|
 
İşte Türkülerimiz
Yerel Folklor
Elazığ'a Dair Şiirler
  
20 Adet
Türküyü Sayfalarda Bulabilirsiniz...  
|
ELAZIĞ VE HARPUT MUSİKİSİ
Halk
musikisinin beşiği, Harput' tur. Harput ve çevresinde, Anadolu’nun hiç bir
bölgesinde olmayan, Orta Asya'dan gelme, en eski bestelere rastlandığı gibi;
ayrıca bir
makam tertibi de vardır burda. Bu tertip, "Peşrev" den sonra, gazel
(agir
hava), arkasından ağır türküler, bu türkünün şevkiyle, arada söylenen yüksek hava,
ve bu yüksek havanın ayağından gelen oynak türküler, yerli deyimle
"şıkıltımlar" olmak üzere, bir düzene bağlıdır.
Harput musikisinde, içli bir ibadetin
coşkunluğu hissedilir. Bir makama başlanırken,
söylenen gazellerde, bir ilâhi çeşnisi vardır. Bundan sonra gelen
türküler, bu ilâhi duyguyu dalgalandıran ve coşturan nağmelerdir. Bestelerin
yarattığı mânevi
coşkunluk, gerçekten insani, maddi alemden uzaklaşmaya zorlar.
Söyleyene ve dinleyene
bir uçuş hissi gelir. Bu anda, hiç bir istek ve işaret lüzum
olmaksızın,
içgüdünün şevkiyle, sazın kendiliğinden ayak tutması sonunda, göklere yükselen bir
ezan gibi, yüksek havalara, yerli tabirle "Kayabaşı ve Hoyratlara"
geçiler.
Bunlar, dağdan dağa çarpan, dik ve tiz perdeden söylenen ezgilerdir. Bilhassa dinleyen,
kendisinin, yerden göğe doğru kanatlanmak üzere olduğunu hisseder. Bu seslerin, uçurucu
tesiriyle, saz meclisi, vecit haline gelir artık. Bu vecdin, ruhlarda
yarattığı coşkunluk
ve taşkınlık; duyguların, heyecanların boşanmasına yol açar. Sazların refakatinde
söyleyen ve dinleyen, hep bir ağızdan, yani koro halinde, şıkıltımlara, oynak
türkülere geçer. Bu türküler, yalnız ruhta değil, bedende de tepkisini
gösterdiği
için, bu sırada veya hemen
şıkıltımları
takiben, aynı makama uygun, erkek veya
kadın oyunları oynanır.
Mesela,
"Beşiri Makamı"nı alalım: Rast faslına benzeyen bu makama
başlanırken, makama
aşina olan okuyucu, sazın Beşiri Ayağı tutması, yani "peşrev"
yapması ile,
Divan Edebiyatı örneklerinden, okuyucunun zevkine göre seçilmiş, bir gazelle,
ağır
havaya başlar. Bu gazeller, (nefes) lerdir.
Gazeller, dört perde üzerinden söylenir. Birinci perdeye (pes perde), ikinci perdeye
(üst perde), üçüncü perdeye (tiz perde), dördüncü perdeye (düz perde) veya
(bağlama perdesi) denir. Bu, Harput'taki perde adlarıdır. Halk, birinci perdeye
(başlaması), ikinci perdeye (aşması), üçüncü perdeye (çıkması), dördüncü
perdeye de (yıkması) der. Her perde, bir gazelin iki mısrası ile söylenip, diğer
perdelere geçiler, ve her perde değiştikçe, ara nağme de, yalnız tizlik bakımından
değil, melodi bakımından da farklı nağmelerle çalınır ve söylenir. Ancak, şimdi
bu incelikleri bilen çalgıcılar ve okuyucular, hemen yok gibidir. Kalanlardan, Şükrü
Canaydin ve oğlu Mevlüt Canaydin ile Klârnetçi Adalet, eski makamlara, en çok âşina
olanlar arasında sayılabilir.
