En büyük eksiğimiz;
--Kendimizi anlatamayışımız…
Meselelerimizi,
--Yeterli şekilde yansıtamayışımız!..
Hükümet üzerinde,
Güçlü bir lobi ve psikolojik baskı
kuramayışımız…
Artık bu şehirde,
‘gönüllülük…’ hareketini
güçlendirmeliyiz..
250 bin nüfusu bir yürek yapacak, şehrin
kendi iç dinamiklerini harekete geçirmeliyiz. Ben, Sen, O
değil; ‘Biz’ şuurunu toplumda yerleştirmeliyiz..
Birçok yazımızda, ‘şehir konseyi’
dedik!. Bir bağlamda bu düşüncemize, şehrin ‘sivil…’
gücünün potansiyel olarak ayağa kalkışı dedik…Bu sivil
iradenin şehrin vicdanında yankılanması ne demektir?..
Biraz düşünelim!..
** **
**
Gurbet ile sıla arasında köprü kurabildik
mi?..
Gurbet, kendi özleminde yaşadığı coğrafyayı
ne kadar bezedi!..
Gönül gergefinde ne kadar derinliğine
işleyebildi?.
Beyninde ne kadar çalkalanıp durdu?.
Sadece, ‘patile…’ yemekle, halay
çekmekle, hoyrat söylemekle gurbet sızısı dinmez!!!.
Dinmeyeceğini son yaşanan olaylarla
kendimize dersler alarak gördük…
** **
**
Bölük, pörçük bir tavır ortaya koymak…
Kırık, dökük bir siyasi irade sergilemek…
Bütün bunlar bu şehre yakışmıyor!..
Evet!. Anlatamadık?..
4325 sayılı kanunun gerekçesi neydi?..
--Terörle meydana gelen yaraların
sarılması!.. Devletin şefkat ve merhamet elinin bölge
insanına uzanması!.. Bölgelerarası dengesizliğin/ sosyo-ekonomik
uçurumun ortadan kaldırılması… Bu yönde, Doğu ve
Güneydoğu Anadolu’nun makus talihinin değişmesi… Yoksulluk
ve Cehalet ile bölgede amansız bir mücadelenin
başlatılması!..
** **
**
1970’lerden sonra Elazığ sürekli ‘göç..’
verdi. Bir yara giderek büyüdü ve ‘kangren…’
haline geldi!. Şehirde, önemli taşlar yerlerinden oynadı…
Bizler, Elazığ 1. Ekonomi Kurultayında özellikle,
‘daralmadan…’ şehrin giderek ‘kendi kabuğuna…’
çekilmesinden söz ettik. Bu bir yangındı. En fazlada bu
yangın çocuklarımızı etkileyecekti… Ve, etkilerini son
yıllarda ekonomi hayatımızda yaşamaya başladık!. Bölgede,
‘çelikten bir zırh…’ olan şehrin direnci
kırılıyordu!.. Yoksulluk bir kene gibi insanımızın ruhi
yapısını derinden etkiliyordu. Bütün bunları görmezlikten
elbet gelemezdik.
Bizlere düşen görevin ağırlığını ve
sorumluluğumuzun büyüklüğünü omuzlarımızda daha fazla
hissediyoruz..
Gurbet ile Sıla arasındaki köprüden
bahsettik…Elazığ’ın daha güçlü lobilerle kendisini
anlatmasını dile getirmeye çalıştık!.. Burada önemli bir
teklifim olacak… Öncelikle, Elazığ ve dışarıda bulunan
sayıları onlarca ifade edilen; Ekonomi, Spor, Sağlık,
Turizm, Çevre, Tarih, Kültür, Sanat, Edebiyat gibi
derneklerin tüzük tadilatına giderek, ‘federasyon…’
altında birleşmesi!.. Elazığ’ın her bakımdan
kalkınmasını kendisine dert edinmesi…Saflarını giderek
sıklaştıran ve birleştiren bir şehir!.. Omuz omuza veren;
insanlarının birbirlerine göbek bağıyla değil; ‘gönül
bağıyla…’ bağlandığı bir şehir!.. Tarihi misyonunu çok
güçlü/ çok sesli/ kendi içerisinde ahenkli bir orkestra
halinde dillendiren bir şehir!..
Talep eden bir şehir imajı!.. Küçük
hesapların değil; büyük davaların harman olduğu bir
şehir!..
Siyasi partilerin/ Odaların/ Derneklerin/
Sendikaların/ Vakıfların/ Kurum ve Kuruluşların sürekli
birlikte projeler hazırladığı ve bunların hayata
geçirilmesi için birlikte direnç veren bir şehir!..
İman, İnanç, İrade, Aşk, Ahlak, Edep, Vakar
gibi içleri dopdolu kavramlarla mücehhez bir şehir, onun
güzel insanlarına neler layık değil ki?.. Ankara yolunda,
‘yüreğiniz bir daha yandı…’ değil mi?..
--Dünün metropoliten şehri bugün ne hallere
düşürülmek isteniyor?..
--Batı Anadolu ile her türlü sosyal,
ekonomik ve siyasal entegrasyonu sağlayan bir il, nasıl
bugün yalnız bırakılıyor?..
--Huzurun, güvenin, emniyetin ve
kardeşliğin kendisine artık bir sıfat olarak
yakıştırıldığı bir şehir, nasıl olur da daha yoksul bir
geleceğe mahkum edilmek istenir?..
Hayır, Elazığ bütün olumsuzluklara karşı
amansız bir direnç gösterecektir.. Elazığ’ın bölgesinde
stratejik öneme sahip olduğunu gayet iyi bilenlerdeniz.
Elazığ’ın, kendi hinterlandında bir kalkınma modeline/ bir
cazibe merkezi olabileceğine de tarih şahadet etmektedir.
Yorum Formu