Nasihat...
Eski dünya, huzuru çimlendirmekte
Yeni dünya, mazlumu çiğnettirmekte
Domaniç yaylasından Dalmaçya kıyısına
Bizi taşıyan iklim, nal sesinde duyulur
Her bahar sabahında, Türk’ün zafer muştusu
Surlarda gedik açan, top sesinde duyulur.
Gecenin karanlığı pusularla örülmekte
O pusuları kıran gün ışığı görülmekte
Gazi Süleyman Han’dan Rumeli sorulmakta
Kırk yarenin nefesi, su sesinde duyulur.
Edirne’den Üsküb’e, Kosova’dan Varna’ya
Türk’ün yüceliğini sorun uçan turnaya
Bir asma dalındaki akçeyle bakın Bosna’ya
Yaraya merhem adlin gür sesinde duyulur.
Şehirden Tablolar...
Akışta kenetlenmiş kalabalık misali
İnsan, araba seli; betondan kuşatılmış..
Kör, topal yapılaşma ki, gecekondu hali
Gündüz malzeme yığmış, gece temel atılmış..
Herkes birbirinden, insan halinden davalı
Bir göç dalgası ki, toprak parsayla satılmış..
Kaldırımlar, binlerce insanın soluğunda
Adımlar, varlığı yutan çamur bolluğunda..
Yarıştır şehirde hayat farkına varılmaz
Gün doğmuş, gün batmış; yarın ne olur sorulmaz!.
Beton duvarlar yeşili içinde saklamış
Toprağın kokusu şehirde yasaklanmış..
Çocuklar hasret büyür dört duvar arasında
Güneş görmeyen gözler hicran yarasında!.
Üst üste yığılmış evler; toz toprak içinde
Sis tabakası, göğe perde olmuş biçimde..
Bir işkence mi şehirde bunca geçen zaman
İnsanı çepeçevre saran sorular yaman
Gelişme mi diyelim betondan ördüğümüz
Çirkin yapılaşma tamamen kördüğümümüz..
Meğer hayatı zindan etmişiz kendimize
Şehrin havasında muhtacız benliğimize
Katledilen sanatımız bizleri yaralamış
Eskinin zarif estetiğini parçalamış
Tabiatın çehresi betonlaşarak donanmış
Heyhat ki ruhumuzu kabzederek dadanmış
İnsan,tarih,fikir, şuur kökünden budanmış
Enkaz-ı beşer altında kainat aldanmış.