Cumhuriyeti konuşacağız!.. Milletin
iradesini konuşacağız!. O iradenin gücünden bahsedeceğiz…
İsterseniz elimize sözlüğü alalım.. Cumhuriyet nedir
sorusuna doğru ve dürüst bir cevap arayalım, ne
dersiniz?.. Kutsal çatı altında yaşadığımız şu vatan
coğrafyasına bir nokta da, ‘şaşı bakmayı…’
bırakalım. Bir büyük zat’ın dediği gibi, “Hürriyet
ekmekten önce gelir…” sözündeki incelikle milli
mücadele günlerini düşünmeye çalışalım. Bu coğrafyaya,
sadece ‘göbek bağıyla…’ değil, bu aziz topraklara
ve ecdat yadigarlarına, ‘gönül bağıyla…’ bağlı
olduğumuzu hatırlayalım.
Cumhuriyet, sözlükte; “Millet
hakimiyetine dayanan bir devlet şekli…” Gazi ne diyor;
“Cumhuriyet ahlaki fazilete dayanan bir idaredir…”
Daha kısacası, “Cumhuriyet fazilettir…” Şairimiz
dipdiri bir ruhla zamana sesleniyor;
“Eğilmez başımıza taç yaptık hürriyeti
Zaferle kalbimize yazdık Cumhuriyeti…”
Gençliğe hediye edilen bu güzel gün için
nasıl bir ahit isteniyor?.
“Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen Türk istiklalini, Türk
Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.”
Cumhuriyet kavramını ‘istiklal…’ ile
birlikte telaffuz ediyoruz…Burada önemli bir sigorta
var!.. Vicdanımız ile sürekli muhasebe ve murakabe..
İnancımız ne diyor; “İki günü birbirine eşit olan
zarardadır…” Yürüyelim sokaklarda ve meydanlarda…
Fakat bir şey var ki, asla unutulmamalıdır; “El alem
aya giderken biz yaya kalmayalım…” Kendi içimizdeki
süfli ve gereksiz tartışmaları artık bırakalım…Birbirimize
aman ha; şüphe ile tereddütle bakmayalım!.. Gereksiz
şekilde yargılama yolunu seçmeyelim… Dili bir, dini
bir,tarihi bir, irfanı bir olan bir milletin evlatları
neden kendisini sürekli ‘ikilemlere…’ düşürsün?..
Gaziyi dinleyelim. O’nun bizlere vasiyet olarak
nitelendirebileceğimiz sözleri üzerinde duralım;
“Yetişecek çocuklarımıza ve
gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ve olursa olsun,
en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklaline,
kendi benliğine ve ananât-ı milliyesine düşman olan
anasırla(unsurlarla) mücadele etmek lüzumu
öğretilmelidir.”
“En iyi fertler kendilerinden çok mensup
oldukları toplumu düşünen onun varlığının ve mutluluğunun
korunmasına hayatlarını veren insanlardır.”
Ecdadımız bu coğrafyayı ‘hayatları
pahasına…’ mücadele ederek bizlere teslim etmişlerdir.
Bu topraklar için yapılacak en büyük anıt nedir, derseniz
cevabım çok kısa ve öz olacaktır; “Fedakarlık…”
Malazgirt ile Kocatepe arasında öyle bir yakınlık var ki;
Her iki Gazi’de, ‘duyarlıdır…’ Alparslan der ki,
“Biz Türkler, bidat bilmeyen saf ve temiz Müslümanlarız…”
Atatürk tarihe ve zamana şöyle bir şerh düşer;
“Biz ne Bolşevik, nede komünistiz. Ne
biri,nede diğeri olamayız. Çünkü biz milliyetperver ve
dinimize hürmetkarız. Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz
milletlerin devamına imkan yoktur.”
Tarihin kadim bir milletiyiz. Doğruluk,
dürüstlük, efendilik, adalet, eşitlik ve hürriyet bu
milletin şiarı olmuştur. İnsanlığa ve onun tarihine bu
kadar ulvi sayılabilecek güzellikleri öğreten bir millet,
şimdi ne oluyor da kendisiyle şüpheye düşebiliyor veya
sebepli/sebepsiz şekilde düşürülüyor?. Lütfen ciddiyetin
ötesinde kalan tavırları bir kenara bırakarak ülkenin asli
meselelerini tartışalım. Hep birlikte gelin 80 yılın
muhasebesini yapalım?.. Bu ülke, her bakımdan 1923’lerde
neredeydi şimdi nerelerde?.. Merdivenleri nasıl çıktık?..
Ve nasıl çıkmaya devam ediyoruz?. 80 yıl öncesinin o
fedakarane ruhu devam ediyor mu?. Çanakkale,
Sakarya, Dumlupınar, Kocatepe gibi çok büyük ve şanlı
mücadeleleri içerisine alan; ‘Anadolu Destanını’
ülkenin yeniden yapılanmasında yazmaya devam
ediyor muyuz?.
İnanınız uykularımı kaçıran ‘ayrıntı…’
burada!. her şeyden önce aradığımız, ‘milli
kimlik…’ üzerinde titremeliyiz. Anadolu’da destanlar
yazan ecdadımın hatırası olacak bir eser bile
‘sahnelenmiş…’ değil!. Millet hayatının en güçlü
dokusu olarak bildiğimiz, ‘aile…’ eski örfünden,
adetlerinden, güzelim hasletlerinden ısrarla koparılıyor!.
‘budanıyoruz…’ Öyle ki hatıraların korunmaya
alındığı ilk mübarek mekan olarak, ‘aile çatısını…’
biliriz. Bir milletin hafızası en sağlıklı şekilde orada
saklanır…Burada bir şeyi vurgulamaya çalıştım; Ülkenin
varlık sebebinin anlatıldığı mukaddes bildiğimiz mekanlar,
gün gelmiş kan vermiştir, vatan yolunda şehit
vermiştir…İşte, sizlere ‘halkın iradesi…’ onun
toprakla bezenmiş tohumu!. İlk dersimi anamdan aldım;
“Bana doğru ve dürüst olmayı öğretti…” Can babacığım,
“Bu coğrafyaya kan bağı kadar yakın borcun var.
Gerekirse hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak öde” dedi.
İlk dersim, ilk hukukum böyle…Böyle bir hukuku toplumun
bütün müesseseleri aynı duyarlılık içerisinde sürdürüyor
mu?. Dağdaki çoban ile başlayan sorumluluk zincirinden
tırmanarak aynı duyarlılık içerisinde
çıkabilmelisiniz…Bütün bu düşünceleri ‘ahlaki…’
çerçevenin dışında düşünmem mümkün değil!. Hele, şu
mübarek ramazan ayında ki, ‘edep panosundan…’
hadiselere bakmak ve yorumlamak isterim…