Yaz aylarında Amerika Birleşik
Devletlerinde kaldığım süre içerisinde dünyanın en büyük
iletişim ağına sahip CNN, en çok izlediğim televizyon
yayını idi. O süre zarfında Türkiye ile ilgili verilen
haberlerin sayısı çok azdı. Dış İşleri Bakanı Sayın
Abdullah Gül’ün Amerika Birleşik Devletlerini ziyareti
dahi, kısa bir haber olarak veriliyordu. Ancak İstanbul’da
5 gün ara ile 3 büyük patlama sonrasında gündeme El-Kaide
örgütünün oturması sonrasında, batı medyası aniden aşırı
bir biçimde Türkiye’ye odaklandı.
Oysa 1985 -2000 yılları arasında Türkiye
PKK terörü yüzünden çok büyük acılar çekiyordu ve bu
olaylara batı basını çoğu kez ilgisiz kalıyordu. Söz
konusu olaylarda 30 binin üzerinde vatandaşımız şehit
olmuş ve Türkiye açısından çok önemli maddi ve manevi
kayıplar meydana gelmişti.
ABD’de 11 Eylül terör olayları bir dönüm
noktası oldu ve terörün gerçek yüzü ikiz kulelerin çökmesi
ile Amerika medyasının gündemine oturmuştu. Bu olaylar
sonrasında El-Kaide ismi adeta Amerikalıların ve
batılıların kafasına kazınmıştı. 11 Eylül sonrasında
Amerika’ya giden Müslümanların hemen hemen tümüne, artık
şüpheli gözle bakılıyor. Bunun sıkıntısını ben de çektim.
Hangi dine mensup olduğum sorulduğunda ve İslam cevabını
aldıklarında, suratlarındaki gerilmeyi rahatlıkla
hissedebiliyordum.
El-Kaideyi CIA’nın yarattığı gerçeği, açık
bir biçimde medyada işleniyor. Gizli teşkilatlar,
planlarını gerçekleştirmek için kendi yarattıkları
örgütlerin kontrolünü ellerinde bulundurmada sonradan çok
zorluk çekebiliyorlar. Aynı iddialar PKK’ın terörist
lideri Abdullah Öcalan için de söylenmiyor mu? Keza PKK
ile mücadelede Türkiye’deki Hizbullah örgütünün MIT
tarafından oluşturulduğu iddiaları ortalıkta dolaşmıyor
mu?
Bu gelişmeler karşısında akla gelen bir
soru, dış gizli servislerin desteği olmadan bu denli büyük
patlamaların İstanbul’da nasıl gerçekleştirilebileceğidir.
İstanbul’daki saldırıları El-Kaideyi marka haline getirmek
isteyen gelişmiş ülke istihbaratlarının Müslüman
tetikçileri kullanılarak gerçekleştirildiği söylemleridir.
El-Kaide kozu kullanılarak, bazı ülkelere istenilen
doğrultuda yön verilmeye çalışıldığı konusu, Internet
sitelerinde sıkça işleniyor.
Batı basını da tarihinde herhalde ilk defa
bu kadar geniş bir biçimde Türkiye’deki patlamalarını
işliyor. Diğer önemli bir ayrıntı, CNN 11 Eylül olaylarını
yayımladığında kan revan içerisinde bulunan Amerikalıların
görüntülerini vermezken, Türkiye’deki görüntülere sansür
getirmemesi ve kopan kol ve bacakları, kanlar içerindeki
cesetleri açık bir biçimde ekranlara taşıması dikkatimi
çekti.
Şimdi Türk kamuoyu ikiye bölünmüş durumda.
Bir kısım halk, İstanbul’daki saldırıları gelişmiş
ülkelerin gizli servislerinin desteği ile
gerçekleştirildiği inancındadır. Karşısındaki görüş ise,
El-Kaidenin veya benzeri diğer Müslüman bir örgütün Türk
vatandaşlarını kullanarak bu olayları yaptığıdır.
Toplumları yönlendirmede medyanın etkisi çok yüksek.
Ortalıkta dolaşan iddialar ise kafalarımızı yeterince
karıştırdı. Sade vatandaşlar olarak gerçekleri öğrenmek
için daha uzun süre beklememiz gerektiği kanısındayım.