Bu yıl sonbahar
mevsimi biraz uzun sürdü. Ayrıca yağışların geç gelmesi
çiftçiyi, köylüyü, aklı başında her insanı üzüntüye sevk
etti. Çünkü yağışın olmadığı yıllarda su kaynaklarının
çoğu kuruyor, ekimi yapılan zirai ürünler yeşermiyor ve
memlekette o yıl kıtlık ve pahalılık baş gösteriyordu.
Benim rahmetli Ninem hep “Kar rahmettir” derdi. Bir
de sık sık şunu söylerdi, “Kar yeryüzündeki mikropları
öldürür, salgın hastalıkları önler.” Hakikaten kendisi
okul görmediği halde mantıklı ve ilmi
konuşurdu.
Evet, uzun ve yağışların olmadığı bir sonbahar
nihayet sona erdi. Kısa süren yağmur şeklindeki yağışlar
yerini kara terk etti. Elbette kış kışlığını, yaz da
yazlığını yapacak ki, her şey normal seyrinde sürsün. Ne
var ki, bizim malûm
medyamız her kar yağışını bir felâket
gibi göstermekten bir türlü vazgeçmiyor! Neden böyle
yapıyorlar bunu da anlayabilmiş
değilim. Özellikle çok sık kullandıkları bir cümle var ki,
beni oldukça sinirlendiriyor! Efendim “Kar yağışı
hayatı olumsuz yönde etkiliyor.” muş!.. Daha yerlerde
iki santim kar bile olmadan, yahut havada karı görür
görmez, bu cümleyi kullanmaya başlıyorlar!.. Oysa kar
yağışının olumlu yönlerini katiyen gündeme
getirmiyorlar... Varsa yoksa işe hep olumsuz yönden
bakıyoruz! Belki de bu
medyamızın her şeye felâket tellallığı
alışkanlığı ile bakmalarından geliyor. Sanki gazetecilik
demek, bütün olaylara olumsuz yönüyle bakmayı
gerektiriyor. Daha bundan 20 gün önce yurdun bir çok
yerinde yağmur duasına çıkıldığını yine basından
öğrenmiştim. Tarlasında güz ekimlerini yapan çiftçinin
gözü hakikaten havadaydı. Ben beklerdim ki, bu son
yağışlar başlar başlamaz, “Kar yağışları hayatı olumsuz
etkiliyor.” yerine, “Bu son yağışlar çiftçimizin
yüzünü güldürdü.” desinlerdi. Hayır efendim, yağmur
olsun, kar olsun bizde hep felâket olarak gösterilir!..
Belki bazı yerlerin yanlış yerleşim yeri olarak seçilmesi
sonucu meydana gelen hadiseleri bizler dönderip çevirip
yağmur ve karın sorumluluğuna yıkıyoruz!..
Bir de anlayamadığım bir şey daha var,
karın acaba olumlu bir şekilde nasıl
yağacağı! Şayet sizler de benim gibi bunu merak
ediyorsanız, malûm
medyanın mantığına göre, kar yağacak
ama, katiyen yollara yağmayacak! Yine kar yağacak ama,
yeryüzünü tutmayacak! İşte o zaman bu malûm
medya kar yağışına olumsuz yönüyle
bakmaz sanıyorum!.. Aslında halkımız felâketin ne olduğunu
çok iyi biliyor. Oldum olası bu topraklarda halkla
medya arasında ortak bir düşünce hiç
oluşmadı! Tabi ben toplumu olumsuz
yönde etkilemeye çalışan o
medyayı kast ediyorum!..
Gelelim şu İstanbul halkına, havada karı
gördükleri zaman İstanbul Valiliği ve Milli
Eğitim Müdürlüğü’nün telefonları
kilitleniyor! “Efendim bu gün
okullar tatil edilecek mi?”
benim çocukluğumda öyle karlar yağardı ki, o zaman
yolları açacak böyle modern araçlar da yoktu!.. Ama kış
şartlarından dolayı çok az tatil verilirdi. Okula
yine de gider gelirdik ve
eğitimde önemli bir
aksama olmazdı! Çok az tatil verildiği
günlerde ise, ertesi günü hava açar, bizler güzel bir
tatil yapmış olurduk. Şimdi böyle şeyler görünce ne
günlere kaldık diye düşünüyorum!.. Değerli okurlar gelin
hep birlikte bu olaylara olumsuz bakan belli
medya kuruluşlarına gerekli demokratik
tepkiyi gösterelim. Hiç olmazsa mantıklarının yanlış
olduğunu onlar da anlamış olurlar...
24
KASIMLARDA HATIRLANMAK!..
Her 24 Kasım’da yüreğimde bir burukluk
hissederim. Gerçi bunu bir
okul gördüğümde, bir öğretmen, bir
öğrenci gördüğümde de yüreğimin en derin yerinde duyarım.
Sürekli öğretmenliği bıraktığıma halen şaşıp duruyorum! Bu
gün beni bir
okula yeniden öğretmen olarak
atasalar, hayatımın en sevinçli günü olur. Elbette bir
öğretmen çocuğu olmam buna sebep değil, 1950 yıllarında
rahmetli Anne ve Babamın öğretmen
olarak görev yaptıkları Ağın İlçesi’nin Bahadırlar Köyü’nü
çoğu zaman gözlerimin önüne getiririm. Çocukluğumun belli
bir kısmı bu köyde geçmişti. Anne ve Babam
Bahadırlar’da tam 18 yıl öğretmenlik yapmışlardı. 1950’li
yılların bir köyünü şöyle düşünün? İşte buna rağmen ben de
öğretmenlik mesleğini seçtim... Tıpkı rahmetli Annem ve bu
gün hayatta olan Babam gibi benim de
eşim öğretmendi. Yani aile boyu öğretmenlik mesleğini
seçmiştik! Bütün bunlar mı beni etkiliyordu bilemiyorum?
İşte her 24 Kasımlarda 15 yıl hizmet ettiğim öğretmenlik
mesleğini büyük bir hasretle yüreğimde duyuyorum!.. Bu
kutsal mesleği muma benzetenler ne kadar isabetli
söylemişler, “O etrafa ışık saçarken, kendisi mum gibi
eriyen” az sayıda meslek mensubudur. Bu mesleğin
sorunlarını burada yazmayacağım. Zaten bu güne kadar hiç
biri halledilmedi ki!İşte onları biraz da bu sorunlar
eritiyor!..
Bu gün öğretmenlerin hatırlandığı ve yarın
yeniden unutulacağı bir günü yaşıyoruz! Onların kaderi hep
böyle geldi,böyle gidiyor! Bu güzel günde ona çiçek getiren
o samimi ve içten sevgilerini sunan öğrencilerle birlikte
yarın yine o sınıflarda baş başa kalacak. Onlara emanet
edilen o sınıflar yok mu, onlar Türkiye’nin yarınları ama,
onu sadece onlar bilecekler!..
Ben onlara ayrılan bu özel günde bütün
meslektaşlarımın öğretmenler gününü kutluyor, bu çilekeş
eğitim
ordusunun önünde saygıyla eğiliyorum...
Bu
yazı hakkında yorum yapmak için lütfen tıklayınız....