Aziz Şehir Elazığ'a Hoş Geldiniz

footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner

 Ana Sayfa    Menü Seçimi    Yazarlar / Dr. Kemal SARIHAN << Geri Dön

footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner

 

Dr. Kemal SARIHAN ...: Siyaset ve Bilim :

Eski Yazılarımız Biyografim E-Posta Atın Yazar Ana Sayfa

Yine mi ?
“Sandığa Gidelim Kim Seçilirse Artık”…?

18
Mart 2004 Perşembe - ilk yazı

Türkiye siyasi tarihine baktığımızda, tarih illeri sahneye alması için farklı nedenler arıyor. Tarih Isparta’yı Demirel’le, Malatya’yı İnönü ve Özal’la Antalya’yı Baykal’la sayfalarına yazdı. Tarih Elazığ’ı Ağar’la sahneye alacak mı, veya almış mıdır bunu zaman gösterecek. Türk toplumunda, dünyada olmayan farklı bir gelenek var: Isparta diyince Demirel’i hatırlamak, Malatya diyince Özal’ı hatırlamak sadece ve sadece Türkiye’ye özgü bir gelenektir. Örneğin İngiltere Türkiye’nin yarısı kadar olmasına rağmen, insanların birbirini bilirlik oranı daha yüksek olması gerekirken, İngiltere’de Tony Blair nereli diye sorsanız, İngiliz halkının %99’u bu soruya cevap veremez, hatta ilgilenmez. Her liderin nereli olduğunu bilmek istemek gibi, sosyal bir geleneğimiz var. Bu geleneğin altında yatan sebep aslında çok önemli, “ekonomik kaygılar”...

Bu geleneğin sosyal boyutundan daha çok, ekonomik boyutu ilgi çekicidir. Bir il genel başkan çıkarınca, o ilin reklamı olmaya başlıyor, bir de o il başbakan çıkarırsa, ilgisiz bir şekilde: ilde bulunan arsa değerlerinden, evlerin değerine kadar herşeyin değeri artıyor. Yani o ilde yasayan herkes, kağıt üzerinde –hükümetin kurulduğu ilk gün, ortada bir yatırım, girişim yokken- zenginleşiyor. Bunun sebebinin iki boyutu var, biri psikolojik, biri ise ekonomik. Yakın illerde yasayan bir çok girişimci başbakan iline yatırım yapar diye, gelip o ilde dükkan almak ticaret yapmak istiyor: (otelcisi başbakanın çevresine yakın olmak için, kar etmeyi düşünmeden otel kurmak, lokantacısı kar etmeyi aklına getirmeden, başbakana ve misafirlerine yemek verip, onlarla tanışmak için, hemen lüks bir restorana açmak istiyor) bu olayın psikolojik boyutu: dükkanların makro anlamda değerinin artması ise olayın ekonomik boyutunu bize örnekliyor. Kulağa ve ilmin mantığına uygun bir durum, daha önce illerin istatistiklerine baktığımızda: örneğin , Ankara’da merkezde bir arsanın fiyatı 10 sene içinde dolar bazında %177 artmışken, Rize’de merkezde bulunan bir arsanın değeri %280 civarında arttığını görüyoruz. Üstelik Rize’deki bu artısın Ankara ilinin artış hızından çok daha hızlı olması dikkat çekici (halk tabiriyle, mal ve hizmetlerin kapış kapış satın alınmasından: fiyatlar daha hızlı yükseliyor). Olay başlangıçta tamamen psikolojik başlıyor ama ekonomik sonuçlar veriyor. Nasılsa başbakanın ili; buraya çok yatırım gelir diyenin, o şehirde ticaret yapmak istemesi, o ildeki büyüme hızını artırıyor. Tabi bu uzun soluklu bir yaklaşım. Uzun soluklu fakat olası bir yaklaşım.

