Aziz Şehir Elazığ'a Hoş Geldiniz

footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner

 Ana Sayfa    Menü Seçimi    Yazarlar / Konuk Yazarlar / Abuzer Akbıyık << Geri Dön

footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner

Konuk Yazar : Abuzer Akbıyık[1] Araştırmacı-Yazar
Konuk Yazarlar Ana Sayfası Yazar Ana Sayfa

SIRA GECESİNDEN KÜRSÜBAŞINA
URFA VE HARPUT[2]
5 Nisan 2004 Pazartesi

Urfa ve Harput birbirlerine coğrafi olarak uzak olsalar da kültürel olarak o kadar yakındır. Bu yakınlık okul, askerlik vs gibi her arkadaşlık ortamında Elazığlı ile Urfalının yakınlaşması, birbirleriyle çok iyi anlaşmalarıyla kendini gösterir. Urfalı ile Elazığlı birbirinin ne konuştuğunu anlar, aynı şeylere güler aynı şeylere üzülür., birinin söylediği deyimi bir diğeri rahatlıkla anlar. Bilhassa müzik konusunda Urfa ile Harput’un birbirine o kadar yakındır ki, çoğu zaman türküler, maniler biri birine karışır. Elazığ’dan biri Urfa’ya gittiğinde “Aşağı memlekete gitti” derler, veya Urfa’ya gideceğinde “Aşağı memlekete gideceğim” der. Coğrafi olarak uzak olsa da Elazığlı Urfa’yı kendinin bir parçası gibi görür, Urfa, aşağı çarşı kadar kendine yakındır.

Kültürel değerleri hemen hemen aynı  Harput ve Urfa’yı bu yönüyle ele alıp, bazı örnekler vererek  ortak noktalarını yazmaya çalışacağız. Kültürel değerlerin benzerliklerinin sebepleri üzerinde durmaya çalışacağız. Takdir edilir ki yüzyıllar süren ortak kültür ürünlerini böyle kısacık bir yazıda ele almak mümkün değildir. Biz birkaç konu üzerinde durup konuyu örneklemeye çalışacağız.

ORTAK TARİH, ORTAK KÜLTÜR

Bazı Oğuz boylarının Anadolu’ya yerleşmeleri MS 4 ve 5. yüzyıllarda başlamışsa da Türklerin Anadolu’da hakimiyetleri; Büyük Selçuklu hakimiyetinin dönüm noktası olan 26 Ağustos 1071 yılındaki Malazgirt meydan muharebesidir. İşte gerek Harput’un gerekse Urfa’nın Türklerin hakimiyetine geçişi de bu dönemlere dayanır.

Harput’un, Oğuzların Kayı boyundan Harput Artuklar’ı hakimiyetine geçişi, Artuk bey’in torunu olan Haçlı Seferleri tarihinin en dikkat çeken simalarından birisi bulunan “Belek Gazi” ile başlamaktadır.

Harput ile Urfa arasındaki tarihi münasebet, Türklerin Anadolu’ya geçişiyle başlarsa da  Belek Gazi ile yoğun bir  döneme girer. Belek Gazi evvela Suruç (Bugün Urfa’nın kazası) kalesine ve civarındaki kalelere hakim bulunuyorken Haçlılarla yaptığı mücadelelerden sonra  1112 yılında, Türkmenleri ile beraber Harput bölgesine gelip yerleştir.

Harput ve Urfa kültürünün kaynağı Orta Asya’dır ve bu nedenle de her iki şehir kültürünün menbaı aynıdır. Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya geçmesiyle başlayan Harput-Urfa arasındaki tarihi bağlar, sonraki yıllarda Harput’tan Urfa’ya, Urfa’dan da Harput’a göçler nedeniyle çok gelişmiştir.

İnsanlar göçler vs nedenlerle başka yörelere gittiklerinde örf ve adetlerini, gelenek göreneklerini birlikte götürürler gittikleri yöredeki çevre kültürlerinden alışverişleri olur. Bu etkilenmeler kendi kültürlerine yansısa bile özde yine kendi kültürlerini korurlar.

