Keyifsiz bir yazı yazacağım için peşin özür
dileyerek söze başlamak istiyorum…
Mübarek bir Cuma günü keşke daha güzel
şeyler yazabilseydik… Ama sorunlardan kaçıp, gerçekleri
söylemeyerek bir yere varılmıyor…
Bakınız. Yeni hazırlanan teşvik yasası
kapsamına 36 il kişi başı milli geliri binbeşyüz (1500$)
doların altında olduğu için dahil edildi… Bölgemizden
Elazığ ve Tunceli bu kapsam dışında kaldı… İlimizin geliri
binyediyüzdört (1704$) dolar olarak tespit edilmiş… Anlamı
şu: Elazığ’da yaşayan çoluk çocuk genç yaşlı herkesin bir
yıllık kazancı 2 milyar 470 milyon lira… Bu rakam dünkü
dolar kuru üzerinden hesaplanmıştır…
Akılla mantıkla izah edilir yanı var ise
söyleyin…
Elazığ’ın nüfusunu 450 bin olarak kabul
edersek, bu nüfusun tümünün cebine giren yıllık kazanç bu…
Yani dört nüfuslu bir aile iseniz yıllık hanenize giren
para miktarı Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre
yaklaşık 10 milyar…
“Yahu ben tek başıma çalışıyorum ve tamı
tamına 6 nüfusa bakıyorum.. Bunların ikisi ilköğretimde
biri yüksek okulda okuyor…”
diyerek feryat edebilirsiniz ama DİE verilerinde yıllık
geliriniz yukarıdaki gibi…
Sulanabilir arazilerinin ancak üçte biri
sulanabilen Elazığ dolayısı ile bir tarım şehri değil…
Mevcut sanayi bölgelerinde ise çalışan sayısı 5 binlerde…
Batıda büyük bir sanayi tesisinin istihdam ettiği bir
oranı bugün bütün sanayi kuruluşları ancak
karşılayabiliyor… Yani Elazığ bir sanayi kenti de değil…
2002 rakamları ile İşkur’a kayıtlı işsiz
sayısı 15 bin civarında… Bu sayı sanıyorum biraz daha
yükselmiştir, ancak Elazığ’daki gerçek işsiz sayısı bu
değil.. İki üç ay inşaatlarda çalışanları, seyyar
satıcılık yapanları, 80-100 milyon lira ile bir işte boğaz
tokluğuna çalışanları “işi var” gözü ile
değerlendiremezsiniz…
Elazığ Valiliği Sosyal Hizmetler
Müdürlüğü’ne, Elazığ Belediyesi’ne ve çeşitli kuruluşlara
yardım için başvuru yapanların listesine baktığınızda
Elazığ’daki tablo şehrin ekonomik yapısı ve gerçek
gelirini daha doğru ortaya koyuyor… Yani DİE’nin üst düzey
bürokratlarının bilgisayar başında dirsek çürütüp büyük
mesai harcayarak ortaya koydukları hesaplar Elazığ’ı ifade
etmiyor…
Yeni teşvik yasası kriterlerinde bir hata
var… Evdeki hesabın çarşıya uymadığı gibi bu hesapta ne
Elazığ’a ne Tunceli’ye uydu… Keban Barajı gelirlerinin il
gelirine dahil edilmesi mevcut sonucu doğurmuştur…
Siyasetçilerin ve bürokratların savunması hazır: “Her
ilde bir Keban var? Hangisini çıkaralım?” Hepsini de
çıkarıp sonra hesaplayacaksınız… Başka izahı mı var?.. İl
ekonomisine katkısı olmayan bir kamu yatırımının il geliri
olarak kaydedilmesinin mantığı var mı?..
Türkiye’yi aydınlatıp, Elazığ’ı karartan
Keban Barajı da işte öyle bir yatırım… Ankara
penceresinden bu şehri seyredenlerin “öteki”
Elazığ’ı birde bu perspektiften görmeleri gerekir… Üç tane
bürokratın kağıt üstünde çarpması bölmesi ve toplaması ile
herşey bitmiyor… Sahaya inmeniz lazım… Esnafıyla,
sokaklarda gezen insanıyla, Valiliği, Belediyesi ve sivil
toplum kuruluşları ile görüşmeniz lazım… Şehrin gerçek
nüfus potansiyelinin bulunduğu kenar mahalleleri gezmeniz
lazım… İnsanların hangi koşullarda yaşam savaşı
verdiklerini ve İlin gerçek ekonomik boyutunu belki o
zaman anlar, görür, bilir ve uygularsınız…
Ancak, gördüğümüz kadarıyla “zahmete
gerek yok” diyorsunuz… Keban Barajı’ndan şu kadar
gelir, Ferrokromdan şu kadar, Memur maaşları da şu kadar,
topla ve nüfusa böl kişi başına 2 milyar 470 milyon lira…
Oh! ne ala…Türkiye’de mucizeler yaratarak ayda 80 milyon
lira gelir ile geçinen 5 milyon ailenin varlığından söz
edilen bir dönemde, yıllık geliri ikibuçuk milyar olan bir
şehrin bireyleri olarak aslında hiç “hıng mıng”
demeye hakkımız yok!..
Adamlar yerden göğe haklılar!.. Son otuz
yıla yakın bir zaman diliminde terörle mücadele
kapsamında, OHAL sınırları içinde kalmış, devlet
yatırımlarının durduğu, sermaye ve beyin göçünün
yaşandığı, hayvancılığın bittiği, İlin ekonomik ve sosyal
kalkınmışlığını gerçekleştirecek bir tek sorunun
çözülmediği bir şehir mi ki, Elazığ?!..
Sonra elinizi vicdanınıza koyun… İşsizi
aşsızı olmayan, sanayi hamlesini gerçekleştirmiş, sulu
tarıma geçerek yılda üç kez hasat alan çiftçisi ile,
hükümet kapısına giden bütün sorunları çözülmüş münevver
bir ilin mutlu bireyleri olarak Elazığ’ın yeni teşvik
yasasına girmesini istemek yasaya dahil edilen bölgemiz
illerine haksızlık olmaz mı?
AB kapısındaki Türkiye, geri kalmış
yörelerini bu sıkı hesaplama olmazsa nasıl kalkındıracak?
Efendim. Bu mübarek Cuma
günü dua edelim… Ankara’nın Elazığ’ında buluşmak üzere,
selametle kalınız...