Aziz Şehir Elazığ'a Hoş Geldiniz

"Gül, Güldür, Düşündür"

Kitap Ana Sayfa Önsöz Sonsöz 1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm 6. Bölüm

YAŞANMIŞ GERÇEKLER (POLİSİYE OLAYLAR)
B - Yaşanmış Olaylar - Karışık Olaylar - 42 olay anlatımı

“Gül, Güldür, Düşündür”.


YAŞANMIŞ GERÇEKLER (POLİSİYE OLAYLAR)
B - Yaşanmış Olaylar


“Meramını anlatmayan
Muradına eremez.”

İKİ POHLI YUMURTA

Doğuda bir ilimizde, İl Emniyet Müdürü ilçe ziyaretleri  çerçevesinde köyleri ziyarete gidiyor. Bir köyde kendisine bolca yumurta kayganası ikram ediliyor. Müdür çok memnun oluyor ve nezaket icabı şöyle diyor:

-          Muhtar ne zahmet etmişsin, bu kayganaya gerek yoktu, 

çökelekle ayran yeterdi.

Muhtar :

Ne zahmeti müdür beg, içine tükiriim, iki pohlı yumurta

ne gıymeti var, afiyet olsun.


YALANCININ MUMU HASTANEDE SÖNER

        Ehliyetsiz trafiğe çıkan bir şahsı trafik polisi çevirir. Arabadaki diğer şahıs ceza yememeleri için hasta numarası yapınca polis eşliğinde hastaneye gidilir. Doktor arabadaki şahsın hasta olmadığını ve numara yaptığını söyler. Bunun üzerine polis arabayı bağlar ve numaracı iki şahıs mahkemeye sevk edilirler ve haliyle de ceza yerler.


KAMERAYI ÇALDI, BANDI UNUTTU

Şehrin sabıkalı hırsızı Arap Cemil, kasasında genellikle birkaç bin dolar bulunan bir yerel iş merkezini soymaya kalkar. Kasayı açtığında tavana yakın bir yerde yanıp sönen kırmızı ışığı fark eder. Bu bir güvenlik kamerasıdır. Yüzünü saklamak yerine, bir sandalyeye çıkar, kamerayı yerinden söker ve onu da çalar. Ama ne yazık ki aptal adam kameranın başka bir odadaki kayıt bantlarına kayıt yaptığını düşünememiş, profilden polislere şahane bir poz vermiştir.


 ELEYSE NİYE DURDUN?

Erzurum’lu bir hanım telaşla koşarak belediye otobüsünü durdurmaya uğraşıyor. Otobüsün hemen önündeki trafik ekibi korna çalarak şoförü ikaz ediyor, şoför acı bir frenle duruyor :

Kadın :

-          Gardaş, bu otubus iliceye gidiir mi?

Şoförün canı burnunda, araba dolu, zor durmuş, kızgınlıkla :

-          Hayır bacı, getmez

Kadın :

-          Vıyy, densiz, eleyse niye durdun?


GÖĞSÜMDEN AMELİYATLIYIM

 Arabasına binerek yola koyulan Mehmet, emniyet kemerini takmayı unutmuştur. Biraz ileride Trafik Polisi durdurur ve arabaya yanaşarak: “Emniyet kemerin nereye kaçtı?” der. Mehmet’in aklına hemen bir fikir gelir ve “Kusura bakmayın memur bey, göğsümden ameliyatlıyım, bu yüzden emniyet kemeri takamıyorum.” der. Trafik polisi  suçluymuşçasına Mehmet’den özür dileyerek hemen oradan ayrılır.


 TOPUNUZUN ALLAH BELASINI VERSİN

 Hakim ve Savcılara çok kızgın olan ve cezaevinden tahliye olan şahıs, öğle tatilinde Hakim ve Savcıların futbol oynadığı sahaya giderek onların futbol oyunlarını izler. Bu arada top saha kenarına, tahliye olan kişinin yanına düşer. Oyuncular topu istediklerinde topu alıp atarken “Topunuzun .... belleyim” diye bir cümle söyler. Şahsı şikayetle sövme ve hakaret suçundan mahkemeye sevk ederler. Ancak sanık kendini şöyle savunur. “Ben topa sövdüm, onların tümüne değil.”


