
Elazığ,
Doğu Anadolu’da Tarihi Harput Kalesinin bulunduğu tepenin eteğinde kurulmuş bir
şehirdir. Deniz seviyesinden 1067 metre yükseklikte bulunan şehir hafif meyilli bir
zemin üzerindedir. Elazığ’ın yerleşim yeri olarak tarihi yeni olmakla beraber
bölgenin tarihi oldukça eskidir. Bu nedenle Elazığ tarihini onun menşei
sayabileceğimiz Harput’un tarihi ile birlikte ele almamız gerekir.
Mevcut tarihi kaynaklara göre Harput’un en eski sakinleri M.Ö. 2000
yıllarından
itibaren Doğu Anadolu’ya yerleşen Hurrilerdir. Yine tarihi kayıtlara göre Hurrilerden
sonra bölgenin Hitit hakimiyeti altına girdiğini görmekteyiz. Çok uzun sürmeyen Hitit
hakimiyetinden sonra M.Ö. 9. Asırdan itibaren Doğu Anadolu’da devlet kuran Urartular
Harput’ta uzun süre hüküm sürmüştür. Bugün bile tarihi heybetiyle ayakta duran
Harput Kalesi Urartu devrinin izlerini taşımaktadır. Kale’de kaya içine
oyulmuş
merdivenler, tünel ve hücrelerle su yolu bulunduğu tespit edilmiştir. M.Ö. 9.
Asırdan
beri bu kalesiyle müstahkem mevkii olarak bilinen Harput, en az 4000
yıllık bir maziye
sahip bulunmaktadır. Harput isminin ilk hecesi olan Har, taş (kaya)
anlamına, son hecesi
olan put (berd) ise kale anlamına gelmektedir.
Günümüz
Türkçeci ile Tas Kale anlamını taşımaktadır. Harput’un tarihini biraz daha
derinliğine incelediğimizde, M.S. 1. asırdan 3. asra kadar, zaman zaman
Romalıların siyasi ve askeri
nüfuzunda kaldığını görmekteyiz. Ancak Romalıları Anadolu’dan
çıkarmak için uzun
ve çetin mücadeleler yapan Pontus Kralı Mithradates devrinde ve ondan sonraki zamanlarda
bir takım eller değiştirdiği de bilinmektedir. Bununla beraber, Miladi 3.
asırda,
İmparator Dioclatianus zamanından itibaren Harput bölgesi tamamen
Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır.
Daha sonra Sasanilerle, Bizanslılar arasında devam eden harplerde daima ihtilaf hududu
olarak görülen ve zaman zaman Sasanilerin, zaman zaman Bizanslıların hakimiyetine
girerek el değiştiren Harput’ta Bizans hakimiyetinin ilk devresi 7. asrın
ortalarına
rastlar. Ancak Hz. Ömer zamanında Suriye ve Irak’ı ele geçiren
Arapların 7. asrin
ortalarına doğru Harput ve çevresini de zaptettiklerini görüyoruz. Bu
şekilde başlayan
Arap hakimiyeti, 10. asrin ortalarına kadar devam etmiştir.
Romalılar devrinde olduğu gibi, Araplar devrinde de Harput’ta etkin bir ize
rastlanmamıştır. Bölge, daha çok Bizans ve Arap siyasi ve askeri gücünün gövde
gösterilerine sahne olmuştur. Harput’un Bizanslıların hakimiyetine ikinci defa geçişi
10. asra rastlar. Bizanslıların İslam alemine karsı giriştikleri büyük seferlerin ilk
hedefi daima Harput olmuştur. Nitekim, ilk taarruzda Bizanslılar Harput’u ele
geçirmişler ve burada bir vilayet teşkilatı kurarak kaleleri tahkim
etmişlerdir. Bizans
tarihinde Harput, bugünkü söyleyişe çok yakın olarak “Harpote” diye geçmektedir.
Aslında Harput bölgesi de “Mesopotamia” olarak
adlandırılmaktadır. Harput’ta Bizans
hakimiyeti aşağı yukarı 11. asrin sonuna kadar devam etmiştir.
ELAZIĞ'IN KONUMU
Elazığ, Fırat Havzasının
“Yukarı Fırat Bölümü”nde yer alan bir Doğu Anadolu kentidir.
Il, 40o , 21’ ve 38o , 31’ doğu boylamları ile 38o , 17’ ve 39o , 11’ kuzey
enlemleri arasında yer almaktadır. Şehrin denizden yüksekliği ortalama l067 metredir.
