...:::  www.elaziz.net :::.... Elazığ ili Özel ve Güncel Web Sitesi...

 

ELAZIĞ'DA BİR İNCE RUH!
     24 Nisan 2003
Perşembe


            19 Nisan 2003 Tarihinde, bizleri tarihin güzel dokusuyla buluşturan bir açılıştaydık; ‘Çayda Çıra Elazığ Ürünleri Satış Mağazası’ Öyle inanıyorum ki, bu mekan kısa bir süre içerisinde bu şehirdeki; fikir, sanat ve edebiyat çevrelerinin buluşma yeri olacaktır. Bu havayı 19 Nisan tarihinde; baharın/toprağın kokusunu içimize sindirerek doyasıya aldık diyebilirim!. Yaşar Sabri Şanlı’nın  Sulu Boya, Burhan Özdemir’in  Fotoğraf ve Uğur Hatipoğlu’nun Yağlı boya sergisi gerçekten mükemmel!. Elazığ insanı için; ince ve narin yapılı deriz!. Zarif ve kibar/ beyefendi deriz!. Konuşmalarında edepli, davranışlarında ölçülüdürler…Bütün bu özellikler, Elazığ insanının sanata verdiği değerden; onu hayatının bir parçası olarak kabullenmesinden ileri gelir.

            30 Nisan Tarihinde, Sanayi Bakanı Ali Coşkun ETSO’nun Elazığ’da artık bir imaj ve bir simge haline gelen yeni çalışma ofisini açmak için gelecekler. Bu mekanda da, ETSO’ nun  Elazığ sanat çevrelerine kazandırdığı ‘sergi salonu’ ilk defa Tezhip ve Minyatür Sergisiyle; hizmetin doruğunda ve de, sanatçının emrinde olduklarını büyük bir tevazu ile Elazığ insanına haykıracaklardır. Sanata ve sanatçıya verilen önem; şehrin kültür dokusunun giderek canlanmasına ve zenginleşmesine bir vesiledir.

KOSGEB!.

            Sözü Ticaret Odasından açmışken, Ticaret Odasının bünyesinde faaliyet gösteren KOSGEB ve onun çalışkan temsilcisi Mehmet Karabulut’u dinliyoruz; Türkiye’de, artık ‘mevzuat’ ağırlığı giderek azalıyor!. Çalışan insanımızın ve özellikle de, ‘güçlerini/enerjilerini/emeklerini birleştiren’ şirketlere büyük imkanlar sağlanıyor!. Mesela, faal durumda olan ve belli kriterleri taşıyan 4 şirket birleşerek tek çatı altında bir araya geldiklerinde; 600 bin dolar, ödeme kolaylığı olan kredi imkanı sağlanıyor!.

            Sürekli vurguladığımız ana konu; üreten toplum imajı!. Fakirlikle, yoksullukla, cehaletle amansız bir kavganın verilmesi gerektiğine yürekten inanıyoruz. Sokaklarımızı, pazarlarımızı, ofislerimizi; ‘laf üretilen’ mekanlar olmaktan çıkararak, gerçekten milletin hizmetine verebilmeliyiz.

TSE BELGELENDİRME YETKİSİ!.

            Teknolojinin sürekli geliştiği/ yeni üretim hizmetlerinin doğduğu günümüzde; TSE’nin önemi giderek artmıştır. İş dünyasından sürekli bizlere şikayetler geliyor; Muş’taki, Bingöl’deki, Tunceli’deki ve Elazığ’daki iş adamı; TSE Belgesi için Malatya’ya gitme durumunda bırakılıyor. Halbuki, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası bunu kendi bünyesinde yapabilecek teknolojiye, alt yapıya ve hizmet tesislerine tamamen sahip durumda!. Sürekli söylerim; Günümüzde; insanımızın ayağına gitmenin/ hizmeti güçlendirmenin/morali yükseltmenin gönül arzusu içerisinde yeniden bir yapılanma sürecine girmeliyiz. İnsanımızı yormak, ona eziyet etmek için değil; onu güçlendirmek ve her bakımdan şevklendirmek için çaba sarf etmeliyiz.

