2004 yılı Eylül ayının ihtişamlı geceleri
olarak artık anılmaya başlanılan Uluslar arası Hazar
Şiir
Akşamlarının 12.’si büyük bir görkemle/ edebi
ziyafetlerle/ panayır havası içerisinde 7’den 70’e her
Elazığ’lıyı bünyesine alacak şekilde yapıldı..
İlki 1992 Tarihinde Şair-Yazar ve
Araştırmacı Fikret Memişoğlu adına yapılan Uluslar arası
Hazar
Şiir
Akşamlarını, ‘dünü ve bugünü..’ ile yorumladığımız
zaman verilen hizmetin edebi anlamda ne kadar büyük
olduğunu daha iyi anlamış oluruz..
Sadece, son on yıl içerisinde Hazar
Şiir
Akşamları için hazırlanan ‘Güldesteler..’ bin iki
yüz sayfa hacminde, ‘edebi şaheser..’ olmuştur.
Elazığ insanı bu eserler sayesinde, kendi bağrından
çıkardığı ‘edebi şahsiyetleri..’ daha yakından
tanıma fırsatını bulmuş; bu eserlerle son bir asır
içerisinde Türk
edebiyatına/
tarihine büyük hizmetler veren edebi kimliklerde kendisini
yorumlama fırsatını da bir anlamda yakalamıştır.
Harput/Elazığ bir
kültür,
sanat
ve
edebiyat
merkezi demek yetmiyor. O büyük
sanat
mahşerini bir büyük vizyon halinde kendi insanımıza/ onun
sofrasına kadar taşımanın
mutluluğu
insana bir farklı haz veriyor..
Son on yıl içerisinde, Hazar
Şiir
Akşamlarıyla, ‘sadece
şiir
resitali..’ yapılmamış!..
Elazığ/Hazar Gölü ile bir büyük açılımda yakalanmıştır.
Hazar’da; Türk
Dünyasının
Kurultayı yapılmaktadır!.. Bu
şehir insanı, kendi gönül coğrafyasıyla tanış
olmaktadır... Fırat Vadisinin önemli merkezi olarak
bilinen Harput/Elazığ’da bu
devasa
eserin her yıl daha zengin bir sofrayla takdim
edilmesinde, ses ve söz ustalarının eserlerinin
terennümünde birleştirici rolü iyi düşünmeliyiz..
Elazığ İlimiz, tarihinin en kadim bir
görevini komşu illerimizi imrendirecek bir hazzı yaşayarak
üstlenmiş bulunuyor. Elazığ/Hazar denildiğinde, Türk
Dünyasına
açılan bir ‘edebi köprü..’ akla gelir. 21. asra
adım attığımız bir dönemde, Hazar
Şiir
Akşamlarının önce Elazığ’ın ve sonrasında bütün Türk
Dünyasının
gündemine taşınmasını ilahi bir tecelli olarak
yorumluyorum!..
Evet!. Elazığ/Hazar’da, Türk
Dünyasına
bir köprü kurulduğunu ifade ettik.. Bu köprü üzerinden
öncelikle, aydınlarımız büyük bir teslimiyet içerisinde
yürüyecek.. Bu ruh olgunluğunu son on yıl içerisinde
yakalamış bulunuyoruz.
Balkanlar,
Kafkaslar,
İç Asya, Kırım, Kerkük ve daha nicesi artık bizlere,
‘uzak değil..’ Vicdanlarımızın derinliklerinde
bizlerle tarih/kültür/dil
bağı olan o güzelim ata yadigarı coğrafyamızı yaşıyoruz..
Bugün edebi/kültürel
manada yapılan bu faaliyetler çok değil, yakın bir zaman
içerisinde; siyasi, iktisadi, sosyal anlamda birçok
birliktelikleri de şüphesiz getirecektir.
2004 Tarihinde, Azerbaycan’ın Bakü Şehrinde
yapılan 11. Hazar
Şiir
Akşamlarının heyecanını; aynı sütunlarda birlikte
yaşamıştık..
Şiir,
sadece bir zevk, estetik, incelik, zarafet olarak
düşünülmemeli...
