Aziz Şehir Elazığ'a Hoş Geldiniz

footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner

 Ana Sayfa    Menü Seçimi    Yazarlar / Asaf VAROL << Geri Dön

footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner

Asaf VAROL ....:...: İLETİŞİM :

Biyografim Eski Yazılarımız E-Posta Atın Yazar Ana Sayfa

Prof. Dr. Asaf VAROL - Güncel Yazılarıyla Artık Yazar Sayflarımızda

TEZSİZ YÜKSEK LİSANS
22 Mart 2004
Pazartesi


Milli Eğitim Bakanlığına bağlı eğitim kurumlarına öğretmen olarak atanacakların atamalarına esas olan alanlar ile mezun oldukları yükseköğretim programları ve aylık karşılığı okutacakları derslere ilişkin esaslar ile değişiklik yapılmasına dair esaslar, 31.03.2003 gün ve 4 sayılı kararla değişik 01.06.2000 gün ve 340 sayılı karar  ile belirlenmiştir.

Ortaöğretim alan öğretmenliklerine; Eğitim Fakülteleri, Fen Fakülteleri, Edebiyat Fakülteleri, Fen-Edebiyat Fakülteleri ile diğer yükseköğretim programlarından mezun olup, Orta Öğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans Programını bitirenler atanabilmektedir. Örneğin İletişim Fakültesi mezunu bir aday, şayet 1,5 yıl süren Orta Öğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans programından mezun ise; Anadolu İletişim Meslek Liselerinde “Gazetecilik ve Halkla İlişkiler”, “Radyo-Televizyon” bölümlerinde öğretmenlik yapabilmektedir. Bu imkan sayesinde, iletişim fakültesi mezunlarına yeni bir istihdam alanı daha doğmaktadır.

Üniversitelerimizin eğitim fakülteleri dışında kalan fakültelerinden mezun olanların öğretmen olabilmelerinin tek yolu, Orta Öğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans Programına katılarak pedagojik formasyonu tamamlamalarıdır. Ancak üzülerek belirmek gerekir ki üniversitelerimiz şu aşamada sınırlı kontenjan ile bu tür bir eğitim yürütebilmektedir. Şubat 2004 ayında Fırat Üniversitesi bünyesinde açılan Orta Öğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans Programlarına, beklenilenin çok üzerinde müracaat olmuş ve kontenjanlar sınırlı kaldığı için çok az sayıda aday bu programlara alınabilmiştir.

Öğretmen olmak için müracaat edenlerin başında Fen-Edebiyat Fakülteleri gelmektedir. Mühendislik Fakültelerinin iş bulamayan mezunları da çareyi Orta Öğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans Programına katılmakta aramaktadırlar. Şu anda mezun olduktan sonra iş garantisi olan sadece birkaç öğretmenlik branşı bulunmaktadır. Ama unutulmamalıdır ki bir fakülteden diploma almak, iş garantisini de beraberinde getirmeye yetmemektedir. Gelişmiş ülkelerde de üniversite mezunlarının iş bulma garantisi yoktur. Ancak verilen eğitimin kalitesine bağlı kalınarak bazı üniversite mezunları tercih edilmektedir.

Öğretmen olmak için verilen bu mücadele karşısında “acaba öğretmenlerimiz layık oldukları itibarı görmekte midir?” sorusuna maalesef vereceğimiz cevap “Hayır” olacaktır. Şu anda her ne kadar eğitim fakülteleri haricindeki fakültelerden mezun olan bazı kişiler, öğretmen olma mücadelesi verseler de, “Bari öğretmen olalım” düşüncelerini de kafalarından silememektedirler. Oysa gelişmiş yurtdışı ülkelerde öğretmenlik çok kutsal bir meslektir ve her isteyen öğretmen olamamaktadır. Öğretmen olmak isteyenleri ise çok sıkı sınavlar beklemekte ve özel yetenek sınavları ile seçimleri yapılmaktadır. Tabi bu kriterler karşısında da aldıkları maaşlar tatmin edici seviyelerdedir.

Sonu olarak öğretmenlik kutsal bir meslektir, ancak ülkemizde layık oldukları maddi ve manevi desteği henüz yakalayamamışlardır.


