Türkiye siyasi tarihine baktığımızda, tarih illeri sahneye
alması için farklı nedenler arıyor. Tarih Isparta’yı
Demirel’le, Malatya’yı İnönü ve
Özal’la Antalya’yı Baykal’la
sayfalarına yazdı. Tarih Elazığ’ı Ağar’la sahneye
alacak mı, veya almış mıdır bunu zaman gösterecek.
Türk toplumunda, dünyada olmayan farklı bir gelenek var:
Isparta diyince Demirel’i hatırlamak, Malatya diyince
Özal’ı hatırlamak sadece ve sadece Türkiye’ye özgü bir
gelenektir. Örneğin İngiltere Türkiye’nin yarısı kadar
olmasına rağmen, insanların birbirini bilirlik oranı daha
yüksek olması gerekirken, İngiltere’de Tony Blair nereli
diye sorsanız, İngiliz halkının %99’u bu soruya cevap
veremez, hatta ilgilenmez. Her liderin nereli
olduğunu bilmek istemek gibi, sosyal bir geleneğimiz var.
Bu geleneğin altında yatan sebep aslında çok önemli, “ekonomik
kaygılar”...
Bu
geleneğin sosyal boyutundan daha çok, ekonomik boyutu ilgi
çekicidir. Bir il genel başkan çıkarınca, o ilin reklamı
olmaya başlıyor, bir de o il başbakan çıkarırsa, ilgisiz
bir şekilde: ilde bulunan arsa değerlerinden, evlerin
değerine kadar herşeyin değeri artıyor. Yani o ilde
yasayan herkes, kağıt üzerinde –hükümetin
kurulduğu ilk gün, ortada bir yatırım, girişim yokken-
zenginleşiyor. Bunun sebebinin iki boyutu
var, biri psikolojik, biri ise ekonomik. Yakın illerde
yasayan bir çok girişimci başbakan iline yatırım yapar
diye, gelip o ilde dükkan almak ticaret yapmak istiyor: (otelcisi
başbakanın çevresine yakın olmak için, kar etmeyi
düşünmeden otel kurmak, lokantacısı kar etmeyi aklına
getirmeden, başbakana ve misafirlerine yemek verip,
onlarla tanışmak için, hemen lüks bir restorana açmak
istiyor) bu olayın psikolojik boyutu: dükkanların
makro anlamda değerinin artması ise olayın ekonomik
boyutunu bize örnekliyor. Kulağa ve ilmin mantığına uygun
bir durum, daha önce illerin istatistiklerine
baktığımızda: örneğin , Ankara’da merkezde bir arsanın
fiyatı 10 sene içinde dolar bazında %177
artmışken, Rize’de merkezde bulunan bir arsanın değeri
%280 civarında arttığını görüyoruz. Üstelik
Rize’deki bu artısın Ankara ilinin artış hızından çok daha
hızlı olması dikkat çekici (halk tabiriyle, mal ve
hizmetlerin kapış kapış satın alınmasından: fiyatlar daha
hızlı yükseliyor). Olay başlangıçta tamamen psikolojik
başlıyor ama ekonomik sonuçlar veriyor. Nasılsa başbakanın
ili; buraya çok yatırım gelir diyenin, o şehirde ticaret
yapmak istemesi, o ildeki büyüme hızını artırıyor. Tabi bu
uzun soluklu bir yaklaşım. Uzun soluklu fakat olası bir
yaklaşım.
Bugüne gelirsek: Elazığ bu ilmi gerçeklerin neresinde?
Genel seçimlerin bir ön-yoklaması olacak yerel seçimlerde
partiler ne kadar aktif? Yani Elazığ halkının
gerçeklerden faydalanabilmesini sağlayabilecek vizyona
sahip partiler var mi, bu tur bilgiler halka sunuluyor mu?
Bir çok önde gelen Elazığ’lı, bırakın bu gerçeklere
yakınlığı, Türkiye siyasi tarihinden silinmiş bir parti
adayının seçilebileceğinden bahis ediyor. İnsanlar
kendi kaderini kendi belirler, ancak unutulmaması
gereken bir durum: insanlara kaderlerini liderler sunarlar.
