...:::  www.elaziz.net :::.... Elazığ ili Özel ve Güncel Web Sitesi...

 

Harput'ta; Eski Yurttayım!..
     10 Şubat 2003 Pazartesi


Arafe günü, gelenektir insanımız;  ‘ölmüşlerini yad etmek’ eski hatıralarıyla buluşmak, hafızasını tazelemek, bir fatiha okumak için Harput’un yolunu tutar!. Yahya Kemal Beyatlı, o güzel hatıraları eserlerinde sürekli yad eden bir gönül şairimiz;

            “Ulu mabedde karıştım vatanın birliğine
             Çok şükür Tanrı’ya gördüm bu saatlerde yine
             Yaşayanlarla beraber bulunan ervahı
             Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı”

Özellikle Cuma ve bayram namazlarında, Harput’ta  Ulu Cami’nin/ Kurşunlu Cami’nin/ Saray Hatun Cami’nin havası bir başka olur!. Düşünürüm, kim bilir şu saflarda kimler durdu?. Şu mimberlerden hangi hatipler geldi, geçti!. Hanlar vardı, nice kervanlara konak olan, nicelerine konak olan sarayların vardı!.

Milli hislerimize tercüman olarak mısraların ahenginde günü en güzel şekilde tasvir etmeye çalışan, Abdurrahim  Karakoç;

            “Bayram af günüdür, barış günüdür
             Bayramlar, rahmete giriş günüdür
             Bayram Hak menzile varış günüdür
            Gönlümü verdiğim bayramlar hani”

Evet!. Bizler bu hatıralarla, ‘eski yurtta’ hafızalarımızı yoklarken, Arafat’ta, bir diğer adıyla Cebelü’r Rahme’de, müslümanlar; haccın en önemli şartlarından birini, ‘vakfe duruşunu’ yapıyorlar!. Burada ki, duruşta ‘insanlığın kaderi’ var!. Hz. Adem ile Havva’nın burada buluştuğu, Hz. İbrahim’in Cebrail ile burada konuştuğu, Hz. Muhammed’in meşhur ‘veda hutbesini’ burada, insanlığa okuduğu bilinir!.   

Bir nehir yatağı, kendi mecrasında akar gider!. Onu besleyen kaynaklar pek o kadar düşünülmez her ne hikmetse!. İşte, insanlığın nesiller boyunca aktığı bir mecra var!. Biz ne deriz; “Sular, başıboş akmasın!” Dünün muhasebesini yapmak, yarınlara nazar etmek anlamına gelir!.

Bizim bırakacağımız mirasta, ‘reddi inkar’ yoktur!. Geçmişi hayırla yad ederken, yarınlara mutlak güzellikleriyle sahiplenme anlayışı vardır!.

Evet!. Bir asır öncesinin Harput’unun canlılığını, ‘dedelerimiz’ bizlerden iki-üç  nesil önceki insanımız; ‘gören gözleriyle’ o ihtişamlı günlerini yaşaran göz yaşlarıyla anlatır!. Şimdilerde, Harput’a hangi gözle bakıyoruz; ‘açık hava müzesi’ değil mi?. Eskilerden bizlere hatıra olarak ayakta durmaya çalışan üç-beş eser… Ve, üzerindeki yazılarını artık güçlükle okuyabildiğimiz mezar taşları!.

Onlardan bizlere kalan, ‘güzel hatıraları’ Şu güzel günlerin hatırası olarak ilgililerden çok önemli bir isteğim olacak; Şu şehrin, ‘hatıralarını’ bıraktıkları güzel eserlerle yaşamak istiyorum!. Harput-Elazığ kültürünün dünü ile bugünlerinde, ‘iz bırakanların’ biyoğrafyası, kazandırılmalıdır!. Rahmetli Şeref Tan’dan dinleyelim;

            “Bir yay gerilişinin destani  izi vardır,
             Seul’de, Kunuri’de, albay Celal Dora’dan.
             Dinleyin şehit GÜÇLÜ  ve şehit  İLHAN’ların,
            Sesini duyarsınız o efsunkar adadan.
             Kanımız Hak yolunda “vallah” sebildir bizim
             Böyle halkeylemiştir Türk’ü, yüce Yaradan.”

Milletler, ‘hafızalarıyla’ daha güçlü olur!. O hafızalarda, bizlere miras kalan ‘maşeri vicdan’ vardır!. Şairin, “Edirnekapı, Harput’ta bizim torpağ olaydı…” şüphesiz, bu şehrin kurucularından ve ilk valilerinden İzzetpaşa’dan, onun Edirnekapı’daki makamından bahsedişinden  kaçımızın bilgisi vardır, acaba!. “Harput eski kaşane, Hayri’de sağ olaydı” mısraları bizleri şüphesiz, dönemin büyük şairlerinden Hayri’ye götürür!. Eskilerde sadece bir özlem değil; tarih yapan şahsiyetlerin derin izlerini görmemiz mümkündür!. İşte, bunlar arasında Çanakkale ve büyük taarruzda büyük görevler ifa eden, Yakup Şevki Paşa’yı sadece bir ilköğretim okuluna verilen ismiyle biliyoruz, o kadar!. Daha bunun gibi nice isimler… Acaba, hafızalardan bilinip gidecekler mi?. Dün, yaşanmıştır; unutulabilir ama, asla ihmal edilemez!. 

Harput’un basın tarihini yazarken, ilk durağımız neresi oluyor?. Harput’ta, Mamurat’ül  Aziz Gazetesi!. Öyle ki, dönemin aydınlarını bir araya getiren büyük bir okul olarak, tarihe geçmiştir!. Bu dönemin bizlerdeki hatırası ne kadar yaşamaktadır?.

“Gönlümü verdiğimiz bayramlar hani?” derken, dünü ne kadar biliyoruz sorusuyla konumuza derinlik getirebiliriz. Bütün güzelliklerin insanımızla birlikte olmasını bayramın şu güzel havasında temenni ediyorum.

Yazarın Arşivine Dön