...:::  www.elaziz.net :::.... Elazığ ili Özel ve Güncel Web Sitesi...

 

Krizle Tırmanan!..
17 Şubat 2003 Pazartesi


            Ortadoğu’da, Türklerin bölgeden çekilmesiyle birlikte; istikrar çekilmiştir, sulh ve salah çekilmiştir, hak ve hukuk çekilmiştir!. Karşımıza, batının cetvelle belirlediği ve kendisine muti olacak liderleri işbaşına getirdiği garip bir ‘siyasi coğrafya’ karşımıza çıkmıştır!.

            1990 yıllarından sonra Kuzeydoğu komşumuz Sovyet Rusya’nın çökmesi, Avrupa’da yeniden yapılanma sürecinin giderek şekillenmeye başlaması beraberinde sıkıntıları da getirmiştir!.

            Ali Bulaç,  “AB, savaş ve Kıbrıs” isimli makalesinde şu görüşlere yer vermektedir; “AB genişleme sürecini tamamlamadan ve kendisine meydan okuyabilecek bir askeri güce sahip olmadan ABD, Orta Avrupa’dan Çin Seddi’ne  kadar kendi başına hegemonik bir güç  kurmak amacıyla elini çabuk tutmaktadır.”

            Kriz tırmandıkça, bölgede;  ‘kıyamet yaklaştıkça’ birçok gerçekler günışığına çıkmaya başlamıştır!. ABD’nin niyeti hiçbir zaman bölgeye istikrar getirme amacına yönelik değildir!. Bölgedeki kavga, ‘stratejik üstünlük sağlama’ konusunda kozların paylaşılmasıdır.

            Bu mücadelenin ortaçağa kadar giden bir tarihi seyri vardır. O dönemde, karşılarında batı dünyasının, ‘İslam’ın Kılıcı’ olarak yorumladığı Türkler vardır!. Türk  Seddi’ni aşamamışlardır!.

Evet!. “Avrupa Birliği düşüncesinin tarihi temelleri Saint Pierre  ve Victor Hugo’nun Birleşik Avrupa Devletleri kurulmasına ilişkin fikirlerine dayanır.” Bu düşüncenin fikir bazında mimarları arasında; Montesquieu , Voltaire , Proudhon,  Saint Simon  sayılabilir!. Şarklen,  Napolyon, Hitler bu yönde politika geliştirmişlerdir!.

Günümüzde, Fransa,Almanya ve Belçika’nın ortak tavrı bu siyasi hareketin esprisinden başka bir şey değildir!. Batı dünyası kendisini tanımlarken; “Hıristiyan  Dininden, Roma Medeniyetinden, Grek-Latin kültüründenim” demektedir…Bu bir tavırdır, bir duruştur!. Bu duruşa karşı, biz nasıl bir kimlik sergiledik, o da ayrı bir konu!.

Dokuz günlük bayram tatilinden sıkıntılarla dolu günlere zorlu adımlar atıyoruz!. Öyle ki, tırmanan sadece kriz mi?. Önümüzdeki yıllarda şekillenecek bir coğrafyanın da habercisi oluyor, daha şimdiden!. ABD Dışişleri Bakanı Powel,  “Savaşın başarılı olmasıyla, bölgede Amerikan çıkarlarına uygun olarak radikal biçimde yeniden şekilleneceğini düşünüyorum!” ABD, böyle bir düşünceyle bölgeye adımını atarken, acaba diyoruz; Türkiye, bölgede inisiyatifi bırakabilir mi?. İşte, Türk dış politikasını gelişmeler karşısında belki de, ‘taraf durumuna getiren’ bu yaklaşım olmaktadır. Bölgede yeniden meydana gelecek bir şekillenmede, Türkiye elbette inisiyatifini elinde bulundurmada aktif rol oynayacaktır. Bu bir tarihi duruşun, hak ve hukuk sahibi oluşun getirdiği meşru tavır olmaktadır.

“Kötü ihtimale adım adım” giderken, daha şimdiden ‘Basra, için için yanmaya başladı’ Bir yanda, soğuk savaş döneminde; Rusya’nın yayılmacı politikaları karşısında özellikle Avrupa üzerinde kalkan görevini gören NATO içerisinde, kesin kırılmalar meydana gelmeye başlamıştır.

Bizler, bir yanda; takriben 800 bin civarında düşünülen ‘göçmen sıkıntısını’ ondan daha öte, ‘üçe bölünecek bir Irak’ın geleceğini..’ düşünürken beri tarafta da, Almanya-Fransa merkezinde oluşmakta olan bir savunma eğilimini göz ardı etmemeye çalışıyoruz!. Bu düşünceye nasıl yaklaşıyoruz?. NATO’da tarihi bir kriz süreci artık başlamıştır. İttifakın geleceği daha şimdiden tartışma konusu olarak bazı mahfillerde yapılmaktadır. Bu şu demektir; Krizle birlikte, yeni savunma hareketleri gündemdedir!. Batı ile Doğu arasında diyalog kopma noktasına gelecektir!. Dahası, Doğu ve batı olarak bölünen dünyamız, Kuzey ve Güney arasındaki ‘ekonomik uçurum’ ile birlikte, ‘siyasi ve sosyal uçurumda’ giderek derinleşecektir!.

Bizler şunu gayet iyi biliyoruz ki, Türkiye’nin dışında; ‘halk iradesi ile şekillenen’ hiçbir İslam ülkesi göremezsiniz. Ya emirlikle, ya şeyhlikle, ya krallıkla yönetilmektedir.

Irak’ta, kurucusu bir Hristiyan, ‘Mişel  Eflak’ olan sosyalist Baas Partisinin dikta yönetimiyle ülke insanı, ‘baskı-terör-zulüm yapılarak’ fakirliğin, cehaletin, bilgisizliğin, ufuksuzluğun kölesi durumuna getirilmiştir. Kuzey Irak’ta, yıllarca Kerkük ve Musul Türk’üne yapılan asimilasyon politikaları gerçekten insanlığın yüzünü kızartacak boyutta olmuştur!. 1959 Temmuzunda, bu bölgedeki aydınlara karşı sürdürülen kıyım ve katliamın derin izleri hala yaşanmaktadır.

Netice olarak, Batının direktiflerine uyan ‘uyduruk atanma liderlerin’ kendi ülkelerini giderek müstemleke durumuna getirdiği yüz kızartıcı bir harita!. O harita üzerinde, kurulan gizli senaryolar ve günümüzde, o kirli senaryonun ‘sıcak bir savaşa dönüşen’ gerçekten acıklı sahneleri!.

Ve, Türkiye!. Öncelikle, bölgesinde ısrarla; ‘sulh ve salah’ dedi!. Kendi siyasi bütünlüğünü ve istikrarını devam ettirmesi gereken, sağlıklı bir bünye içerisinde ‘Irak Coğrafyası’  dedi!. Ve, bölgede inisiyatifi elden bırakmama kararlılığında bir duruş!. Bütün bunlar güzel olmasına güzelde, muhtemel bir savaşın veya istikrarsızlığın getireceği büyük fatura ne olacak?. Bu ülke, daralan bir ekonomi içerisinde eskisinden daha zorlu sıkıntılara talim mi edecek?. Bizleri derinden etkileyen ve düşündüren bu yaman soru!.


Yazarın Arşivine Dön