|
|
Türk-Avrupa Medeniyeti!.. Kısa adıyla TİSAV olarak bilinen, Türk Dünyası İktisadi Sosyal Araştırmalar Vakfı Elazığ Şubesi; Elazığ Fırat Üniversitesi Öğretim Görevlilerinin oluşturduğu bir vakıf!. Son on yıl içerisinde Elazığ’da birçok ciddi etkinliğe katılımlarıyla güzel ve kalıcı hizmetler vermişlerdir. Hatırladığımız kadarıyla Uluslar arası Hazar Şiir Akşamlarının daha önceki yıllarda yapılan organizesinde vakıf olarak bulunmuşlar. Elazığ’ın kültür-sanat-bilim ve edebiyat dalında hizmet edenleri teşvik amacıyla, “Çaydaçıra Kültür- Sanat- Bilim ve Edebiyat Ödülleri” organizesini başarıyla gerçekleştirmiştir. Bu arada Türk dünyasının saygın birçok isimlerini değişik vesilelerle şehrimize getirmişlerdir. Uzun süren bir durgunluktan sonra, TİSAV’ın güzel faaliyetlerinde tekrar buluşmaktan zevk aldığımı burada belirtmek isterim. TİSAV’ın Başkanı Doç. Dr. Mehmet Ali Azman Günışığı Gazetesine yaptığı ziyaretlerinde, ‘Vakfı şehirle bütünleştirmelerini, bu vesileyle güzel hizmetlere birlikte imza atmayı arzuladıklarını’ belirtiyorlardı. Birçok yazılarımızda üzerine basarak vurguladık; Bu hassas dönemde Türk Aydınlarına çok önemli görevler düşmektedir. Asrımız, bilgi ve enformasyon çağıdır. İnsanımızın üzerinde yaşadığı vatan coğrafyasını ve çevresinde meydana gelen gelişmeleri daha şuurlu şekilde değerlendirmesi gerektiği inancında artık toplum ittifak halindedir. Evet!. 25 Ekim 2002 Cuma günü Saat, 19.00’da Avrupa Strateji Araştırmalar Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ı, “21. yy’ da Türk Avrasya Medeniyeti” konulu panelinde büyük bir zevkle dinledik. Fırat TV’nin fikri bakımdan her bakımdan verimli geçen bu programı canlı olarak vermesi şehir açısından bir ayrı kazanç olarak değerlendiriyorum. Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türklerin tarih sahnesine çıkışından günümüze kadar geçen üç bin yıllık dönemin genel bir değerlendirmesini yaptı, konuşmalarında!. Üçüncü bin yılın Türk Dünyası açısından tekrar bir ivme kazanılacağından bahseden Özdağ, önümüzdeki on yılın ‘kritik bir dönem’ olduğunu belirtirken realitelerin Türklüğün mukadder geleceğinin ‘altın bir çağa/ Türk Rönesans’ına dönüşeceği’ müjdesini de veriyordu. 2002 yılının ilk altı ayında ve özellikle Ağustos ayı içerisinde Cumhuriyetin kuruluş esaslarının değiştirilmesinin meclis çatısında gündeme geldiğini belirten Özdağ’ın , artık bu çatıda alınan AB uyum kararlarıyla, “Ulus Devlet yapılanmasından, etnik devlet yapılanmasına ilk adımların atıldığını’ vurgulaması dikkate şayandır. Öyle ki, tren kaçmıştır. Bizleri yanlış bir eksen üzerinde tartıştırdılar!. Bu eksende, “Türk, hangi tavizleri verebilir” kıskacında kalan mağdur bir siyasi yapı ortaya çıkmıştır. Bu ülkede her Allah’ın günü kutsal birçok değerlerimize saldırılıyor. Halbuki, Tarihin en kıdemli ulusuyuz!. Romalı yok, Türkler var!. İngiliz, Fransız, Ruslar yokken, ‘biz vardık…’ Biz tarihin süjesi iken objesi bile olmayanlar vardı!. Eski dünya 85 bin km2… 55 bin km2’yi Türkler yönetmişlerdir. Medeniyetler müzesi, medeniyetler mezarlığı olarak bilinen bu coğrafyada Türkler asla gömülmeyecektir. 16. yy!. 4 ayrı Türk Devleti var. 85 bin km2’nin 40 bin km2’si Türklüğün kontrolü altında bulunuyor. Bu asırda, İstanbul bir süper güç!. 1699 Karlofça anlaşması ile tarihin seyri bir anda değişmiştir. 1801 Tarihinde Kafkaslarda gözle görülür şekilde gerileme başlamıştır. Batı’dan, Doğu’dan ve Güney’den kıskacın giderek daraldığını görüyoruz. Tekrar burada başa dönelim isterseniz. 1071 Tarihinde Türklerin Anadolu’ya üçüncü gelişleridir. Sadece Abbasiler döneminde Anadolu’da Türk nüfusu yüz bin atlıdan oluşuyordu!. Uygurlar, Karahanlılar, Gazneliler; Türkistan’a, İran’a, Hindistan’a yönelirken Selçuklular Anadolu’ya, batıya yüzünü çevirmişlerdir. Suçluklular, 1015 Tarihinde neticeleri bakımından belki Malazgirt kadar önemli Pasinler muharebesini kazanmışlardır. Türkler 1071’de Anadolu’ya değil, Avrupa’ya girmişlerdir. 1083’de ise Anadolu’nun fethinin tamamlandığını görüyoruz.