Şiirde,
tarihimin derinliklerine ses ve söz ustalarının
marifetiyle süzülerek gidiyorum ki, ‘asırların
serencamını yaşıyorum..’ Böyle bir ritmi bir başta
sanat
dalında içten gelen rahmet pınarlarıyla dillendirmeniz
mümkün değil!..
Bir önemli husus var ki, hiçbir zaman göz
ardı edemeyiz; Hazar, bu şehrin ‘ortak eseridir..’
Dün olduğu gibi bugünde, bu güzide faaliyeti
‘paylaşmalıyız..’ Birlikte dillendirmeli, birlikte
seslendirmeliyiz.. Dün ne yapılmıştı, Elazığ Valiliğinin
öncülüğünde, Belediye Başkanlığı, F.Ü. Rektörlüğü, ETSO,
Elazığ’daki gönüllü kuruluşlar, Sivrice Kaymakamlığı ve
Sivrice Belediye Başkanlığı... Bu organizasyonun bir de,
Ankara ayağı unutulmamalıdır..
Kültür
Bakanlığı’ndan, Atatürk
Kültür
Merkezine.. TİKA’dan diğer kurum ve kuruluşlara kadar
uzanan bir geniş halka..
Hazar
Şiir
Akşamlarını Türkiye’de, ‘model..’ yapan anlayışta,
mutlaka onun tabii
güzellikleri altında yatan sebeplerde,
‘mutfakta
verilen hizmetin büyüklüğü..’
yatmaktadır. O taşın altında,
‘biz..’
kültürünün
ince nüanslarını görürsünüz.
** **
Edebi
sanatların
şâhı olarak yorumlarım,
şiiri!..
Şiir,
insan merkezli bir
sanat
olarak, gönlümüzün sevda harmanıdır. Derinliğine
düşündüğünüzde, bir milletin edep ve adap pınarından
sürekli canlar içre beslendiği tarihinin ve de talihinin
satır satır, mısra mısra, kelâmının asra ve zamana
selâmıdır!..
Bu yolun yolcuları arasında, ‘hikmet
sahibi..’ alimler vardır.. Milletine ‘hâkimane/
hekimane söz söyleyen..’ gönül sultanları,
hükümdarlar vardır..
“Kaside-i Bürde..”
isimli eserin sahibi Hassan B. Sabit,
Peygamber Hırkasını giyen bir şair!.. Türk ve İslam
dünyasının
Pir-i Türkistâni olarak bildiği büyük İslam Velisi Ahmet
Yesevi, ‘hikmet dolu sözlerinde..’ bedii zevkin her
türlü tadına vardığı güçlü bir
şiiriyât
vardır!.. Hz. Mevlâna, o koca eserini/ Mesnevisini,
‘beyitler halinde..’ yazmıştır!.. Yunus Emre, Şeyhî,
Nesimi, Fuzulî, Itrî, Bâki, Nedim, Şeyh Galip, Yahya
Kemal, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni, Harputlu Rahmi,
Muallim Naci, Arif Nihat Asya, Necip Fazıl Kısakürek...
Ve, daha niceleri zamanı bizlere en iyi şekilde yorumlayan
deha simalar!.
Alî Şir Nevâi’de, Kaşgarlı Mahmut’ta güzel
Türkçe’nin zarif mücadelenin
yorumunu yaparken tarihi bütün engin ufuklarını
bulursunuz!.. Yusuf Has Hacib’in, “Kutad-gu Bilig”
eseri aynı sıcaklığını koruyorsa, Türkçe’nin zenginliğini
şiiriyatın
ikliminde
gezinerek
görebilirsiniz..
Evet!. Destanlarımı, efsanelerimi,
masallarımı hafızalara ilk nakşedenleri düşündüm!.. İlimi,
dilimi, hukukumu, töremi düşündüm!.. Türkülerimi,
kasidelerimi, şarkılarımı, hoyratlarımı, gazellerimi,
manilerimi düşündüm!.. Ses ve söz ustalarım bir büyük
tarihi nâkışlamış... Arif Nihat Asya
şiirinde
ne diyor;
“Itri, bestelesin tekbirini;
Evliya okusun Kur’anlar!