Harput ve Urfa kültürü arasındaki küçük farklılıklar da çevre faktörlerinin farklılığından gelmektedir. Mesela Urfa’nın Suriye’ye komşu olması ve Urfa’nın kazası Harran bölgesinde Arap kültürünün hakim olması nedeniyle Urfa kültürünün, Arap kültürünün bazı unsurlarından etkilenmesine sebep olmuştur.

DOĞUMLA İLGİLİ GELENEKLER

Urfa ile Harput kültürü arasındaki ortak noktalar insanın doğumdan ölüme kadar hemen her süreçte vardır. Bu bölümde doğumla ilgili gelenekler üzerinde duracağız.

Türk kültüründe doğum kutsal ve önemli bir hadisedir. Bu nedenle daha hamilelik döneminden ibaren bazı gelenekler vardır.

Erkek çocuğuna daha çok ilgi gösterilir, doğumu da sevinçli olur. Erkek çocuğu olması için gelin yatağı yapıldığında üzerinde erkek çocuk yuvarlandırılır. Hamile kadınlar çocuklarını erkek doğması için hocaya okutur. Dua yazılı nuskaları takar veya dua yazılı kağıtları suda ezerek suyunu içer. Çocuğu olmayanlar yatırlara gider ve adakta bulunur. Mesela Urfa’da çocuğu olmayanlar, İmam Bakır türbesine gider eğer çocukları olursa adını “İmam Bakır” koyar. Gidip türbede 7 yıl kurban keserler.  Çocuğu olmayana ”Kör Ocak” denir

Hamile kadın çocuğun fizik yapısını iyi yönde etkilemek için çocuğu yumurta gibi olsun diye yumurta içer, beyaz tenli olsun diye süt içer, mavi gözlü olsun diye göğe bakar, can eriği yemez, karadutu ellemez çocuğun vücudunda iz olur.

Çocukları nazardan korumak için nazarlık ve şab takılır. Çocuğun korkmaması için yastığının altına nuskalar konur. Çocuğun isimi, varsa dedesi yoksa bir büyüğü tarafından ezan okunarak ve kulağına üç defa seslenilerek verilir. Kadın doğumdan 15 gün sonra hamama götürülür. Buğdaydan yapılan “Hedik” gibi özel yemeklerle ve eğlencelerle hamam sefası yapılır.  Doğumdan sonra al basmasına karşılık tedbirler alınır. Çocuk kırkıncı gün kırklanır buna “kırk dökmek” denir. 40. gün anne ve çocuk hamama götürülür, yıkanır temizlenir. Çocuğu ziyarete gelenler altın takarlar. Sütü az olan kadına “Süt boncuğu” taktırılır. Çocuğun dişinin çıktığında özel yemekler yapılır. Çocuk yürümeye başladığında rahat yürüsün diye “kösteği kırma” töreni yapılır.

ÖLÜMLE İLGİLİ GELENEKLER

Ölümle ilgili gelenekler her iki ilde de çok önemlidir. Elazığ ve Urfa’daki ölüm gelenekleriyle ilgili ortak noktaları şöyle özetleyebiliriz.

Bir mahallede ölüm olunca önce en yakınlarından başlamak üzere yakın komşuları ölü sahibinin yardımına koşar ve ölünün kaldırılması gömülmesi vs. gibi yapılacak işlerde ölü sahibine yardımcı olur.

Cenaze akrabalar ve yakınları tarafından camiden alınarak sırtlarda taşınarak mezarlığa götürülür. Cenaze çarşılardan geçerken yoldan geçenler ve esnaf koşarak cenazeyi bir müddet içinden dualar okuyarak taşır.

Ölünün çıktığı sokakta düğün sünnet vs. gibi törenler yapılmayarak bir süre ertelenir. Eğer mutlaka yapılması gerekiyorsa sessizce yapılır.

