Okuyucularıma bu yazımızda
2 Temmuz 1570 Tarihinde Türk ordusunun Larnaka’ya
çıkışından; günümüze kadar gelişen olayların
kronolojisini ‘kaynak eserlerden…’ istifade ederek
vermeye çalışacağım.
Temmuz ayının, o
ayın sıcaklığının Kıbrıs Tarihinde çok önemli bir yeri
vardır…16.yy.larda, Akdeniz bir Türk gölüdür!.. Hal
böyleyken Kıbrıs’ta çöreklenen Sen Jan Şövalyeleri;
ada üzerinde yaşayan masum insanlar üzerinde, Akdeniz
üzerinde ticaret amacıyla yelken açan gemiler üzerinde
korku salmaya başlamıştır. Tarihte, Türk; huzur demektir,
güven demektir, emniyet demektir!.. İşte, bu misyonun
sahibi olan zamanın Cihan İmparatorluğu Akdeniz üzerindeki
böyle bir çıbanı temizleme kararı alır…
Aradan dört asır
geçer…Çıban tekrar büyümüştür!.. Kendi içinden deşilmesi
gereklidir. Öyle ki, tarihte Kıbrıs Ada’sı ‘hakimiyetin
sembolü…’ olarak bilinir. Akdeniz’deki hakimiyetin
sahipleri değiştikçe, Kıbrıs Ada’sının sahipleri de
değişmiştir. Türkiye sadece Akdeniz’deki hakimiyetin
mensubu olarak değil; güven ve istikrarında devamı için
Kıbrıs Ada’sındaki kontrolü sürekli elinde bulundurmak
durumundadır. Kıbrıs’ta, sürekli insanlık suçu
işlenilmekte, adanın sahibi olan bir millet toplu olarak
imha tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Türkiye
gelecekteki bu vahşeti önlemek için Kıbrıs’a, 20 Temmuz
1974 Tarihinde, ‘Barış Hareketi…’ başlatır. Bu
hareketin başlaması ile birlikte tarihin seyri bir anda
değişir!.. Ve, Türk insanını yakından ilgilendiren bir
milli mücadele başlatılır… Bu mücadelenin başında 31 Ekim
1967 Tarihinde Kıbrıs’a, bir mücahit olarak çıkan
Denktaş’ında serüveni başlar!.. Bu göğüs göğse kahramanca
mücadele veren bir yiğit insan, gün gelecek Kıbrıs
Türk’ünün davası onunla özleşecektir. Cephede kazanılan
bir mücadelenin ‘masa başında…’ kaybedilmemesi için
yiğitçe direnecektir. Bu direniş; 15 Kasım 1983 Tarihinde;
KKTC’nin ilanına kadar gidecektir. Kıbrıs Türk’ü artık bir
‘milli devlet çatısı…’ altında; Anadolu insanı ile
daha yakından bütünleşmiştir…
15 Kasım 2003
Tarihinde, KKTC’nin ilanının 20. yıl dönümünü kutladık… 9.
Cumhurbaşkanı Demirel; “Türkiye, Kıbrıs’a bir bardak su
içmek için gitmedi…” 9. Cumhurbaşkanımız Türk
milletine verdiği mesajında çok önemli bir noktaya vurgu
yapıyordu; “Bizim için Edirne, Hakkari ne ise Kıbrıs
odur…” Bu bakış tarzını, Başbakan Erdoğan’ın bizatihi
20. yıl kutlamaları için Kıbrıs’ta bulunması ve dönüşünde
yaptığı açıklamalarda da görmemiz mümkün…Bu şu demektir;
Türkiye’nin Kıbrıs politikası artık ‘milli bir
esneklik..’ kazanmaya başlamıştır.
TÜRKİYE,
TERÖR MAĞDURU BİR ÜLKE!..
Cumhuriyet döneminin son
çeyrek asrı; Türkiye için kayıp yıllar olarak
bilinir!.. Bu dönem içerisinde; insan kaybımız çok
büyük olmuştur… Ekonomik olarak mali kaybımızın
sıkıntılarını hala üzerimizden atabilmiş değiliz…Ve,
özellikle de, ‘siyasi istikrarın üzerine…’ terör
bir kara bulut gibi çökmüştür!.. Her Türk insanının
ağzında; “Allah, o günleri bir daha getirmesin…”
içten gelen yakarışı vardır…
Evet!. Ramazan
ayının güzel atmosferinde; bütün Türkiye’yi derinden
sarsan ‘intihar saldırısı…’ sonrasında ne olduysa
yine ‘korumasız insana…’ oldu!.. Bizim inancımız,
“Bir insanı öldürmek, bütün insanlığı öldürmek gibidir…
Bir insanı kurtarmak ise bütün insanlığı kurtarmak
gibidir…” der!.. Böyle bir gönül çağrısını günde beş
vakit dinlediğimiz; “Haydi Salaha!.. Haydi felaha…”
ezan-ı Muhammedi ile gönüller yatışmaktadır!.. Yukarıda
belirttik, terörün hedefinde; ‘masum insan…’
vardır. Zayıf ve korumasız insan vardır… Bunun tarifi
nedir?
–Cinayettir… Bir büyük vahşettir… Acımasız ve duygusuzca
yapılan katliamdır!..
Buradaki hedef
karmaşık gibi görünse de, bellidir; Türkiye’yi,
Ortadoğu’da meydana gelen cinayetlerin içerisine çekmek…Irak’ın
dünü ile bugünü arasında bir değerlendirme yapmaya
çalışınız… ABD, tarihinde ilk defa Vietnam bataklığından
daha fazla zayiatı son üç ayda vermiştir…1974 yılı
öncesinde, Kıbrıs’ta meydana gelen katliamları da
biliyoruz…Dikkat ederseniz, Türkiye ‘kuşatılmak…’
terör kıskacıyla tekrar bunaltılmak isteniyor…
Terör konusunda,
milletler ailesinin samimi işbirliğine gitmesinin gerekli
olduğunu söylemek isterim… Terörle, ‘medeniyetler…’
yara alıyor!.. İnsanlık arasında ki, ‘hoşgörü…’
gibi sıcak yaklaşım yerini gerilim politikalarına
bırakıyor!.. Dünyanın herhangi bir yerinde ki, ‘orman
yangınını…’ düşünün!.. Bunun zararı bütün insanlığa
değil mi?.. Terör de tıpkı, ‘ormana düşen bir kıvılcım
misali…’ ülkeleri derinden etkilemektedir. İnsanlığın
ortak paydasında neler varsa, her biri derin yaralar
alıyor!..