Şair ne diyor; “Kelimenin üstünde, Cümlelerin altında,
Benim büyük meselem…”
Tarih, 9
Aralık…
Yer, Fırat
Üniversitesi Sosyal Merkezi…
Konu, Dünün
Kıbrıs Türk Mücahitleri/ bugünün K.K.T.C. Devlet Başkanı
Sn. Rauf Denktaş’a, “2003 yılı Devlet Adamı Hizmet
Ödülünün verilmesi…” gerekçesinin bütün
ayrıntılarıyla, ilmi bir metotla dile getirilmesi…
Kelimeler
mahzun mu?.. Yüz bin defa hayır!..
Bu yol
sizlere kahır mı?.. Sabrın yaraya merhem olacak gücünü
görüyoruz, o güzelim tarihin her safhasında…
--Kâh Plevne kahramanını sizlere
hatırlatıyor… Kâh bir başka cephede Özdemiroğlu Osman
Paşa’yı…
Elazığ’da
mütevazı imkanlarla yayın hayatını sürdürmekte bulunan
Günışığı Gazetesi böylesine yürekli bir harekete ilk
kıvılcımlarını yakarken çevremize ihlasla
baktık…İnanınız, bütün gözler ışıldamaktaydı…Hele
hadiselerin gelişme seyri öylesine çabuk gelişmişti ki,
gönül pencerelerinin aydınlığı içerisinde bir huzurlu
yolculukta kendimizi bulduk… İsterseniz sözün bundan
sonrasını Fethi Gemuhluoğlu’na, onun 1958 tarihinde ki
hala sıcaklığını koruyan ifadelerine biraz dönelim;
--Bir
tohum gerek, diyoruz… İnsanın içine düşmeli. Orada
yeşermeli. Orada göğermeli. Orada başak tutmalı. Harmanı,
hasadı insanın içinde olmalı. İnsanın içinde savrulup,
içinde ambarlanmalı. İnsan ona değirmen kesilmeli. Bu
değirmen bizde çağıldamalı.
--Bu tohum bir nazardan gelmeli. Mübarek ve
muazzez bir kişiden. Er bir kişiden. Bu merhaba bir
dosttan gelmeli.Mübarek bir dosttan. Dost bir kişiden… Bu
merhaba sıcak olmalı, sımsıcak. Doğru olmalı eğriye,
gelişigüzele karşı. Alabildiğine geniş olmalı, uçsuz
bucaksız; kahredici ve bunaltıcı dâr’a karşı. Bu merhaba
bir tohum olmalı.Vefasızlıklara,
avâreliklere,günübirliklere, iğretilere, ihtiraslara
karşı.
--Bu
merhaba yeşermeli, göğermeli, ihmallere, ilgisizliklere,
yalnızlıklara karşı.
--Başak
tutmalı; hiçliklere, kayıplara, karanlıklara karşı.
Rektör Prof. Dr. Fevzi Bingöl büyük bir
huzur içerisinde gerekçeli kararı kamuoyuna açıklarken;
Anadolu bozkırlarında ilk göründüğümüz günleri hatırladım.
Alperenlerin, gazilerin, Horasan erenlerinin, bu iman
adamlarının kuşatıcı ve fethedici ruhunu…Türk milletinin
kalbinde sönmez bir hürriyet meşalesi öylesine güçlü ki… O
gücü yeniden yaşamak bir büyük feyiz veriyor insana…
“—Kendi
edebiyatını, kendi düşünce tarihini tanımayana insan demek
bile aşırı nezaket olur…”
diyerek gürleyen edibimizin o vakarlı duruşunu tekrar
yaşamanın heyecanı içerisindeydim, 9 Aralık Tarihli
gerekçeli kararın açıklaması yapılırken…
“Kutsi
ve mübarek iki ruhun, akşam
Göklerde buluşmasıyla başlar
bayram…
Bayraktar, öper Üm-mi
Harâm’ın elini;
Bayraktar’ı alnından öper Üm-mi
Harâm.”
Üm-mi Harâm,
bir büyük sahabe…Kıbrıs’a ilk fethin tohumu böyle düşer
toprağa…Anadolu Türk’ü, bu yeşil ve kutsi adaya; “Yavru
Vatan…” demiştir. Evlat şefkatiyle üzerinde asırlarca
titreyip durmuştur.
Denktaş’ın 80
yıla yaklaşan ömründe bu duygulara, ‘gönül gözüyle…’
görmeniz mümkün!.. Azerbaycan diyarından bakınız Nebi
Hazri, bu yürek dolusu sevdayı nasıl dillendiriyor;
“Muhabbet sonsuzdur, ömürse kısa
Ne olur, sadakat ebedi kalsa!
Kimin yüreğinde bir tel kırılsa,
Benim yüreğimdir, benim yüreğim…”
Evet!.. Bütün ömrünü kendi milletinin
geleceğine vakfeden bir insana karşı ‘vefa göstermek…’
elbet çok önemli… Hele günümüzün yalan üzerine kurulu
mizansenleri, her tarafından riya dökülen yalan
makinelerini susturmasını bilmeliyiz. Dün yapılan
yanlışlara ne demişlerdi; “Bir yalan ipliğe hülya
dizdik…” Destan şairimiz yirmi yıl öncesinden bugünkü
hezeyanı nasıl dile getiriyor;
“Kıbrıs’tan çık… demiş AT’a karşılık
Bir filo istiyor yat’a karşılık
Derim ki, bu ittifaka karşılık;
Sen küheylan mı sandın hımarını?
Al atını istemem tımarını…”
9 Aralık’ta, ‘tarih dile gelmişti…’
Ve, ruhumuzu kaplayan bir uhrevi seda;
kahramanlarınızı taçlandırın ki, hayat
bulasınız!..