|
 |
|
|

Aziz Şehir Elazığ'a Hoş Geldiniz |
|
"Gül, Güldür,
Düşündür". Feyzullah ARSLAN |
|
Elazığ Fıkraları - 18 olay anlatımlı Elazığ Fıkraları |
“Gül, Güldür, Düşündür”.
Elazığ Fıkraları
(Kaynak: N.İnşirah Özcan/Öğretmen)
BEN BİLİDİM
Elazığlı şoför Mehmet, malı
fazla olan Ahmet Dayı’nın zivirine girip:
-Ahmet Dayı, sen bu tarlalardan ne gazanisin?
Sat,
bitene otobüs al. Bi sefer İstanbul’a get gel, goy ceben bi milyarı.
Bu fikir Ahmet Dayı’nın aklına yatar. Malını
satıp bir
otobüs alır. Şoför Mehmet’i de şoförü olarak işe başlatır. Ahmet Dayı mal
sahipliğinin verdiği havayla, hostes koltuğuna kurulur ve İstanbul’a ilk
seferine çıkarlar. Tam Boğaz Köprüsü’ne girerken fabrika hatasından olacak
ki, vites kolu Şoför Mehmet’in elinde kalır. Yüreğinin yağı eriyen Ahmet
Dayı, başlar bağırmaya:
-Memet oğlum, ben bilidin
bele bi halt yeceksin.
Elaziz’den çıhdıh çıhalı sen bu zıkkımnan oynisin, ta ki
buraya gelene gadar, demiş.
BEN YARENLİK EDİM
Harputlu İsmail Gakko, bir yıl evvel ölen garısının mezarını ziyaret eder.
-Ah
Seleha! Nolur Cenab-ı Hak bi mucize göstere de seni tekrar bahan vere. O
sırada bir tarla faresinin zoruyla toprak hafiften hafiften kıpırdamaya
başlayınca İsmail Gakko:
-Sakın ha! diye bağırır. Ben yarenlik edim. Sen de haman inani misin, der.
BEN DE YETİŞEM
Gakgoşun biri sabah erken
saatlerde duvarın dibine oturmuş güneşlenirken, karşıdan bir cenazenin
taşındığını görür ve cemaatten birine sorar:
-Gakgom,
Allah rahmet ede. Ecep kimin cenezesi? diye sorunca:
-Gırnatacı Nevzat Efendi,
cevabını alır. Çok geçmeden bir cenazenin daha taşındığını görünce tekrar
sorar:
-Gakgom, Allah rahmet ede,
bu kimin cenezesi?
-Davulcu Halil Efendi’nin,
derler. Gakgoş şaşırmıştır. Kendi kendine: “Allah Allah, bu ne biçim iş”
diye mırıldanırken, birden gözleri faltaşı gibi açılır. Ne görse iyi. Bir de
bakar ki ardından üçüncü bir cenaze daha taşınıyor. Heyecanla sorar:
-Gakgom Allah rehmet eyleye,
ya bu kimin cenezesi?
-Cümbüşçü Yusuf Efendi’yi
de gaybettük. Bu cevabı alınca karşısındaki adama:
-Gakgo desene o terefte bu
gece eyi bir dügün var. Bütün çalgıcılar oraya daşıni. Keşke Allah bi sehet
evvel benim de canımı ala da ben de yetişem.
CİMRİ EV SAHİBİ
Dilencinin biri farkında
olmadan çok cimri bir Palu’lunun kapısını çalmış:
-Tak tak!
-Kim o?
-Allah rızası için bi parça
ekmek verin.
-Ekmek galmadı.
-E birezim un verin.
-Un dünegin bitti.
-Eleyse bi bardah su ver.
-Sular kesik.
Dilenci, Palu’lunun da
kendisi gibi fakir olduğuna kanaat getirir ve kulağına eğilip:
-Hade gel barabar dilenek,
der.
BOĞAZLAR MESELESİ
İkinci Dünya Harbi
sıralarında akşam olunca herkes kahvehaneye gelerek radyodan haberleri
dinlerlermiş. Yine böyle bir akşam hep birlikte kahvede haber dinlerken,
bizim Rahmetli Deli Osman da cemaat sessizliğine uyarak haberleri
dinliyormuş. Radyo, haberlerin bir yerinde:
-Hükümet bir açıklama
yaparak, ikinci bir emre kadar Boğazları bütün yabancı geçitlere
kapatmıştır, şeklindeki haber üzerine dinleyenler arasında konuşmalar
başlar:
-Veziyet çoh kötü, ele
görini ki, herbe girdükse, biz de aç galacağız.
Osman konuşmaları kendince
değişik yorumlamış olacak ki, beş on gün her yerde:
-Boğazlar gapatılacah,
mercimek yemek yoh, bulgur pilavı yemek yoh, ikinci bi emre gadar kimse bişe
yemeyip, boğazlarını heç açmayacah, deyip gezmiş ve birçok insanın aç
kalmasına da sebep olmuş.