Cenaze kalkmadan ölen kişinin sağlığında yapamadığı veya eksik bıraktığı ibadetler için hocalar çağrılır hatim okunur ve devr-i iskat denen törenle hatmi okuyan hocalara fitre dağıtılır.

Cenaze defnedildikten sonra yakınları topluca taziye yapılacak eve gider ve üç gün boyunca taziyesi yapılır. Taziyede oturanları yakınları yalnız bırakmaz onlar teselli eder, yine taziyede oturanların yemekleri, yakınları tarafından dışarıda yaptırılıp getirilir. Böylece taziyede oturanlar üç gün boyunca yemek işiyle uğraşmazlar.

KÜRSÜBAŞI VE TANDIR KÜRSÜSÜ

Eski Harput evlerinde kış mevsimlerinde özel olarak düzenlenmiş kürsü etrafında ısınmak, sohbet etmek ve eğlenmek amacıyla bir araya gelinmesine “Kürsübaşı” denir.  Kürsübaşı günümüzde Harput kültürünün belli bir yönünü ifade eden kelime olarak algılanır.

Televizyonun olmadığı ve radyonun yaygın olmadığı dönemlerde Urfa’da da her evde tandır kürsüsü vardı. Mangalda yanan kömür üzerine tandır kürsüsü konur, bunun da üzerine yorgan konurdu. Ev halkı veya misafirliğe gelenler kış gecelerinde bu şekilde hazırlanan tandıra girer hem ısınır hem de yaşlı kimselerin anlattıkları hikayeleri, masalları, darbı meselleri dinlerdi. 

Uzun kış gecelerinde eğlenmek hoşça vakit geçirmek isteyen Harputlular toplanılmasına karar verilen eve önceden malzemeleri gönderir ve evdeki kadın ve çocuklar da başka komşuya gönderilerek gece yarılarına kadar süren “Kürsübaşı” eğlence ve sohbetleri yapılır. Fıkralar anlatılır, türküler, hoyratlar söylenir, şakalar yapılarak hoşça vakit geçirilirdi.

Urfa’da ise birbirine yaşça yakın arkadaşlar bir kışın bir araya gelmek amacıyla her hafta bir kişinin evinde toplanırlar. Urfa’da buna “Sıra gecesi” veya sıra gezme denir. Sıraya gelen arkadaşlar sohbet eder, “Tolaka”, “Yüzük Fincan” oyunu gibi oyunlar oynar, makam geleneğine göre müzik icra eder, Çiğköfte ve tatlı yenerek bir dahaki hafta başka bir arkadaşın evinde bulunulmak üzere geceye son verilir.

Urfa’da sıra gecelerinden başka, mahallerde bir Urfa evi kiralanarak “oda” yapılır. Odanın elemanları haftada bir veya iki gece odaya gelirler sohbet ederler, müzik icra ederler yemek yerler. Misafirlerini yine odada ağırlarlar. Bunun dışında yazın da dağlardaki mağaralarda düzenledikleri odalara gider orada eğlenir türkü şarkı hoyrat okurlar.

Harput’ta ise “Oda işletme” adeti vardı. Zengin konakların selamlık daireleri, orta hallilerin, selamlık odaları bulunurdu. Akşam ile yatsı arasında buralarda toplanılırdı. Bu odaların müdavimleri hep aynı kişilerdi. Bir odanın müdaviminin başka odaya gitmesi hoş karşılanmazdı. Bu odaya gelen güzel sesli kişiler Ahmediye, Muhammediye, Kısas-ı Enbiya kitapları, Emrah, Nevres külliyatından parçalar okurdu, hikayeler masallar, savaş anıları anlatırlardı.  İlim adamlarının selamlık odaları kalabalık olurdu. Müdavimleri hocalar, müderrisler, veya mektep medrese görmüş kimler olurdu. Buralar adeta birer ilim yuvası idi. Nabi, Nedim, Sadi gibi şairlerin eserleri okunur incelenirdi. Ezbere beyitler okunurdu.

