...:::  www.elaziz.net :::.... Elazığ ili Özel ve Güncel Web Sitesi...

 

Deprem Sessizliği!..
     31 Ocak 2003
Cuma


         Günlerden 27 Ocak 2003 haftanın ilk günü Pazartesi!. Sabahın erken vakitleri… Kah sofra başında, kah daha henüz iş yerine ulaşmış insanlar, kah ilk dersin heyecanında öğretmen ve öğrenciler!.

         Saniyeler içerisinde beyinlerde uğuldayan ‘deprem sessizliği’ her yanımızı kaplıyor!.

         Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. A. Fevzi Bingöl’ün 9 Ocak 2003 tarihinde basında geniş bir şekilde yer alan  açıklamasına,  Günışığı Gazetesi “Deprem, eli kulağında” manşet haberiyle yer veriyordu!. Merkez üstü Pülümür’de meydana gelen ‘maddi hasarlı’ deprem sonrasında açıklamalarda üst üste gelmeye başladı. Türkiye, uzun bir aradan sonra depremi konuşmaya başladı!.
      Türkiye Jeofizik Kurumu Genel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan, “Pülümür depreminden sonra biriken enerjinin Erzincan, Erzurum, Kiğı ve Karlıova tarafına kaydığını belirterek, bölgede büyük bir deprem beklendiğini” söyledi.

         Prof. Dr. Ercan; “2003 yılının deprem yılı olduğunu, 2004-2005 yıllarında Türkiye'de 7'nin üzerinde deprem beklendiğini anlatan uyarılarda bulundu!”

         Yüzüncü Yıl Üniversitesi Mimarlık Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Onur Köse, “depremin meydana geldiği bölgede, daha büyük depremlerin yaşanma ihtimalinin bulunduğunu” ifade ediyordu!.

         Türkiye, coğrafya olarak ‘deprem riskinin yüksek olduğu’ bir ülke!. Bu coğrafyanın insanı büyük yıkımlar yaşadı. Çok büyük felaketleri/ acıları birlikte paylaştık. ‘Deprem, hayatımızın parçası’ olduğunu göre, hazırlıklı olacağız. Prof. Dr. Bingöl yaptığı açıklamasında nelerden bahsediyordu; “”Kovancılar ilçesi ve Elazığ Merkezinde yüksek binaların inşa edildiğini, yüksek binalarla birlikte dar sokakların muhtemel bir depremde olumsuzluk doğuracak emareler taşıdığını!..”  Zaten, şehirleşmede Harput  ve eteklerinin sert zeminini bırakarak şehri doğu ve batı istikametinde; ‘dünün bağ ve bahçe olan düz ve verimli arazisine kurmakla en büyük vebali işlemişiz!. Maalesef, insanlar kendi elleriyle ‘felaketini hazırlıyor’        

         Evet! Deprem, hayatımızın ayrılmaz bir parçası…Depremle, ‘yaşamayı öğreneceğiz’ Ama nasıl? Daha dünü çok çabuk unutarak mı?. Şehir imar planında hala bildiğimizi okuyarak mı?. Yüksek binalar, daracık sokaklardan ibaret şehirlerimizin görüntüsü gerçekten ürküntü veriyor, insanın içerisine!.

           ÖNEMLİ NOTLAR;

         Emekli bir öğretmen arkadaşımız feryat ediyor; “Hayatımızın en güzel günlerini bu memlekete verdik. Helal olsun!. Gel görelim ki, emekli olduk; ‘emeklemeye başladık’ Maaş kuyruğu, vergi iade zarflarını teslim etmek istediğimiz eziyet yetmiyormuş gibi bir de, ‘bizleri hizaya sokmak gayretiyle iteleyen…’ Sözünün sonunu getiremiyor yılların emektarı!. Vergi iadesi zarfı teslim etmek için saatlerce kuyrukta beklemek eziyeti niye?.

Her işimizde, her adımımızda ‘insan merkezli’ hareket ettiğimizde, insana saygıyı ve güveni kendimize esas aldığımızda her şey kendiliğinden düzelecektir.

         Bizim güzel hasletlerimiz var değil mi?.  Caddede, sokakta, pazarda, iş yerinde, durakta, otobüste üzülerek belirtmek isterim; ‘çemkirmeler, yere tükürmeler, omuz vurmalar, belediye otobüsünde büyüğe yer vermeme, gelişigüzel çevremizi rahatsız edecek şekilde konuşmalar vs’ bizleri derinden yaralıyor!. Ben, bu muyum sorusu ile kendimi sürekli alıp veriyorum…Emektar öğretmenim, onun da içi rahat değil biliyorum!.  Bu memleket insanı, kendi duruşunu, o asil davranışını, nezaketini terk etmemeli!. Hele, ‘kirlenme’ gibi bir ifadeyi hiç mi hiç kullanmak istemiyorum..

Yazarın Arşivine Dön