|
TGRT
(Eski) Ankara Temsilcisi
Metin
Özer’in,
Elazığ bağımsız Milletvekili Mehmet Ağar
ile yaptığı röportaj:
“TERÖR
ŞUURLU BİR BEKLEYİŞ İÇİNDE”
Hizbullah terör örgütüyle ilgili
son günlerde yaşanan gelişmeler TGRT Ankara Temsilcisi Metin Özer’in hazırlayıp
sunduğu Siyaset Vitrini programında masaya yatırıldı. Programa konuk olan Elazığ
Bağımsız Milletvekili Mehmet Ağar, Emniyet Genel Müdürü olduğu döneme de ışık
tutarak, Hizbullah’la ilgili önemli açıklamalarda bulundu.
Metin Özer:
Hizbullah’ı nasıl yorumluyorsunuz? Boyutu nedir?
Mehmet Ağar: Son
günlerde hepimizi dehşete düşüren olayları yakından takip ediyoruz. Ancak bu,
devletin takibi ve kontrolü dışında olan bir örgüt değil. Ard arda yapılan ciddi
organizasyonlarla örgütün fonksiyonları en aza indirilir. Yok edilir mi bilinmez.
Hizbullah’ın son bir, bir buçuk senedir gerçekleştirdiği eylemler neticesinde polis
son derecede başarılı operasyonlar yapmıştır. Marjinal seviyelere çekilene kadar
devam edeceği de ortada. Hizbullah’ın temeli 1980’lere dayanıyor. İran devrimi ve
Lübnan’dan esinlendiğini hepimiz biliyoruz. 87’lerde Diyarbakır’da Vahdet
Kitapevi, daha sonra ilim ve menzil olarak ikiye ayrılıyorlar. Menzil grubu silahlı
eyleme zaman var derken, ilim grubu silahlı eylemlere yöneliyor. “Hizbullah’ı
devlet kullandı, ortaya çıkardı” diye son derece yanlış bir düşünce var.
1990’da PKK bölgede etkinlik kurmak için son derece yoğun şiddet uyguladı. Bu
sırada Hizbullah da kadrolarını kaybetme aşamasına geldi. Bu aşamada Hüseyin
Velioğlu’nun faaliyete geçmesi söz konusu oldu. Yurt dışına çıktı ve eğitim
aldı. PKK’nın kendilerini bitireceğini görünce, PKK’ya karşı ters şiddet
başladı. Kimse şu gerçeği unutmasın, Güneydoğu’da, gündüz devletin, gece de
tamamen PKK örgütünün otorite oluşturduğu bölgeler vardı. Batman, Silvan, Mardin
gibi bölgelerde Hizbullah PKK’ya karşı ters şiddete başladı ve bulabildikleri
PKK’lıları ve PKK sempatizanlarını öldürmeye başladılar. Hizbullah’ın genel
yöntemi olduğundan, Bakarov tabancaları ve satırla işlenen cinayetlerin bunlar
tarafından yapıldığı biliniyordu. O dönemde çok sık şehir baskınları, ilçe
baskınları vardı. Ticari hayat tamamen durmuştu. Yol trafiği hiçbir şekilde yoktu.
1994’de Hizbullah karşı şiddete başladı. Böyle bir ortamda, güvenlik birimleri
bütün güçlerini PKK’ya yönelttiği halde, Hizbullah’ın üzerine de kararlı bir
şekilde gitmeye başladı. Bu kararlılık sayesinde Hizbullah’ın eylem sayı 1996
yılında 3’e kadar düştü. O dönemde kayıplar devlete ihale edildi ama bugünkü
metotları görülünce her şey ortaya çıktı. O dönemde Hizbullah’a karşı
yapılan operasyonlarda, ele geçen bilgi notlarında, o zamanki dokümanlarda
“hizbulkontra” ya da “hizbuldevlet” yaptı gibi işlerini devlete mal etme gibi
bir stratejileri olduğu görüldü. Hizbullah, 1997'ye geldiklerinde oldukça darbe
yediği için kadrolarını kaybetme aşamasına geldi ve strateji değiştirdi. Bu
aşamada adam kaçırma soygun gibi maddi gelir elde etme amaçlı eylemler yaptılar.
Metin Özer:
Kamuoyunda Hüseyin Velioğlu’nun ismi yeni tanınmaya başlandı. Siz 1996’da eylem
sayısı 3’e kadar düştü diyorsunuz. Peki bu son olaylar da göz özüne
alındığında, örgütün başı ciddiye alınmadı diyebilir miyiz?