DİKKAT! ARABADA KÖPEK VAR

Ankara’dan bir arkadaşını ziyaret için Eskişehir’e giden Mustafa, bir gece orda kaldıktan sonra sabahın erken saatlerinde geri dönmek üzere yola koyulur. Dalmaçya cinsli köpeği ile birlikte yolda seyrederlerken bir ara polis arabasını durdurur ve hızının 100 km. nin üzerinde olduğunu, radara yakalandığını söyleyerek kendisinden ehliyetini ve ruhsatını vermesini ister.  Bu sırada Mustafa’nın köpeği polise havlamaya başlar, polis memuru korkarak kapıyı kapatır ve kaçar. Mustafa arabadan aşağı iner ve ekip arabasının yanına gider. Arabada bulunan komiser ne olduğunu sorduğunda polis memuru “Arabada köpek var, saldırıyor.” diye karşılık verir. Polis memuru o korkuyla arabanın plakasını dahi yanlış yazarak “Tamam beyefendi, hemen buradan gidin.” der ve Mustafa ile köpeğini hemen oradan gönderir.


BURASI BİZİM MEMLEKET DEĞİL

Bir Türk, Amerika’ya gider ve New York'ta bir otele yerleşir. Otelde dinlendiği sırada dışarıdan bir çarpışma sesi duyar.Pencereye gidip baktığında iki arabanın kavşakta çarpıştıklarını görür. Araçların sürücülerinin dışarıya çıkıp birbirlerine doğru ilerlemeye başladıklarını gören bizim Türk, içinden “Eyvah, kavga edecekler.” diye düşünürken, şoförler birbirlerine "Bir şeyin var m, iyi misin?" diye sorup, sarılırlar ve geçmiş olsun diyerek bir şey olmadığı için mutlu olurlar. Bunu gören vatandaşımızın aklı bir an Türkiye’ye gider ve neden böyle olmadığımızı uzun uzun düşünür. Herhalde suç, sadece insanlarımızda değil, biraz da bizi yönetenler ve sigorta sistemini kuramayanlarda olsa gerek.


İÇ ÇAMAŞIRINI NİYE YEDİ?

Kanada Stettler’de, David Yates adında bir adam alkollü ve tehlikeli araba kullandığı gerekçesiyle durdurulur. İçkili olduğu anlaşılınca da polisler adamı kendi araçlarının arka koltuğuna oturturlar. Ama Yates arka koltukta beklerken iç çamaşırını parçalayıp yemeye başlar. Çünkü “zeka küpü” Yates, iç çamaşırındaki yünün, içtiği alkolü emeceğine ve böylece kendisinin de alkol testinden geçeceğine inanmıştır.


YOL YEMEZ

Elazığ’da 1970’li yıllarda Yolyemez lakaplı bir külhanbeyi varmış. Yolyemez, elinde tesbih, başında sekiz köşeli kasket, ceketi omzuna, ayakkabısının topuğuna basan gakkoş kıyafeti ile Gazi Caddesi’nde volta atarmış. Birgün yine Gazi Caddesi’nde yürürken bir Murat 124 araç Yolyemez’e çarpmış ve yere düşürmüş. Yolyemez’in bütün imajı gitmiştir. Yolyemez yavaşça yerinden kalkmış, düşen tesbihini almış, üstünü başını silmiş ve şoföre dönerek: “Gakkoş ne kadar zararın var vasıtanda, söyle de verek” demiş.


CEP TELEFONUNU BIRAK

 Türkiye Büyük Millet Meclisine ziyaret için gelen bir şahsa, aradığı kişiyi bulamadığından dolayı “cep telefonunuzu bırakın, görüşmek istediğiniz kişi sizi arayacak” derler.

Bu istek üzerine ziyaretçi cep telefonu makinesini sekretere bırakır gider. Meğerse numarayı değil de makineyi bırak anlamış.