Ve Kur’an’ı göznuruyla çoğaltsın
Kayış zâde Osman’lar!
Nâtını Galip yazsın, Mevlidini
Süleymanlar
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!.”
Çanakkale Destanını Akif’ten dinlerim...
Sakarya Türkü’sünde bir ulu zaferi şairin mısralarında
tekrar yaşarım.. Niyazi Yıldırımla, Destanlar Buncunda
mazinin bütün esrarı gözlerimin önüne serilir!..
** **
23-25 Eylül Tarihleri arasında Elazığ’da,
kültür,
sanat
ve
edebiyatın
şöleni yapıldı..
1-2 Ekim Tarihlerinde, Fırat
Üniversitesi,
Harput Hükümdarı Belek Gazi Sempozmuyunu gönülden kopan
fırtınalarla gerçekleştirdi..
Gerçekten heyecanlanmamak elde değil!..
Elazığ öfkenin değil, kinin, nefretin ve ihtirasın değil,
küçük ve basit hesapların değil; büyük ideallerin aksiyon
haline geldiği bir şehir olmuştur!..
Hz. Mevlana ne diyor?..
“Testinin içerisinde ne varsa dışına o
sızar..”
Bir nesil, iki nesil öncesine gidiyoruz;
--Bu şehirde, çok köklü ve geleneklerine
bağlı bir ilim muhiti görüyoruz.. Şairleri,
sanatkarı
besleyen de ilim muhiti olmuştur, şüphesiz!..
Bu şehir, dünde kendi kabuğunu
kırmıştı.. Bugünde aynı şekilde rahatlıkla dış
dünyaya
açılabiliyor..
“Yarın geçilecek yolları bugünkü
nesiller yapanlar..”
Hazar
Şiir
Akşamlarındaki tarihi misyona bakıyoruz, gözlerimiz
yaşarıyor.. Bütün bunları bu şehrin güzel insanları mı
gerçekleştirdi?.. Öyle ki, her faaliyet bir öncekinin
önünde yer almış.. Her faaliyetin bünyesine yeni taşlar
konulmuş.. Elazığ, bütün bu güzel çalışmalarla, bütün
Türkiye’ye, Türk
Dünyasına
örnek olmuş, model olmuştur..
Edebiyat
mahfillerinde aylarca, Hazar/ Elazığ konuşulmuş..
Güzellikler dile getirilmiştir..
Evet!. Aynı pınardan, aynı kaynaktan
beslenen şairlerimiz, Hazar’da, her yıl yapılan kutlu,
soylu ve asil toplantılarla; dilde, işte ve fikirde
birliğin duygu zenginliğini
yaşamış/
yaşatmıştır.. Bir büyük
coğrafyanın şairlerinin,
ediplerinin,
sanatkarlarının,
yayın sahiplerinin, Hazar’da bir araya gelmelerinin
yankılarını hiç düşündünüz mü?..
Türkülerimiz, koçaklarımız, ninnilerimiz,
hoyratlarımız, manilerimiz, destanlarımızın asıl
kahramanları kimlerdir; --Kendilerine Hak tarafından
ilim, hikmet, ilham verilen şairlerimizdir!..
Şairlerimiz, ferdi hayattan cihanşümul hayata köprü kuran
dehalardır!.. Basitten mükemmele yürüyen aşk, sevda ve
yürek insanlarıdırlar..
Hazar’daki buluşma da, tarihin cilvesini
yaşarım.. Makedonya’dan, Yunanistan’dan, Bulgaristan’dan,
Kosova’dan, Kırım’dan,Kerkük’ten, Azerbaycan, Özbekistan,
Kırgızistan, Kazakistan ve
Kıbrıs’tan
şairlerin,
ediplerin
Hazar’da buluşmaları; aynı dili, aynı duyguları, aynı
kültürleri
paylaşmaları öylesine müthiş bir olay ki, sadece Allah
nazardan saklasın diyorum..
Elazığ/Hazar’da, sadece
şiir
okunmuyor;
Şiirin
felsefesi
yapılıyor.
