Hazar Şiir Akşamları!..
     30 Eylül 2002 Pazartesi


Hazar’ın niye meftunuyum ben.. Hülyalarım onda kabarıyor, umutlarım onda netleşiyor.. Dertlerim o gök mavisinde yağmalanıyor.. İşte, şiir akşamları.. Erzurum’un barıyla, Kerkük’ün hoyratı; Elazığ’da mayalandı.. Çaldı yüreklere, o efsunlu gecelerde benim hatıralarımı.. Tarih konuştu, mısra mısra.. Dağ dile geldi, vadiler yankılandı avazından.. Fırat çağladı, efkar dağıttı binbir şelaleden..

“Ne boğazlar geçilir, ne de Çeçenya..” Top mermileri düşse de hafızalardan silinmez Mostar Türküsü.. “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik.” O şenlik, damla damla süzüldü yanaklardan.. Ak alınlar, kartal bakışlarıyla mısraların teline dokundu.

            “Şairleri yaşıyor..” bu memleketin, o halde bahtı açık..

            “Akmışız, şarktan garba doğru hep..” O akışta bayrak var.. Coğrafyayı vatanlaştırmanın cehdi var.. Kaşgardan, Taşkent’ten, Buhara’dan, Semerkant’tan ta, Niğbolu önlerine, Tuna boylarına gelmişiz.. Öyle bir geliş ki, adetlerimiz, törelerimiz, geleneklerimiz, Türk’ün bütün mahşeri yürümüş/sürgün vermiş/filizlenmiş.. Bilmecelerimizle, masallarımızla, sözlerimizle, destanlarımızla yürümüşüz; ad vermişiz, dağa, taşa, toprağa. Şairlerimiz bu adları mısralarında dokumuş, ressamlarımız tuvalinde boyamış, mimarlarımız iklimleri donatmış..

            Hazar, benim dokuz asırlı mahşerimin çizgileriyle donatıldığı kan ebem kuşağı oluverdi, kah vizyonumun/misyonunum kristalize edilmiş panosu oluverdi. Bu milletleri edebiyata taşıyan zenginliğidir. “tarih yazmak” belki yaşamaktan daha zordur. Zoru başarmak, bizim için evladır diyoruz..            

            “Arafesindeyiz kutlu bir günün
            Yarın şirin Sivrice’de şölen car
            Muhasebesini yaparsak dünün
            Hesabını ak alınla veren var.”
           

            Hazar Şiir Akşamlarının, asıl görünmeyen kahramanları ki, devamlı çileye talip olmuşlardır. İsim ve sıfat davası yapmamışlar/mütevazilikleri onları birer Alperen zaviyesine çıkarmıştır. İlk Şiir Akşamları, 5Aralık 1992 tarihinde, Fikret Memişoğlu anısına yapılıyor.

            “Seferber olmuş ulus, yazı yabana doğru
            Dün benden kaçan, bugün koşuyor bana doğru”
diyor Memişoğlu.. 

            “Birlik ateşinin yakıldığı gün.. Bir anı devam ettiren, Şimdiki hale devamlılık veren” şairlerimiz, “geçmişle gelecek arasında bir bağ, cihanşümul bir hayat ile ferdi hayat arasında bir köprü” kurmaya başlamışlardı bile.. Bu milletin bilgi, inanç, ahlak ve bedii güzelliklerini mısraların iç ahengiyle terennüm ettireceklerdi. Ne güzel bir zemin, kısa süre içerisinde sürgün verecek kutlu bir yürüyüş, Hazar’a damgasını vuracaktı..

            Ve, Şeref TAN’ın 1. Şiir Akşamlarında, bizleri ‘soğuk duşa sokan’ vasiyeti, hala benimizde zonklamaktadır.. Dünyanın kırk düğümünde keder ve endişe, sadece bir düğümünde sevinci ima eden anlayış;"Son zahmetim olacak çinlesin dostlar beni/Üstüme toprağı atıp, çiynesin dostlar beni/ Uğramamak üzere ayrılmadan yanımdan/Fatih’e bağışlayıp, dinlesin dostlar beni”

            11. Hazar Şiir Akşamları sadece bizleri; hal’i yaşatmakla kalmıyor, N. Yıldırım ve Cenani Dökmeci anısına yapınla bu gece, güçlü ve ihtişamlı maziye taşıyordu.. Bir sitem yükselir şairin nağmesinden; “Kapıları kitlenmiş, çarşılar bomboş/ ne yazımız yazdır, ne kışımız kış/Halayı, avreşi unuttuk gardaş/Oynayan kalmadı, çalan kalmadı.”

