Fuzuli’nin, Nedim’in Divanları,
Harput’ta bestelenmiş, dilden dile söylenmiştir.
Kambalakzade, Hacı Hayri, Rahmi Harputi, Nüzhet Dede,
Hacı Ömer Efendi ve daha nice isimler bu toprağa
‘asıl tohumu atmış’ ve kuşaktan kuşağa
devam edecek bir çizgi, doğru bir zemin
üzerinden uzanıp gidecekti… Bir Şehsuvar dedik..
1965’lerde, Fikret Memişoğlu ve o halkanın
pırlanta isimleri.. 1982’lerde, Şeref Tan ve ‘hasret
kokan’ dudaklar, yüzyılların arzusu ile
kıpırdayacaktı..
“Şiir
sanatını, hiç şüphesiz ilim
muhiti besler.” Harput’u ve dolayısı ile aynı hamurla
beslenen Hazar’ı,
çevresinde cazibe merkezi konumuna getiren
özellik buradadır.
Geçmişe doğru bir ufuk turu yapalım.
“Ölüm sonsuzluğa akan bir nehir” O nehrin
yataklarında, ‘maziyi soralım’ hiç değilse halimizi
soruşturalım. Kamu ervah’ın ayakta olduğunu düşünelim!.
Harput denince ilk akla gelen nelerdir?.
Terkedilmişlik,yıkılmışlık, unutulmuşluk, hasret kokan
bir fikir, düşünce ve tarih…Bütün bunların verdiği kahır
şiire yansımıştır. Fatih
Kısaparmak’ın öylesine içi yanmış ki,
“Unutulmuş geleneği töresi
Avreşi, halayı, çayda
çırası
Gadan alam, şimdi ağıt
sırası
Gırnatam, çığırtmam, sazım
kan ağlar.”
Ağıt yakacak kadar
içlidir. Öylesine içli ki, içindeki sızı,
sözüne, sazına, sohbetine unutulmuşluğun
ağır kahrı olarak çökmüştür.
“O yıkık
abidelerden
okunur her kederin
Nerde avaze-i tekbirle dolan
kubbelerin
Kal’e burcundan asırlar
uyanırken sesine
Seni takdirle gören gözleri
öpsek yeridir.”
Haydar
Duman bizim
kültürümüzü en iyi anlatan Fikret
Memişoğlu döneminin ‘çile mektebinde yoğrulmuş’
onlarla birlikte dert kervanına katılmış
şairlerimizdendir. Haydar Duman, ‘o yıkık
abidelerde’ bir şanlı
mazinin yattığını anlatır. Onu takdir eden gözlere
hasretini dile getirir.
“Hoş
geldiniz, göynümüzün gögerçini gakgoşlar
Bize kucak
açanlar, dert ortağı baboşlar
Damla damla geçirip
Harput’un imbiğinden
Elazığ sevdasını yudumlayan
serhoşlar.”
Bizler Şeref Tan’a, Elazığ’ın ‘şehri
yari’ diyoruz. O kendi
kültürümüze öylesine içten gelen
duygularla yarenlik etmiştir ki, mısraları hasret kokar. O
hasretin verdiği sevda kokar. “Dert ortayı baboşlar”
derken, nasıl bir duygu yüklendiği bütün
şiirlerine yansımıştır.
“Bir
hoşça sadadır kalacak kubbede baki
Gül, söyle, açıl; gül gibi,
bülbül gibi saki
Bir nağmene, bin ahımız
oldukça mülaki
Bir gülşene erdik
gülüşünden alıp ilham.”
“Kavşağı “Harput’tur” yiğit
kolunun;
Dağ dağa kavuşmuş, murat
bizimdir.
Yolcu! Bozkurd’uyuz
Anadolu’nun,
Yurt bizim, at bizim, avrat
bizimdir.”