--Birinci bin yıl, Asya
Jeopolitiği, 1071’de Türklerin Avrupa’ya girmeleriyle beraber 1095 Tarihinden itibaren tarihte bilinen, 1270 tarihine kadar devam edecek 7 Haçlı seferini görüyoruz. Bu çetin mücadeleden Türklerin galip çıktığı görülür. 1352’de Avrupa’ya, Balkanlara ilk adım atılmıştır!. Türk ilerleyişi 16. asırda artık zirveye taşınmıştır. 15 Ekim 1552 Tarihi, tarihin seyri açısından çok önemlidir. Bu tarihte Ruslar Kazan’ı alıyorlar. İlk darbedir, bizim için!. Türklüğün kaderinin döndüğü gün olarak bilinir. Rusların bizim aleyhimize gelişmesi devam eder, tarih boyunca!. 1774 Tarihinde Kırım’ı kaybederiz. Rus kuşatması dış hattan iç hatta doğru genişlemeye başlar. 1683 Tarihi, 11 Viyana kuşatması ve tarihin seyri bir anda değişmeye başlamıştır. 1774-1920… 156 sene sürekli geri çekilmişiz!.Bu bir halkın geri çekilişidir. 1912 Tarihi ise Türklüğün Balkanlardan tavsiye edilişidir. Efendiler! 1920 Tarihinde Dünya üzerinde 400 milyon Müslüman var. Bunun sadece 10 milyonu Sakarya ile Aras arasına sıkışmıştır. Yahya Kemal haklı olarak seslenir; “Yarap! İslam’ın son ordusudur” Bir gerçek varsa, 861 sene bir Ulus’un, bir Medeniyet adına tek başına; Uluslar ittifakı ile tek başına savaşmasıdır!. Dile kolay, 861 sene sürekli savaş!. Bu millette dikkat ediniz; ‘yıpranmanın izleri hala vardır’ Ne olur, tarihi muhakememizi zorlayarak düşünelim; 1901-1920 felaket şartlarından bugünkü noktaya ulaşmışız… 2001 sonrası, Cumhuriyet Türklere 2. Ergenekon olmuştur. 10 milyonluk bitap düşmüş bir nüfustan, 70 milyonu bulan genç, dinamik ve enerjik bir nüfusa ulaşmışız. Celal Bayar nüfusumuzun 25 milyon olduğu dönemlerde şöyle bir açıklama yapma ihtiyacını duyarlar; “25 milyon olduk, artık bu coğrafyadan bizleri atamazlar.” Tarihin seyri artık dönmeye başlamıştır. Kazan’da başlayan mağlubiyet sona ermiştir. Büyük bir çıkış vardır. Bir daha Kazan yaşanmayacaktır. 1985’lerde bir Rusya İmparatorluğu vardı. Şimdi Bağımsız Devletler vardır. Üçüncü bin yılın başında Avrasya’da yeni bir uygarlık doğuyor. Cumhuriyet asla, taklitçilik değil; Türk Ulusunun, ulusal restorasyon hareketi olmuştur. Burada dikkat edeceğimiz bir önemli nokta var; AB uyum yasalarıyla ulusal savunmamızın içi boşaltılmaktadır. Türkiye’nin güvenliği giderek tehdit altına alınmaktadır. Osmanlı, İstanbul’un savunmasını Bosna-Hersek’ten başlatıyor. Kafkaslar Erzurum’da, Ortadoğu Urfa’da , Balkanlar İstanbul’da bitiyor!. Bu jeostratejik sınırları mutlaka bileceğiz. Ya şimdi?. Jeokültürü anlamak, o kültür dünyasını anlamak!. Maalesef bizdeki siyasi elit; mevcut kültürü deşifre edecek yeteneğe sahip değil!. Bir realitedir; “Düşmanın gücünden istifade ederek düşmanı yenebilirsiniz” Bedrettin KELEŞTİMUR |