Temmuz sıcağında, ‘balık sırtında…’
durmaya çalışan; ‘Devlet Korosu..’ nun anlatılması
güç serencâmı hakkında yazılar yazmıştık…Eylül ayı geldi
çattı!. Sezon açıldı…Problemlerin çözülmediğini
görüyoruz!. Koro Şefi nerede diye soruyoruz?.. –Ekim
ayından itibaren 4 ay geçici görevlendirme almış!..
Yerine ‘vekaleten’ Şef Yardımcısı, Hakan Çetinay
bakıyor…Koro müdürlüğünü uhdesinde bulunduran Bünyamın
Özkan, Kültür Müdürlüğünde ‘ikamet…’ ediyor(?)
Yerine ‘vekaleten’ bir başka zevat bakıyor!..
‘geçici görevlendirme…’ dediniz mi bu kurumda
akıllarınız uçuklanıyor… Kadroları halen Elazığ Devlet
Korosu’nda görülen 14 Devlet Sanatçısı, 12 yıldır;
Ankara, İzmir ve İstanbul Devlet Korolarında ‘geçici
görevle…’ istihdam ediliyor!.
Bu şehri, sevmeyenler ‘bırakınız çekip
gitsinler…’ Gözlerimize bile görünmesinler!.. Sizlere,
siz kaçaklara; “mağrur mu mağdur mu bilinmez halinize…”
şiir yazmak istedim… Sizleri, içinizde sakladığınız
dünyaları bir türlü çözemedim!.. Öyle ki, “anlatılması
güç serencâmınız var…” Bir haklı macera değil; bir
şehri/ şehrin sanat dünyasını öfkeyle ayağa kaldıran bir
farklı hikaye!..
“Mağrur mu, mağdur mu bilinmez halin
Sakladın hep yüzünü göremedim
Anlatılması güç serencâmın var
Garip/ İçli dünyanı yoramadım
Ey
sevgili sana yar olamadım
Kalmak zor gitmek mi yol bulamadım
Ağlar perişan halime bu gözler
İçimdeki düğümü çözemedim…”
O, güzelim sanatın heyecanını yüreklerinde
hissedemeyen ‘gafiller…’ sefilleri oynamayı bırakın…
Elazığ, insanı sizlerle ‘hesaplaşmayı…’ ve
sizleri millet nazarında, ‘sorgulamayı…’ çok
iyi yapar!.. Sizler, ‘geçici görevlendirme…’
denilen bir ucube ile sürekli kaçacaksınız…Doğu’nun Kültür
Başkenti olarak yorumlanan coğrafyamızın şu nadide
şehrinde gündemimize, istemediğimiz bir farklı yorumla
gireceksiniz!..
Bu şehre, bu şehrin ‘sanat kokan…’
güzide bir kurumuna kimsenin kötülük yapmaya hakkı yoktur.
Yeni sanat dönemi olan Eylül ayının üzerinden dört ay
geçmiş... Bu şehir, ‘kendi sanatçılarını istiyor…’
Dede Efendideki, Itrideki, Hacı Hayri deki, Hacı Osman
Öge’deki; vakarı istiyor!.. edebi istiyor!.. Sanattaki
ulvi güzellikleri istiyor!.. Bilesiniz ki, sabır taşı
çatlamaya gelmez!.. Tahammül gücümüzü ölçmeye de kimse
kalkışmasın!.. Bugünkü yazımızda sadece bir hukuk arayışı
içerisinde olduk!.. Sanat Kurumlarımızın mahalli seçimler
sonrasında da, ‘bakanlık tasarrufunda…’ görev
yapacakları düşüncesiyle, sanat dünyamızın ‘ikilem…’
ve de, ‘çelişki…’ içerisinde olmaması
arzumuzdur.
DUMAN
BÜRÜMÜŞ BAŞINI HAZAR’IN!..
Gönlümden kopan fırtınaları dile
getireyim!.. Hazar’a, asrımızın gözüyle bakmaya
çalışalım. Akıl ve idrak süzgecinden geçirelim
meseleleri!.. Aylarca, hatta yıllarca bu şehirde, Hazar
konuşuluyor…Bütün bu düşünceler zaviyesinde, sivil
inisiyatif gibi bir organ teşekkül ettirilmiş. Bütün bu
duyarlılıklar güzel… Bir güzel adımda, ‘Hazar Gölü’nün
İdari ve Hukuki Yapısı…’ yolunda atılan adımlar…
Edebiyat ve Sanat Dünyasının, ‘Hazar
Şiir Akşamları…’ vesilesiyle daha yakından tanıma
fırsatını bulduğu coğrafyamızın bu nadide; göz alıcı
güzelliğine bir zeval gelmesini elbet gönlümüz rıza
göstermez. Hele, asrımızın baş belası bir rahatsızlığı
olarak gündeme gelen, ‘kirlenme…’ yaşadığımız çevre
için bir büyük tehlike!..
“
Almışlar elinden mavi bayrağın…
Duman bürümüş başını Hazar’ın
Dört mevsimin renk cümbüşünde mahzun
Yosun bağlamış taşını, Hazar’ın…”
Büyük
dağın büyük derdi olurmuş
Lokman Hekim, derde çare bulurmuş
Vicdan sızlar, sızısı göl olurmuş
Sevda siler gözyaşını Hazar’ın…”
Murat Bilginle sohbetimiz esnasında,
kendilerine köklü çözüm yolunda atılacak en önemli adımın,
Fırat Üniversitesinin Organizasyonu’nda, “Hazar Gölü
Sempozyumu…” ile meseleler bütün ayrıntıları ile
‘tartışmaya açılır…’ Hazar’ın dünü bugünü ve yarını
irdelenir…Sözünü ettiğimiz bu tartışmanın bir ayağında
mutlaka; şehir ve şehir insanı olacaktır… Bir diğer
ayağında, uzaktan/yakından ilgili bütün kurumlar…
En önemli ayağında ise, ‘ilmin
verileri…’
Bu çalışma, geçmişte büyük bir başarıyla
gerçekleştirmiş bulunduğumuz; Elazığ 1. Ekonomi
Kurultayı Formatında değerlendirilirse, neticeleri
itibariyle; ortak çözüm önerileri de ortaya çıkacaktır!..
Bu öneriler, karşımıza derhal ‘acil eylem planını…’
getirecektir… Özelde Elazığ’da, genelde Türkiye’de
olsun, teorik ile pratik birleştirilememiş!.. Bir
başka ifadeyle, elinize unu vermişler, şekeri vermişler,
yağı vermişler; bir türlü helva yapacak mahareti
gösterememişiz… Gayet iyi biliyoruz ki, “Vicdan sızlar;
sızısı göl olurmuş…” Hazar, içimizdeki sızıdır!.
Yaraya merhem olacak yol bellidir… Şüphesiz ki,
“lafla, peynir gemisi yürümez…”