Okuyuculardan
ise, bu mevzuda tam yetkili olarak yalnız Hafız Osman bey kalmıştır. Yetmişini
aşkın ve rahatsız olmasına rağmen, ecdat yadigarı, ata armağanı olan bu
makamların, doğruca ahfada intikali için, himmetini esirgemeyerek, sesinin telle
tespitine müsaade etmesine karşı, burada Memleket namına kendisine, teşekkür etmeyi,
bir borç biliriz.
Gazelin bitiminden sonra, ahenge devam edilerek, Harput ağzı ve tavrı ile,
"indim
yarin bahçesine", gibi, bu ayaktan söylenen bir türküye geçilir. Güzel sesliler
tarafından, bu türkülerin bir iki kıtası okunduktan sonra, sesine ve nefesine
güvenen bir okuyucu tarafından da, solo olarak, bu makamın "Kayabaşısı"ı
söylenir. Buna, halk arasında "Beşiri Hoyrat" denilir. Aynı makam içinde
olmakla beraber, kendisine has ayrı bir ayağı ve ara nağmesi olan, Beşiri Hoyrat, ya
tamamen söylenip bitirilir, yahut, iki satırdan son-ra, araya bir türkünün bir
kıtası sokularak, tekrar Beşiri Hoyrat 'a dönülüp, bu yüksek hava, böylece
bitirilmiş olur.
Hoyratın bitiminden sonra, "Örtki yazman yırtıla",
"Bahçelerde
meleme", "Görmedim âlemde" türküleri gibi, çok neşeli ve hareketli şıkıltımlara geçilir. Bu makamdan sonra, kendisine has bir özellik
taşıyan
Müstezat söylenir ki, bu isim, nazım tarzından alınmadır. Çünkü Müstezat da güfte,
yani "deyiş" olarak, hep müstezatlı gazeller seçilir.
Müstezat söylenirken, bazen dört satırdan, bazen, iki satırdan sonra, ara nağme
yapılır. Müstezat, solo olarak; nakarat ise, koro olarak, söylenir. Ancak sesleri
birbirine uyan ve aynı deyiş ve aynı ağızla söyleyebilen, mesela iki kardeş gibi,
iki kişi tarafından da solo kısmı birlikte söylenebilir. Müstezadın, ilk dört
satırı söylenip, koro halinde nakaratı da yapıldıktan sonra,
"çıkması"
yapılır; bundan sonra, "Aşran" ayağı tutularak, diğer bir yüksek havaya geçilir. Gazelin iki mısrası, Aşran 'a deyiş yapılıp bitirildikten sonra, makam
tekrar Müstezada yıkılarak, yine Müstezadın tam veya yarım ara nağmesi
yapıldıktan sonra, Müstezada devam edilip, dört satır daha söylenerek bitirilir.
Çalanların, söyleyenlerin ve dinleyenlerin şevkine ve zevkine göre, daha fazla
uzatılarak söylendiği de olur.
Müstezat bittikten sonra da, oynak türkülere, oyun havalarına geçilebilir. Meselâ
"Delilo" bu ayakta oynanan oyun havalarından biridir. Klâsik tertip, yukarıda
söylenen sıradır. Ancak, bu sıra, uyulması gereken bir
kesinlik ifade etmez.
Müstezat, daha evvel, Beşiri Hoyrat daha sonra, söylenebildiği gibi, bu arada
söylenmeden geçilenler de olabilir. Yalnız, eskiden bu makamlara, hakkiyle vakıf olan
çalgıcılar ve okuyucular, bu sırayı tamamlamadıkça diğer makamlara geçmezlermiş.
