...:::  www.elaziz.net :::.... Elazığ ili Özel ve Güncel Web Sitesi...

 

İL'DE ÖNCELİKLER !
11 Ekim 2003
Cumartesi


Bir kamuoyu çalışması yapınız…Kendi insanımıza İl’in sizlerce öncelikleri nelerdir sorusunu yöneltiniz!.. Verilecek cevaplar; üç aşağı-beş yukarı aynı paraleldedir…

Problemler biliniyor!.. Bütün mesele nedir?. Onlara çözüm yollarını getirmektir. Elimde, Elazığ MÜSİAT Başkanı Celal Arslanoğlu’nun; İl’in öncelikleri konusunda yaptığı çalışmalara ve tespitlere şöyle bir göz atıyorum.. Bir iş adamı, bir müteşebbis zihniyet olarak; maddeler halinde sıralıyor!.. Bütün bunları düşünmek, üzerinde zihin jimnastiği yapmak ve de kamuoyu oluşturarak tartışmaya açmak gerçekçi bir yaklaşımın ilk adımı/ merdivenin belki de en önemli basamağıdır…

Bir yanda Elazığ için bölgesinin ‘cazibe merkezi…’ olabilecek önemli bir konuma sahip olduğundan bahsederken, beri tarafta ise 1970’lerden beri bir kabus gibi üzerimize bütün ağırlığı düşen ‘beyin ve sermaye göçünden…’ yakınırız!. Burada bir ikilem/ kendi içerisinde bir tezat/ bir çelişki yapıyoruz değil mi?.. Birçok yazımda bahsettim, bu yazımda da üzerine basarak söylemek istiyorum; “Elazığlıyım…” sözünü yürekten gelen bir sesle sarf etmek; sözünü ettiğimiz bu ikilemi/ içerisinde yaşadığımız bu çelişkiyi ortadan kaldıracak çok önemli bir şuurdur.. Bir heyecandır.. Şehrin kimliği ile hemhal olmadır… Kanaatimce, İl’in en önemli önceliği; yaşadığımız şu şehrin tozuyla/ toprağıyla/ havasıyla/ suyuyla bulanmak!.. Birçok insanımıza bakıyorum; Kafasında ‘göç..’ sendromunu  yaşıyor!..

Peki!. Göç nedir?..  Uzun yıllara dayalı bir genelleme ile sosyolojik bir araştırma/ psikolojik bir değerlendirme yapacak olursanız; --Bu şehirde göçlerle taşların yerlerinden oynadığını göreceksiniz!.. Göçlerle birlikte, bu şehrin kültürü taşınıyor!. O taşındıkça, bir şeyler aşınıyor!.. Kayadan yel değil; büyük tortuları birlikte sürükleyip götürüyor!. Sonra ne oluyor?. Haykırmaya başlıyoruz; Sosyal kirlenme var!.. Ananelerimizden giderek uzaklaştık diyoruz!.. Şehrin güzelim hatıraları unutulmaya yüz tuttu diyerek dizlerimizi dövüyoruz!.

İlin önceliğini sorarsanız; Bu şehrin kendi tarihi kimliğini öncelikle koruması gerektiğini belirtmek isterim…İsmini burada vermek istemiyorum. Bir bürokrat bizlere; ‘şehrin orta yerinde karakol olmamalı…’ 1970’lerin Vilayet Konağı olan mekandan söz ediyoruz…Bir Kültür Merkezine dönüşmeli!.. Ve öyle ki, --Kültür ve Turizm Müdürlüğü bu mekana taşınmalı…Bu mekanda; Müze, Galeri, Kütüphane, Teşhir Salonu, Misafir Ağırlama Salonu(Elazığ Şark Köşesi) Hediyelik Satış Bürosu, Sanat Evi, Şehir Tiyatrosu, Şehirdeki Kültür-Sanat-Edebiyat Camiasının İrtibat Bürosu vs. bir bütünlük içerisinde teşkil edilmeli… Elazığ için 1980 sonrası bir kavram kullanmaya başladık; “Bölgesinin Huzur/ Güven ve Emniyet Adası…” İşte, bir şehri öncelikle besleyen ana kriter, milli şuurun güçlenmesi!. Moral değerlerinin en üst seviyelere çıkması!.

