Harput’un tarihi misyonunu koruması ve
Ülkemiz ile Elazığ turizmine kazandırılması için öncelikli
yapılması gerekenler mantığı ile yazdığım bir önceki
yazıma çeşitli tepkiler aldım… Birinci tepki: “Harput
yıkılıp giderken siz gazeteciler nerelerdeydiniz…”
İkinci tepki: “Harput’un mezarlıklar ve
lokantalar şehri olarak lanse etmeniz imajımız açısından
doğru değil…”
Üçüncü tepki: “Ben Harput için
bunları-şunları yaptım…”
Dördüncü tepki: “Gazeteci olarak konu
bulamadığınız zaman Harput’a sarılıyorsunuz…”
Beşinci tepki: “Harput için göstermiş
olduğunuz bu duyarlılığa teşekkür ederim…”
Ülkemizin değişik illerinden gönderilen bu
mesajları biriktirerek toplu bir cevap veriyorum:
Öncelikle bütün dostların göstermiş
oldukları ilgiye teşekkür ediyorum… Ziyadesiyle mutlu
oldum…
Değerli okurlar; Harput’un içinde bulunduğu
mevcut durumu öncelikle kimselerden gizleyecek halimiz
yok… Yani neyi kimden saklayacağız… Bu kendimizi kandırmak
olmaz mı? Harput’un içinde bulunduğu mevcut durumu
objektif bir değerlendirme ile ortaya koyacağız ki,
yetkili birimler de buna göre önlemlerini alsınlar… Biz
Harput’u elektronik yada yazılı ortamda hep güzel yönleri
ile anlatır ve buralara turist çekmenin yollarını ararsak
bu aldatmacadan öteye gidebilir mi? Sonra böylesi bir
girişim belki kısa vadede Harput için olumlu olur ama ya
sonrası?...
Harput bugün tarihi mirasını (Kale,
Çeşmeler, Camiler, Sivil mimari, Hamamlar, Ejderha Taşı,
Türbeler v.s.) tam anlamı ile koruyabilmiş değil…
Özellikle son yıllarda yapılan restorasyon çalışmaları da
asılana uygun yapılmamıştır… Önceki yazımda da belirttiğim
gibi Harput her geçen gün büyüyen bir mezarlıklar kenti
konumuna doğru gitmektedir… Şimdi bunları yazıp söylemek
bir gazetecinin asli sorumluluğu değil mi?... Yoksa şöyle
mi demeliyim: Tarihi Harput beldesi son bin yıldaki
eserlerini muhafaza ederek bugünlere kadar taşıyabilmiş
Ülkemizin örnek kentidir… Tarihle buluşmak isteyen bütün
sevdalıları bu eserleri görmeye davet ediyoruz…
Harput’un tarihi süreç içerisinde
korunabilmesi için gazeteciler yalnız suçlu değildir… Bu
şehirde yaşayan her kesim gibi, Elazığ dışında bulunan
Harputlular da aynı derecede sorumludur… Rahmetli Ahmet
Kabaklı Hoca ile yaptığım bir röportajım da sormuştum…
Harputlu neden kendi yurduna sahip çıkmadı diye… Hocanın
cevabı sanıyorum anlamlıdır: “Bak oğlum biz Türklerin
tarihi bir hastalığı bu… Ne zaman yurdumuzu terk edip bir
yere gitsek bir daha dönüp arkamıza bakmayız… Orta Asya’ya
olduğu gibi…” Hocanın bu sözleri üzerine herkesimin
düşünmesi gerekmez mi? Kaldı ki, Harput’un bugünkü
durumundan sadece gazetecileri, bürokratları, yerel
yönetimleri, yada toplumun bir kemsini sorumlu tutamayız.