Pertek'te, Hafız Osman Beyin bulunduğu bir eğlencede, Şükrü Günaydın ‘ın
bulunanların isteklerine uymak için, rasgele çaldığı türkülerden sonra, Hafız
Osman Beyin de söylemesi arzu edilince; H. Osman Bey:
"Şükrü
rasgele çalma, zihnimiz karışıyor. Bir makama başlayıp bitirdikten sonra, öbürüne
geçelim" diye ihtar etti. Ve sormam üzerine, yukarıda yazdığım
sıraya, eskiden
çalanların ve okuyanların ve hatta dinleyenlerin, riayet ettiklerini,
doğrusunun da
böyle olması gerektiğini, söyledi.
Yukarıda
söylenen düzen, bütün makamlar için uyulması gereken bir düzendir. Ancak,
İbrahimiyye, Hüseyni, Uşşak, ve Bayati
gibi birbirine yakın olan makamların
türküleri, birbirine karıştırılarak, bu makamlardan sonra söylenmekte olduğu
görülmektedir. Bu hususta, kesin bir kaide konulmamıştır. Bu inceliği, ancak makama
çok aşina, olanlar ayırt edebilirler. Binaenaleyh, kitaptaki sıranın çalanlar ve
okuyucular tarafından ihlal edildiği sık sık görülmektedir.
Bu arada, çok hazin bir noktaya işaret etmek lâzım gelir ki, şüphesiz bugün
söylenen türküler, ancak yüz sene içinde yakılan türkülerden ibarettir. Daha
önceki yüz yıllara ait türkülerin kaybolduğunda tereddüt edilmemeli!... Çünkü
Hafız Osman Beyin çocukluğu sırasında kulağında kalan
"Yel eser"
türküsü gibi, çok neşeli bestelerin kaybolduğu anlaşılıyor. Şayet bu türküyü,
Hafız Osman Bey unutmuş olsaydı, bu beste, bizim için de tamamen meçhul kalacaktı.
Kim bilir böyle meçhul kalan, nice nice besteler var!... Her makamın başında
söylenen gazelleri, bugün Hafız Osman Beyden gayri bilen olmadığı gibi, bilinen
türkülerin de en can alacak melodileri unutulmuş, ancak posası ve iskeleti
kalmıştır. Meselâ Çayda-Çıra 'nın, halk arasında bugün söylenen şekli ile,
bantla tespit ettiğimiz, eski şekli arasında, çok fark var.
Adı, gazel olmakla beraber, her makamda söylenen Ağır Havanın, İstanbul gazelleri
ile hiçbir münasebeti yoktur. Ayak besteleri, ara nağmeleri, ve gazelin söyleniş
tavrı, tamamen ayrı, Harput 'a has bir özellik taşır.
1937 yılında, Elâzığ'ı şereflendiren Atatürk için, Halkevi salonunda yapılan,
Folklorik toplantıda, Hafız Osman Bey ve rahmetli Korenin oğlu Mamo diye maruf
(Mehmet Akar) tarafından söylenen havalar arasında, Divan
ve Nevruz büyük bir dikkat
çekmiştir. Atatürk, bu okuyucuları yanına çağırmayıp ikinci defa tekrarını emir
ettikten sonra, onların masasına kendisi kalkıp gitmiş;
Divan ve Nevruz'un
hususiyetleri hakkında izahat istemiş, bu bestelerin bestekârını sorup öğrenmeği
arzu etmiştir. Verilen cevap, bu bestelerin "ata yâdigarı" olmasından
ibaret.
Eskiden beri dolaşan rivayete göre, bu ağır bestelerin, Artukoğulları ve
Uzun Hasan'ın,
Harput’taki saraylarında Mehter Takımları tarafından çalındığı, binaenaleyh
Horasan Erlerinden miras kaldığı, merkezindedir.
