Aziz Şehir Elazığ'a Hoş Geldiniz

footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner

 Ana Sayfa    Menü Seçimi    Yazarlar / Bedrettin KELEŞTİMUR << Geri Dön

footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner

 

Bedrettin KELEŞTİMUR ...: KÖŞETAŞI :

Biyografim Eski Yazılarımız E-Posta Atın Yazar Ana Sayfa
Şiirlerim

Bedrettin KELEŞTİMUR

ŞİİRİMİZDE HARPUT!..
05 Temmuz 2004 Pazartesi

Fuzuli’nin, Nedim’in Divanları, Harput’ta bestelenmiş, dilden dile söylenmiştir. Kambalakzade, Hacı Hayri, Rahmi Harputi,  Nüzhet  Dede, Hacı Ömer Efendi ve daha nice isimler bu   toprağa ‘asıl tohumu atmış’ ve kuşaktan kuşağa devam edecek bir çizgi, doğru bir zemin üzerinden uzanıp gidecekti… Bir Şehsuvar  dedik.. 1965’lerde, Fikret Memişoğlu  ve o halkanın pırlanta isimleri.. 1982’lerde, Şeref Tan ve ‘hasret kokan’ dudaklar, yüzyılların arzusu ile kıpırdayacaktı..

            Şiir sanatını, hiç şüphesiz ilim muhiti besler.” Harput’u  ve dolayısı ile aynı hamurla beslenen Hazar’ı, çevresinde cazibe merkezi konumuna getiren özellik buradadır.

Geçmişe doğru bir ufuk turu yapalım. “Ölüm sonsuzluğa akan bir nehir” O nehrin yataklarında, ‘maziyi soralım’ hiç değilse halimizi soruşturalım. Kamu ervah’ın ayakta olduğunu düşünelim!. Harput  denince ilk akla gelen nelerdir?. Terkedilmişlik,yıkılmışlık,  unutulmuşluk,  hasret kokan bir fikir, düşünce ve tarih…Bütün bunların verdiği kahır şiire yansımıştır. Fatih Kısaparmak’ın  öylesine içi yanmış ki,

“Unutulmuş  geleneği töresi

            Avreşi,  halayı, çayda çırası

            Gadan  alam, şimdi ağıt sırası

            Gırnatam, çığırtmam, sazım kan ağlar.”

      Ağıt yakacak kadar içlidir. Öylesine içli ki, içindeki sızı,  sözüne, sazına, sohbetine unutulmuşluğun ağır kahrı olarak çökmüştür.

“O yıkık abidelerden okunur her kederin

            Nerde avaze-i tekbirle dolan kubbelerin

            Kal’e  burcundan asırlar uyanırken sesine

            Seni takdirle gören gözleri öpsek yeridir.”

     Haydar Duman bizim kültürümüzü en iyi anlatan Fikret Memişoğlu döneminin ‘çile mektebinde yoğrulmuş’ onlarla birlikte dert kervanına katılmış şairlerimizdendir. Haydar Duman, ‘o yıkık abidelerde’ bir şanlı mazinin yattığını anlatır. Onu takdir eden gözlere hasretini dile getirir.

            “Hoş geldiniz, göynümüzün  gögerçini  gakgoşlar

            Bize kucak açanlar, dert ortağı baboşlar

            Damla damla  geçirip Harput’un  imbiğinden

            Elazığ sevdasını yudumlayan serhoşlar.”

    Bizler Şeref Tan’a, Elazığ’ın ‘şehri yari’ diyoruz. O kendi kültürümüze öylesine içten gelen duygularla yarenlik etmiştir ki, mısraları hasret kokar. O hasretin verdiği sevda kokar. “Dert ortayı baboşlar” derken, nasıl bir duygu yüklendiği bütün şiirlerine yansımıştır.

            “Bir hoşça sadadır  kalacak  kubbede baki

            Gül, söyle, açıl; gül gibi, bülbül gibi saki

            Bir nağmene, bin ahımız oldukça mülaki

            Bir gülşene  erdik gülüşünden alıp ilham.”

           

            “Kavşağı “Harput’tur” yiğit kolunun;

            Dağ dağa kavuşmuş, murat bizimdir.

            Yolcu! Bozkurd’uyuz  Anadolu’nun,

            Yurt bizim, at bizim, avrat bizimdir.”

    Fikret Memişoğlu, Elazığ’da bir dönemi, bir kuşağı derinden etkileyen bir dava ismidir. “Bir nağmene, bin ahımız…” derken acaba sadece bir iç geçirmesi mi?. Hayır! O bütün yüreğini vermiştir, o yüksek kültüre ve onun getirdiği iklime.