Çünkü sorumlu hepimiziz… Bu sorumlulukta bende varım siz
de… Elazığ’da gazetecilik yaptığını belirten bir
arkadaşımız da mesaj göndermiş ve kendisinin Harput ile
ilgili haberleri nedeniyle dönemin valileri ile ters
düştüğünü söylüyor… Aynı sorumluluğu bizlerden de
beklediğini eklemiş… Sayın arkadaşımızın ismini ben ilk
kez duydum. Hangi yayın organında görev yaptığını da
çıkaramadım. Elbette bu benim eksikliğimdir… Ama şu gerçek
ki, herhalde Harput ile ilgili eleştiriler getiren bu
arkadaşımız sadece görev yaptığı kendi yayın organını
takip etmiş… Mesela Yeni Çağ Gazetesi ile Günışığı
Gazetesini takip edebilmiş olsa idi, bazı eleştirilerini
yapmazdı diye düşünüyorum… Çünkü bu gazetelerde Etem YALIN
imzası ile Harput konusunda sayısız haber ve yorum
yayınlanmıştır… Gazetecilik serüvenimde aldığım iki ödül
de yine Harput ile ilgili haberlerimdendir… Ayrıca,
1995-1999 tarihleri arasında Harput ile ilgili çok sayıda
haberim başta Diyarbakır Kültür ve Tabiat Kaynaklarını
Koruma Kurulu, Elazığ Valiliği, Kültür İl Müdürlüğü, Müze
Müdürlüğü tarafından değerlendirilerek çeşitli
soruşturmaların başlanılmasına vesile olmuştur… Ülkemizde
bir eşi Bursa Ulu Cami de bulunan Abanoz Ağacından
yapılmış tarihi bir minberin diğer eşini Harput Kurşunlu
Camide 1996 yılında Cami restorasyonu yapılırken inşaat
iskele ağaçları altında bulup, bunu koruma altına
aldırarak, Valilik İl Yıllıklarına, Turizm Müdürlüğü
Broşürlerine kazandıran yine şahsımdır… Ejderha taşının
kırıldığını ilk haber yapan, Ağa Camii’nin aslına uygun
restore edilmediğini, Arap Baba Türbesinin çinilerinin
çalındığını, Atatürk Büstünün kaldırıldığını, Kale
restorasyonun aslına uygun yapılmadığını, Harput’taki
tarihi mezar taşlarının çalındığını, Yol çalışmaları
yapılırken tarihi mezarların yok edildiğini, Ayakta kalan
birkaç sivil mimari eserin acil önlem alınmaz ise yok
olacağını, Piknikçilerin Harput’tu kirlettiklerini, Gece
arkeologlarının Harput’u köstebek yuvasına çevirdiğini,
Kale Bayrağının Harput’a yakışmadığını, Harput’a yeni
yapılan binaların kültürel dokuyu bozduğunu… Efendim
hangisini yazayım ki, Harput ile ilgili Etem YALIN olarak
bugüne kadar yaptığım bütün haberleri bir araya getirsek
her halde 200 sayfalık bir yayın ortaya çıkar… Bunları
kendimi Harput konusunda temize çıkarmak için yazmıyorum…
Ama Harput’la ilgili hasbelkader bir yada iki haber yapmış
yada çeşitli girişimlerde bulunmuş bazı insanların
“Ben…ben…ben” diyerek sanki Harput için sadece kendi
yüreklerinin çarptığını söyleyenlere sinirleniyorum…
Bir yerde sorun var ise, çözüm için kafa
yoran insan sayısı maalesef toplumumuzda az… İşin kolayı
suçlu aramak… Senin elin ne kadar taşın altında diye
sorulduğunda ise kem kümden başka bir şey yok…
Eğer biz Harput’u bir yerlere taşıyacak
isek, bunu bütün Elazığlılar olarak yapmalıyız… Suçlu
muçlu aramaya, sen az yaptın ben çok yaptım demeye gerek
yok… Çünkü sorumlusu da, muhatabı da bizleriz…
Sağlıcakla kalın…
Bu Yazı Hakkında Yazara
Görüşlerinizi Bu Form ile Ulaştırabilirsiniz.