İshak Sunguroğlu ve Harputun Delileri Üzerine
25 Mayıs
2002 Salı - İlk Yazı


Bu şehrin gerçek tarihinin yazılmadığını düşünenlerdenim. Elazığ ve daha doğrusu Harput’ un hala gerçek tarihinin bütün yönleri ile yazılmadığını hele de Tanzimat sonrası dönem ile Milli Mücadele dönemlerinde Harput’ un durumlarının pek yazılmadığı inancındayım. Rahmetli İshak Sunguroğlu’ nun bu alandaki eseri “Harput Yollarında” olmasa zaten bu şehrin tarihinin yazılmadığına inanacağım. Rahmetli Sunguroğlu’ nun 27 yılını vererek kaleme aldığı ve beşinci cildini tamamlamaya ömrünün vefa etmediği “Harput Yollarında” adlı eseri ne yazık ki bir üniversite şehri olmamıza rağmen hala aşılamamıştır.

Rahmetli Sunguroğlu eserinde Harput’ un her alanda gerçek bir tarihini yazmış Tanzimat ve Milli Mücadele dönemleri ile ilgili olarak ta ulaşabildiği hatıra ve belgeleri yayınlamıştır. Rahmetli Sunguroğlu’ nun eserini incelerken  kitapta bir bölüm fazlası ile dikkatimi  çekti. Merhum Sunguroğlu Harput’ un her alanda tarihini yazarken sosyal ve kültürel hiçbir konuyu atlamamaya gayret etmiş olması ve “Harput’ un Delilerini” bile yazmış olması beni hayrete düşürdü.

Merhum Sunguroğlu eserinin dördüncü cildinin son bölümünde “Harput’ un Delilerini” anlatırken ilginç bilgi ve resimleri de yayınlayarak onlarla ilgili hatıraları da anlatmış durumdadır. Merhum Sunguroğlu bu kısmı anlatırken delilikle dahilik arasında ince bir fark bulunduğunu belirterek bu delilerin aynı zamanda birer “dahi” olduklarını da vurgulayarak onların  şiirlerinden , manilerinden  örnekler vermektedir.

Merhum Sunguroğlu “Harput’ un Delilerini” anlatırken çok net sınıflandırma yapmamakla beraber anlatımdan  o günkü toplumda üstün zekalı bireylerinde , zihinsel engelli bireylerinde veya ruhsal rahatsızlığı bulunan bireylerinde halk arasında “deli” olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Sunguroğlu deliler arasında saydığı üstün zekalı bireylerden biri olan Ahmet Kemal’ ı kitabın ikinci cildinde şairler bölümünde de yer vererek eserlerinden alıntılar yapmıştır.

İlginç bir örnekte “Deli Mısto”dur. Halk arasında meczup olarak kabul edilen ve kendisini Harput un atık kağıtlarını toplamaya adayan Mısto kendi halinde sessiz sakin dolaşmakla beraber etkinliklerin ve düğünlerin vazgeçilmez bir ferdidir. Düğünlerde kendisine iyi yemek verilmesini isteyen Mısto derdini şöyle anlatır.

Ya eyyühel zerde
Kaburgadır şifa derde
Pilavı gördüğün yerde
Kaşıkla ha kaşıkla 

Beyzade Efendi’den fazlası ile çekinen Mısto bir gün camiye kirli ayakları ile girdiği için Beyzade efendiden bir tokat  yiyince durumu şöyle anlatır.

Kıl namazı tut orucu
Vur Mısto’ ya silleyi... 

Deli Mısto ailesinin ve kardeşi Sadık’ ın  içinde bulunduğu hali ise şöyle tasvir eder ;

Annem zır deli
Babam zır zır deli
Sadık olacak herif ise hınzır deli... 

“Deli Hayro” ise gençliğinde medrese tahsili almış temiz giyimli bakımlı kendi halinde meczup bir zattır ancak sesinin güzelliği onu Ahmet Bey Camiinin müezzinliğine kadar terfi ettirmiştir. Halk arasında meczup yada deli olarak görülen bir insanın bir camide müezzinlik yaptırılması yine bu insanlara verilen değerin bir göstergesi olsa gerektir.

“Dono” olarak bilinen bir diğer zat ise ayrı bir değerlendirme konusu olsa gerektir.İşte Dono’ nun rakı methiyesi...

50 dirhem ; defi gam
100 dirhem hazmı taam
½ okka ; Düştün boka
1 okka ; Boktan boka...

Daha bir çok örnekler veren Merhum Sunguroğlu kitabındaki bu bölüm ile tarih ve kültür adına güzel bir belge bırakmıştır. Buradan hareketle varılabilecek sonuç , halk “aykırı” düşünen ve hareket eden herkesi “deli” olarak  kabul etmekle beraber onlar toplumda saygın bir yerdedir. “Deli” olarak bilinen bu şahıslar ise gerçekte toplumun önemli birer ferdidirler ve gerekli eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri verildiği takdirde faydalı birer fert haline geleceklerdir.


Gıyasettin DAĞ
giyasettin@elaziz.net