Bunu
teyit eden emareler de var. Makamların adları ile beraber, türkülerde geçen,
İsfahan, Şiraz, Şirvan, gibi Türklerin kesafet teşkil ettiği Yakın Asya şehir
isimleri. bu rivayeti gerçekleştirmektedir. Yüksek Havalara gelince, bunlara,
Kayabaşi veya Hoyrat dendiğini, söylemiştik. Bu hoyratlar, Anadolu’nun diğer bölgelerinde
söylenen uzun havaların hiçbirine benzemez. Bunlara ekseriyetle "pesten"
değil, "üstten" yani ikinci perdeden başlanır,
"tize" geçilir,
sonu "düze" yıkılarak, bağlaması yapılmak suretiyle, bitirilir.
Pest'den
başlayış, kalbi söyleyişlerde olur.
Kayabaşılar söylenirken, deyiş olarak, Kürdi ve Bağrıyanık 'ta ekseriyetle Tam
Maniler; diğerlerinde ise, Kesik Maniler alınır. Bağlamaları, Kesik Hoyratta ve
Şirvanı Hoyratta olduğu gibi, ikinci kesik bir mani ile söylenir. Bazen son satırın
tekrarı ve katma sözlerle süslenmesi ile de bağlamanın bitirildiği olur. Yalnız
Versak Hoyrat'ında dört satırlık kesik değil, sekiz on satırlık olan
"uzun
kesik maniler" deyiş yapılır. Bu uzun manilerde, Yüksek Havanın fazla uzamaması
için, bazen dört satırdan sonra, araya, aynı makamdan bir türkünün bir kıtası
sokularak, söylenir. Türkü bitince, tekrar yüksek havaya geçilerek, iki satır
söylenir; bu iki satırdan sonra da, araya yine aynı ayaktan, başka bir türkü
katılarak söylenir ve böylece bir yüksek hava, ve bir türkü, söylenmek suretiyle,
Versak Hoyrat'ı bitirilir. Bazı yüksek havalar da, birbirini takiben söylenir.
Meselâ, Cılgalı Maya söylendikten sonra saz, ara namesini
Maya Ayağına yıkar, daha tiz sesle yani üçüncü perdeden başlanarak, Maya söylenir, tiz perdenin de üstüne
çıkıldığı olur. Mayanın da, son satırı tekrar edilip, ilâveler katılarak
bağlaması yapılır. Bazen da Elezber denilen yüksek havadan sonra, Maya'ya geçilir.
Harput Musikisinde birbirini takiben söylenen üç makam vardır. Bunlar
Divan~Tecnis,
Nevruz. Divan arasında, Cılgalı Maya veya Elezber
de söylenebilir. Ancak bu makamların, arka arkaya söylenmesi adetse de,
mecburi bir kaide değildir, Bahusus, bu
sıra takip edilse dahi, araya türküler katılabilir. Meselâ Nevruz dan sonra Tatvan
denilen bir beste okunur. Nedense bu bestenin de, ilahiye benzediği için olacak,
güfteleri aruzla yazılmış gazellerden seçilir. Tekye Musiki'sinin (Nefes) leri
gibi... Tatvandan sonra ekseriya, aynı ayaktan gelen "Yarin kolunda şeve"
diye
başlayan bir türkü söylenir ve bu türküyü takiben de diğer bir yüksek hava olan
(Tecnis)'e geçilir. Tecnisin, kadınlar tarafından söylenişi, erkeklerin
söyleyişinden farklıdır. Erkekler, dik sesle de söyledikleri halde, kadınlar, hep
yaygın bir tavırla Tecnis okurlar. Tecnisden sonra da,
"Her seher, her sabah"
veya "Uç gel yanıma di keklik" diye başlayan türküler söylenebilir. Ve
sonra Nevruza geçilir. Nevruz 'dan sonra da "Evleri uçta yarim",
"Bahçeye indim ki" gibi bir çok oynak türkülere geçilir.
Saba Makamı'nda, ki buna halk "Sabahı" der, ekseriya, bir yaygın, bir oynak
tavırlı türkü söylenir. Meselâ "Havalandı deli gönül", sonra
"Yeşil yaprak arasında", bunun arkasından "Gök meydanının tozu
olaydım", ondan sonra da "Değirmen üstü" veya
"Bir dalda iki payam" gibi... Makam, Mevlevî Peşrevi ile bitirilir. Bu Peşrev
çalınırken "semâ" taklit edilir şekilde, oyunlar oynanır.