SEÇMEN
Kahveden içeri giren komiser seslenir:
-Beyler kimliklerinizi hazırlayın. Pencere önünde oturan göbekli
adam kimliği uzatarak gür bir sesle:
-Encümen Üyesi, der.
Onun karşısında oturan ise:
Mebus adayı, der.
Kulübün en ücra köşesinde oturan, varlığı ile yokluğu belli
olmayan bir adam, polisin dikkatini çeker. Tam soracakken adam gülerek
polise:
-Seçmen, der.
BURADA ÇİMİLİMİ Kİ? (Burada Yüzülür mü ki?)
Yazın sıcağından bunalan bir
askeri birlik, bir dere kenarında mola verir ve başlarında bulunan komutan,
askerlerine dereye girip serinleyebileceklerini söyler. Fakat hemşehrimiz
Ahmet, derenin derin olup olmadığını, suyun temiz olup olmadığını öğrenmek
için komutanının yanına gidip sorar:
-Gomutanım burda donlan
çimili mi?
-Ne diyorsun oğlum?
-Gomutanım, yani burda
donlan çimili mi ki?
Ahmet’in ne dediğini
anlamayan komutan:
-Nerelisin oğlum sen?
-Elazığlıyım, deyince
komutan askerlere dönerek:
-İçinizde Elazığlı var mı?
diye sorar. Askerlerden biri:
-Ben Elazığlıyım gomutanım.
-O zaman şu Ahmet ne
söylüyor bi sorsana? der. Asker, Ahmet’e:
-Ahmet ne deyisin? Ahmet:
-Ben gomutana sorim;
gomutanım, bu derede donlan çimili mi ki? deyim gomutan annami. Komutan:
-Ne dediğini anladın mı?
diye askere sorar. Asker de:
-Gomutanım, Ahmet deyi ki,
bu derede donlan çimili mi ki?
DODAH MESELESİ
Ramazan’da Teravih
Namazı’ndan sonra vatandaşın biri kahveye gider ve bir çay ister. Garson
çayı getirdiğinde, müşteri şaşkın bir şekilde:
-Bu ne gardaşım, dünyanın
parasını alisin, çayı da yarım getirisin, der. Garson:
-Begim, o yarım del, dodah
payıdır, deyince müşteri:
-E niye babam, o nası dodah
payıdır, niye bu dodah deve dodağı mı? diye cevap verir.
ELAZIĞLI OLDUĞUMU NERDEN
BİLDİN?
Elazığ’lının biri, İstanbul’da hiç tanımadığı bir kıraathaneye girmiş.
Kıraathanenin ortasında dağınık bir şekilde birkaç sandalyede oturan bir
şahsı görünce:
-Gardaş sen Elazığ’lı mısın? demiş.
Adam şaşırarak gelen Elazığ’lıya
sormuş:
-He, nerden bildin gardaş?
-Ee daha da mı bilmiyek. Ayağınla,
golunla, gendinle barabar üç iskemlede birden otirisin da...
TÜRKÇE DE BİLMİLER
Bursa’ya taşınan Elazığ’lı bir
aile, komşulara misafirliğe giderler. Bursa’lı olan komşularıyla aralarında
sohbet başlar. Komşusu sorar:
-Sizin Elazığ’da çok başlık parası
istiyorlar mı?
-Bizde başlıh parası istemiler ki.
-Ya ne istiyorlar?
-Pazarlıh için hır heşek şeler.
-Kırk eşşeği ne yapıyorlar?
-Kırk eşşek del, hır heşşek, yani
ufah tefek şeler işte.
-Ufak tüfek de mi istiyorlar? E
tabi, sizin orası terör bölgesi, onun için istiyorlar.
-Yoh anam yoh, ne kırk eşşeği, ne
ufah tüfeği.
Bursalı olan hanım, Elazığ’lının
söylediklerini anlamakta zorlanınca, Elazığ’lı hanım sinirlenir ve birlikte
geldiği yakınlarına:
-Gah anam gah, bunlar Türkçe de
bilmiler, der ve çıkıp giderler.
SEN NİYE GELMİŞİN
Elazığ Akıl Hastanesi’nde görevli tanınmış Başhekim Mutemet Bey,
işlerinin yoğunluğu nedeniyle dinlenmeye pek vakit bulamamaktadır. Başhekim
Mutemet Bey’in evi, yeni yapılmış olan İzzetpaşa Camii’nin yakınındadır.
Cami’nin müezzini ise sesi çok güzel olan Bülbül Ali’dir. Bu sebeple
ezanları hep o okur.
Başhekim Mutemet Bey, ezan seslerinden rahatsız olduğu için bir
gün kapıcısını çağırıp:
-Oğlum gidip şu Camii’nin müezzinini çağırsana, der. Kapıcı
çağırır ama müezzinin geleceği yok. Birkaç defa çağırdıktan sonra, müezzin
Mutemet Bey’in kapısına gelir ve içeriye girer. Doktor Mutemet Bey sorar:
-Kimsin sen?
