...:::  www.elaziz.net :::.... Elazığ ili Özel ve Güncel Web Sitesi...

 

KAPALI ÇARŞI ve KÜLTÜRÜMÜZ!
     02 Nisan 2003 Çarşamba


Kapalı Çarşı sözlükte; “Dükkan ve ana yollarının üzeri tonozlar ve ahşap bir çatı ile veya kubbelerle örtülü çarşı” olarak geçer.

         Arkadaşlarla sohbet ediyoruz… Bir arkadaşımız Elazığ Kapalı Çarşı’nın içler acısı durumundan bahsetti!. Kendi haline bırakılan bir tarih var, Kapalı Çarşı’da…Bu şehrin 80 yılı bulan kültürünün derin izleri duruyor üzerinde!.

         Elazığ, Cumhuriyet Döneminde; Harput’un  eteklerinden tutunarak düz ovada, Doğu-Batı istikametinde; bir çanak düşünün, onun içerisine gömülü bir şehir!. Cumhuriyet Döneminin ilk yıllarına ait Elazığ, gerçekten birbirini dikine kesen sokakları, bahçe içerisinde iki katlı cumbalı evleri ile göz kamaştıracak bir güzelliğini üzerinde taşıyor!. Onun pek çok izlerine 1970’li, 1980’li yıllarda yetiştik.. O güzellikler, öylesine hırçınca, acımasızca törpülendi ki, gün geldi; ‘yeşil bütünüyle budandı’ şehrin insanından tabiat esirgendi!. Güneş yüzü görmeyen Gazi Caddesinde yürürken,  ‘kalabalıklar sizleri yoruyor’

         Bu şehrin ilk kuruluş yıllarından bizlere hatıra olarak kalan, ecdat yadigarı bir eser olarak baktığımız Kapalı Çarşı!. Tarihçiler, özellikle Türk-İslam mimarisi üzerinde araştırma yapanlar gayet iyi bilirler; Şehir kültürünün bize ait yegane mirasıdır!. Hanlar, Hamamlar, Camiler, çeşmeler, sebiller,  Mescitler, Kervanlar, Kervansaraylar, Bedestenler, Saat kuleleri vs. bu kültürün doruğa çıkan eserleridir…

         Ticaret Merkezi mahiyetinde ki, üstü kapalı bu çarşılar; 15. yy.larda batı dünyasının dikkatini çekmiştir. Paris’te, Londra’da, Newyork’ta ve de batının birçok büyük merkezlerinde kurulan büyük ticaret merkezleri Türkiye örneğinden yola çıkılarak bugünkü üstün teknolojiyle bezenerek giderek cazibe merkezleri konumuna taşınmışlardır.   

         Türkiye’mizden, hakimiyetimiz altındaki coğrafya’dan birkaç örnek verelim; İstanbul, Bursa, Edirne, Kayseri, Urfa,  Şam, Bağdat  vs. kapalı çarşıları meşhurdur!. Fatih Döneminde, 1460 tarihinde inşa edilen, Kanuni Döneminde bugünkü halini alan Kapalı Çarşı, 30.700  m2’lik bir alan kapsamaktadır!. Çarşı, o dönemin sosyal, kültürel ve iktisadi merkezi durumunda!. Çarşının idaresi Türk-İslam esnaf teşkilatlarından Loncanın elindeydi. Çarşının gözleri cezbeden bir mimari abide!. Bir incelik ve sadelik harikası!.

         Elazığ Kapalı Çarşı!. 80 yılın hatıralarıyla ayakta kalmak için sızlanıyor... Ben, sizdenim diyor!. Bu dokuya sahip çıkın diyor!. Dinliyoruz, boş durulmamış.. Zaman içerisinde, buranın tekrar imar ve ihyası için plan ve projeler hazırlanıyor… Yümnü   Saatçı, en ince teferruatına kadar çalışma yapıyor ve güzel bir maketi hazırlanıyor… Sonra, ‘dernek ayakta’ ama, heyecan doruklarda değil!. Toplanan paralar, sahiplerine tekrar iade edilmiş!.

         Şunu özellikle belirtmek istiyorum; Kapalı Çarşı, bu haliyle vicdanlarda bir leke gibi duruyor!. Gönülden sevdiğiniz bu mekana, ‘bakımsızlık’ yüzünden gidemiyorsunuz?.