Bugüne gelirsek: Elazığ bu ilmi gerçeklerin neresinde? Genel seçimlerin bir ön-yoklaması olacak yerel seçimlerde partiler ne kadar aktif? Yani Elazığ halkının  gerçeklerden faydalanabilmesini sağlayabilecek vizyona sahip partiler var mi, bu tur bilgiler halka sunuluyor mu? Bir çok önde gelen Elazığ’lı, bırakın bu gerçeklere yakınlığı, Türkiye siyasi tarihinden silinmiş bir parti adayının seçilebileceğinden bahis ediyor. İnsanlar kendi kaderini kendi belirler, ancak unutulmaması gereken bir durum: insanlara kaderlerini liderler sunarlar. Hangi lider daha iyi anlatıyor ve seçmeni inandırıyorsa; o seçilir. Başka lider çok daha iyi bir gelecek sunma imkanına sahip olabilir ancak bunu anlatamazsa, seçilememesi gayet doğaldır. AKP iktidar partisi, bu yönde bir avantajı var ama Elazığ’da yapılan anketlerde sıralamalarda geriye düşmesi çok doğal. Elazığ’ın tarihinde bu kadar ceza aldığı hiç görülmemiştir. MHP secimin en sessiz partisi durumunda, MHP Elazığ seçmeninin –asker ocağı- gibidir. MHP tarihinde bu kadar sessiz kalmamıştı, ne rakiplerine karsı bir çıkısı: ne de rakiplerinin bir yanlısını öne sürüpte “ben bunu yapmayacağım” diyebilmiştir, sessiz sedasız sonucu beklemeye koyulmuş izlenimi veriyor. Her ankette öne çıkan duruma bakılırsa ilk iki sırada kimin olduğunu değişen DYP ve SP çıkıyor, uçuncu sırayı MHP ve AKP yine sıra bilinmeden paylaşılıyor. AKP’nin artısı iktidar partisi olması; zayıf karnı Elazığ’a verilen tarihsel cezalar. DYP’nin artısı genel başkanı; zayıf karnı konulara pasif kalması, ilimli politikacı olmak isterken: politikanın bazı kurallarına ters düşmesi. SP’nin artısı önceki yatırımları; zayıf karnı iddia edilen yolsuzluklar, partisinin tarihten silinmiş olması. MHP’nin artısı Elazığ’daki kemik tabanı, zayıf karni henüz bir çıkış yapamamış olması, akla getirdiği soru kadro eksikliği mi yasaması?

Bu yerel secimler Elazığ tarihinin en ilginç seçimleri olacak, iki taraf ağır basıyor ve iki tarafın birbiriyle benzerlikleri -hoş olmayan- yönlerde ikiside sadece “belediye başkanlığına adaylar”. İki tarafında iddialı bir söylemi yok, DYP’nin -doğal- iddiası Genel Başkanı olması, SP’nin –doğal- iddiası “yaptıklarım yapacaklarımın garantisidir” demesi. Ufak tefek söylemelerden başka, bir plan bir açıklama yok. Elazığ bu kadar –doğal- iddialarla ancak ve ancak –doğal- sonuçlarla karsılaşır. Yani Genel Başkanın var, bu kadar yeter bana oy ver diyerek mi oy temin edilecektir? Yoksa Elazığ, şimdiye kadar yapılanlarla yetinecek bir şehir midir? Şimdiye kadar yaptıklarım size yeter fazlası fazla denilerek mi ikna edilecektir? Yarış çetin geçecek deniliyordu, yarış değil çetin geçsin, yarışa bile benzeten var mi bu seçimi sormak istiyorum?

Tarihi olaylarla karşı karşıya olan Elazığ, bir kaç basit söylemle ikna edilmeye çalışılıyor. Elinde fırsat olan değerlendirmiyor, fırsat olmayanda diğerinin pasifliğinden yararlanıp oy almak istiyor. Yolsuzluk iddiaları varken adaylar Elazığ’a vaad de bulunamaz mi? En azından Elazığ’a bir söz verilemez mi ? belediyeyi şeffaflaştıracağım, bundan böyle tüm ihaleler internetten halkımızın gözü önünde ilan edilecek, denilemez mi? Bu vaadi vermek için belediyeye çok büyük bütçe mi gerekiyor? Çok basit bir söz ve çok basit bir işlem. Yapılmamasının tek nedeni var, nasılsa rakip: yolsuzluktan bahsetmedi, ek bir vaade ne gerek var, secim günü gidelim sandığa kim kazanırsa artık...?. Kısaca yine is Elazığ’lının –kotunun iyisini—seçmesine kalıyor. Elazığ’da politika yapılıyor, siyaset yapıl-a-mıyor: herkes nasılsa zayıf: suya sabuna dokunmaya gerek yok mantığıyla Elazığ’a tüm adaylar zarar veriyor.

Bir sonraki yazıma Rakamlarla Elazığ gerçeği ile devam edeceğim, gelecek yazımda politikacılarımızın Elazığ’ı ne tur rakamsal gerçeklerden mahrum bıraktığını anlatmaya çalışacağım...

Bu yazı hakkında yazara yorumlarınızı bu form ile ulaştırabilirsiniz.


Dr. Kemal SARIHAN - kemal_sarihan@yahoo.co.uk
Eski Yazılarımız Biyografim E-Posta Atın Yazar Ana Sayfa Başa Dön

 
footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner

| Tasarım | Site Harita | Bize Ulaşın | Reklam | Başa Dön | Hakkımızda |    Ana Sayfaya Dönüş