8 kasım günü Elazığ’da
Kadının Statüsü ve Sorunları konusunda önemli bir seminer
gerçekleştirildi. Türkiye Gazeteciler Federasyonu ve Fırat
Havzası Gazeteciler Cemiyeti işbirliği ile
gerçekleştirilen bu seminerin birinci oturumunda ağırlıklı
olarak kadının statüsü ve sorunları konuları ele alındı.
Bu bölümde Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdür
Yardımcısı Fatma Karakoç, kadın sorunları ile ilgili genel
bir bilgilendirme yaptı. UNFPA 3. Ülke Programı konusunda
Meltem Ağduk, Üreme Sağlığı ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
alanında Dr. Sarp Üner ve Medya ve Toplumsal Cinsiyet
Eşitliği konusunda da Yrd. Doç. Dr. Abdülrezzak Altun
tebliğlerini sundular.
Panelistlerin kadın
sorunları hakkında yaptıkları konuşmaların hemen hepsi,
Dünya ve Türkiye kadınlarının gerçek sorunları idi. Bu
bölümde verilen istatistiksel rakamlar, ülkeler arasında
kadın sorunları açısından çok fazla bir farkın olmadığını
da ortaya koyuyordu.
Bu dönemlerde TGRT’de
yayımlanan ve Yasemin Bozkurt’un sunduğu “Kadının Sesi”,
Show TV’de Sinan Çetin’in sunduğu “Film Gibi” ve keza
Flash TV’de yayımlanan ve Medyum Memiş tarafından sunulan
“Evlat Acısı“ isimli vb diğer programları mutlaka
seyredenleriniz olmuştur. Bu programlarda bazen öyle
olaylarla karşılaşıyoruz ki hayretler içerisinde kalmamak
mümkün değil! Bu programlarda merkezde her zaman bir
kadının olduğu görülür.
Olaylar zincirinde kadının
bir eşya gibi görüldüğü, özellikle de ekonomik
bağımsızlığı olmayan kadınların, kocalarının her türlü
işkencesine tahammül etmek zorunda kaldığı ve “kader”
deyip sonuçlarına katlandığı görülür. Toplumumuzda eziyet
gören, her türden tecavüze maruz kalan kadınlar sonuçta
annemiz, kız kardeşimiz veya kızımızdır. Bir an için bu
tür zulümlerin kızımıza yapıldığını düşündüğümüzde,
herhalde hepimizin tüyleri ürperiyordur. Zaten tüyleri
ürpermeyenleri insan kategorisinde değerlendirmek yanlış
olur.
Kadının uğradığı
haksızlıkları gidermek kısa sürede mümkün değildir. Bu bir
eğitim ve kültür meselesidir. Zaman ilerledikçe ve
toplumları eğitim ve kültür düzeyleri yükseldikçe, kadının
sorunları da zamanla hafifleme sürecine gidecektir. Ancak
önümüzde daha uzun yılların olduğu da bir gerçek.
Bu konularda halkı
bilinçlendirmenin en etkin araçlarından biri de medyadır.
Özellikle görsel medya aracılığı ile yapılan programlar,
toplumu bu alanlarda eğitmek ve geliştirmek açısından
önemli bir misyonu üstlenebilir. Bu açıdan
değerlendirildiğinde yukarıda isimleri verilen televizyon
programlarının toplumu bilinçlendirme bağlamında yararlı
olacağı düşünülebilir. Ama kritik bir nokta olduğu da
gözden uzak tutulmamalıdır. Söz konusu televizyon
programlarında bazen hasımlar arasında çok sert
tartışmalar yaşanabilmekte ve karşılıklı hakaretler
yapılmakta ve hatta tehditler savrulmaktadır.
Bu programların tehlikeli
yönü, televizyon programına kızıp intihar edenler,
birilerini öldürenler veya yaralayanlar çıkarsa ne olacak?
Program sunucuları seyretme rekoru kırmak amacıyla
hasımları karşılıklı konuşturuyor. Ancak bu konuşmalar
sonrasında öldürme olayları gerçekleştirilirse, hesabını
kim verecek? O nedenle kadın ve aile sorunlarını
sergilemek isteyen programcıların da bu konularda
eğitilmiş olmaları gerekmez mi?