Bu şehirde tarihi kimliğin giderek yok olmasından yakınırız…Dışarıdan gelen misafirlerimizi ağırlayacağımız, onlara ikramda bulunacağımız bir mekan bulamamanın ızdırabını  yaşadık yıllarca…1992 Tarihinden itibaren ‘koruma altına alınan’ Kültür ve Turizm Bakanlığınca Tescilli binaların bulunduğu; --Kazım Efendi Sokağı!. Heyhat ki, o da elimizden kayıyor!.  Burası şüphesiz ki,  ‘sanat sokağı…’ şeklinde bütünüyle üstü kapanarak restore edilebilir!. İşin aması var?.. O heyecan, o birikim nerede?..  Her taşınan bir ocakla, her yıkılan bir evle; koca bir şehrin ağladığının acaba farkında mısınız?.. Gidenlerle, çöken çatılarla bu şehir daha da öksüz, daha da çoraklaşıyor!.

Hazar Gölü, Hava Alanı, Organize Sanayi Bölgesi, Tarım, Hayvancılık, Teknik Üniversite, Elazığ’ın mahalli(doğal gıda) ürünleri, Doğalgaz, Sanayi ve Ticaret, İşletmeler ve bu şehrin en büyük dramı haline gelen; İşsizlik!.. Bizler biliyoruz ki, bütün kötülüklerin anası; ‘yoksulluk ve cehalettir…’ Müslüman Türk’ün örfünde onun için yardımlaşma en ön planda yer alır!. Dinimiz o sebepledir ki, “Komşusu aç iken tok yatan benden değildir”  demiştir!.. İşsizlik ile mücadelenin en çetin bir yol olduğunu söylemek isterim…Hayat bütünüyle tatlı bir serüven değil mi?.. O serüveni ‘zorlukları yenme yönünde…’ bir mücadele zeminine niye oturtmayız?..

Bir önemli konu şehrin gündeminde yankılanmıştı;--Şehir Konseyi!.. Şehri ayağa kaldıracak bir yapılanmanın belki ilk adımı olacaktır…Bu şehir, kendi insanıyla ‘istişare zeminini…’ öncelikle yakalamalıdır. Sürekli çözüm üreten bir şehir!. Kendi insanlarıyla saflarını daha da sıklaştıran bir anlayış toplum  zeminine hakim olmalıdır. Her gün gittiğimiz  bir yol için arkadaşlarım aylarca, yıllarca; ‘utanç yolu…’ dedi…Belki de o  yol önümüzdeki aylar içerisinde; bir Kayseri’nin yüz akı olarak bilinen; Sivas Caddesi konumuna gelecek…Bazı kurumlar, duvarlarını geriye çekmeye imtina ediyor… Şehrin Valisi ne yapıyor; ‘Uzlaşma Kültürünü…’ getiriyorlar.  bir erdemli tavır sergiliyorlar. Öğretmenevi’nden  itibaren Mehmet Akif Ersoy Lisesi, Elazığ Valiliği ve Adliye Sarayı ve Valilik Konağı duvarlarını geriye çekerek örnek  bir adım atıyorlar… Aynı tavrı, F.Ü. Rektörlüğü gösteriyor!. Galiba, utanç yolundan sonra gündemimize, ‘utanç duvarları…’ gelecek!. Şehir insanı bu konuları tartışmalı…Bizler ısrarla neyi vurguladık?.. ‘yeşilin ve bu şehrin solunumu olan akciğerleri olan  ağacın korunmasını…’ Burada ilkeleri ortaya koyduk… O ilkelerle; mega projeleri gündeme taşıdık ve dedik ki, şehrin önünü açalım; ona yeni bir ufuk çizelim… Kararlı adımlarla bir yürüyüş başlatalım. Bu şehirde yaşayan insanlar şehrin kimliği ile hoşnut olsunlar.

Sadece fuar düşüncesinde; Türkiye’yi Kafkaslara, Orta Doğu’ya, Ön Asya ve Uzak Doğu’ya açan müstesna bir yere sahip olacağını yürekten inanarak bir büyük ufuk getirebildik mi?.  Bütün meselelerinde kendi insanını sürekli motive eden/ ona sürekli kan pompalayan bir gaye ve ufuk şehrini in9sanımıza müjdeleyelim.


Yazarın Arşivine Dön