Mehmet Ağar: Tam
tersine ciddiye alınmıştır. Takip altında olmuştur. Ancak Hizbullah strateji
değiştirmiştir ve bir dönem eylemsizlik içine girmiştir. Ama bazı kitapevleri
çevresinde, camiler etrafında eğitim çalışmaları sürüyor. Saf ve temiz insanları
kandırmak için sanki din için yapıyorlarmış gibi görünerek, kendilerine taraftar
kazanmaya çalışıyorlar. Son kaçırma ve öldürme eylemlerine baktığınız zaman
çok yeni. Bir de kendi yandaşlarına yönelik eylemleri de olduğu için hemen
kaçırılmanın ardından aileler tarafından polise başvuru da olmuyor. Ancak
endişelenince, aradan birkaç ay geçtikten sonra polise şikayet oluyor. Şikayetler
üzerine polis başarılı bir operasyon düzenliyor ve örgüt çökertilme noktasına
geliyor.
Metin Özer: Son
operasyonlarda 50’ye yakın ceset çıkarıldı. Acaba aileler emniyete müracaat
etmediği için mi gecikildi?
Mehmet Ağar: Bana
göre zamanında müracaatlar yok. Çünkü aileler de bunların farklı ilişkiler
içinde olduğunun şuurunda. Çünkü silahla evi basıp alınmıyorlar. Telefonla
çağrılıyorlar, bir yerde buluşuluyor. Dolayısıyla ailesi sanki bir süreliğine bir
yerlere gittiğini, iş gezisine çıktığını ya da tatile gittiğini sanıyor.
Ayrıca, “devlet bu eylemlere göz yumduğu için bunlar zamanında ortaya
çıkarılmadı” diye düşünmek, böyle bir çarpık mantık mümkün değil.
Metin Özer: Bir
şehrin Emniyet Müdürü, operasyon düzenlenen bir ev için “Bu ev takip altında”
dedi ama buradan 6 ceset çıktı. Peki, takip edilen bir evden 6 ceset çıkmasını
nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mehmet Ağar: Takip
ediliyordur ancak hiçbir yeri 24 saat takip etmek mümkün değildir. O zaman zaten
deşifre olursunuz. Gireni çıkanı görebilirsiniz ama, evin içinde fiilen böyle bir
eylemi, baskın yapmadan anlamak mümkün değildir.
Metin Özer:
Güneydoğu’da bir çok faili meçhul olduğu ve bunların ortaya çıkarılmadığı
şeklinde yorumlar var.
Mehmet Ağar: Zaman
içinde ortaya çıkacak bunlar. Örgütün deşifre olmayan elemanları yakalanıyor.
Ciddi şekilde meselenin üzerine gidiliyor. Örgüt bir zaman eylem yapıyor, sonra
durgunluk sürecine giriyor. Toparlanmak için. Sonra yeniden eyleme geçtiklerinde
yakalanmaları başlıyor.
Metin Özer:
Türkiye’de tehlikeli kaç örgüt var?
Mehmet Ağar:
Toplumsal eylem yapabilen ya da marjinal eylemler yapabilen örgütler var. Hizbullah gibi
dini esaslara dayalı devlet kurmak isteyen örgütler var. İBDA-C gibi örgütler var.
Bunlar daha ziyade polisin mücadele ettiği ve marjinal duruma getirdiği örgüt. PKK
var. Bunun yanında DHKP-C var, TİKKO var. Ama bunlar hiçbir zaman 1979’ların,
1980’lerin etkin konumunda değil. Devlet tamamen hakim durumdadır. Ancak bunlar
dışarıdan kaynaklanıyor daha çok. Yabancı odakların parasal ve eğitim destekleri
söz konusu.
2000'Lİ YILLARDA TERÖR
BİTECEK Mİ?
Metin Özer:
PKK’nın başı ele geçti, Hizbullah’ın başı öldürüldü. Bir çok terör
örgütünün başı cezaevinde. Sizce Türkiye 2000 yılında rahat edecek mi?
