28 Mart
2004 tarihi, ülkemiz açısından önemli bir gün. Çünkü yerel
yönetimlerin başkanlarını seçmiş olacağız. Televizyon,
radyo, gazete gibi medya unsurları, seçimlerde çok etkili
olmaktadır. Bizleri yönetmeye talip adaylar görücüye
çıkmakta ve yarış içerisine girmektedir. Bilinçli halkımız
da bu adayları dinleyerek, iş yapacak adayları belirlemeye
çalışmaktadır.
“Bilinçli
halkımız” ifadesini özellikle kullandım. Çünkü
maalesef özellikle bölgemizde seçmenlerin önemli bir
bölümü, hala aday belirlemede öz iradelerini kullanmaktan
yoksundur. Eşinin, akrabalarının veya kendisinin saygı
duyduğu tanıdıklarının etkisinde kalarak oyunu belirlemeye
çalışmaktadır. En kötüsü ise, toplumun önemli bir bölümünü
oluşturan fertlerinin; bölgemizde aslında toplumu kendi
menfaatleri doğrultusunda sömürmeyi amaçlayan bazı sözde
din adamlarının yanlış ve aldatıcı telkinlerinin etkisinde
kalarak oylarını kullanmalarıdır.
Bireylerin
hür iradelerini kullanarak seçimlerde oy kullanmaları için
daha uzun yıllara ihtiyacımız olacak. Toplumun eğitim
düzeyinin yükselmesi, doğru ve yanlışları ayırt
edebilmeleri sonucunda, ancak gerçek anlamda bir
demokratik seçimden bahsedilebilir.
Yıllar
öncesi ile kıyasladığımızda, halkımızın artık yavaş yavaş
gerçekleri görerek oy verdiklerine şahit olabilmekteyiz.
Nitekim bu yüzdendir ki son yıllarda hükümet olan partiler
ile yerel yönetimleri kazanan partiler arasında çok farklı
tablolar yaşanabilmektedir.
İllerde
yerel televizyonların seçimlerdeki etkisi, çok etkili
olmaya başladı. Adaylar yapacaklarını anlattıkları
televizyon programlarında konuya ne kadar hakim
olduklarını, söylediklerinin ne kadar gerçeklere
dayandığını görmek artık çok kolay. Yeter ki konuşulanlar
biraz dikkatli izlenebilsin. Yerel medya çalışanlarında bu
tür programları yöneten program yapımcıları da tuzak
sorularla adayı hırpalayabilmekte ve adayların gerçek
durumlarını ortaya koyabilmektedirler.
Adaylar
televizyona çıkmadıklarında gizemli bir görüntü
verebilirken, televizyona çıktıktan sonra yöneltilen
sorular karşısında bocalamaları veya kelimeleri
yuvarlamaları yüzünden, çok oy kaybedebilirler. Çünkü
bilinçli seçmen önceden sempati duyduğu bir adayın,
sorular karşısındaki tutarsız savunmaların fark ettiğinde,
körü körüne söz konusu adaya oy vermenin yanlış olacağını
görebilmektedir.
Elazığ’da da yerel seçim
atmosferi çok heyecanlı bir duruma büründü. Adaylar
televizyonlara çıkarak projelerini anlatmaya
çalışmaktadırlar. Bir seçmen olarak tek arzum, kazanacak
adayın dürüst bir biçimde Elazığ’ın daha da ileriye
gitmesine canla başla çalışmasıdır. Proje üretmek, ekip
çalışmaları ve de beyin fırtınası denilen olguların
harekete geçirilmesi ile sağlanabilir. Tüm adaylara
başarılar dilerken, 29 Mart sabahını da büyük bir
heyecanla beklediğimi ifade etmek istiyorum. Elazığ’a kim
daha iyi hizmet verecekse, seçimi o adayın kazanması, tek
arzumuzdur.