Şiirin
her satırında bir gizemli
dünya
saklı.. Her mısrasında, bir milletin hafızası/ bir
milletin hatıraları saklı!.. Şair, gönlüne milyonlarca
yüreği taşımış, asırların feryadına verdiği ses
yankılanmış!..
Şairin diliyle dağlar konuşmuş, vadiler
yankılanmış.. Nehirler, yürek olmuş, çağlamış.. Çeşmeler
dile gelmiş.. Yıkık, viraneler ağlamış.. Türküler, Türk’ü
söylemiş..
Bütün bu duygular içerisinde, Elazığ’ı
düşünüyorum.. Köklü bir tarihi, fikri ve edebi hareketleri
buluşturan bir münevver şehir!.. Hazar, ne kadar da bir
fanusa benziyor.. Mısralar, ışıl ışıl dört bir yana, dört
iklime altın kolyeler takarak akıyor!..
Elazığ İlinin bulunduğu coğrafyayı biraz
iyi tanıyalım..
--Fırat Havzasının Kuzeyinde yer alan
Harput Şehri, Belek Gazi’yle, bölgesinin hakimiyet sembolü
olmuştur..
--O hakimiyetin ruh derinliğinde; Harput,
Urfa ve Kerkük gibi
şiir,
sanat
ve musikimizde uhrevi bir bütünlük görürsünüz..
--Üç tevhit dininin doğduğu Fırat Nehri
ve onun kadim havzasında manevi bir esinti vardır..
--Üç kıtanın birbirine yaklaştığı Doğu
ve Güneydoğu Anadolu coğrafyamızın bel kemiğidir..
--Elazığ, ulaşım ağı üzerinde, bir
pergel misali yüzü sımsıcak duygularla dönmektedir..
--Doğu ve Güneydoğu’yu İç ve Batı
Anadolu’ya bağlayan bir güven ve istikrar penceresidir..
--Elazığ, Doğu ve Batı
Kültürünü
içinde sindirerek buluşturan yegane şehrimizdir.. Tebriz
Gülü’ne de, Elazığ’da rastlamanız mümkün.. İstanbul Bey
efendisi ismiyle, Harput’u telaffuz etmeniz mümkün..
Hazar
Şiir
Akşamları birincisinden itibaren bir tarihi şahsiyetin
anısına yapılmıştır.. Fikret Memişoğlu’ndan Hacı
Hayrilere, Fethi Gemuhluoğlu’ndan Dede Nüzhetlere, Doğu
Türkistan’ın nur yüzlü Lideri İsa Yusuf Alptekin’den Şeref
Tanlara..
O
şahsiyetlerde bir tarihi kimlik, bir şehrin bütün
güzellikleri bezenmiş gibidir!..
23-25 Eylül Tarihleri arasında, Anadolu’nun
edebi-Kültür
ve
Sanat
Dergileri Elazığ’da buluştular.. Atatürk Yüksek Kurumu
Başkanı Prof. Dr. Sadık Tural ve Ahmet Yesevi
Üniversitesi
Mütevelli Heyeti Başkanı Namık Kemal Zeybek’in edebi
zevkle duyguları okşaması gönülleri yatıştırdı..
Elazığ Milli
Eğitimi,
Tarihi bir adım atarak, 20-26 Eylül Tarihlerini
‘şiir
haftası..’ olarak ilan etti!..
Okullar,
şiirin
hikmet pınarlarından doyasıya içtiler, feyizlendiler,
heş’e buldular..
Ve, basınımız bir taşra havasında değil!..
Sanki, Bab-ı
Ali’yi solukladı.. . Elazığ’ın her bakımdan;
kültür
elçileriyle hemhal olduğu günler yaşadı..
Elazığ’dan, Türk
Dünyasına
‘kültür
köprüleri kuruluyor..’ Yarın o
köprülerden duygularımız, gönüllerimiz, kaygılarımız ve de
tacirlerimiz geçecekler..
Elazığ/ Hazar Tarihin şu esnek/ kritik
döneminde bir efsane şehir olarak adlarda/gönüllerde derin
izler bırakacaktır..