...:::  www.elaziz.net :::.... Elazığ ili Özel ve Güncel Web Sitesi...

 

NASIL BİR İSİM VERELİM!
     07 Temmuz 2003
Pazartesi


Telefonun öte ucunda, Şener Bulut; “Harput Hükümdarı Balak Gazi’nin

Hayatının Senaryoya aktarılması konusunda yapılan çalışmaların değerlendirildiği  dergi çalışmasına nasıl bir isim verelim?.”

            Kısa ve öz bir cevap yönelttim; “Atayurt’tan Anayurt’a; Harput’ta  Tarihle Buluşma” Bu ifadelerde tatlı bir serüveni yaşayabilirsiniz!. Bu milletin Atayurt’tan Anadolu’ya gelişinin hikayesi ile kendi insanınızı buluşturabilirsiniz.. Bu duyguları sevgili dostum Şener Bulut ile paylaşırken elime geçen; aynı kaynaktan beslenen iki şiiri terennüm etmeye başladım...

            İlk şiir, Büyük Şair Mağcan Cumabay tarafından Türkiye’nin 1920-1922 Kurtuluş Savaşına atfen “Uzaktaki Kardeşime” başlığıyla yazdığı yürek kokan/ derdimle dertlenen/ bende hemhal olan mısralar... 12 kıta olan bu şiirden sadece birkaç kıtayı bu sütunuma almak istiyorum;

                        “Ey pirim! Ayrıldık mı ulu bütünden?
                         Dağılıp yılmayan yağan oklardan
                         Türk’ün pars gibi yüreği varken
                         Korkak kul mu olduk düşmandan sinen.

                        Özgürlüğe kanat çırpan Türk canı
                        Gerçekten hasta mı, bitti mi hali?
                        Yürekte ki ateş söndü mü, kurudu mu?
                        Damarında kaynayan atalar kanı?

                        Kardeşim! Sen o yanda, ben bu yanda
                        Kaygıdan kan yutuyoruz, bizim adımıza
                        Layık mı tul olup durmak? Gel gidelim
                        Altay’a atadan miras Altın tahta”

            Atayurt’tan yürek dolusu dualar; Anayurtta ki kardeşlerinin hürriyet kavgası için di!. Mağcan Cumabay Kazakistan’dan öylesine asil ifadelerle tarihe not düşecek şekilde; “Ulu bütünden...” bahsediyor. Üzerimize ne kadar büyük çığ/ ne kadar büyük ağu gelse bile biz birbirimizden kopamayız diyerek haykırıyor...

            O haykırışa, Piri Türkistan’ı Ahmet Yesevi Hazretlerinin manevi iklimi üzerinde inşa edilen 21. asrın belki de en büyük eseri diyebileceğimiz Türk’ün gökçe çadırı; Ahmet Yesevi Üniversitesi’nden/ mütevelli heyet üyelerinden Feyzullah  Budak’dan 80 yıl aradan sonra belki de çok gecikmiş bir özge cevap geliyor...

                        “Ulu bütünden ayrılıp uzağa düştük
                         Tarih kazanında yıllarca piştik
                         Dağılıp yılmadık, yağan oklardan
                         Yiğitlik suyunu biz özünden içtik.

                        Özgürlüğe hamle eden Türk canı
                        Ne hasta düştü, ne de tükendi hali
                        Sönmedi yüreklerde ki ateş
                        Kurumadı damardaki atalar kanı

                        Kardeşim, sen o yanda, ben bu yanda
                        Kudret doğmaz ayrı ayrı yatanda
                        Gücü-kuvveti toplamak gerek
                        Atalardan miras ortak vatanda.”

            Sepetçioğlu  bu milletin tarihi romanını sindirerek yazarken ne güzel sıfatlar, ne de güzel isimler koymuş; Kapı, Kilit, Anahtar ve sonrası... Atayurt’la aramızdaki bağları atmak için yağı şekilde çok uğraştılar!. Aşılmaz duvarlar örmek istediler!. Dilimizle, irfanımızla, töremizle, gaye ve ufkumuzla oynamak istediler!  Dile kolay 70 yıl süren bir zulüm işkencesinden geçti Atayurt!. Bağrında yaralar açtılar... Aklını ikilemlerle bunaltmak istediler... Ne yapsalar, olmadı!.

                        “Tutsak olur, tutsak olur
                         Türk nice tutsak olur
                         Kurtuluş yok deme,
                         El ele tutsak olur...”

            Evet!. Atayurt’tan Anayurt’a; Harput’ta Tarihle Buluşma... Bu milletin asırlara taşan serüveni!. Aynı duyguları özümüzde paylaşacağız... Kendi kimliğimiz, kendi desenlerimiz, kendi motiflerimiz, kendi kahramanlarımız, kendi efsanelerimizle buluşarak; hayata daha sıcak, daha arzulu ve yarınlara daha hoş duygularla bakacağız.  Çocuk, atasına haykırır; “Ne olur, anlat bana ecdadımı... İçine masal katarak anlat!” Bu millet artık 7’sinden 70’ine kadar; ‘kendi yürüyüşüne başlamalı’ diyoruz.


Yazarın Arşivine Dön