Muhakkak ki bir Allah, bir Yaratan
var. Ama bu
dünyadaki sevap ve günahların
defterini, çetelesini kim tutuyor, son zamanlarda
Türkiye’de yazılıp söylenenlerdeki hatalar, İktidarın
hataları, acaba “bir yerde”
kayda geçiriliyor mu? Eğer bunlar, beşerin ezerli
maluliyeti “unutmak” olduğu güvencesiyle “buz
üzerine” yazılmamışsa-son hesabı,
nerede, ne zaman ve nasıl sorulacak. Eğer hesaplar
“Mahkeme-i Kübra’da” – ‘Büyük Mahkeme’ görülecekse çok
geç!
Mesela, hükümetimizin inanılmaz vizyonu ve
AB’den Müzakere süreci veya
“sürüngenliği” almak tutkusuyla sarıldığı,
Kıbrıs Türklerini EVET demeye
zorladığı ve bunun için de, uğruna Rauf Denktaş’ı feda
etmekte kararlı olduğu Annan Planı fiyaskosunun – bizdeki
Mütareke
Medyası mensuplarının Denktaş’a,
utanmadan arlanmadan, “artık çekil git” demeye
varan hakaretlerinin hesabı hiç
sorulmayacak mı? AB‘nin bu konudaki
vaatlerini yerine getirmemesi sorgulansa bile cevapsız
bırakması hiç sorgulanmayacak mı?
Yoksa Plan bu sefer Rum Lideri
Papadopulos’un - Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesini
veto etmesi şantajına, boyun eğip, “Anan- Mannan planı”
gene pişirilip, allanıp pullanıp, önümüze mi konulacak ?
Ve bizde de, bu ense onlarda, bu güç olduğu için, bunu da
paşa paşa kabul mü edeceğiz?. Gerçi
Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül “Anan Planı
bitmiştir” diyor, ama bu Güvenlik Konseyi kararı
olarak ortaya atılırsa, anlaşılan sıcak bakılacak: ! Hala
Konseyden ve Annan'dan medet umuluyorsa yandık! Konseyin
gücü olsa, Irak konusunda
ABD’ye yeterdi!
KIRK YILLIK YANİ…
KKTC'nin müstafi Başbakanı, daha başından
teslimiyetçi Mehmet Ali Talat, O planın müzakereye açılabileceğini
söylemiş de, birileri, şu sırada “fincancı katırlarını
ürkütmemesi için” kulağını çekmişler… Denktaş bana
Talat’ın artık dine imana geldiğini söylemişti… A sevgili
Cumhurbaşkanım; “kırk yıllık Yani, şimdi olur mu Kani?”
Onun ve Türkiye’deki bazı köşe yazarlarının size reva
gördükleri hakaretlerinin acısını ben hala çekiyorum!
Sırası gelmişken söylemeliyim; geçenlerde
Antalya da Akdeniz
Üniversitesinde muhteşem ve müthiş
bir konuşma yaptınız;
Medyamızın size ve
Kıbrıs davasına nasıl destek
olmadığını, aksine, yabancıların,
medyamızın
Kıbrıs konusundaki tavrını ve de
tavırsızlığına, bakarak davanızın önemsiz olduğu
neticesine vardığını da söylediniz. Bütün
medya, muhabirleri
kameralarıyla oradaydı. Salon hınca hınç doluydu. Ama
ertesi gün Türk
medyasında bu konuşma hakkında tık
yoktu’!
Ama ben gene de “Yukarda Allah var”
diyorum… Ondan sonra da Türk milletinin sağ duyusu ve
zinde kuvvetleri var..!
ANILARIMI YAZARKEN
Alanya’da, 27 Mayıs’a ve ondan önceki eski
acı günlere dönmüş, gömülmüş, anılarımı yazarken, güncel
konulara fazla eğilemiyorum... Mesela 17 Aralık’ta Brüksel
de neler olacağını bilsem de, gene merakla bekliyorum.
Avrupa Parlamentosunda eski sevgili dostum var; Barones
Emma Nıcholson, Kadıncağız raportöre karşı Türkiye için
cansiperane mücadele veriyor ve bana da
bilgiler gönderiyor. O'na boşuna uğraşıyorsun demeye dilim
ve gönlüm varmıyor. Belki bir tarih verecekler ama nasıl ?
Ortaya karar çıkınca, siz seyredin, benden gümbürtüyü. Ama
başında söylediğim gibi, bir yerlerde kayıt - hesap tutan
yok ya, buna da münasip bir kulp takarlar!
ATATÜRK’LE UĞRAŞANLAR
Bu arada çok sapık yazıları çıkıyor; Engin
Ardıç, Brüksel çocuğu Hadi Uluengin ve tabii tekkeli
liboş Taha
Akyol, Mustafa Kemal Atatürk’e
kıyısından köşesinden sataşmaya başladılar. Mustafa
Kemal’in tabii ki dokunulmazlığı yok;
kişiliği eserleri tartışılacak ama böylesine dedikodularla
ve mesela, bütün hayatı boyunca bu konuda saygıya değer
bır duruş gösteren yeğeninin rivayetlerine göre değil!
Hani bir söz vardır “Işığı görenler
çıkıyor” diye… Bunlar karanlığı görüp, meydanı boş
bulduklarını sanan ve ortalığa çıkan baykuşlar! Gün –
daha doğrusu, Tevfik Fikret'in kelimeleriyle, şu sırada
gittikçe artan zulmet –karanlık- uğursuzların! . Ama her
gecenin de bir sabahı var;
Anılarımdan, baş alabilsem, fakat
gene da, anılarımın ve gelecek ay İş Bankası
Kültür Yayınları tarafından
yayınlanacak – rahmetli Babam Kılıç
Ali’nin “anılarından”, kuvvet ve ilham olarak
onlara da hak ettikleri cevapları vereceğim…
NOT – Stadyum Cinayeti
ve Havaalanlarındaki kefelerde mesela Coca Cola'nın
bakkallardakine nazaran 7 misli fiyatla satılması üzerine;
güvenlik hizmetlerinin ve insanların kullanmaya mecbur
oldukları hava alanlarındaki lokallerin -özel sektöre
devredilmesindeki yanlışlık ortaya çıkıyor: Tüketici
dernekleri o hava alanları yöneticilerinden, bu fahiş
fiatların gerekçelerini sormalıdırlar.! Ve Demek
ki Güvenlik hizmetlerinin her yerde özel şirketlere
bırakılması da yanlış