler masallar, savaş anıları
anlatırlardı. İlim adamlarının selamlık odaları
kalabalık olurdu. Müdavimleri hocalar, müderrisler, veya
mektep medrese görmüş kimler olurdu. Buralar adeta birer
ilim yuvası idi. Nabi, Nedim, Sadi gibi şairlerin
eserleri okunur incelenirdi. Ezbere beyitler okunurdu.
URFA VE
HARPUT AĞZI
Tarih
süreci içerisinde Harput ve çevresine çeşitli Türk boyları
gelip yerleşmişlerdir. Harput ağzında Türkçe’nin genel
karakteristik özellikleri görülür ama Harput ağzının bu
Türk boylarından hangisine ait olduğu veya hangi boyun
Harput ağzında daha baskın olduğunu söylemek güçtür. Zaman
içerisinde bu boyların konuştukları Türkçe karışmış,
kaynaşmış ve sonuçta Harput ağzı ortaya çıkmıştır.
Urfa
ağzında Türk dilinin genel gramer kuralları hakimdir.
Yüzyıllar buyunca devam eden kültür hareketleri,dile
değişiklikler karışsa da kelimeler genel yapıl ile
Azeri lehçesine yakınlık gösterir.
Dil
yönünden de Harput ve Urfa’yı ele
aldığımızda inanılmaz ortak noktalar karşımıza
çıkmaktadır. Kullanılan kelimeler, deyimler, tabirler, ata
sözleri benzerliklerin temelini oluşturmaktadır.
Dil
konusunda örnek olması için Harput ve Urfa’da bugün de
kullanılan kelimelerden birkaçını örnek olarak vermek
istedim. Bu kelimeler tüm canlılığıyla hem Harput’ta hem
de Urfa halk dilinde kullanılmaktadır.
Arca:
Temiz, Avara: İşsiz, Bastığ; Pestil,
Bayah: Az önce, Bıldır: Geçen yıl, Bibi
:Hala, Cereme: Zarar, Çin: Omuz, Çıhın:
Azık Çantası, Daraba: Dükkan kepengi, Değirmi:
yuvarlak, Densiz: Münasebetsiz, Dayze:
Teyze, Fitlemek: Kışkırtmak, İlinçak:
Salıncak, İsot: Biber, Gıjıik: Didik Saç,
Guşhana: Küçük tencere, Enik: Köpek yavrusu,
Esseh: Doğru, Eşkere: Açık, Haraba:
Virane, Hırçık: Paçavra, Kırtık: Azıcık,
Kötek. Dayak, Nezelmek: İncelmek, Pisik:
Kedi, Pırçıklı: Havuç, Pin: Kümes, Sıtıl:
Kova, Şörük: Salya, Teşt: Büyük leğen,
Tike: Bir lokma et, Üsküre: Büyük tas, Zibil:
Gübre, Zumzuruh: Yumruk ortak kullanılan
kelimelerden birkaçıdır.
Akılsız başın cezasını ayaklar
çeker, Alışmış kudurmuştan beterdir, Büyük lokma ye büyük
söz söyleme, Can çıhmadan huy çıhmaz, Çağrılan yere erinme
çağrılmayan yere görünme, Laliğin dilinden sahibi anlar
gibi atasözler hem Urfa hem de Harput’ta kullanılan
atasözlere birkaç örnektir.
Aşşıh
atmak, Ali kıran baş kesen, Ci deyip kaçmak, Eşşeğin
büyüğü ahırda, Kursağı geniş, Kimin zibilini dağididin,
Medine fukarası gibi yalvarmak gibi deyimler de hem Urfa
hem de Harput’ta kullanılmaktadır. Bu örnekleri yüzlerce
çoğaltmak mümkündür.