            “Harput’ta eski yurttayım

            Maverayla huduttayım

            Gah yerde, gah buluttayım

            Düştüm bir garip dünyaya

            Karıştı gerçekle rüya

                        Gönlümün şeyda vaktidir

                        Bir dosta veda vaktidir

                        Bir borcu eda vaktidir”

            Hazar Şiir Akşamlarından daha yakından tanıdığımız bir gönül dostu şairimiz Ali Akbaş, “Karıştı gerçekle rüya” derken hatıraları depreşir.

            “Kurban istiyor dünya

            Gül endam filinta boy taze can

            Gördüğümüz zulüm kan karabasan

            Sonra talik bir yazı başucumuzda okunan

            “Elbaki hüvelbaki” Ve kalanlara selam

                                                           -vedaya veda”

     Elim bir trafik kazasında kaybettiğimiz Hasan Ali Kasır’ın  yazdığı şiir, Akbaş’a  cevaptır!. Vedaya  vedadır!. Şairin iç dünyasından taşan sözler, ‘hayata ayna olacak kıvamdadır’ Belki sükutu seçer ama, onun sakin dünyasında kopan fırtınaları her babayiğit kaldıramaz.

            “Harput’a  çıktım

            Baktım oyun bitmiş

            Perde kapanmış

            Ben şimdi perdesizim

            O ki Harput’un ve bizim ölümümüz var,

            Her şey boşuna.”

     Erkan Oğur’un   dediği gibi bir dönem, Harput’ta “perde kapanmış” onların şimdi bizlere tebessüm eden hatıraları ile meşgulüz. Perdeyi kaldırın aradan, hakikat önünde eğilin! 

            İran Tebriz’den seslenen Türkçü şair, Nesir Payguzar ne diyor;

            “Harput Asıya’nın  gül bahçesidir

            Bu kadar güzellik onun besidir

            O ki, şöhretini yüceltip arşa;

            Kulaklara çarpan müzik sesidir

            Harput ocağıdır güzelliklerin

            Havası, kışta da yaz nefesidir

            Konuşmaklarında saz havası var

            Kucağında Hazar Baba Gölü var

            Harput daralanmış nar tanesidir

            Mısralar dizini simgesi olan

            Nesir’in  Harput’a   alakasıdır..”  

            Şunu öncelikle belirtmek ve tarihe şerh düşmek isterim. Hazar, artık Türk Edebiyatının müstesna yeridir. Onun hakkında o kadar güzel şeyler söylendi ki. Üstat Dilaver Cebeci’nin, Harput’ta bir Gün isimli şiirinde;

            “Müstezatlar, Hoyratlar sızlatırken geceyi

            Geldi Harput ahengi kuşattı Sivrice’yi

            Bu ahenk göç eyleyen bir kuşun ahengidir

            Hasretten gönül dağlı Gakkoş’un  ahengidir

            Gakkoş  coşkun bir aşık, yani sevgiden serhoş

            Nezaketle asalet birleşip olmuş Gakkoş”

            Sanat eserinde nezaketle asaleti birleştirdiğiniz takdirde karşınıza şaheser çıkar. Aşk, ihlas, samimiyet, doğruluk, güzel ahlakın meydana getireceği her çalışmanın bir ulu çınar gibi faydaları kalıcı  olur.

Şeyhü’l  muharririn  Ahmet Kabaklı 28 Ekim 2000 Tarihinde, “Harput’ta Kültür Düğünleri” isimli yazılarında şu nazik ifadeleri kullanıyorlardı; “Düşünün ki, sadece Hazar Şiir Akşamları, Türkiye’nin irfanına hizmet derinlikleri bahşeden, Avrasyalı, Türkiyeli ve Elazığ’lı  binlerce şair, bilgin, edip, hatip, müzik üstadı, araştırmacıyı millet sahnesine çıkarmıştır.”

Yorum Formu

Bedrettin KELEŞTİMUR - E-posta: bedrettin@elaziz.net
Haberleşmek için :
  Günışığı Gazetesi - ELAZIĞ
Tel: 0.424. 218 24 24

Biyografim Eski Yazılarımız E-Posta Atın Yazar Ana Sayfa Şiirlerim Başa Dön

 
footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner
| Tasarım | Site Harita | Bize Ulaşın | Reklam | Başa Dön | Hakkımızda |    Ana Sayfaya Dönüş