Bu
türkülerden "Yeşil yaprak", "Bir dalda iki kiraz" gibi, bazısı,
İstanbul'da veya diğer illerimizde söylenmekte ise de, söyleyiş tavırları az çok
farklıdır. Mesela, Beşiri Makamında söylenen "Mendilim" türküsü ile
Versak da söylenen "Necibem" türküsü gibi; bariz şekilde, farklı tavırlar
arz eder. Yukarıda, Nevruzdan sonra söylenen bir "tatvan" makamı olduğu
zikredilmişti, buna "Nevruz-Tatvan" denir. Bir de ayrıca muhalif makamında
söylenen "Muhalif-Tatvan" vardır.
Harput
ve Elazığ'da, muhtelif makamlarda söylenen, bir çok "karşilamalar" ta zikre
değer. Bu karşılamalar, bilhassa, Kına Geceleri'nde, Kürsü
Başı Sohbetlerinde,
Şehriye Kesilirken ve Yüzük Oyunlarında söylenir. Ancak,
karşılıklı olarak ayrı
iki sesle söylenmesi gerekir. Biri kadın sesi, diğeri de erkek sesi,
(yahut erkek
sesine benzer, davudi kadın sesiyle). Bu karşılamalar söylenirken, muhtelif oyunlar da
oynanır. Meselâ "Sipahi" oyunu, "Urum kızı" oyunu,
Nuri ve Fatoş,
Lele Ayşe, Karakuş, Kerem-Asli gibi... Her makamın başında okunması gereken Nefese
(gazele), o makamın ilahisi demekte bir bakıma zaruret de vardır. Çünkü, bugün
bile, Harput 'un eski hafızlan, Kur'an, Aşir ve Mevlit okurken, gazellerdeki okuyuş
tavrım tekrar ederler. Gazellerdeki perdeler, iniş-çıkış ve dalışlar, aynen
bunlarda ve bunların arasında okunan ilahilerde de yapılır. Hatta,
Naat okunurken, selât-ü selâm verilirken de, Ağır ve
yüksek havalardaki âhenge uyulmaktadır.
Anlatıldığına göre, tiz sesli Saray Hatun Camii
müezzini, Perili Hatız diye maruf
Hacı Süleyman, sabah ezanından evvel,
Naat okurken, cemaatin sağdan, soldan camiye
geldiği sularda, birdenbire Elezber 'e geçmiş, ve halk manilerinden birini söyleyerek
Hoyrat okumaya başlamıştır. Namaza gelmekte olan Büyük Beyzade
Hacı Ali Efendi 'ye
yaklaşanlar: (Perili Hafızın bu yaptığı küfürdür) diye,
şekvacı olmuşlar. Fakat
Beyzade Hoca: "Acele etmeyin, sonunu bekleyelim" diye durup dinlemiş, müezzin, Elezber denilen yüksek havayı bitirdikten sonra, tekrar Na'te devam ettiğini gürünce,
Beyzade Hoca, yanındakilere dönerek: "Bu vecit halidir, hoş görülmek gerekir,
vebal degil, belki de sevap işlemiş oldu" deyip, şikayete hak vermemiştir.
Bilhassa Sabahın alaca karanlığında, yatsının loşluğunda, minareye çıkan
hafızların içten gelen bir coşkunlukla, hatta ağlaya ağlaya, ilahilere benzer
koşmalar ve semailer okudukları o günlere yetişenler
tarafından anlatılmaktadır.
