...:::  www.elaziz.net :::.... Elazığ ili Özel ve Güncel Web Sitesi...

 

BİZİ İNCİTEN BİR SÖZ!..
28 Temmuz 2003 Pazartesi


(Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Erkan Mumcu  ve  Müsteşarı  Sayın Prof. Dr. Mustafa İsen’e  açık mektup)  

Bir Zat-ı Zevat geliyorlar... Bu güzel diyarlar için, ‘kem sözler’  sarf ediyorlar... İçten olmayan, candan olmayan o sözler;  özüme dokundu!. “Sabır taşını çatlattı...” Bu özge vatan için, bu özge coğrafyanın insanı ve onun meydana getirdiği eserler için kusura bakmayınız ama, ‘söz söyletmem...’

            Kim bu Zat?.

            --Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdür Vekili!.

            Nerede ve ne söylüyor?

            “—Aslında Devlet Koroları  bu İllere (Elazığ, Diyarbakır, Şanlı Urfa, Sivas) yanlışlıkla kurulmuş, kurulmaması gerekirdi. Çünkü Doğudaki insanımıza bu Kültürü yerinde vermek  mümkün değil. Bu Sanat işleri, bütün incelikleri ile ancak batıda olur...”

            Bu ifadelerin manası nedir?.

            --Doğu insanı kültür-sanat ve edepten anlamaz!

            --Doğu insanı ince ruhlu/kibar ve nezih değil!.

            Sizler için ancak, bu milletin ‘garibi...’ diyebilirim!. Sizler için, ‘derinliği olmayan...’ sığ bir aklın, kendisini ‘fil dişi kulelerinde gören...’ içi boş/küf bağlamış/ kabukta kalmış satıhtan öte geçmeyen bir fikrin nalanı diyebilirim!.

            Neden mi?.

            --Daha, 23 Temmuz tarihinde Bakanlar Kurulu; ‘Vatanın ve Milletin bölünmezliği konusunda...’ ilk sivil ve siyasi iradenin; Milli Mücadele  kıvılcımının  yakıldığı Erzurum’da toplandı!.. Erzurum neresi balam?. Aziziye Tabyaları ile bilirsin!. Nene Hatunuyla bilirsin!. Dahası mı, Doğu Anadolu’nun ‘can şehri...’ bilirsin... Biraz güneye doğru inelim; “Ağrıdan Toroslara  dağların nasıl omuz omuza verdiğini görelim...” Zihnilerin, Hayrilerin ezgisiyle yankılanan bir coğrafyayı ‘gönül gözüyle...’ görerek tanıyalım!. Ki, Ankara; Anadolu’yu soluklayabilsin!. Hoyratlarla, Manilerle Belek Gazi diyarından Kerkük’e kadar uzanıversin!.

            Elazığ!. Gazi Atatürk’ün; ‘yüreği sağlam, vicdanı hür, başı dik, azığı bol..’ il manasında ismini verdiği  bir özge diyar... Öyle bir diyar ki, Fuzuli ve Nedim’in Şiirleri burada bestelenmiş!. Doğu ile Batı Anadolu’yu  kendi özünde, kendi sazında, kendi nazında birleştiren şehir!.

            Bu şehir, irfan ocağıdır!. Ahmet Kabaklı, Cemil Meriç, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Fethi Gemuhluoğlu, Fikret Memişoğlu, İshak  Sunguroğlu, Hafız Osman Öge, Nurettin Ardıçoğlu, Prof. Dr. Bahaettin  Ögel ve daha niceleri bu topraklarda yetişmiştir... Son asrın bu abide şahsiyetleri; Anadolu’ya feyiz vermişlerdir!. 12. asrın manevi iklimini,  21. asrın dokusunda yoğurmuşlardır!. Sadece Ögel, Türk Dünyasının ‘Kültür Mimarıdır...’ Elazığ, bu mimarları ağırlayan, ‘edep istasyonudur...’ Sadece Gemuhluoğlu, ‘Babı-Ali’nin çağlayan pınarıdır...’ Sadece Kabaklı, Türk Edebiyat Tarihinin, fikir ve aksiyon manasında gönül doktorudur!. Sadece, Gençosmanoğlu, bu milletin ‘destanını yazmıştır...’ Sadece Hafız Osman Öge, Harput  diyarından ses vermiş, gönül tellerini titretmiş; ‘zamanının bir Itrisi, Dede Efendisi...’ hüviyetinde söz ve ses ustasıdır!. Sadece Ardıçoğlu, 1963 yılında İnönü Kabinesinde Turizm, Basın, Yayın ve Erformasyon Bakanlığı yanında, Harput’un Tarihini yazmış; Türklüğe ve İslamiyet’e asla toz kondurmayan  bir mümtaz şahsiyet... Sizlere daha neleri anlatalım?. Evet!. Sizler, Harput’lu için “İstanbul Beyefendisi” denildiğini biliyor musunuz?. İsterseniz, aynı mirası büyük bir olgunlukla devam ettiren Elazığ’dan da bahsedebilirim!. Onun manevi mirasını büyük bir ihtiramla, büyük bir coşku ve fedakarlıkla devam ettiren sivil kurumlarından da!.

