...:::  www.elaziz.net :::.... Elazığ ili Özel ve Güncel Web Sitesi...

 

DİLENMEK!
21 Nisan 2003
Pazartesi


            Dilenmek, müslüman  mahallesinde salyangoz satmaya benzer! O sebepledir ki, bizim dinimiz, bizim örfümüz; dilenmeyi hoş karşılamaz… Ama gel görelim ki günümüzde, dilenmek; bir sanat, bir marifet, bir geçim kaynağı haline getirilmiştir(?!)

            Anlattılar, dilim uçuklandı!. Her sabahın erken vaktinde minibüslerle şehrin belirli merkezlerine bırakılıyor…Eli, kolu kırılarak toplumda acıma hissi uyandırılan küçük yavrular; kimsesiz, yalnız ve garipler köşe başlarını birer birer tutuyorlar!. Akşamın belli saatinde minibüslerle tekrar alınarak bilinmeyen inlerine çekiliyorlar!. Anlatılanlar doğruysa; bu bir tuzak, bu bir insanlık suçu, bir felaket…

            Felaket dedik, yarın daha büyük çığlıklara sebep olacak; utanç tablolarından bu şehri, bu şehrin insanını kurtarmanın seferberliğini başlatalım!. “Komşusu aç iken tok yatan benden değildir” bir inancın kendi sokağında böyle bir manzaraya tahammülümüz olmamalı!. Elbet bu ülkede garipler, yoksullar olacaktır. Sahipsiz bırakılan o masum yüzler, merhamet dilencisi durumuna düşürülen o muhterem insanlar; ‘günlük nafakası’ nisbetinde  el açabilir!. O yüzler, bizim utancımız…

            Felaket dedik; bu bir sosyal kirlenmedir!. Zaman içerisinde, zaman içerisinde; kinlenmedir!. Ondaki ruhi depresyon giderek intikama dönüşecektir.. Bizim inancımız; “Bir insanı kurtarmak, bütün insanlığı kurtarmak; bir insanı öldürmek ise bütün insanlığı öldürmek gibidir..” Sosyal yaraları sarmak, rehabilitasyon merkezleri açarak, ‘sokakları’ o rutubetli havadan kurtarmak asil bir görev olarak görüyoruz!. İnsanı, kendi çirkin amaçları uğruna köleleştirenlere de haddini bildirmek…

BİR KÜÇÜK NASİHAT;

            Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta ki bir kumsaldaki;  tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.

KENDİ DURUŞUMUZ!.

            Dikkat ediyorum da, toplum olarak; ürkek, korkak, kendi içine kapalı, küçük bir nemden etkilenen, şüpheci, moral değerleri yıkılmış bir çürüme bizim bünyemizi giderek etkilemeye başlamış!.

            Bu milleti; kendi duruşu, kendi kimliği ile niye beslemiyoruz. Komplo teoriler her zaman var olmuştur. Herkesin, her kesimin belli hesapları olacaktır. Bütün mesele nedir?. Benim kendi kimliğime, üzerinde yaşadığım coğrafyaya sahiplenme şuurum!. O şuur, gerektiğinde öfkeye dönüşmeli!. O şuur, gerektiğinde topyekün ayağa kalkmalı!.

            Söyler misiniz, milli değerlerimize ne kadar sahipleniyoruz?. Kendi kahramanlarımızı, kendi efsanelerimizi, kendi destanlarımızı ne kadar tanıyoruz?. Veya onlarla nasıl bütünleşebiliyoruz?. Kendi evinizdeki onlarca kanaldaki TV ekranlarında; kendi kimliğiniz veya kendinizi ne kadar görebiliyorsunuz?. Fert olarak, bu coğrafyaya yaptığımız hizmetleri kendi vicdanımızda sorguladık mı?. Misyoner faaliyetlerden bahsederiz… Doğrudur!

Peki, biz kendimize belli misyonları yükledik mi?.

KENDİ ÇİZGİLERİMİZ!..

TV’den bahsettik…Yavrularımızı, onların körpe beyinlerini esir alan her biri ithal; ithal olunca, beyinleri çarpık düşüncelerle yıkayan çizgi filimler!. Bir arkadaşıma soruyorum; çizgi film o kadar zor mu?. Hayır diyor!. Şu şehirde, Grafik bölümünü; Güzel Sanatlar Fakültesi yapsınlar veya Eğitim Fakültesi bünyesinde Resim-İş Öğretmenliği bünyesinde bu bölüm dört yıl olsun bu memleket için çok güzel eserler çıkacaktır…Tabii olarak animasyon çalışmaları da hızlanacaktır.

Belki, bizim bu düşüncelerimize fazla kulak kabartmayabilirsiniz ama, şurası bir gerçek ki, çok zengin bir kültür dokumuz mevcut. Elimizde, çok zengin malzemeler var. Çocuğa ne verirseniz onu alır. Günümüzün korkunç şekilde gelişen teknolojisini biz niye kullanmayalım.  


Yazarın Arşivine Dön