...:::  www.elaziz.net :::.... Elazığ ili Özel ve Güncel Web Sitesi...

 

TARİH YAZMAK, YAPMAK KADAR ZOR!
     20 Mart 2003
Perşembe


                Tarih yazanlar acaba, meçhuller caddesinde mi yürüyor! Bir hikayeye bin bir rivayet katarak, yeni bir hayat mı sürüyor!. Asrın tuvaline düşen o kimlik, o desen, o renk, o ahenk; ‘muhtacım’ diyor, anlatılmaya… Anlat bana ecdadını ne olur?..

                Irak’ta meydana gelen gelişmeler kavuruyor bütün benliğimi!. Tankıyla, topuyla, donatıldığı en modern silahlarıyla daha dün Çanakkale önüne gelenler, hafızalardan silinmedi… “Ya ölüm, Ya İstiklal” diyen bir irade, nasıl tutsak olabilirdi ki?. F.Memişoğlu;

                “Vicdanları yaktıkça bu şöhret, bu temaşa
                Meçhul bir asker diyemem ben sana haşa
                Meçhul adının ilmi bin irfana bedeldir
                Bir damla kanın bin coşan ummana bedeldir”

                Irak’ta, bölgenin hareminde; yeni bir tarih mi yazılıyor?. Hayır!. Yüz bin defa hayır… Asrın çirkefine bulanmış suretler görürsünüz!. Aklın, kıymık kıymık doğrandığını görürsünüz!. Bağdat’ın üzerinde, gün ağarmıyor!. Kem gözler üstüne, yeni bir kabus doğuyor!. Destan şairimiz N.Y. Gençosmanoğlu; “Fırat suyu bal olmuş/ Bir filiz bin al olmuş/ Boz yeşile dönmüş/ Toprağa bir hal olmuş” O deli taylar gibi gemini kırıp coşan sular, bağrı yanıklara şifa olup akan sular, İrem bahçelerinin tadına, hazına, nazına boyanmış sular; şimdilerde, kara zifte mahkum!. Mahzun kalacak yüreği… Ferhat’ın aşk dolu sesi yerini hicrana bırakacak!. Feryatlar yükselecek bu diyarlardan…Sezai Çöteli;

                “Niye hep tersine işler sıralı
                Neden bu halkın hep bahtı karalı
                Mevsimlerin bile bağrı yaralı
                Bahar belli değil yaz belli değil”

                Harput-Urfa-Kerkük vadisinden hoyratlar eksik olmaz!. Mehmet Özbek; “Bu vadideki hoyrat esintileri,  altı yüzyıldır Harput Kalesi’nden uzakları, çok uzakları gözleyen ve bağrına basma tutkusuyla yanan Belek Gazi’nin özlemiydi. Hoyrat esintileri, Artukoğulları’nın mutlu günlerinden başlayan ve ölünceye kadar birbirini unutmamaya söz vermiş kardaşların  veda öyküsüdür.” Harput’lu  önce Kerkük’lüyü  uğurladı. “Gadan alam unutma atanı” dedi ve arkasından ağır ağır kaleye çıktı, bir bilge kişi gibi oturdu burca ve “şeher  yolu” na  bakarak intizarda bulundu; “Çak felek/ Hançeri al çak felek/ Düşmanları güldüren/ Düşmandan alçak felek” Özbek, hüzün perdesini aralayarak; “Asaletiniz “divan”da; insanlığınız “Beşiri”de, “muhalif”te gizlidir. Çocuklarınızın adı “şirvani”, “mesnevi”, “muçula” olsa dahi bunların aynı kandan geldiğini sakın unutmayın. Ama onların ruhlarının şad olabilmesi için, Sen “kürsü başında” sen “sıra gecesinde” Sen de “Çayhane bucağında” türkülerinizi söyleyip hoyratlarınızı çağırmalısınız. Ben tarihim, yapraklarım solacak, yırtılacak ve kaybolacaktır bir gün. Ama dünya var  oldukça, hoyrat ve türkülerimiz sizi yaşatacak ve aziz kılacaktır.”

                İsmi Irak’tır ama, asırlar var ki, çarpar sinem seninle!.  Bu güzel yolculuğun yar ile yareni gibi olmuşsun!. Nasıl ki, Dicle’yi Fırat’tan ayırmak  mümkün değil; hak ile hukuku, hak ile halkı, kader ile bahtı birbirinden söküp almanız mümkün değil!. Bölgenin haremine hançer gibi sokulmanız, ‘kanayan bir yara’ olarak hafızalara kazınacaktır. Sökün edip giderken bir gün bu diyarlardan sizlere miras olarak, ‘bağrı yanık ağıtlar kalacaktır’ Tarihin alkışını değil, ‘zulmün hatıralarını’ miras kalacak!.                

Hey! Ferhat’la kıyama kalkan dağlar
Yarin önüne serilen çöl ağlar
Yok artık, yok! Telgrafın direkleri

Dileklere açılmayan gül ağlar
 

Gelmez yardan,  zarfa dolanmış sırlar
Yarin gönlüne bulanmış satırlar
Haz verir, güzel kokulu ıtırlar
Derdine çare olmayan dil ağlar 

Ne oyalı yazma, kilim dokusu
Yıldızlara kanmış yarin uykusu
Toprakla bezenmiş terin kokusu
Yapıya mertek olmayan,  dal ağlar. 

Rüzgar fısıldar sevginin adını
Nice iklime taşır muradını

Dertli olana verir abadını

Abidlere  isyan eden kul ağlar.


Yazarın Arşivine Dön