Il batıdan Malatya, doğudan Bingöl, kuzeyden Tunceli , kuzeybatıdan Erzincan,
güneyden ise Diyarbakır illeri ile çevrelenmiştir. Yüzölçümü 9153 Km2 olup,
Türkiye topraklarının % 0.12’sini oluşturmaktadır.
Tektonik bir alanda yer alan Il toprakları, doğu ve güneyden, Güneydoğu Torosların
batı uzantılarıyla, kuzey ve batıdan ise Keban ve Karakaya baraj gölleriyle çevrili
bulunmaktadır.
Başa Dön
GENEL TARİHİ
ELAZIĞ ili doğal şartların elverişli olması
nedeniyle paleolitik (yontma taş) döneminden beri çeşitli toplulukların yerleştiği
bir alan olmuştur.
Keban ve Karakaya barajları eski eserleri kurtarma
projesi çerçevesinde yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalar ,yöre tarihinin
bilinmesine büyük katkılar sağlamıştır.
Bu çalışma ışığında Elazığ-Harput
yöresinin bilinen en eski sakinleri Hurriler’dir. Arkeolojik kazılar sonunda elde
edilen tabletlerden anlaşıldığına göre Hurriler ,Ön Asya da büyük bir bölgeye
yayılmış ,M.Ö.2 bin yılının sonlarında kuvvetlenerek ırkdaşları Subar
Beyleri’ni de egemenlikleri altına alarak ,sınırlarını genişletmişlerdir.
Hurriler den sonra bölge Hititlerin hakimiyeti altına geçmiştir.
M.Ö.IX, yüzyıldan itibaren Urarturlar bölgeye
egemen olmuşlardır. Urartu dönemine ait Palu,Kömürhan ve Bağın’da çivi yazılı
kitabeler bulunmaktadır. M.Ö.VII. yüzyıllar da bölgeye Medler hakim olmuş , sonraki
yüzyıllarda Pers Straplar’ın Büyük İskender’e yenilmesiyle Pers hakimiyeti sona
ermiş , bölge İskender2in ordularının denetiminde kalmıştır.M.Ö.546 yılında
Roma ordusu Persler’e yenilince yörede Persler’in hakimiyeti görülmeye
başlamıştır.
Bu hakimiyetle birlikte yöre M.S.III. yüzyıla
kadar Pers-Roma mücadelesine sahne olmuş ,Büyük Roma İmparatorluğu’nun M.S.395
yılında ikiye bölünmesinden sonra yörede ,Sasani Bizans mücadelesi başlamıştır.
Sonuçta Fırat’ın batısı Bizans,doğusu Sasaniler ,hakimiyetine girmiştir.
Başa Dön
KÜLTÜR TARİHİ
Bugünkü Elazığ 1834 yılında tarihi Harput'un
bir mezrası olan ve "mezre" diye anılan ovaya nakledilmesiyle kurulmuştur.
Cumhuriyet döneminde ise gelişmesine devam ettirerek gelişen ve Doğu Anadolu'nun
önemli merkezlerinden birisi olan Elazığ, kültür tarihi ve yerleşme tarihi
açısından büyük önem arz eder.
Bilim adamlarının yer değiştiren şehirler
arasında saydığı Elazığ ,1937 yılında bugünkü ismini almıştır. Harput; Sultan
Aziz döneminde Mamüret'ül-Aziz ismin alıncaya kadar Harput ismiyle bilinmiş ve tarihe
mal olmuştur. Bu nedenlerle Elazığı anlatırken onun menşeini oluşturan Harput'dan
bahsetmek ve hatta birisinin ismi anıldığında diğeri anlamak mecburiyeti var gibidir.
Elazığ(Harput)ve çevresi çok eski bir yerleşme
bölgesidir. Yöre hakkında ilk yazılı belgeler M.Ö.2000 yıllarına rastlar. Ancak
1967 yılında Keban Barajı'nın yapımı nedeniyle oluşacak olan göl sahasında
yapılan arkeolojik kazı ve etnografik araştırmalardan elde edilen buluntular ,
yörenin paleolitik (eski taş)devrine ulaşan bir iskan sahası olduğunu ortaya
çıkarmıştır. Nitekim Elazığ'ın Murat ve Karasu'nun birleşmesinden oluşan Fırat
Nehrinin çizdiği yay içinde sulak ve verimli bir ova üzerine kurulması ,yöreyi
yerleşmeye elverişli kılmıştır.