-Ben, çağırdığın müezzinim. Doktor Mutemet heyecanla:
-Müezzin sen misin?
-Evet. Başhekim kızarak:
-Ülen oğlum, gaç gündür seni çağırim, niye gelmisin? Ben
başhekimim, herkes benden gorhi. Müezzin hemen lafa girerek:
-Hop hop, ben seni günde beş vahıt çağırım, sen niye gelmisin?
Aldığı cevaptan dolayı doktor, müezzinin haklı olduğuna kanaat getirir ve
günde beş sefer camiiye gider.
YORGUN AT
Ahmet Dayı akşam eve dönerken, yolda bir at nalı bulur. İçeriye
girer girmez:
-Hanım, bi at nalı buldum. Geriye galdı üç tenesi. Sona da bi at
bulursah yaşaduh. Odun getürürük, çüt sürerük, bostan daşuruh, der. Hanım
merakla atılır:
-Hee herif çoh eyi olur. Belkim o atla beni de anamgile
götürürsün. Bu söz üzerine Ahmet Dayı sinirli bir şekilde:
-Ulan sen yorgun atımıznan anangile nası gidersün
BU
GENÇ YAŞTA DUL MU GALDIN?
Umumi vasıtaların birinde uzun
saçlı bir genç ile, yaşlı bir kadın yanyana otururlar. Yaşlı kadın yerinin
dar oluşundan dolayı yanındaki uzun saçlı genç delikanlıyı kız zannederek:
-Gızım birez oyanı get, eyice
sıhıştım, der. Delikanlı sinirli bir şekilde:
-Ben kız değilim, diye cevap
verince, bu defa yaşlı kadın:
-Vah vah, bu genç yaşta dul mu
galdın çağam, der.
HASTA
Ağın’lı İbik Dayı, Karakoçan
imamıyla çok samimiymiş. Bir gün imam hastalanmış, İbik Dayı da ziyaretine
gitmemiş. Ertesi gün İbik Dayı camiye giderken bir de bakmış ki imam
bastonuna dayanmış geliyor. Hiç bozuntuya vermeden:
-Geçmiş olsa, nasılsın? demiş.
-Sağol ama bele arhadaşlıh olur
mu? diye sitem edince, İbik Dayı gayet pişkin bir şekilde:
-Ulan vallaha ben zannettim ki
ölisin. Dedim nasılsa bi daha görüşemezük. Getmem lüzum etmez.
İÇECEK ZAHAR
Öğrencinin biri sigara içtiği
için, okul müdürü öğrencinin velisini çağırır. Çocuğun babası olmadığı için
annesi gelir. Okul müdürü:
-Teyze, senin oğlun sigara içiyor.
Bir daha sigara içerken yakalarsak okuldan atarız, der. Anne sakin bir
tavırla:
-Vee ciğara da mı içmeye! Zahar o
evin erkeğidir, helbet cığara içecek, der.
KAFAMA GÖRE
Elazığ’ın tanınmış şairlerinden Ömer Kazazoğlu bir gün ayakkabı
almak için Elazığ’ı alt üst eder, fakat zevkine göre bir ayakkabı bulamaz.
Ömer yorgun bir şekilde iş yerine gelir. Arkadaşı İlhan, Ömer’in perişan
halini görünce sorar:
-Kötü görükisin noldu Ömer? Ömer de:
-Yav Elazığ’ı alt üst ettim, gafama göre bi ayakkabı bulamadım,
der.
İlhan da Ömer’e:
-Tabi bulamazsın. Benim bildügüm, ayakkabı ayağa göredir. Kafana
göre arisen helbet bulamazsın.
NEYİME LAZIM GÖZLÜK
Okuma yazma bilmeyen Hurşit Efendi, mektubunu okutmak için köyün
muhtarına gider. Muhtar:
-Valla Huşut Dayı, gözlügüm yanımda yoh ki ohuyam, der.
Huşut Dayı o gün şehere gider ve gözlükçülerden birine girer.
Dükkandaki bütün gözlükleri dener ama hepsinde de:
-Cık. Bundan da ohuyamim, der..
Durumdan bir şey anlamayan ve sabrı tükenen gözlükçü sorar:
-Yav Dayı, sen ohuma bili misin?
-Teev. Beçere. Ohumayı bilsem gözlügü nedem, der.
ELAZUĞLUYUH DA
Turistik bir otelin
kumarhanesinde kumardan kalkan bir bayan, bara geçer. İçecek bir şeyler
ister ve çantasından bir Avrupa sigara çıkarır. Çakmağını masada unuttuğunu
farkedince oradaki erkeklerden ateş ister. Arka taraftan yıldırım gibi bir
çakmak çakılır. Bayan, çakmağı çakanı görmek için sigarayı telaşla yakar ve
ağzı dumanlı dönerek:
-Çok mersi, çok naziksiniz, der. Çakmağı çakan:
-Ne belledin ya fosso. Zahar biz Elazuğluyuh da, der.
|