URFA VE HARPUT AĞZI

Tarih süreci içerisinde Harput ve çevresine çeşitli Türk boyları gelip yerleşmişlerdir. Harput ağzında Türkçe’nin genel karakteristik özellikleri görülür ama Harput ağzının bu Türk boylarından hangisine ait olduğu veya hangi boyun Harput ağzında daha baskın olduğunu söylemek güçtür. Zaman içerisinde bu boyların konuştukları Türkçe karışmış, kaynaşmış ve sonuçta Harput ağzı ortaya çıkmıştır.

Urfa ağzında Türk dilinin genel gramer kuralları hakimdir. Yüzyıllar buyunca devam eden kültür hareketleri,dile değişiklikler karışsa da kelimeler genel yapıl ile Azeri lehçesine yakınlık gösterir.

Dil yönünden de Harput ve Urfa’yı ele aldığımızda inanılmaz ortak noktalar karşımıza çıkmaktadır. Kullanılan kelimeler, deyimler, tabirler, ata sözleri benzerliklerin temelini oluşturmaktadır. 

Dil konusunda örnek olması için Harput ve Urfa’da bugün de kullanılan kelimelerden birkaçını örnek olarak vermek istedim. Bu kelimeler tüm canlılığıyla hem Harput’ta hem de Urfa halk dilinde kullanılmaktadır.

Arca: Temiz, Avara: İşsiz, Bastığ; Pestil, Bayah: Az önce, Bıldır: Geçen yıl, Bibi :Hala, Cereme: Zarar, Çin: Omuz, Çıhın: Azık Çantası, Daraba: Dükkan kepengi, Değirmi: yuvarlak, Densiz: Münasebetsiz, Dayze: Teyze, Fitlemek: Kışkırtmak, İlinçak: Salıncak, İsot: Biber, Gıjıik: Didik Saç, Guşhana: Küçük tencere, Enik: Köpek yavrusu, Esseh: Doğru, Eşkere: Açık, Haraba: Virane, Hırçık: Paçavra, Kırtık: Azıcık, Kötek. Dayak, Nezelmek: İncelmek, Pisik: Kedi, Pırçıklı: Havuç, Pin: Kümes, Sıtıl: Kova, Şörük: Salya, Teşt: Büyük leğen, Tike: Bir lokma et, Üsküre: Büyük tas, Zibil: Gübre,  Zumzuruh: Yumruk ortak kullanılan kelimelerden birkaçıdır.

Akılsız başın cezasını ayaklar çeker, Alışmış kudurmuştan beterdir, Büyük lokma ye büyük söz söyleme, Can çıhmadan huy çıhmaz, Çağrılan yere erinme çağrılmayan yere görünme, Laliğin dilinden sahibi anlar gibi atasözler hem Urfa hem de Harput’ta kullanılan atasözlere  birkaç örnektir.

Aşşıh atmak, Ali kıran baş kesen, Ci deyip kaçmak, Eşşeğin büyüğü ahırda, Kursağı geniş, Kimin zibilini dağididin, Medine fukarası gibi yalvarmak gibi deyimler de hem Urfa hem de Harput’ta kullanılmaktadır. Bu örnekleri yüzlerce çoğaltmak mümkündür.

URFA VE HARPUT’TA MÜZİK

Urfa’da ve Harput’ta müzik icrası sırasında kullanılan sazlar ve icra ortamlarına bakıldığında birçok ortak noktalar görülmektedir. Ud, kanun, keman gibi sanat müziği sazları Urfa ve Harput’ta meşk sırasında kullanılır. Daha doğrusu Harput ve Urfa meclislerinde Sanat müziği ve halk müziği diye bir ayrım yoktur. Harput Kürsübaşı veya Urfa sıra gecelerindeki müzik meclislerinde bugün halk müziği olarak sınıflandırılan türküler, hoyratlar ve gazeller yanında, sanat müziği diye vasıflandırılan  Dede efendi, Itri gibi büyük üstatların şarkıları da okunur.