Elazığ(Harput)'ın yazılı tarihi hakkında ilk
bilgilerin Hitit tabletlerinden almaktayız. Buna göre yörenin ilk sakinleri Mitanni
adında bir devler kuran Hurriler olmuştur. M.Ö.III ve IV bin yıllarında bölgede
Subarlar2ın yaşadıkları ve Fırat isminin bunlar tarafından verildiği ileri
sürülmüştür. Subarlar'ın Hurriler2le aynı kökten geldikleri ve yeryüzünde madeni
ilk işleyen kavim oldukları bilinmektedir. Hatta işlenen madenlerin Mezopotamya'ya da
ihraç edildiği anlaşılmaktadır. Mezopotamya'da gelişen kültürlerin kökenini
burada aramanın daha doğru olacağı kanaatindedirler.
Hurrilerden sonra M.Ö.2000 yıllarında yöreye
IŞUVA adı veren, tarımda ve dokuma sanatında ileri olan Hititler hakim olmuşlardır.
Hititlerin yöredeki egemenliğine ;çivi
yazısını kullanan ve taş oymacılığı konusunda ileri olan Urarturlar son
vermiştir. Günümüzde de ayakta olan Harput Kalesini ilk yapanların Urarturlar olduğu
ileri sürülmektedir.
M.S. 1. Asırla 3. Asar kadar Harput'a hakim olan
Romalılar ,madencilikte ileri olup yörede maden işletmeleri kurmuşlar Harput ve
civarında azda olsa bir şehir hayatının ortaya çıkmasına vesile olmuşlardır.
Sasaniler'le Bizansızlar arsında zaman zaman el
değiştiren Harput , 7. Asrın ortalarında Bizansızlar'ın eline geçer. Sonra
H.z.Ömer zamanında müslüman Arapların hakimiyetine girer. Bu dönemlerde Uluova ve
Kuzuova da hayvancılık yapılıyor,insanlar çoksade bir hayat sürüyorlardı
.10.asırda ikinci defa Harput'u ele geçiren Bizanssızlar burada bir vilayet teşkilatı
kurmuşlardır.
Harput ve çevresi 1071 yılında kazanılan
Malazgirt zaferinden sonra 1085 yılında Türkler'in eline geçmiştir.Harput'taki ilk
Türk hakimiyeti Çubukoğulları ile başlar.Bu dönemde Harput'un iskanı ve imarı
çalışmaları uç verir.Böylelikle günümüze kadar gelen ve sonsuza kadar devam
edecek olan Türk hakimiyeti sağlam temeller üzerine kurulmuş olur.
Anadolu'nunu fethine katılarak ,Türkleşmesinde
önemli rol oynayan Artukoğulları ,Harput'ta 1113 yılından başlayıp 1234 yılına
kadar ,yüzyıl sürecek olan bir hakimiyet kurmuşlardır.Artukoğulları'nın Harput'un
kültür tarihi üzerinde önemli bir yeri vardır.Osmanlılar gibi kayı boyundan olan
Artuklular ünlü komutan Belek Gazi'yi yetiştirmiş ,Harput'u bugüne kadar ulaşan
Türk-İslam eserleriyle süslemeye başlamışlardır.Harput'taki Ulu Cami,Alacalı Camii
bu dönemde yapılmışlardır.Yine Artukoğulları döneminde bir hastane,bir çok
çeşme ,türbe ,saray inşa edilmiştir.Harput kalesi önemli bir onarım görmüş ve
bazı eklentiler yapılmıştır. Yine kalenin hemen dibinde Süryani Kilisesinin Artuklu
Hükümdarı Fahrettin Karaaslan tarafından yapıldığı kanaati vardır.
Bu dönemde ticaret ve el sanatları son derece
ğelişmiştir.1185 yılında yapılan Ahi Musa Mescidi'nin varlığı Harput'ta bir Ahi
Teşkilatı'nın kurulduğunu göstermektedir.Artuklular dönemi Harput'un bayındır hale
gelmesiyle birlikte bilim ve sanatta da önemli hamlelerle doludur.Adı bilinmeyen bir
yazar matematik kitabı yazmış ,musikide .edebiyatta önemli gelişmeler
olmuştur.Artuklular döneminde Uluova ve Kuzuova da geleneksek usüllerle tarım
yapılmıştır.Bu dönemlerde evler genellikle tek katlı ve damlıdır.
Artuklular döneminde Harput bir
bilim,kültür,sanat ve ticaret merkezi haline gelmiştir.
