|
|
Mısraların Dili!.. Nesrin bittiği yerde şiir başlar. Şiirde, söz yalındır. Vurgular daha nettir. Bir söz vardır; “Bakalım bu işin kokusu nasıl çıkacak” Şimdi, diyeceksiniz ki, “sözün kokusu olur mu?.” Mısraların dokusunda ancak onu hissedebilirsiniz; “Edep içre olmayan Bu memleket, ‘bir atımlık barutu’ olanları da gördü. Sözün özüne nefsini bulaştıranları da gördü. Bir şey var ki, herşey zıddıyla bilinir. Öyle ki;
“Zıtlar ikilem değil, En büyük düşmanımız, ‘kindir bizim’ değil mi?. Peki! Onun önünde boynumuzun bükülmesine kim vesile olur; Nefsimiz... ‘Ben’ egosu! O sebeple bizim inancımız; “En büyük cihat, kişinin nefsi ile olan mücadelesi” saymıştır.
“Ben olmasın, ben
olmasın En deruni ifadelerle söyleriz; “Hiç görenle görmeyen bir olur mu?” Burada kendi iç alemiyle dış alem arasında sağlıklı köprü kuran insan bizim gündemimizdedir. Kendisiyle barışık olmayan bir insan, kendi dış dünyasıyla da devamlı kavgalıdır. Ne deriz?
“Çekmeli, çekmeli Sözümüz insan olunca, ruhumuzun derinliklerinden gelen bir tevazuuyla hayatı yorumlamalıyız. “Her hayrı sadaka biliriz” Burada, ‘iyilik perisi’ olarak görmek istediğimiz güzel sıfatlar vardır. “Nimetler, külfetlere göredir” O halde;
“Boşalır, boşalır Ufukta sandık göründü. Biraz da isterseniz siyasilere yüklenelim;
“Yaka tutar, yaka
tutar Elimiz devamlı yakalarında olacak. Milletin verdiği iradeyi nasıl kullandıklarını soracağız. Bu bir demokratik tepkidir;
“Zam deme, zam deme Göz o kadar korkmuş ki, ‘zamdan’ bizlere gam kervanı gibi gelmiş. Evet!. Meydanların dili ile hükümet edenlerin dili devamlı farklı olmuştur. Ama bir şey var;
“Soldurur... soldurur Her şeyi bir kenara bırakalım. Kendi insanımıza, Yunus yüreğiyle yaklaşıyor muyuz?. İnsan denince ilk hafızamıza, ‘insaf’ gelmeli değil mi?. Hakka saf bağlamış yürekler gelmeli değil mi?.
“Soldurma, soldurma “Bir gönül yıkan” alemi yıkmış bilsin!. İnsan, “yaratılanların en şereflisidir” Peki! Birbirimize karşı neden acımasız oluyoruz!. Hatta bazen o acımasızlığımız sırtlanları bile geçiyor.
Bizim en fazla dert yandığımız kimler; “ifrat ile tefrit arasında dolaşanlardır” Veya “Ham yobazlık ile kaba softalığı bir türlü bırakmayanlardır.” Bedrettin KELEŞTİMUR |