Bugün sizlerle Irak’ı biraz olsun konuşmak
istiyorum. Türkiye’nin ve bölgenin güvenliğini giderek
tehdit etmeye başlayan bir ortam gelişiyor…Bizim en büyük
endişemiz nedir?.
Irak’ın yakın gelecekte bir Balkanlara, bir
Kafkaslara benzemesi!.. Aynı elbisenin beynelmilel
güçlerce prova edilerek giydirilmesi!..
1 Mayıs tarihinde ABD Başkanı, ‘savaş
bitti…’ diyor!. Ama maalesef asıl savaşın bu tarihten
itibaren giderek ‘şiddet kazanması…’ Irak’ın kendi
bünyesinde bir yanda
fukaralığın/yoksulluğun/imkansızlıkların/ufuksuzluğun
giderek bir büyük ‘ur…’ halini alması… Beri tarafta
ise bu coğrafyada yaşayan insanlar arasındaki
tarihi/kültürel ve hukuki birliğin içeriden
dinamitlenmesi!.. ABD’nin ve AB’nin arzu ettiği nedir;
“Bölünmüş ve lime lime edilmiş bir coğrafya…” Irak da,
gözlemimiz şudur; ‘alt-yapı bütünüyle çökmüştür…’
Sistem diye bir şey kalmamıştır. ABD’nin isim ve sıfat
koyduğu; “Barış ve demokrasi hareketi…” asrın en
büyük yalanı olarak artık sırıtmaya başlamıştır. Bütün bu
yalanlara ve aldatmalara bir yeni mesaj eklendi;
“Osmanlı sömürgeci bir yapıya
sahipmiş!..”
Son çeyrek asır içerisinde insanlık
yukarıda belirttiğimiz coğrafyada, ‘kan ve
gözyaşından…’ başka ne gördü?.. Hürriyetin bir
noktada, ‘hışmına..’ uğratıldılar… Kendi
vatanlarında ‘mağdur ve parya…’ oldular!.. Sesin
çığlığa döndüğü, küçük kıvılcımlardan büyük yangınların
çıkarıldığı, ‘ahların…’ dağlarda yankılandığı;
asrın yüzkarası olarak yorumlandığı bir dönem yaşandı!.
Kendileri şahsiyet bulamayınca,
‘suçluluk psikolojisine…’ girdiler!. Geçmişe çamur
sıçratma marifeti tutar mı?.. Ne kadar uğraşırsanız
uğraşınız tutmaz!.. Öyle ki, Selçuklu ve Osmanlı dönemleri
yaşanmış, ‘tarihi efsanedir..’ Batılı mütefekkirler
ne diyorlar; “Basra’dan yola çıkan bir ticaret kervanı
büyük bir güven içerisinde/ herhangi bir zorlamaya ve
saldırıya maruz kalmadan rahatlıkla Çin-Hindine
gidebiliyordu…” Irak dediğiniz o mümbit ve tamamen
tarih kokan coğrafya istisnasız olarak dört asır Türk
Hakimiyetinin şefkat, merhamet ve adalet kanatları altında
huzurun ve güvenin zirvelerine tırmanmıştır!..
Bugün Osmanlı için kullanılan üslup ancak,
‘kendi tutarsızlıklarının bir hezeyanıdır…’ Ben
şuna inanıyorum; “Zulüm, elbet kendi sarayını
yakacaktır” Daha düne kadar Irak’a, bu coğrafyanın
insanına zulmeden, Hıristiyan kökenli Mişel Eflak’ın
kurduğu bir Baas yönetimi vardı!. O yönetimin başında da,
sürekli mazlumu ve mağduru perişan eden bir diktatör
olarak bilinen Saddam ve onun tayfası yer alıyordu…Ne oldu
sonları?.. Hepimizin malumu ‘bir acı son…’ Bakınız,
bugün Irak’ta işgal güçlerine hizmet eden bir versiyon!..
Yine acı bir lokma, yine kan kusan analar, yine ateşler
içerisinde yanan Irak’ın tarihi şehirleri!. Lütfen,
kullandığınız bir üsluba bakınız ve birde Irak’ın,
‘ağlayan nağmelerle kanlı yüzüne…’ bakınız!. Sadece,
tuzak içerisinde tuzak görüyoruz… Oyun içerisinde daha
kahpe oyunların hazırlandığının farkındayız.. Bir şey var
ki, “Zulüm ile abad olanın ahiri
berbat olur…”
EĞİTİM SEFERBERLİĞİ!..
Türkiye’yi ve bu memleketin güzel
insanlarını tarihi ağır görevler bekliyor!. Özellikle, bu
coğrafyada yaşayan bir insanın ‘durması cinayettir…’
Büyük tarih yapan bir milletin aynı misyonu asrımızda
da yüklenmesi gereği günışığı gibi ortadadır. O sebepledir
ki, ‘yetişmiş insan gücü’ diyoruz… O sebepledir ki,
‘vasıflı eleman…’ diyoruz…
Bütün bunlar ne ile olur?..
--Eğitim!..
Sağlıklı, verimli, nitelikle, hayatla
bütünleşmiş, donanımlı bir eğitim seferberliği!..
Ülkenin şartları belli!.. Bütçeden
‘eğitime ayrılan pay…’ tabir caizse, ‘devede kulak
misali…’ 70 milyon genç ve dinamik nüfusu barındıran
bir coğrafya düşünelim!. Böylesine, her bakımdan risklerle
dolu bir coğrafyada; sadece bir insanın ‘sağlık ve
eğitim maliyeti…’ öylesine yüksek ki?..
Burada her Türk insanının ‘Ferhat…’
gibi ‘zora yüklenmesi…’ şart.. Şartın ötesinde,
‘mahkum…’
Amaç nedir?..
--Kaliteli eğitim!..
İnsana yöneliyorsunuz…Asra
yöneliyorsunuz!.. Bir büyük mücadeleye talip oluyorsunuz!.
Tabiatıyla yürek ister, aşk ve heyecan ister…İman ve
aksiyon ister…
Bir tarihi fırsat hepimizin önünde… Gelin
onu değerlendirelim.. Eğitim seferberliğine katılan
vatandaşımız; ‘ayni ve nakdi yardımlarda %100
vergiden düşecek…’ Vergi nedir?.. Sizlerin emeğinizin
devlete katma değer olarak yansıması!. O katma değeri
artık, kendi iradenizle değerlendirme hakkına sahip
oluyorsunuz!. Dolayısıyla, kendi insanınıza/ kendi
yarınlarınıza/kendi geleceğinize yatırım yapıyorsunuz… Biz
biliyoruz ki, “zerre kadar hayır
işleyen karşılığını hak indinde alacaktır…”