            Dökmeci, mısralarında ‘kuşun döker’  gibi.. İşte, şairin vizyonu ile şiirin vizyonu bir noktada örtüşüyor. Dert olmasa, çile kervanı hasret odunu yakmasa; şairin nasibi kalır mı?         

            Ali Akbaş şiirinde, dünden bugüne gelişi özetliyor sanki.. “Murat gelir, Fırat olur/Fırat kişner kırat olur/Bağdat’a varır şad olur/Bu at bir şehsuvar ister/Önünde taş duvar ister.” Hazar Şiir Akşamları giderek kıvamını buluyordu.. “Ya tutarsa” hikayesinde değiliz..

            Öyleki, Fuzuli’nin, Nedim’in Divanları, Harput’ta bestelenmiş, dilden dile söylenmiştir. Kambalakzade, Hacı Hayri, Rahmi Harputi, Nüzhet Dede, Hacı Ömer Efendi ve daha nice isimler bu   toprağa ‘asıl tohumu atmış’ ve kuşaktan kuşağa devam edecek bir çizgi, doğru bir zemin üzerinden uzanıp gidecekti… Bir Şehsuvar dedik.. 1965’lerde, Fikret Memişoğlu ve o halkanın pırlanta isimleri.. 1982’lerde, Şeref Tan ve ‘hasret kokan’ dudaklar, yüzyılların arzusu ile kıpırdayacaktı..

            Şiir sanatını, hiç şüphesiz ilim muhiti besler. Hazar’ı, çevresinde cazibe merkezi konumuna getiren özellik buradadır.

            Ramazan Korkmaz, “Ses mimarlarımız, o  gece binlerce /milyonlarca yüreği bir yürek haline getirip bayraklaştırdılar..” derken, ‘sese dönüşen coğrafyayı ve suya yansıyan gerçeği’ dile getiriyordu.. Şairler, Türkçe’nin bayraktarlarıdır. Hazar, bu temiz ve doyumsuz güzelliğini belki bu  ses yankılarında bulmuştur.

            Yavuz Bülent Bakiler, “Erzurum, Kars, Maraş, Bayburt, Ardahan/Kılıçların kından çekildiği an/Bilin ki dostlarım vermeden aman/Al atlar üstünde bir şafak vakti/Sefere çıkacağız Doğu’dan..” İşte, Hazar ruhumda bazen kaynayan bin kazan, hasret dökülür, yaman mı yaman.. Şairler, hüzün bahçelerini biçerler. Derd odunu onlar içer, dermanı dostlara sunar..

            Bekir Sıtkı Erdoğan; “Kara gözlüm, efkarlanma gül gayrı,/İbibikler öter ötmez ordayım../Mektubunda diyorsun ki “Gel Gayrı” Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım..” Hazar şiirin tarifinden yapıldığı yer.. Bilge kişilerin, gönül dervişlerinin, Alp kişilerinin her yıl buluştuğu, ‘birlik ateşini tutuşturduğu yer’ oldu.

            Ben artık Hazar’a; Türk’lük kurultayının, kendine has senfonisiyle yapıldığı bir mana okyanusu gözü ile bakıyorum. Mazi, elinden tutunduğum mana eli..

            “Yarın geçilecek yolları bugünkü nesiller yapar..” Burada, büyük bir gaye vardır. İsa Yusuf Alptekin’i Hazar’ın mavi sularına taşıyan neyse, Bahtiyar Vahapzade’yi ‘bağrına basacak’ vatan toprağı aynı kutsi davanın özleminde ve hasretinde odunu yakmaya devam edecektir. Hazar 9.suyla daha büyük bir mana kazanırken; gönlünü bütün Türk’lük coğrafyasını dolduracak şekilde büyütecektir.

            Şimdiye kadar, Türk dünyasının seyrine tesir edecek 85 şahsiyet geldi. Hepsi, birer yıldız zaviyesinde.. Pırlanta elmas kokart değerinde.. Ve, bu şehrin birer elçileri, süvarileri, manevi kalkanları hürriyetinde..

            Hazar’da “tarihin her sayfası soluyor pare pare” bu bahtiyarlığı devam ettirenlere minnet borçluyuz.


Bedrettin KELEŞTİMUR
bedrettin@elaziz.net

Yazarın Eski Yazıları