Kaynak: HARPUT AHENGİ, Fikret
MEMİŞOĞLU
Yemen Türküsü :
Yıl 1905... Mevsim yaza. Elazığ 1. Redif
taburu Yemen'e hareket edecek. Kışlanın önü ana-baba günü... Yaşlı, genç, ana,
baba, kardeş, bacı... Ebedi ayrılığın hüznü çokmüş gönüllere, gözler neli
giden evlada, kardeşe, sevgiliye...
İşte
Yemen
Türküsü...
FOKLOR ve HALK OYUNLARI
Türkiye'de sevilerek okunan Elazığ'a
ait bazı türküler...
Yemen Türküsü,
Meteris'den ineydim,
Hayriye,
Kövenk,
Mamoş,
Mezire'den çıktım,
Saray Yolu,
Al Almayı,
Yoğurt Koydum Dolaba,
Dersim Dört Dağ İçinde,
Sinemde Bir Tutuşmuş,
Aş Yedim,
Bir Ah Çeksem,
Bir Şuh-i Sitemkar,
Yüksek Minare,
Göremedim Alemde,
Necibem,
Havuz Başının Gülleri,
Evleri Uçta Yarim,
Gelin Ağlar,
Harput'tan Aldım Bakır... ve daha yüzlercesi...
Hayatta Olmayan Kaynak Kişi ve
Okuyucular
Güzel sedaları ile Harput
semasını çınlatan ve bugün rahmetli olmuş değerli insanların, isimlerini
olabildiğince genç kuşaklara tanıtmak bir vefa borcu olduğu kadar, önemli bir
görevdir. Kuşaktan kuşağa bu isimlerin gitmesi de önemlidir.
Derviş Hafız, Serkislinin İsmail, Hafız Kemal, Çorbacıoğlu Mustafa, Mahmut,
Dolap Muhittin, Mesut Efendi, Hafız Nuri, Mehmet Akar, Kör Hafız, Kaleli Mustafa,
Hafız Yusuf; oğulları Ömer, Derviş, Hafız Alaattin, Korukoplu Şevki Bey,
Çeribaşızade Ali Bey, Parmaksızoğlu Efo, Debboya Muhittin, Küçükoğlu Hurşit,
Selmanoğlugilin Nuri, Saraç Bilal'in kardeşi Salim, Feyzi Ethemoğlu İbrahim, Mustafa
Çavuş, Palulu Recep, Mıkır ve oğlu, Hafız Osman Öge, Kövenkli Hafız Mustafa
Demirci, Sıtkı İçmeli, Sabri Çavuş, Şıhhacılı İzzet, Refik İzdemir, Abbas
Bakır.
Hayatta Olan Kaynak Kişi ve Okuyucular
Harput türkülerini en iyi bilen ve icra
eden kaynak kişi özelliğine sahip son kuşak icracıların başında gelen gerçekten
her birisi bir hazine kıymetinde olan Ahmet TASALI,
Lokman TASALI, Enver DEMİRBAĞ, Paşa DEMİRBAĞ, Faik BUZ, Kemal YENİCELİ, Nihat
KAZAZOĞLU, Hüseyin YETKİN, Mehmet PARLAKSU, ayrıca güzel okuyuculardan Hoğulu Çeketçi Salih, Pekinikli
Mustafa Hulisi GÖKTÜRK'ü anmaktayız. Hafız Osman ÖGE, ve Kövenkli
Hafız'ı dinleyen ve onların icralarını bilen Kemani Mustafa DÖNER, udi Hüseyin SEKÜ, Ferzan ALAGÖK, avukat Necati
ÖZKAYA önemli icracı ve kaynak kişilerdir.
Genç Kuşak Okuyucular
Esat Kabaklı, Adnan Çilesiz,
Zülfü Demirtaş, Hasan Öztürk, Ali Öner, İlhami Yağcı, A. Kadir Bay, Osman Bulut,
Mustafa Aksu, Niyazi Atıcı.