Hangi lider daha iyi anlatıyor ve seçmeni inandırıyorsa; o
seçilir. Başka lider çok daha iyi bir gelecek sunma
imkanına sahip olabilir ancak bunu anlatamazsa,
seçilememesi gayet doğaldır. AKP iktidar partisi,
bu yönde bir avantajı var ama Elazığ’da yapılan anketlerde
sıralamalarda geriye düşmesi çok doğal. Elazığ’ın
tarihinde bu kadar ceza aldığı hiç görülmemiştir.
MHP secimin en sessiz partisi durumunda, MHP Elazığ
seçmeninin –asker ocağı- gibidir. MHP tarihinde bu kadar
sessiz kalmamıştı, ne rakiplerine karsı bir çıkısı: ne de
rakiplerinin bir yanlısını öne sürüpte “ben bunu
yapmayacağım” diyebilmiştir, sessiz sedasız sonucu
beklemeye koyulmuş izlenimi veriyor. Her ankette öne çıkan
duruma bakılırsa ilk iki sırada kimin olduğunu değişen DYP
ve SP çıkıyor, uçuncu sırayı MHP ve AKP yine sıra
bilinmeden paylaşılıyor. AKP’nin artısı
iktidar partisi olması; zayıf karnı Elazığ’a
verilen tarihsel cezalar. DYP’nin
artısı genel başkanı; zayıf karnı
konulara pasif kalması, ilimli politikacı olmak isterken:
politikanın bazı kurallarına ters düşmesi. SP’nin
artısı önceki yatırımları; zayıf karnı
iddia edilen yolsuzluklar, partisinin
tarihten silinmiş olması. MHP’nin artısı
Elazığ’daki kemik tabanı, zayıf karni henüz
bir çıkış yapamamış olması, akla getirdiği soru kadro
eksikliği mi yasaması?
Bu
yerel secimler Elazığ tarihinin en ilginç seçimleri
olacak, iki taraf ağır basıyor ve iki tarafın birbiriyle
benzerlikleri -hoş olmayan- yönlerde ikiside sadece
“belediye başkanlığına adaylar”. İki tarafında
iddialı bir söylemi yok, DYP’nin -doğal-
iddiası Genel Başkanı olması, SP’nin –doğal-
iddiası “yaptıklarım yapacaklarımın garantisidir” demesi.
Ufak tefek söylemelerden başka, bir plan bir açıklama yok.
Elazığ bu kadar –doğal- iddialarla ancak ve
ancak –doğal- sonuçlarla karsılaşır. Yani
Genel Başkanın var, bu kadar yeter bana oy ver diyerek mi
oy temin edilecektir? Yoksa Elazığ, şimdiye kadar
yapılanlarla yetinecek bir şehir midir? Şimdiye kadar
yaptıklarım size yeter fazlası fazla denilerek mi
ikna edilecektir? Yarış çetin geçecek deniliyordu, yarış
değil çetin geçsin, yarışa bile benzeten var mi bu seçimi
sormak istiyorum?
Tarihi olaylarla karşı karşıya olan Elazığ, bir kaç
basit söylemle ikna edilmeye çalışılıyor. Elinde
fırsat olan değerlendirmiyor, fırsat olmayanda diğerinin
pasifliğinden yararlanıp oy almak istiyor. Yolsuzluk
iddiaları varken adaylar Elazığ’a vaad de bulunamaz mi? En
azından Elazığ’a bir söz verilemez mi ?
belediyeyi şeffaflaştıracağım, bundan böyle tüm
ihaleler internetten halkımızın gözü önünde ilan edilecek,
denilemez mi? Bu vaadi vermek için belediyeye çok büyük
bütçe mi gerekiyor? Çok basit bir söz ve çok basit bir
işlem. Yapılmamasının tek nedeni var, nasılsa rakip:
yolsuzluktan bahsetmedi, ek bir vaade ne gerek var, secim
günü gidelim sandığa kim kazanırsa artık...?.
Kısaca yine is Elazığ’lının –kotunun iyisini—seçmesine
kalıyor. Elazığ’da politika yapılıyor, siyaset yapıl-a-mıyor:
herkes nasılsa zayıf: suya sabuna dokunmaya gerek yok
mantığıyla Elazığ’a tüm adaylar zarar veriyor.
Bir
sonraki yazıma Rakamlarla Elazığ gerçeği ile
devam edeceğim, gelecek yazımda politikacılarımızın
Elazığ’ı ne tur rakamsal gerçeklerden mahrum bıraktığını
anlatmaya çalışacağım...
Bu yazı hakkında yazara yorumlarınızı bu form
ile ulaştırabilirsiniz.