Önce şunu peşinen söyleyeyim… Futbol
otoriteri değilim… Ancak yıllardan beri futbol takip eden
iyi bir izleyici gibi az-çok bende bu işlerden anlarım…
Şu da yine bir gerçek ki, yazacaklarım için
aslında otoriter yada duayen olmaya da gerek yok…
Konu; Elazığspor…
Sezon başında yapılan transferler, Teknik
Direktör de dahil olmak üzere futbol meraklısı her kesim
tarafından çeşitli şekillerde değerlendirildi… Kimine göre
yapılan transferler son derece başarılı kimine göre ise
vasattı… Teknik Direktör Sayın Ümit Turmuş için ise genel
kanı, “bilinmeyen” yada “kariyerini
ispatlamamış” şeklindeydi…
Ankara’da oynanan Futbol Yazarları
Turnuvası’nda Elazığspor özellikle Ankaragücü karşısında
iyi bir futbol sergileyerek, geçen sezona göre daha iyi
bir kadro kurduğunu göstermişti… Ancak, bir hafta sonra
başlayacak olan lig için takımın iskeletinin belli
olmaması taraftarda endişe uyandırmıştı… Zira forvet olan
Cem’in stoper oynatılması, Czinege’nin kanatta
değerlendirilmesi, orta sahada oyun kurucu görevini kimin
üstlendiği belli değildi…
Elazığspor bu belirsizliklerle çıktığı ilk
lig maçında, aslında otoriteleri şaşıran bir skorla
Ankara’da ligin güçlü ekibi Gençlerbirliği’ni 3-2 mağlup
etme başarısını gösterdi… Bu galibiyet Elazığ taraftarını
heyecanlandırdı… Öyle ki, ligin ikinci karşılaşmasında
konuk edilen Konyaspor maçına taraftar akın etti… Atatürk
Stadyumu tarihinin en kalabalık günlerinden birini o gün
yaşadı…
Ancak Stadyumu dolduran binlerce taraftar
Elazığspor’dan en az 3 farklı bir galibiyet beklerken
doğrusu kendi evinde bir hezimetten şans eseri kurtuldu…
Karşılaşmayı seyreden ve futbolun “F”sinden anlamayan
birine sorsanız, ”bu karşılaşma normalde kaç kaç
biterdi” diye… Cevabı çok net bir şekilde; “Konya 5
Elazığ 1” olurdu…
Konyaspor’a kendi evinde farlı yenilmekten
şans eseri kurtulan Elazığspor’da, alınan Gençlerbirliği
galibiyeti tartışılmaya başlanmıştı ki Fenerbahçe maçı
geldi çattı…
“Rakip Fenerbahçe’de olsa sahaya
kazanmak için çıkacaksın”
mantığı ile Elazığspor’un ligin sıradan ekiplerinden biri
ile yapacağı bir karşılaşma gibi sahaya çıkmasını kim
doğru bulabilir? Bugün Real Madrid bile sahaya çıkardığı
takımını rakibine göre ayarlıyor… Oysa Elazığspor
Konyaspor karşılaşmasında ortaya koyamadığı cesareti,
İstanbul’da Fenerbahçe karşısında gösteriyor… İzahı
aslında zor bir durum… İstanbul’da Feneri devirip günlerce
manşetlerle kalmak, televizyon tartışma programlarının tek
konusu olmak elbette güzel olurdu… Ama madalyonun birde
diğer yüzü var… Futbol asla kumar değildir… Ortada
gerçekler ve doğrular vardır… İşte bu gerçekler ve
doğrulara göre yani işin kuralına göre hareket edersiniz
yenersiniz, yenilirsiniz yada berabere kalırsınız… Benim
gibi bilen- bilmeyen herkse de sizleri bu durumda
eleştirmez…
Fenerbahçe karşılaşmasında tek forvet,
ortasaha ve defansı güçlü bir kadro ile sahaya çıkıp
oynasa idik acaba 7 gol yer miydik?… Belki 1-0 öne
geçemezdik ama bu skorla da karşılaşmayı tamamlamazdık…
Neticede eleme usulü kupa maçı oynamıyoruz… Yani
“kaybedecek nemiz var” deyip “ya yeneriz ya
yeniliriz” anlayışı ile lig maçına çıkılmaz… Çünkü,
kaybedilen üç puandan daha önemlisi alınan farlı skorlu
mağlubiyetle, futbol takımını oluşturan ekibin kendine
güvensizliği ve demorilize oluşu önemlidir… Yine bir başka
önemli konu taraftarınızı kaybedersiniz… Önümüzde bir
Adana maçı var… Bu karşılaşmaya inanıyor musunuz Konyaspor
karşılaşmasına gelen taraftar kitlesini toplayacağımızı?
Ligin henüz başındayız… Endişelerimiz geçen
sezon içindir… Tekrar aynı kabusu yaşamak istemiyoruz… Ve
kimse ile bir hesabımız yok… Yazmamızın birinci nedeni
taraftarın genel talebi ikinci ise Testinin hala sağlam
olduğunu hatırlatmaktır…
Son olarak şunu da
rahatlıkla ifade etmek istiyorum… Elazığspor’un geleceği
için çok endişeli değilim… Çünkü Sayın İrfan Yumakgil gibi
futbolu bilen insanlar yönetimde var… Bu insanlar ne
gerekiyorsa zamanında yapabilecek dirayete sahiptirler…