Edebi sanatların şâhı olarak yorumlarım,
şiiri!.. Şiir, insan merkezli bir sanat olarak, gönlümüzün
sevda harmanıdır. Derinliğine düşündüğünüzde, bir milletin
edep ve adap pınarından sürekli canlar içre beslendiği
tarihinin ve de talihinin satır satır, mısra mısra,
kelâmının asra ve zamana selâmıdır!..
Bu yolun yolcuları arasında, ‘hikmet
sahibi..’ alimler vardır.. Milletine ‘hâkimane/
hekimane söz söyleyen..’ gönül sultanları,
hükümdarlar vardır..
“Kaside-i Bürde..”
isimli eserin sahibi Hassan B. Sabit,
Peygamber Hırkasını giyen bir şair!.. Türk ve İslam
dünyasının Pir-i Türkistâni olarak bildiği büyük İslam
Velisi Ahmet Yesevi, ‘hikmet dolu sözlerinde..’
bedii zevkin her türlü tadına vardığı güçlü bir şiiriyât
vardır!.. Hz. Mevlâna, o koca eserini/ Mesnevisini,
‘beyitler halinde..’ yazmıştır!.. Yunus Emre, Şeyhî,
Nesimi, Fuzulî, Itrî, Bâki, Nedim, Şeyh Galip, Yahya
Kemal, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni, Harputlu Rahmi,
Muallim Naci, Arif Nihat Asya, Necip Fazıl Kısakürek...
Ve, daha niceleri zamanı bizlere en iyi şekilde yorumlayan
deha simalar!.
Alî Şir Nevâi’de, Kaşgarlı Mahmut’ta güzel
Türkçe’nin zarif mücadelenin yorumunu yaparken tarihi
bütün engin ufuklarını bulursunuz!.. Yusuf Has Hacib’in,
“Kutad-gu Bilig” eseri aynı sıcaklığını koruyorsa,
Türkçe’nin zenginliğini şiiriyatın ikliminde gezinerek
görebilirsiniz..
Evet!. Destanlarımı, efsanelerimi,
masallarımı hafızalara ilk nakşedenleri düşündüm!.. İlimi,
dilimi, hukukumu, töremi düşündüm!.. Türkülerimi,
kasidelerimi, şarkılarımı, hoyratlarımı, gazellerimi,
manilerimi düşündüm!.. Ses ve söz ustalarım bir büyük
tarihi nâkışlamış... Arif Nihat Asya şiirinde ne diyor;
“Itri, bestelesin tekbirini;
Evliya okusun Kur’anlar!
Ve Kur’an’ı göznuruyla çoğaltsın
Kayış zâde Osman’lar!
Nâtını Galip yazsın, Mevlidini
Süleymanlar
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!.”
Çanakkale Destanını Akif’ten dinlerim...
Sakarya Türkü’sünde bir ulu zaferi şairin mısralarında
tekrar yaşarım.. Niyazi Yıldırımla, Destanlar Buncunda
mazinin bütün esrarı gözlerimin önüne serilir!..
**
** **
Ağustos Ayının sıcaklığında içimi
serinleten Ozan Mahmut Akay’ın Temmuz-2004 Temmuz’unda
yayınlanan “Ela Gözlerin..” isimli şiir kitabında
Anadolu’dan öylesine güzel esintiler mısralara
serpiştirilmişti ki, Yunus’un 13. asırdan günümüze akıp
gelen sade bir dilin hoş sedasını aldım.. Sivas ellerinde
Aşık Veysel derler adına, ‘sazının her telinde
kalbimizin vuruşunu dinlersiniz.. Böylesine bir sevda
dolu yüreğin deryalara akışını hissettim!..
“Ayağın bir taşa değse
Anne ben üzülmez miyim.
Yüz yaşa girdin nerdeyse
Anne ben gözlemez miyim.
Sensiz yamalı bohçayım
Gurbette viran bahçeyim
Yüreğinde bir parçayım
Anne ben özlemez miyim?”
Ozan Mahmut Akay, “Ela Gözlerin”
isimli eserle bizlere selâm ediyor!.. Şairimiz Mardin/
Ömerli doğumlu.. Anadolu’nun Gökçe Çadırları olarak
tarifini yaptığım her birini Alperen Okulu
gördüğümüz değişik edebiyat dergilerinde şiirlerini büyük
bir zevkle kana kana içtik!.. İLESAM ve Eskişehir Şairler
Derneği üyesi olan şairimizin elimize ulaşan, “Ela
Gözlerin” isimli eseri şairin 2004 yılı Temmuz ayında
yayınlanan onuncu eseri oluyor!. Bir arı nasıl daldan dala
konarak peteğini dolduruyorsa, ipek böceği eserini nasıl
ince bir duyarlılıkla meydana getiriyorsa; şairdeki mısra
örgüsünde aynı heyecanı yaşamanız mümkün!.. Her satırında
akıl imbiğinden süzülerek akan, duygu pınarının gizemli
çeşmesinden Yunus’un ve bu toprağın kokusunu alırsınız.
Şairler,
bu ülkenin kervanıdır.. Uğrak yerleri gönüller,
hanıdır!.. Vatan sevdası sımsıcak damarlarında dolaşan
kanıdır.. Tabibin anlar ancak kâmil dostları!..