            Dün Çankaya’ya büyük bir edep, büyük bir vakar, büyük bir sükunetle çıkan Elazığ Musiki konservatuarı!. Elazığ’da, 32 yıllık tarihinde  bir irfan okulu olarak bilinir!.. Bağrından 25 bin Musikişinası çıkaran bir Halk Okulu!. Elazığ Devlet Klasik Türk  Korosu bu çatının bağrından çıkmıştır!. Fırat Üniversitesi bünyesinde dev adımlarla büyüyen, Konservatuar bu okulun bir hediyesidir!. Bütün bunlar Elazığ insanının ne kadar nezih, ne kadar kibar, ne kadar zarif olduğunun da bir ifadesidir!. Bu okula, bu hoş seda diyarına Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu konuk olmuş ve de, gecenin geç saatlerine kadar büyük bir huşu içerisinde, ‘musiki icra etmişlerdir...’ Elazığ’da, buradaki derin musiki kültürüne hayranlığını ifade etmekten kaçınmamışlardır. Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Mustafa İsen, Elazığ’da 1997 Tarihinden itibaren düzenlenen Çayda Çıra Bilim, Kültür ve Sanat Ödülüne, ‘Bilime yaptığı hizmetlerden ötürü...’ Bilim Ödülü alan bir şahsiyettir... Onlarda, bu diyarı ve bu diyarın insanlarını gayet iyi bilirler!. Hele, On beş yıldır yılmadan, usanmadan birer vakıf insan hüviyetindeki arkadaşlarımızın bu bayrağın, bu vatanın, bu coğrafyanın manevi ihtiramıyla kendisini bezeyen insanlarına Prof. Dr. Sadık Kemal Tural, bu coğrafyanın manevi tezyinini üstlenmiş  ‘sivil komutanlar...’ olarak yorumlara ihtiyacını duymuşlardır. Elazığ’da on yıldır gerçekleştirilen Hazar Şiir Akşamları; Türk Dünyasını kendi bağrında buluşturan bir edebi sohbet panayırı olmuştur!. Nüfus oranına göre Türkiye’de en az zabıta vakasının olduğu il, Elazığ’dır... Bunun altında yatan en önemli sebep ise, Elazığ insanının Kültüre-Sanata ve Edebiyat ve Güzel Sanatlara  olan yakın ilgisidir!.

            O Zevata, söyleme ihtiyacını hissediyorum; Milli Mücadelenin,kah  ‘gazi...’ dediği, kah ‘şanlı...’ dediği, kah ‘Kahraman...’ dediği; Nene Hatunlarıyla, Sütçü İmamlarıyla, Şahinleriyle ‘gururumuzu okşadığı...’ ki, Elazığ bütün bu şuurla, heyecanla bezenen, yıkanan serhat ilimiz!.. Milli bir efsane olarak yakılan, ‘Yemen Türküsünün...’ gönülleri şehitleriyle okşadığı bir İç Kale hüviyetindeki, aziz coğrafyamın ‘Kartal Yuvası...’ olarak yorumladığı bir ilimiz!.

            Hal böyleyken, ‘Doğu Anadolu’da kültür ve sanat olmaz...’ diyerek, kendi çıkmazlarınız içinde bizleri yürekten yaraladınız... Bilesiz ki, bu şehir; “can oğul, iman oğul, bayrak oğul, vatan oğul...” demiştir!. Bu özge çağrıyla, yüreklerin nasıl çarptığını, dalgaların o öfkeyle nasıl büyüdüğünü, bir volkan misali nasıl içten içe kaynadığını söylemek isterim!.


Yazarın Arşivine Dön