Anadolu Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat
,Artukluların egemenliğine son vererek Harput'a hakim olur. Bu dönemde Harput'ta
Türk-İslam Kültürü tamamen hakimdir. Ticaret,sanat ve kültür şehri olma
özelliğini sürdürür. Arap Baba Mescidi bu dönemin eseri olup,mescitteki çini
işçiliği ,el sanatlarının ne kadar ileri bir düzeyde olduğunu gösterir.
Selçuklular'ın zayıflama dönemlerinde Harput'a
İlhanlı akınları oldu. İlhanlılar yörede huzursuzluk yarattıkları gibi Harput'ta
oluşan uygarlık birikimlerini de önemli ölçüde tahrip etmişlerdir. Harput'un
yaşadığı en acı ve en talihsiz yıllar bu dönem olmuştur.
İlhani hakimiyetinden sonra Harput'a 1339
yıllarında başlayıp 1465 yılına kadar sürecek olan Dulkadiroğulları dönemi
başlar ve bu dönemde Harput Kalesi tekrara onarım görür.
Tarihi boyunca bir sınır bölgesi ve ihtilaf
hududu olarak kalan Harput ,1465'de Akkoyunlular'ın eline geçer ve Osmanlılara sınır
oluşturursuzun Hasan döneminde İtalyan gezgini Barbora'ya göre göz kamaştırıcı
bir kenttir. Akkoyunlular zamanında Harput'ta para basılmış,kültür ve sanatta
önemli hamleler yapılmış ,çok sayıda din adamı ,bilim adamı ve sanatkar
yetişmiştir.
Harput 1507 yılında Safaviler'in eline geçmiş
,26 mart 1516 yılında ise Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır. Osmanlı
Devleti zamanında en olgun devrini yaşar ve Doğu Anadolu 'nun ticaret merkezi olur. Bu
dönemde Palu ve Keban'da da önemli eserler yaptırılmış ,Keban ve Maden ilçelerinde
maden işletmeciliği oldukça gelişmiştir. Bu nedenle özellikle Harput'ta bakır
işletmeciliği gelişmiş ;bakır türkülere konu olmuştur.
Harput medreselerinde çok sayıda vasıflı alim ve
sanatkar yetişmiştir. Yöre insanı divan edebiyatı konularına hakim olmuş ,Fuzuli ve
Nedim gibi şairlerimizin şiirlerini bestelemişlerdir. Medrese kültürü ile, kır
kültürü birbirini yakından etkilemiş aydın halk tezadı önemli ölçüde ortadan
kaldırmıştır. Bu dönemde musikide de önemli gelişmeler olmuş ve divan geleneği
ile halk geleneğinin kaynaşmasından oluşmuş bir müzik kültürü ortaya
çıkmıştır. İpekçilik son derece gelişmiş ,ipek tezgahları ve fabrikaları
kurulmuştur.
Evliya Çelebi Harput'ta 17. Yüzyılda 600 dükkan
,7 ticaret hanından,bedesten ve saraçhaneden söz eder. Harput'un çevre köylerinde de
el sanatları yaygınlaşmıştı.
Pamuk ve diğer zirai ürünler ekilir , tarım ve
hayvancılıkla birlikte el sanatları en önemli geçim kaynağını oluştururdu.
Harput 19.yüzyılda canlılığını
korudu.Kamus'al-Alem'e göre bu dönmede Harput'ta 2670 ev,843 dükkan, 10 camii,10
medrese, 8 kütüphane, 8 kilise ,12 han ve 90 hamam bulunmaktaydı.
19. yüzyılda Harput2ta sanayide uç vermeye
başladı.Osmanlılar2ın son zamanlarında batılılar Harput'a özel bir önem verdiler.
Amerikan,Alman ve Fransız kolejleri kurdular. Bu okullar Harputtaki yaşama biçimini
etkilemiştir. Bu nedenle Harput halkından bir çok insan Amerika'ya gidip gelmiştir.
Cevat Fehmi Başkut'un yazdığı Harput'ta bir Amerikalı oyunu bu olayı Harput'un son
yüzyıldaki çöküşünü anlatır.
Harput,birbirine çok benzeyen sebeplerle tarihe
karışan bir çok eski Türk şehri gibi terk edilmiştir. Yöneticilerin 1834 yılında
askeri ve idari merkezlerini mezraya taşımaları ,demir yolunun mezreden geçmesi gibi
nedenlerle zaman içerisinde Harput bütün fonksiyonları ile birilikte taşınarak
bugünkü Elazığ 'ı oluşturmuştur.