Mehmet Ağar: Eylem
anlamında rahat edecek. Türkiye terör nedeniyle 1971 ve 1980’de iki kez darbe
geçirdi. Silahlı kuvvetlerin esas temel görevi dıştan gelecek hücumlara karşı yurt
savunması yapmak. Ama burada içten gelen tehdide karşı polisin yetersiz kaldığı
gerekçesiyle yapılmıştır. Sonuç olarak bu güvenlik gücünün zafiyetidir. Biz
1990’larda göreve geldiğimizde, bu gerçeğini bilinciyle geldik. Bir daha bu
şartların olmaması için durumu değerlendirdik. İstihbarat yapılanmamızın yetersiz
olduğunu anladık. Teknoloji ve eleman yapılanması konusunda faaliyet gösterildi.
Başta Silahlı Kuvvetler olmak üzere MİT ve Jandarma teşkilatımız bu yeni konsept
içersinde herkes kendi örgütlenmesini gözden geçirdi. 1994’te mahalli seçimler
yapıldı. O zaman PKK seçimlere katılmayı engellemeye çalıştı. Ama yüzde 80’e
kadar katılım oldu ve sonradan PKK’ya destek verdiği gerekçesiyle kapatılan bir
partinin adayı kazanamadı. Yani millet şiddete dayalı bir yapılanmayı istemiyor
artık. Anadolu önemli bir topraktır. Türkiye’nin mevcut siyasi sınırları
Türkiye’nin zenginliğidir. Türkiye’nin kaynaklarını kullanmasını engellemek
için dış kaynaklı terör devam edecektir. Silahlı anlamda bugün durdu gözüken
bölücülük faaliyetleri bekleme noktasındadır. Abdullah Öcalan’ın yakalanma
safhasında, PKK’ya üst üste darbeler vurulduğu sırada “Abdullah Öcalan
asılmasın” demek mümkün müydü? Aradan bir yıl geçmeden PKK’nın
yandaşlarının yurt dışında bölücülük faaliyetlerini ne aşamaya getirdiği
ortadadır. Maske ve kılıf değiştirme söz konusudur. Milletimiz içinde etnik
kökenlere göre ayrımcılık söz konusu değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti
kurulduğundan beri güvenlik güçleri zaman zaman değişiklik gösteren akımlarla
karşı karşıya kalmıştır. Bunlardan biri bölücülük, biri de dini esaslara göre
devlet kurma girişimidir. Ancak bu tür girimlerin kapasitesi 1-2 bin kişiyi
geçememiştir. Nizama karşı gelme, devlete karşı gelmeyi, bizim vatandaşımız
hiçbir zaman kabul etmez. Bu sapık ideolojilerin vatandaşlar arasına nüfus edip yer
bulmasının imkanı yoktur. Ben burada Alevi - Sünni olarak da ayırmıyorum. Bizim
Müslüman geleneğimiz içersinde, devlete karşı gelme diye bir şey söz konusu
değildir. Bazı kalkışmaların bütün temellerine ve dibine girdiğinizde hepsinin
dışarıdan kaynaklandığı ortadadır.
Metin Özer: Biraz
önce terör bitti diye bir saplantı içine girilmemesi gerektiğini söylediniz.
Mehmet Ağar: Evet.
Şuurlu bir bekleyiş vardır.
CEZAEVLERİNİN DURUMU
Metin Özer:
Birçok örgütün başı cezaevinde dedik ama, cezaevleri bir örgüt merkezine
dönmüş. Bu sorun nasıl çözülecek?
Mehmet Ağar:
Terör örgütlerinin bu kadar uzun dönemli olmasının nedenlerinden biri de ceza
sisteminden kaynaklanmıştır. Cezaevinin mantığında kamu adına temel hak ve
özgürlüklerinin kısıtlanması söz konusudur. Elbette bu kısıtlama yapılırken,
asgari insan haklarına saygı gösterilecektir. Ancak ceza da çekilecektir. Ayrıca
buraya giren insanlar rehabilite edilmelidir. Biz, örgütün lider kadrolarının yarı,
alt kadrolarının ayrı yerlerde tutulmasını önerdik. Süratle cezaevi fizik
şartlarının değişmesi lazım. Buna her Adalet Bakanı eğiliyor ama günah keçisi
yine Adalet Bakanı oluyor. Koğuş sistemi hafif suçlar için olacak. Diğer suçlarda
ise 2 kişiden fazla oda sistemi olmaz. Bugün yemek veremiyorsunuz, gaz ocakları
içerde. Isıtamıyorsunuz tüp gazlar içerde. Bunlar sonradan bomba olarak kullanıyor.
