Kızaran ufuklar, semalara taç
Şafaktan ötelere, TAN’ ı bekler
Gönül alemi hoş sedalara aç
Türklüğe şevk olacak anı bekler.
Kale, kale burçlara nişan söğüt
Fetih sırları asrımıza öğüt
Yarab! İmanla bu nesli büyüt
Bize isim olacak şanı bekler.
Yollar, uzanıp giden yollar sağır!.
Alçalıp küçülen gölgeler, bağır!.
Zirveler, hani o zirveler, Çağır!.
Tuna, Nil öksüz! Fırat canı bekler.
İpek ki, kendi sahibine ölüm
Yumak! Hayata kement düğüm, düğüm
Kalem, kainata ilahi çözüm
Sırlara aşikar, o anı bekler.
Çatlayan toprak, bahara işaret
Maya olmuş ona, gönül şahadet
Hasrettir, o dolu rüzgar ibadet
Ona baş koyan toprak, kanı bekler.
Obalı, otağlı hani kervanlar
Yesevi duasını yurt sayanlar
Göçtüler şarktan garba nice canlar
Gebedir, Türk’e zaman Hanı bekler.
Harput'u Yaşamak..
Kurşunlu cami önünde bir
çınar
Tarihten nice yaprağa AL OLUR.
Ötelere akıp giden bir pınar,
Yunus gibi dervişlere KAL OLUR.
Anadolu toprağı, Türk’e vatan
Bağrında cennet, gazi-eren yatan
Şahadettir, nur üstüne nur katan
Türbe, imaret insana HAL OLUR.
Kartal Yuvası, bir peri masalı
Ulu Cami, Saray Hatun tasalı
Camiden içeri adım basalı,
Duvarlar, sütunlar söze LAL OLUR.
Yesevi Dergahından göç eylemiş
Nice zaman mekan kurup söylemiş
Başını vermeyen şehit böylemiş,
Harput, şanıyla tarihe MAL OLUR.
Kayabaşı, bütün sırlar sendedir
Kılıç çalıp tepen, Belek sendedir
Her dem dolup taşan öfke sendedir
Toprağın nabzında atan NAL OLUR.
Bir maya, dilden dile söylenir
Şair Hayri’deki efkar küllenir
Hoyratlar ‘buz olup..’ cana tüllenir,
Zaman içre, mevsim mevsim ÇAL OLUR.
Fırat, ötelere yoldur çağrıdır
Kerkük nice zaman oldu ayrıdır
Maniler Hoyratlar içten ağrıdır
Bu belde devran döner SAL OLUR.
Sözümüz, dünden bugünü kavrayış
Memişoğlu, Sunguroğlu arayış
Adım, adımda Harput’u tarayış
Şu fani toprak maziye, ŞAL OLUR.
Hazar'da İhtilal...
Gecenin
zifiri karanlığı
Yağmur, fırtına
Azgın sular!
Ney nehri kıyısında,
Kürşat ve kırk yareni
İHTİLAL..
Bu kavgaya ihtimal veremeyen
Bütün Çin’in dili lal!
Hala o sarhoşluk
O korku, o dehşet
Dolu gece ..
Hazar bugün dalgalı
Gönül erenlerinin
Bıçak gibi “kından çıkan!”
“Yaraya merhem..”
Şefkate dirhem dirhem
Efsunkar geceye
Şıra yıldızı gibi düşen
Düştüğü yerde, “ihtilal tohumu saçan”
Mana yüklü binbir masala
Hülyalar dağıtan gece..
Gökbayrakdan, albayrağa...
Çin Seddin’den, Adriyatik’e..
Satuk Buğra Han’dan, Alptekin’e
Doğu Türkistan’dan Hazar’a
Aynı iklim, aynı maya
Çalınadursun zamana
Bütün öfkeler
Kaşgar’da ezan vakti
İçinde okunur Türk’ün,
“Hürriyet akti..”
Turfan’ın derdini
Katran kusan geceler solur
Yusuf’un, “kutlu sözlerini”
Şairin hasret dolu
Mısraları dokur.
Dokunur “hürriyet kumaşı”
Gök mavisi gibi sonsuzluğa..
İçinde hilali var, yıldızı var,
Bu davanın,
Dağlar kadar ağır
Kahrı var...
O kahır,
Yürekte sabır, hasrette tufan gibidir!.
Hazar, bir sır gibi
İçinde şehir...
Bin asır özleminde,
Türkistan ebedi mehir...
Bırak,
Sir-i Derya aksın
Isık Göl’e küpeler taksın,
Ötüken, bugünlere hışımla baksın.
Çöl fırtınasında zaman
Göl saatleri kadar hırçın
Kumsalın üzerinde,
Dalga dalga büyüyen Türk’ün hayali
Hazar’da soluklanır şimdi...
Duygu yüklü bir yelkendeyiz
Dalgalar taşır bizi ufuklara
Ufuklar dün kadar yakın,
Ondaki ışığı söndürme sakın,