HERKESİN BİR ÖYKÜSÜ!..                    

            Bir babanın oğluna en güzel öğüdü nedir?. Kelimelere sığar mı?. Belli kalıplara dökülebilir mi?. Biz biliyoruz ki, evlat üzerinde en kalıcı hatıralar; atanın bıraktığı yoldur, yordamdır!.

            Dinleyelim, ak saçlı gün görmüş atanın her biri inci değerindeki sözlerini; --Gürültü patırtının ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içerisinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma.İçten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver.Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardır.

İKİ AYAĞIMIZ!..

            Kıbrıs ve Kuzey Irak..
            Kaf  Dağı’nın ötesi değil…

            Anadolu’nun iki ayağı gibidir onlar!.
            Ayağımızı yere metin basmalıyız!.

            Dost ve düşman bizlerin hak ve hukuku üzerindeki ısrarımızı gayet iyi bilmeli ve buna saygılı olmayı da, restleşerek değil; tarih önünde öğrenmelidir.

            Şunu iyi bileceğiz ki; Medeniyetler savaşını istemek; tarihi reddiyedir!. Dikkat ederseniz bu bölgede sürekli olarak, ‘taşeron’ olarak Rumlar, Ermeniler ve diğer unsurlar kullanılmaktadır!.

            Türkiye, bölgesinde tarihi bir rolü oynamak istiyor. Batı ile Doğu arasında ‘köprü’ olmak, ‘doğunun zenginliklerini’ kendi coğrafyasından batı dünyasına taşımak istiyor. Batının teknolojisini de, Doğu insanının refahı için kazandırmak arzusunda…

            Gerilim politikaları, Orta-Kuşak üzerine yeni yıldırımların düşmesinden; yeni fırtınaların esmesinden; yeni çalkantılarla insanlığın heba olmasından başka bir işe yaramamıştır, yaramayacaktır da!.

            Kıbrıs, Anadolu’nun coğrafi olarak bir parçası… Tarihin seyrinde de, Türk-İslam kültürüyle yoğrulan ve hala üzerinde yüzlerce eser bulunan Akdeniz’in kalbinde; hançer olmayı/ kızıl kaftan giymeyi/insanlık için cinnet koğuşu olmayı değil; hafızalarda Barış ve Huzurun sembolü olarak kalmalıdır!. Aynı şekilde; Batı Trakya, Kafkaslar, Basra Körfezi; üç kıtaya açılan güvenlik penceresi olmalıdır!. Osmanlı, bunu gerçekleştirmiştir. İnsan merkezli bir harekete, bir aksiyona bölge insanının, dünden daha fazla ihtiyacı vardır. Bu coğrafyanın insanına tarihi misyonu yüklerseniz; toprağa huzur tohumunu atarsınız… Ama, o misyonu elinden alırsanız; bu bölgede yeniden Ebu  Cehillerin, Şeddatların, Karunların, Firavunların, Nemrutların hükümran olmalarına kapı aralamış olursunuz…Buna söylenecek tek sözümüz; cinayet!. Üzüntümüz, o kapı sürekli bu bölgede açık bırakıldı!. İlim ve hikmet ön plana çıkmadı!. Marifet ve iltifat kol kola vermedi!. Sürekli gerilim… sürekli mikro milliyetçiliğin kamçılandığı bir coğrafya da, sömürgeci zihniyetin tasallutu!. Söyler misiniz, putlar nasıl kırılacak… Tarih, bu milletin adil ve şefkat dolu yüzünü o kadar çok özledi ki?. Dün Tuğrul Han’ı Bağdat’a davet eden akıl; aynı hayret yüklü gayretin özleminde dersek şaşmayın!.


Yazarın Arşivine Dön