SOSYAL DEVLET

Sosyal devlet denildiğinde, vatandaşlarına asgari bir yaşam düzeyi sağlamayı hedefleyen ve bireylerin belirli bir refah düzeyinde yaşamlarını sürdürebilmeleri için çaba harcayan devlet akla gelmektedir.

İkinci dünya savaşı sonrasında dönemin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğinin hızla yayılması ve o dönemlerde temel hizmetler sektöründe halka devlet tarafından eşit koşullarda yaklaşıldığı görünümü, özellikle gelişmekte olan ülkelerde Marksçılık-Lenincilik taraftarlığını, bir ayrıcalık olarak karşımıza çıkartıyordu.

Kapitalist ülkeler ise komünist rejimlerle idare edilen ülkelerdeki bu olgunun yükselmesi karşında geç kalmamış ve kapitalist düşünceyi yaymak ve geliştirmek için önlemler almıştır. Bu önlemler içerinde sosyal demokrasi, sosyal adalet, sosyal devlet gibi yeni kavramlar geliştirildi. Özellikle bazı sosyalist ülkelerde bireylere eğitim, sağlık ve sosyal yaşam bağlamında iyi hizmetlerin götürülmesi, sosyal demokrat anlayışının benimsenmesine neden olmuştu. Ancak bu oluşum, batı ülkelerine yüksek maliyet getirmesi sonucunda azaldı.

Mihael Gorbaçov tarafından 1987 de ortaya atılan Perestroyka (yeniden yapılanma) ve yapımı 1961 yılında tamamlanan ve 9 Kasım 1989’da yıkılan Berlin duvarı, komünist düşüncenin zayıflamasına neden oluyordu. Bu yüzdendir ki 1968 kuşağı olarak bilinen ve o dönemlerde komünist veya sosyalist düşünceye sahip oldukları için övünen bazı kişiler, bu değişimler sonrasında günümüzde kapitalist düzenin patronları olarak karşımıza çıkmışlardır.

Ekonomik gelişimini ve sermaye birikimini başarı ile sürdüren kapitalist ülkelerde sosyal yaşam bağlamında önemli değişimlerin yaşandığını görüyoruz. Örneğin birçok Avrupa ülkesinde işsizlik parası altında ödenen meblağların temelinde, sosyal yaşam dengesinin sağlanması düşüncesi yatmaktadır. İnsan hak ve hürriyetlerine saygılı, insancıl değerlere büyük önem veren ülkelerin sayısı günden güne artış göstermekte, ancak bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde ise bir bocalama dönemi yaşanmaktadır.

Ülkemizde sosyal adaletin sağlanması, hızlı kalkınma planlarının devreye alınması türünden hedeflerde, endüstriyel üretime yönelik çalışmaların önünün kesilerek rantiyeci bir ekonomik politikanın uygulanması sonucunda, sosyal dengeler tümden bozulmuş ve ulusal gelirden pay alan gruplar arasında uçurumlar oluşmuştur. Artan sosyal sorunlar içerisinde işsizlik, göç, illerin demografik yapılarının bozulması, terör hareketleri sayılabilir.

Ülkemizde nüfus artışının yüksek oluşu, işsizlik oranının artmasına neden olmaktadır. Genç ve dinamik bir nüfusa sahip olmak, gelişme dinamizmlerini harekete geçirmeye yetmemektedir. Ülkemizde kalkınma hamlelerinde genellikte tarıma dayalı bir ekonomik modelin öne çıkarılması, kanımca hatalıdır. Çünkü sadece tarıma dayalı olarak gelişme planları uygulayarak, dünyada çok başarılı bir gelişmiş ülke örneği görmek mümkün değildir.

Gerçek anlamda kalkınmanın temelinde imalata dayalı endüstriyel gelişmeler mutlaka hedeflenmelidir. Sanayi sektöründe kalkınmış olmak, tarımsal alanlardaki kalkınmayı da zaten beraberinde getirecektir.


Bu yazı hakkında yazara yorumlarınızı bu form ile ulaştırabilirsiniz.


Prof. Dr. Asaf VAROL
Elektronik Posta:
avarol@firat.edu.tr

Biyografim Eski Yazılarımız E-Posta Atın Yazar Ana Sayfa Başa Dön

| Tasarım | Site Harita | Bize Ulaşın | Reklam | Başa Dön | Hakkımızda |    Ana Sayfaya Dönüş