         Evet! Bir tarih var, şehrin ortasında!. 80 yıllık bir mazi.. Hani nerede bizlerde ki, tarih ve geçmişe olan saygı?. Artık bütün bunları sorgulayacağız!. Bu şehir, söyleyin lütfen; kendi kültürüne, kendi zenginliklerine, kendi desenlerine bu kadar ilgisiz mi kalacak?.

         Kapalı Çarşı!. Bu coğrafyanın, asırları kuşatan en nadide kültürü!. Batı’nın, ‘karanlık çağına’ ışık saçan zamanın cazibe merkezleri!. İnsanın üzerinde titrediği her biri devasa eser!. O izlerin, bir parçası; Elazığ Kapalı Çarşı!. İlgililerden merak bekliyor!. Bu merak, bir nokta da; kendi tarihine saygıdır efendiler!. Bizler kadar, geçmişine bigane kalan, ‘dünü çok çabuk unutan’  bir millet yok gibi…Haydi, görev başına!. Tarihini, ayağa kaldırmanın kutsal mücadelesine…Bir tarihi eserin çökmesi, bir dönemin çöküşü gibi insana, acı veriyor!.

         HERKES BİR UCUNDAN TUTSUN!.

         Kabe, temeline kadar yıkıntılarla dolu.. Onu yeni baştan inşa etmenin derin düşüncesi…Bir heyecan, bir koşturmaca başlıyor. Temel yükseliyor.. İş, kara taşı yerine koymaya geliyor.

         Bir hengame kopuyor. Sen, ben kavgası; kılıçların çekilmesine kadar işi götürüyor. Kureyş’in büyükleri çevresindeki insanları sükunete davet ediyorlar.

         Birini hakem tutalım diyorlar.  Teklif sahibi, elini Kabe’ye gelen geçitlerden birine uzatıyor; Şu geçitten kim gelirse ilk olarak onu hakem tayin edelim diyor. Bunda karar kılınıyor. Geçitten, ‘el-emin’ görünüyor. Kamil akıl ve ahlakında her kesimin üzerinde ortak karar verdiği Allah’ın Resulü çıkageldi..

         Bir güzel karar; Bir örtü getirin diyorlar.. Örtü geliyor ve yere seriliyor. Mübarek elleriyle, ‘cennet nişanlı taşı’ örtünün üzerine koyuyorlar. Ve, her kabileye örtünün bir ucundan tutun diyorlar.

         İhlas!. Mükemmel bir teslimiyet ve ‘paylaşımcılık’ şiddetin üzerine bir anda sabır ve rahmet olarak çöküyor!. Bu güzel davranış, bizler için bir ölçü, bir peygamber sünneti olarak karşımıza çıkıyor; “Bir güzel çalışmada, samimiyet, İhlas, aşk, heyecan ve paylaşımcılık” güzelliği artırır, hayatı bu bağlamda güzelleştirir. İnsanımız, bu güzel davranışla kendisini bezemeli!

         O SADE BİR İNSAN!.

         Bizans İmparatoru, Medine’ye elçisini gönderir.. Elçi, o dönemin ağır hediyeleriyle Medine’de; bir sultan, büyük bir debdebe içerisinde yaşayan hükümdar arar…Hayret!. Görünürde ne saray vardır ve ne de göz alıcı bir konak!. Sorar, “beni hükümdarınızla görüştürür müsünüz?” Bu yabancıya bir garip bakış; “Ne hükümdarı!” cevabıyla can alıcı bir hitap, yabancının yüzünde kıvılcımlar yanar!. Biri atılır, “Hattab’ın oğlu Ömer’i mi arıyorsun?” İşte, orada!. Şu ağacın altında kendi halinde yatan insan…

         Elçi, hayretten gözleri fal taşı gibi açılır; “Koskoca orduları yenen, bu sadelik mi?” Evet!. İslam böyle doğdu.. Tertemiz.. Berrak.. Lekesiz.. Ömer, bir iffet harikası.. Bir adalet timsali…Hayretlerini gizleyemeyen gözlere, en hakiki nazar!. O nazarda, ufuklar var.. Ufukların ötesini görmeniz mümkün..


Yazarın Arşivine Dön