Her iki il de müzik ustalar meclisinde ve makam geleneğine göre okunmaktadır. Türküler, şarkılar, gazeller belli bir makam seyri içinde okunur. Usta çırak geleneği içerisinde müzik eğitimi Kürsübaşı sohbetlerinde ve sıra gecelerinde öğrenilir. Her iki ilde okunan makamlar hemen hemen aynıdır. Tecnis, Müstezat, Kesik, Şirvan, Beşiri, İbrahimi, Divan makamındaki hoyrat ve gazeller ile Hüseyni ve Uşşak makamı başta olmak üzere, Hicaz, Çargah, Segah, Karcigar (Nevruz), Muhayyer, Saba, Hüzzam, Mahur ve Rast makamlarındaki türküler Harput ve Urfa’da yaygındır.

Bir önemli benzerlik de okuduğumuz türkülerde göze çarpmaktadır. 1929 yılında Yusuf Ziya Demirci’nin Urfa’dan derlediği “Hüvengin Yollarında” türküsünün altında “Bu türküye Elazığ’da Kövengin Yollarında olarak rastlanmaktadır” diye not düşmüştür.

Yine “Yoğurt koydum dolaba”, “Saray Yolu”, “Güvercin vurdum kahmaz” , ”Fincanı daştan oyarlar”, “Yemen türküsü”,”Meclisinde mail oldum”, “Odasına vardım”, “Dağlar dağımdır benim”,”Dağlarda meşelerde”,  “Mamoş” türküleri hem Urfa ve hem de Harput müzik meclislerinde yıllardır icra edilmektedir.


Faydalanılan yazılı kaynaklar:

* 1998 Elazığ İl Yıllığı, Elazığ Valiliği, 1998
* Her Yönüyle Şanlıurfa İl Yıllığı, Şanlıurfa Valiliği, 1997
* Harput-Elazığ Musiki folkloru, Salih Turhan, TDFO Matbaası, Ankara. 1990
* Turizm ve Folklor Dergisi, Aralık 1983 Sayısı, “Elazığ’da Folklor” araştırma yazısı
* Harput Tarihi ,Nurettin Ardıçoğlu, 2.Baskı, Elazığ Eğitim Sanat Kültür ve Hizmet Vakfı Yayınları No:1, Ankara, 1997
* Urfa Ağzı, Kemal Edip Kürkçüoğlu, İstanbul,1945

Faydalanılan kaynak kişiler

Nihat Kazezoğlu,  Salih Turhan, Hürrem Aksoy, Bakır Karadağlı, Halil Binbaşıoğlu, Orhan Aydın


[1]Bu yazı; Edessa Kültür Dergisi sayı: 8- Yıl:2000, İstanbul ve Bir nefes Harput, Haber Bülteni Mart-2000-Elazığ  dergilerinde yayınlanmıştır.

[2] Abuzer Akbıyık, 1958 yılında Şanlıurfa’da doğdu, SM Mali Müşavir olarak Şanlıurfa’da faaliyetini sürdürmektedir. Folklor üzerine araştırma çalışmaları yapmaktadır. Bu konuda yayınlanmış birçok makalesi ve 6 kitabı vardır. Abuzer Akbıyık’la ilgili ayrıntılı bilgi için www.abuzerakbiyik.com adresinden temin edilebilir.


Bu Yazı Hakkında Yorumlarınızı Abuzer AKBIYIK'a ulaştırabilirsiniz.


Konuk Yazarlar Ana Sayfa Yazar Ana Sayfa Başa Dön

 
footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner

Güncel  : | Elazığ Forumlar | Yazarlar | Haberler | A.Dosyaları | Ferrokrom | Mail Listesi | Anketler | E-Ticaret |

| Tasarım | Site Harita | Bize Ulaşın | Reklam | Başa Dön | Hakkımızda |    Ana Sayfaya Dönüş