Türklerin fethine kadar bir kale şehri olarak
kalan Harput ,Türklerle birlikte bayındır bir şehir haline gelmiş ve istikrara
kavuşmuştur. Orta Asya'dan kopup gelen Türk insanı ,beraberinde getirdiği bilgi
birikimi,gelenek,görenekleri ile mahalli kültürlerden de istifade ederek ,Harput'u
çiçek çiçek nakışlamış ve Türk medeniyetinin en hassas , en sevimli ve en yüksek
örneklerini yaratmıştır.
Türklerle birlikte Harput'ta
şehirleşme,ticaret,el sanatları,dini ve diğer kültürel faaliyetler her geçen gün
gelişerek devam etmiştir. Son derece güçlü şairler , bilim adamları,mutasavvıf
yetiştiren Harput ,kendine has bir folklor ve edebiyat geliştirmiş ve Türk kültür
tarihi içerisinde nadide bir yere sahip olmuştur.
Başa Dön
HARPUT VE ELAZIĞ
ADININ KAYNAĞI
Asur ve Hitit yazılarında Harput'tan söz
edilmektedir. Boğazköy'de bulunan Hititler'e ait çivi yazılı belgelerde Harput
yöresine IŞUVA denildiği görülmektedir.M.Ö.19. uncu asırda bulunan Asurlar'a ait
çivi yazılı Kapodokya metinlerinde KARPATA adıyla geçen yerin Harput olduğu
söylenmektedir. Urarturlar döneminde Harput'a KARBERD denilmekte idi.
"KAR"
taş, "BERD" ise kale anlamına gelmektedir.
M.Ö.13. asra ait Hitit çivi yazılı bir vesikada
Harput, HARPUTTAŞ olarak adlandırılmıştır. Vesikada
Harputtaş, Harziuna ülkesinin
dört şehrinden birisi olarak gösterilmiştir. Harputtaş şehri ile bugünkü Harput'un
aynı olduğu konusundaki fikri Prof. Bossert ileri sürmüştür. M.Ö.9. ve 8. yüzyılda
Hitit kitabelerinde Harput'a HARPUTTAVANAS denilmektedir.
M.Ö.900-650 yıllarında Urarturlar Harput'a
SUPANI
adını vermişlerdir. Eski Yunan ve Romalılar bu kelimeyi
SUPHANE ya da SOFEN şeklinde
kullanmışlardır. Bununla beraber ünlü Alman Coğrafyacılarından
"K.Ritter"
Harput'un bütün SUPHANE eyaletinin merkezi olarak göstermekte ve bu fikri
Lehman Haupt'da muhtemel görmektedir.
Arap kaynaklarında Harput ve yöresi
HİNZİT, Ermeni kaynaklarında ise HANDZİT olarak geçmektedir. Arap kaynaklarında İranlılar'ın zapt ettikleri
ZIATA CASTELLUM denilen yerin Harput'tan başka bir yer
olmadığı, ZİYATA kalesine Araplar'ın HISN-I ZİYAT dedikleri,
Ziyata'nın Ziyad'a
benzetilmiş olduğu ve Castellumun'da Arapça kale manasına gelen
HISN kelimesinin
karşılığı olduğu muhakkaktır.
Harput bir zamanlar bu şekilde isimlendirilmiş ve
Hısn-ı Ziyat ismi yakın asırlara kadar devam etmiştir. Bazı bilginler
Hısn-ı Ziyat
isminin yalnızca kaleye verildiği, şehre ise HARTABIRT denildiği ve Arapça'ya bu
şekilde ve bazen de HATR-EL-BUYUT geçtiği ifade edilmektedir.
Harput'un
Elazığ'a taşınmasıyla Elazığ'da
oturan insanlar Harput'a "yukarı şehir" demeye başladılar.
Elazığ'ın Osmanlı Dönemindeki ilk adı
Mezradır. Elazığ'ın Sultan AZİZ zamanında bayındırlaştığı ve buraya
MAMURET'ÜL
AZİZ yani "Aziz'in yaptırdığı kent" adı verilmektedir. Sonraları halkın ağzında
daha kolay söylenebildiği için ELAZİZ olarak kullanılmıştır.
17 Kasım 1937'de ELAZİZ'e gelen Atatürk, şehrin adının
ELAZIK olmasını istemiş; Atatürk'ün
önerisi ve bakanlar kurulu kararı ile Elaziz, Elazık olarak değiştirilmiştir.
Azık
diyarı anlamına gelen bu kelime, söyleniş zorluğu nedeniyle
10 Aralık 1937'de bir
bakanlar kurulu kararı ile bugünkü söyleniş şekliyle
"ELAZIĞ" kabul edilmiştir.