Fikret Memişoğlu, Elazığ’da bir dönemi, bir
kuşağı derinden etkileyen bir dava ismidir. “Bir
nağmene, bin ahımız…” derken acaba
sadece bir iç geçirmesi mi?. Hayır! O bütün yüreğini
vermiştir, o yüksek
kültüre ve onun getirdiği iklime.
“Harput’ta eski yurttayım
Maverayla huduttayım
Gah yerde, gah buluttayım
Düştüm bir garip
dünyaya
Karıştı gerçekle rüya
Gönlümün şeyda
vaktidir
Bir dosta veda
vaktidir
Bir borcu eda
vaktidir”
Hazar
Şiir Akşamlarından daha yakından
tanıdığımız bir gönül dostu şairimiz Ali Akbaş,
“Karıştı gerçekle rüya” derken hatıraları depreşir.
“Kurban istiyor
dünya
Gül endam filinta boy taze
can
Gördüğümüz zulüm kan karabasan
Sonra talik bir yazı
başucumuzda okunan
“Elbaki hüvelbaki” Ve
kalanlara selam
-vedaya veda”
Elim bir trafik kazasında kaybettiğimiz
Hasan Ali Kasır’ın yazdığı
şiir, Akbaş’a cevaptır!. Vedaya
vedadır!. Şairin iç
dünyasından taşan sözler, ‘hayata
ayna olacak kıvamdadır’ Belki sükutu seçer ama, onun
sakin
dünyasında kopan fırtınaları her babayiğit
kaldıramaz.
Baktım oyun bitmiş
Perde kapanmış
Ben şimdi perdesizim
O ki Harput’un ve bizim
ölümümüz var,
Her şey boşuna.”
Erkan Oğur’un
dediği gibi bir dönem, Harput’ta “perde kapanmış”
onların şimdi bizlere tebessüm eden hatıraları ile
meşgulüz. Perdeyi kaldırın aradan, hakikat önünde eğilin!
İran
Tebriz’den seslenen Türkçü şair, Nesir Payguzar ne diyor;
“Harput Asıya’nın gül
bahçesidir
Bu kadar güzellik onun
besidir
O ki, şöhretini yüceltip
arşa;
Kulaklara çarpan
müzik
sesidir
Harput ocağıdır
güzelliklerin
Havası, kışta da yaz nefesidir
Konuşmaklarında saz havası
var
Kucağında Hazar Baba
Gölü var
Harput daralanmış nar
tanesidir
Mısralar dizini simgesi olan
Nesir’in Harput’a
alakasıdır..”
Şunu
öncelikle belirtmek ve tarihe şerh düşmek isterim. Hazar,
artık Türk
Edebiyatının müstesna yeridir. Onun
hakkında o kadar güzel şeyler söylendi ki. Üstat Dilaver
Cebeci’nin, Harput’ta bir Gün isimli
şiirinde;
“Müstezatlar, Hoyratlar sızlatırken geceyi
Geldi Harput ahengi kuşattı
Sivrice’yi
Bu ahenk göç eyleyen bir
kuşun ahengidir
Hasretten gönül dağlı
Gakkoş’un ahengidir
Gakkoş coşkun bir aşık,
yani sevgiden serhoş
Sanat eserinde nezaketle asaleti
birleştirdiğiniz takdirde karşınıza şaheser çıkar. Aşk,
ihlas, samimiyet, doğruluk, güzel ahlakın meydana getireceği
her çalışmanın bir ulu çınar gibi faydaları kalıcı olur.
Şeyhü’l muharririn Ahmet Kabaklı
28 Ekim 2000 Tarihinde, “Harput’ta
Kültür Düğünleri”
isimli yazılarında şu nazik ifadeleri
kullanıyorlardı; “Düşünün ki, sadece Hazar
Şiir Akşamları, Türkiye’nin
irfanına hizmet derinlikleri bahşeden, Avrasyalı,
Türkiyeli ve Elazığ’lı binlerce şair, bilgin,
edip, hatip,
müzik üstadı, araştırmacıyı
millet
sahnesine
çıkarmıştır.”