...:::  www.elaziz.net :::.... Elazığ ili Özel ve Güncel Web Sitesi...

 

BİR FARKLI YORUM !
04 Ekim 2003
Cumartesi


Kurumlar kendilerini nasıl açabilir?. Kendi insanıyla hangi noktalarda buluşabilir?. Hizmeti ne şekilde paylaşabilir?.. Bu ve buna benzer soruları çoğaltabiliriz…Burada ilk akla gelen ‘sivilleşmedir…’ Bu inisiyatifin harcını en sağlıklı şekilde; sağlıklı ve verimlilik esas alınarak motive edildiği takdirde, ‘yazılı ve görsel medyamız…’ dökebilir!. Bu yoruma nereden geldik?. Emniyet Genel Müdür Yardımcısı ve Emniyet Genel Müdürlüğü Basın Sözcüsü Feyzullah Arslan’dan; 100. Basın Toplantısı Resimlerle Donatılmış Bir Hatıra Belgesi geldi!..

Geçmişe doğru şöyle bir ufuk turu yapmak istedim…Bu şehirde, arkadaşlarımızla birlikte birçok ele ve dişe  dokunur çalışmalar yapmışız… Bunlar arasında, “Bıçağı Bırak, Kalemi Al…” kampanyası… Çok farklı hatıralarla dolu!. Çok farklı mesajlarla yüklü!.. Gayeniz belli, ufkunuz belli, yol haritanız belli…Emin adımlarla yürüyorsunuz…İdeal bir düşünce; “Bir insanı kurtarmak bütün insanlığı kurtarmaktır…” Böylesine güzel bir yolculukta o yıllarda; Elazığ Emniyet Müdürlüğü, Elazığ Milli Eğitim Müdürlüğü ve Sivil İnisiyatif olarak Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti okullara yönelik ‘eğitim ağırlıklı’ çalışmalar başlatıyor…Bu çalışmalar neticesinde bir eser meydana çıkıyor; Huzura Çıkan Yol; Elazığ!.. Kendi çocuklarımızın sağlıklı bir ortamda yetişmesi için Emniyeti/Öğretmeni/Basını bir araya gelmiş; birbirlerine yürekten omuz vermişler. Türkiye’de bir önemli çığır açmışlar…Bütün bu güzel çalışmaların ‘ortak paydasında…’ o günlerin Elazığ Emniyet Müdürü Feyzullah Aslan’ı  görüyoruz. Bu şahsiyeti Elazığ insanı sürekli ‘sivil…’ imajıyla tanıdı… O imaj öncelikle; Devlet ile Milletin buluşmasında çok önemli bir faktör olarak karşımıza çıkar.

Büyük ResimFeyzullah Aslan’ı, aynı imajla Ankara’da da görüyoruz... Türk insanının ‘güvenlik şemsiyesi’ olarak tanımladığı bir teşkilatın ‘basın sözcülüğünü…’ bir genel ifadeyle; kamuya açılan penceresi gibi zor bir görevi üstlenmiş bulunuyor…Sürekli yazmayı ve eser vermeyi seven bir kişiliğe sahip, Sn Aslan…Elazığ’da, F.Ü. ile birlikte gerçekleştirilen ‘Emniyet Sempozyumları…’ çok önemli bilgileri içeriyor… Aslan’ın,kendilerinin kaleme aldığı ‘hatıralar…’ belli bir döneme ışık tutarken, insanımızın psikolojisini yansıtan önemli çalışmalar arasında…Haftalık Basın Toplantılarının ‘kitap…’ olarak yayınlanması bir önemli kaynak… Burada, basınla olan ‘diyalog…’ kanaatimce çok önemli kendilerine bir farklı vizyonu yüklüyor.. Buradaki bir arzumuzu belirtmek isterim; O güzel hatıraların 12 yaprak haline 2004 yılı takvimi olarak evlerimize tebessüm edecek bir şekilde hazırlanması…

Evet!. Sözün özü olarak diyebilirim ki, sivil inisiyatif her zaman için görevinin başında olmalıdır. Dün bizlerin yaparak toplum nezdinde derin izler bırakan çalışmaların günümüz gönüllü kuruluşlarının da aynı heyecanla yürütmeleri en büyük temennimizdir. En basit örneği gençliğimizi cinnet koğuşlarına taşıyan uyuşturucu ile mücadele eğitim zemininde gayet disiplinli bir şekilde dün olduğu gibi bugünde Emniyet/Milli Eğitim/ Basın işbirliği ile gerçekleştirilebilir. 