Her çeşit madde içeriye rahatlıkla sokuluyor. Çok ağır şartlar altında çalışan
gardiyanların güvenliği ve yeterli eğitimi yok. Cezaevi müdürünün
karıştırdığı devleti mahveden bir takım problemler.
DOKUNULMAZLIĞIN
KALDIRILMASI
Metin Özer: Siz
Bakanlık ve Emniyet Müdürlüğü yaptığınız dönemle ilgili 6 dosyadan Karma
komisyonda dokunulmazlığınızın kaldırılmasına karar verildi. Bu beklediğiniz bir
sonuç muydu?
Mehmet Ağar:
Beklediğimiz ve istediğimiz bir sonuçtu. Çünkü bu işin artık bizim siyasi
karşıtlarımız tarafından malzeme yapılmasına bir son vermemiz gerekiyordu.
Türkiye’de hakimler vardır. Türkiye’de yargı vardır. Oraya gitmek gerekiyor. Ben
bunu özellikle arzuluyorum. Arzuladım. Meclis Genel Kurulu’na gelecek. Orada da bir
konuşmayla bu talebimi yineleyeceğim. Çünkü bu artık bazı çevrelerin tamamıyla
istismar ettiği bir konu. Bu şerefli ve ciddi bir mücadeledir. Hukuk içinde
yapılmış bir mücadeledir. Devlet çıkarını, kamu çıkarını gözeten bir
mücadeledir. Bu mücadele içersinde şahsi çıkar gözetmemiz söz konusu değildir.
Tarihe mal olmuş bir mücadeledir. Bunu da her platformda olduğu gibi yargı
platformunda da bir hukuk çerçevesi içinde sunmak bizim için bir şerefli görev daha
olacaktır. Hiç kimse aklından çıkarmamalıdır ki, Türkiye artık 1. Cihan Harbi
sonlarında yabancı odaklarca kurdurulan Nemrut Mustafa Divanları devirlerini geride
bırakmıştır. O devirlerde yabancı uşaklığıyla Kaymakam Kemal Beyleri asanlar daha
sonra Cumhuriyet devrinde şükür ki hak iade edilmiştir, milli şehit ilan
edilmişlerdir. Türkiye bu devirleri aşmıştır. Bu heves ve arzu içerisinde olanlar
elbette vardır. Fakat biz bunu arzu ediyoruz ve istiyoruz. İstiyoruz ki, çünkü karma
komisyonda da oylamalar enteresan oluyor tabi. Bu mücadeleyle siyasi prim yapanlar
aleyhimizde oy vermek durumunda oluyor. Onlara da bu verdikleri aleyhte oylardan dolayı
hesap sorulma durumundan onları kurtarabilmem için bu talebi kendim yapacağım ki, bir
çok arkadaşı da o sıkıntıdan kurtarayım. Ben bunu arzu ediyordum. Geçen dönemde
imkan olmadı. Bu dönemde bu imkanı bulacağız. Bu meseleyi de bu sene içerisinde
çözümlemek suretiyle, dediğim gibi, buradan bir takım siyasi prim elde etmek isteyen
odaklara karşı da kesin ve net bir cevabımızı vereceğiz. Biz bu mücadeleyi
yaptığımız vakit, Emniyet Genel Müdürüydük. Arkadaşlarımızla beraber bu
mücadelede bize destek olan herkesle beraber yaptık. O zaman mebus olmak, dokunulmazlık
sahibi olmak gibi bir şey hiçbir zaman aklımızın ucundan dahi geçmedi. Devlet
hizmeti böyledir. Biz inanıyoruz ki, Türk tarihi, Türk milleti görevini yapanlardan
değil, görevini yapmayanlardan hesap soracaktır. Onları yargılayıp, onları mahkum
edecektir. Bizim için sadece şerefli bir dönemin içinde fedakar arkadaşlarla beraber
o hizmette bir nebze olsun pay sahibi olabilmenin şerefi kalacaktır.
Metin Özer:
Denilir ki “Mehmet Ağar çok şey bilir”. Siz bu bildiklerinizi kitap haline
getirmeyi düşünüyor musunuz?
Mehmet Ağar:
Devletin devamlılığına zarar getirmeyecek şekilde, ama bu tür hizmetlere talip
olacak arkadaşlarımıza bir takım tecrübeleri aktarmakta fayda vardır. Bu olabilir.
Ama olursa, burada ölçülerimizi iyi koyacağız. Nelerin yazılabileceğini, nelerin
yazılamayacağını iyi belirlemek lazım.
|