Halay
Çayda Çıra
Değişik oyunları bulunan Elazığ'da
oyunlarda genel hakimiyet Türü Halay şeklindedir. Bütün dünyada
MUMLU
DANS
olarak
ülkemizde ise
Çayda Çıra
olarak bilinen oyun, Elazığ'ın
başta gelen oyunudur. Diğer oyunlar ise sırasıyla.
Halay, avreş, üç ayak, ağır halay,
(ağırlama), temürağa, keçike, bıçak, kalkan kılıç, çepik; sadece kadınların
oynadığı gelin oyunu, şeve, kırma.
Türkülü olarak oynanan oyunlarımız ise
Delilo, Fatmalı (nure), Tamzara, Büyük Ceviz, Güvercin,
Isfahan ve Leblebicidir.
Seyirlik Oyunlar Oyunlar
Hakkında Geniş Bilgi için Bakınız
Folklor
Köy seyirlik oyunları, kırsal alanda
çeşitlilik gösterir. Günlük hayattan kaynaklanan oyunların bir bölümü başka
yörelerdekilere benzer. Deve ve Arap oyunu bunlardandır. Gülmece öğeleri
ağırlıktadır. Yöreye özgü sudan geçirme, yazma, karanfil, köy ve şehir kızı
lelişo, pisik gibi orta oyunlarıda vardır.
Bunun dışında çocuklar
içinde çeşitli oyunlar bulunmaktadır.
VAKA TÜRKÜLERİ :
Harput, Yemen, Fide, Hafo, Nesibe, Hafız Nene-iri
Güllü, Akif, Hayriye, Kogenk, Mamoş, Katip, Kurey Suyu, Al Alma, Fincanı Taştan
Oyarlar, Emine, Hakkı türküleridir.
Geniş Kaynak :
İshak SUNGUROĞLU'nun "Harput Yollarında cilt-3" Fikret
MEMİŞOĞLU'nun "Harput Halk Bilgileri" eserlerinde
bulabilirsiniz.
Kışlanın önünde redif sesi var
Sorun, görün, çantasında nesi var
Bir çift kundurası birde fesi var
Ano yemendir, gülü çemendir
Giden gelmiyor, acep nedendir? |
Nakarat
Kışlanın önünde bir sürü kazlar
Yüreğim yanıyor, ciğerim sızlar
Yemen'e gidene ağlıyor kızlar
Nakarat |
Ah
burası *Huş'tur yolu yokuştur
Giden gelmiyor, acep ne iştir.
Kışlanın önünde sıra söğütler,
Yüzbaşı, binbaşı asker öğütler
Yemen'e gidenler baba yiğitler |
Bu türkünün makamı Hüseynidir.
HUŞ, Yemende bir bölgenin adıdır.
Hoyrat Örnekleri :
Yedin beni yedin beni
Gurt oldun yedin beni
Ben seni urgun sevdim
Sen ele yerdin beni |
Ah
o gözler, ah o gözler
Kan eder ah o gözler
Beni vuran ok değil
Sendeki ahu gözler |
Düşte
gör, düşte gör
Hayalde gör, düşte gör
Dostun kim, düşmanın kim?
Hele bir kez düşte gör |
Sürme beni, sürme beni
Her göze sürme beni
Eşikte kulun olam
Gapından sürme beni |
Güne
düştüm, güne düştüm
Gölgeden güne düştüm
Felek! Gözün kör olsun
Dediğin, güne düştüm |
Derde
kerim, derde kerim
Gam derer, derd ekerim
Yas tutma deli gönlüm
Mevla her derde Kerim |
Tespit edilebilen 200
civarında mahalli türkü ve uzun havaya sahip olan Elazığ-Harput müziğine ait
eserler gerçekte çok daha fazla olduğu bilinmektedir. Devam Edecek..!
<< Geri Dön  İşte
Türkülerimiz Yerel Folklor
Elazığ'a Dair Şiirler
 
|
Her türlü
öneri ve eleştirileriniz İçin
bilgi@elaziz.net e-posta adresini
kullanabilirsiniz...
Başa Dön |