NASIL OLMALIYIZ?..

            Kökü iffet olan ağacın dallarına nasıl bir aşı yaparsan,  alacağın meyve de, yapacağın aşıya göre değişir!. Birçok kavramlardan nefret ederiz değil mi?. Taklitten, şekilcilikten, kopyacılıktan, her türlü aşırılıklardan, takiyecilikten, düzensizlikten, kimliksizlikten, haksızlıktan, adaletsizlikten vesaire

Ama, gel görelim ki, bu saydıklarımızın her birinden bir parça da olsa kendi hayatımızda mevcut!.. Siz bakmayınız öyle;  dinlemeyi fazla sevmeyiz!. Sabra tahammülümüz yoktur!.. Sır saklamayı pek bilmeyiz!. Geçmişe karşı ‘unutkanlığımız…’ fazladır… Yeniliklere/ zamanenin modasına ısrarla koşarız!. Töre deriz ama, nasılını pek anlamayız!. ‘adet yerini bulsun…’ diye yaptığımız çok işler vardır!. Yürekten bahsederiz… Sevgi içimizde bir gonca gül gibi açmaz!.  Edep ve adap sözlerimiz arasında sanki bir halka gibi durur ama, ‘kendimizi budamaya gelince…’ basarız feryatları!. Bir ah işitsek, titrer mi gönül dünyamız?..

Nasıl olmalıyız?.

Aslında zor bir soru değil!. Kolayı/basiti bile zorlaştıran/imkansızlaştıran bizleriz, çoğu zaman!. Alın evinizin baş köşesine Mevlana’nın yedi öğüdünü; şöyle kendinizi çekin bir hizaya… Ben neredeyim sorusunu aynaların camını kırarcasına haykırabilme gücünüz varsa, haykırınız!.

Ne diyor bu güzel insan;

“--Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
            --Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
            --Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
            --Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
            --Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol.
            --Hoşgörülükte deniz gibi ol.
            --Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”

Bütün bu hasletleri kendisini tedavi edecek bir metotta alan bir insanda inanınız; ne sinir kalır ve ne de asrın hastalığı stres!. Ve, onun sebep verdiği yüzlerce hastalık… İşte, sizlere en tabii diyet metodu!.

“—İnsan kendisinin başıboş yaratıldığını mı sanır?.” Şuradaki mükemmel ifade bizleri ne kadar sarıp sarmalarsa hayata o nispette sağlıklı bakarız!.Bir şeyi yaparken öncelikle; Ölçmek, biçmek, tartmak ve sonra akıl süzgecinden geçirmek!.. Hayat ne kadar karmaşık/ girift görünse de, belli disiplinleri vardır!.  O disiplinler karşımızda, bir fizik kanunu gibi durur!.

Caddeler, sokaklar, pazarlar bu milletin en çarpıcı karakterini yansıtan mekanlardır!.. Bu mekanlarda bir şuur arıyorum… Bir milli kimlik!. Bir edebi suret!. Nemelazımcılığın ötesinde, bir soylu heyecan/ öfke arıyorum!. Bir ufuk, bir gaye, bir kutlu yol arıyorum!.  O yolda yürürken acizane olarak nasihatim olacak… Günübirlik hayatın, moda gibi gelip geçici rüzgarların izlerinde yürümeyi değil; sizlere ait kimlikle bezenmiş bir nasihatim olacak; 


Ayağındaki çamuru,
Gönlüne..
Elindeki hamuru,
Ayağına bulaştırma.. 

Sır, sadağından çıkmamış
Bir yaman ok!.
Sükut, kutlu hazine..
Sırrını, sözüne bulaştırma..

Su, toprağın özüyle
Kabından boşalır..
Kabından taşan söze,
Özünü bulaştırma..

Kılıç, kından seslenir;
“namert eline düşürme”
Yere düşen namerde,
Öfkeni bulaştırma..

Tevazu kanatlanmış,
Dağlar aşmada..
Aşılmaz sandığın yollara,
Nefsini bulaştırma..

“İki kapılı bir han”
Dediler dünyaya..
İzine, adına, şanına,
Cehli bulaştırma..

Fırsatı ganimet bilip,
Yakasından tut zamanın..
Gariplere..Gam kervanına katıl,
Haramı/Haramiyi bulaştırma..


Yazarın Arşivine Dön