...:::  www.elaziz.net :::.... Elazığ ili Özel ve Güncel Web Sitesi...

 

ONLAR BİR DÖNEMDİ!..
     22 Temmuz 2003 Salı


Bana en fazla dokunan ‘ayrılık şarkıları…’ olmuştur!. O sebeple derim ki, bizim kilimlerimizin her düğümünde, her atkısında hüzün okunur… Münadiler ünledi, kamu ervah dinledi; ‘bir dost daha aramızdan ayrıldı…’ dediler. O dost, bu şehrin sesiydi.  İnleyen nağmesiydi!. Feryadıydı!. Şakıyan bülbülüydü!.

            Evet!. Hacı Halil Bilginoğlu’da, 16 Temmuz günü yakalandığı ‘amansız hastalıktan…’ yakasını kurtaramadı.  Hak’ka yürüdü!.  O, Mevla’ya aşıktı. İsmine, Şeb-i Aruz dediğimiz düğünümüze gelin derdi.. Vuslat günüdür, o gün!. Yüzlerin ağaracağı gündür…Dostların helalaşacağı; dualar ve aminlerle yakaracağı gündür!. O gün geldi, çattı…Bir dönem, bir zaman dilimi bütün ışıklarıyla kayıyordu aramızdan. Biz fanilere belki acı gelir ama; “Her nefis ölümü tadıcıdır” Her açan gül, vakti geldiğinde; bülbül feryadı figan etse de,  solacaktır!. Ne deriz?. Yarab!. Bizleri son nefesimizde, sana yar olacak kullarından eyle…

            Onlar bir dönemdi, bir nesildi, hatıralarıyla bir şehrin hafızasıydı..  Bu şehrin soluklarıydı. Sahalarında her biri rehber/önder insanlardı..Birer birer aramızdan ayrıldılar…Bu güzel insan, bu dost insan için son görevimizi yapmak için saf  bağlarken bir şey düşündüm; Bu şehir, kendi hafızasına sahip çıkamıyor!.  Milletler, hafızalarıyla güç bulurlar… Kendi içerisinden çıkan gönül erenleriyle, bilge kişileriyle hayata daha arzulu, daha coşkulu bakarlar!. Bu şehrin Biyografyası niye hala yazılmasın… Kendi şahsiyetleriyle, kişilikleriyle, kendisine ayna olacak karakterleriyle niye yüz yüze gelmesin?. Bir dönem dedik; 1965-2000 yılları arasında aramızdan ayrılan bir nesil… Birlikte yaşadığımız, aynı kaderi paylaştığımız; bir fanusun yüzleri gibi bizleri aydınlatan  bir nesil.. Siyaseti, diyaneti, bilimi, iş dünyası, sivili, askeri ile bu şehrin onlarca yüz akı… Ve, o halkanın bir güçlü siması Hacı Halil Bilginoğlu… Bütün bunlar bu şehrin ‘iz bırakan…’ tarihi şahsiyetleri. Ufuk ve gaye insanları… Dün, onlar omuzladılar bu şehri.. Taş üzerine bir taş konulması için onlar çırpındılar… Dalgalarla, onlar amansızca  boğuştular… Tavizsiz, riyasız, istisnasız onlar birer yıldızlardı.. Bizlere düşen görev nedir?. Hatıralarını yad etmek!. Şehri fikri, edebi manada zenginleştirmek ve de bizden sonraki nesillere daha güçlü eserler bırakmak için bir nevi seferber olmalıyız!..

            Bugün, bizlerde derin izler bırakan bir güzide şahsiyetin, bir gönül ereninin, telkin ve ikna gücü yüksek bir usta hatibin,  aramızdan ayrılmasının üzüntüsü içerisindeyiz. “Alimin göçmesi, alemin göçmesi…” değil mi?. Gafletin üzerine sürekli kırbaç indiren o öfke, beyinlerde zonklayan o arzulu, dalgalarla boğuşan o garibim ses, yürekler Allah Allah   diyerek çarparken  yankılansın diyorum…Allah’ın rahmeti üzerine olsun, Ey güzel dost. Başınız sağ olsun, Ey aziz şehir…

KIRIMLI İRFAN!..

            Fırat Üniversitesinden bir hocamız, yurt dışı hatıralarından bahsettiler. Kırımdayım.. Azak Denizini çevreleyen bir güzel yurttayım. Bir kahramandan bahsettiler; ‘gönüllerini çalan…’ bir bahtiyar. 21. asrın hala var olduğuna inandığımız, ‘iyilik perisinden…’ bahsettiler. Rahmani duyguları ağır basan bir cengaverden söz ettiler… “Kırımdan gelirim, adımda Sinan’dır hey! Kılıcımın suyu yar suyu, yar suyu hey!” Kılıca su vermek gibi bir hal yaşadım, vatan sevgisinin sürekli doruklarda olduğu bu diyarda…

            Kırımlı İrfan!. Nasıl yapmış gönülleri…Sözün ötesinde bir kutsi yol var; “Sevdiklerinizden Allah yolunda harcayın…” Öyle ki, “Her hayır sadakadır…” Vücudunuzun bütün hücreleri bu güzel haslet üzerinde nasıl yoğrulur?. Bunu Kırımlı İrfan anlatmıyor, bizatihi hayatında yaşıyor. Bu yüksek seciyeli şahsiyet Kırım’a, din görevlisi olarak ayda bin beş yüz dolarla görevlendirilir. Bu asilzade ne yapar?. Bana verilen bu para, ‘buradaki bu toprak üzerinde yaşayan insanların hakkıdır’ O halde, ben bu hakkı yerine teslim etmeliyim. Kırımlı İrfan, görev yaptığı süre içerisinde, ‘yüz öğrenciye…’ burs vermeye başlar!. Onların gönüllerini okşar. Sadece okumaya aşılamaz, insani erdemliğin faziletini yüreğinden kopan güzelliklerle bezemeye başlar!. Gönüller nasıl fethedilirmiş?. Yüz akı yiğitler bu topraklarda gün gelir nasıl harman olurmuş…Kırımlı İrfan’da, elbette bir soylu tavır var!. Elbette, bu coğrafyada yaşayan her insanın üzerine alacağı büyük ders var.


Yazarın Arşivine Dön