 TOKAT VURAN CESET

Şüpheli bir ölüm olayı ihbarı alınır. Olay yerine adli tabip, savcı ve otopsi yardımcısı ile birlikte gidilir. Otopsi yapılır. Adli tabip ve savcı bahçeye çıkar. Bodrumda kalan otopsi yardımcısı cesedi diktikten sonra gelecektir. 2-3 dakika sonra korku içerisinde bağırarak dışarıya çıkar, savcıya “Ölü dirildi ve bana tokat vurdu” der. Heyecan ve korku içerisinde tekrar cesedin yanına inildiğinde, dikiş ipliğini cesedin parmakları arasına geçirmiş olduğu ve ipliği hızla çekince de kendine tokat vurmuş olduğu anlaşılır.


HANİ ELELEYDİK

Elazığ’da Emniyet Müdürlüğü’nce vatandaş desteğini artırmak için yürütülen “Polis-Vatandaş Elele 2000’li yıllarda Daha Huzurlu Günlere” Kampanyası’nın devam ettiği dönemde,  birgün trafik kontrolü yapan ekip kurallara aykırı hareket ettiği için bir sürücüye ceza yazmak ister. Buna itiraz eden sürücü “Hani Polis-Vatandaş eleleydi? Nerede kaldı elleriniz?” diye sorar. Polis cevap verir: “Kurallara uyanlarla elele, uymayanlarla ise yola getirmek için elele” der.


KAYNATAMGİLE GİDİYOM

İlk sinyalizasyon çalışmaları sırasında Elazığ Gazi Caddesi’ne trafik ışıkları yerleştirilir ve ışıkların yanına da halkı bilgilendirmesi amacıyla bir Trafik Polisi görevlendirilir. O sırada yayalara kırmızı ışık yanmasına rağmen yaşlı bir bayan, yanında torunuyla birlikte karşıdan karşıya geçmek ister. Yolun kenarında duran Trafik Polisi, bayanın karşıya geçeceğini anlayarak:

-          Teyze, nereye gidiyorsun? der. 

Yaşlı bayan Trafik Polisine ters ters bakarak:

-          Densize bak, kaynatamgile gidiyom, sanane, der.


ORADA UYUŞTURUCU SATILIR MI?

Kanada’da Sylvain Boucher adında bir adam, görevliler tarafından cezaevinin duvarları ile dış çitleri arasındaki alanda dolanırken yakalanır. Güvenlik görevlileri onun hapisten kaçmaya çalıştığından şüphelenmişlerdir ve üzerinden yüklü miktarda, her türden uyuşturucu çıkmıştır. Ama sorgulamanın ardından Boucher’in hapishanenin uyuşturucu satışı için iyi bir Pazar olacağına inanan bir satıcı olduğu ortaya çıkar. Boucher, 14 yıl hapis cezasına mahkum olur.


ÇALINTI AYAKKABI

İlçe Emniyet Amiri’nin ayakkabısı çalınır. Ancak bunu hiç kimseye söyleyemez ve sineye çeker.

Bir süre sonra, bir ayakkabı hırsızı yakalanıp da evindeki çalıntı ayakkabılar Hırsızlık Bürosu’na getirildiğinde, Büro Amiri ayakkabılardan 45 numara ve beyaz olan bir çiftinin İlçe Emniyet Amiri’nin ayakkabısı olduğunu anlar ve hemen alıp Amir’e götürür ancak Amir’den bir güzel azar işitir. “Ne ayakkabısı, benim ayakkabım filan çalınmadı” diyerek  ayakkabıyı sahiplenmeyen Amir böylelikle imajını kurtarır.


ÇALINTI TELEFONA CEVAP VERDİ 

İstanbul’da bir kadın, polise otomobilinin çalındığını bildirir. Otomobilde araba telefonu da vardır. Polis bu numarayı arar ve açan adama gazetede bir ilan gördüklerini ve arabayı satın almak istediklerini söylerler. Bir buluşma ayarlanır ve suçlu yakalanır.


BAK ŞU SARHOŞUN YAPTIĞINA

 Bir akşam yemeğine davetliydi. Yedi ve tabii ki içti, zil zurna sarhoş oldu. Dönüşte tek başınaydı ve arabayı da zor bela kullanıyordu. Derken yolda bir trafik polisi durdurdu, aşağı indirdi, evraklarını istedi. O kafayla polislerle tartıştı, küfürler etti ve arabaya atlayıp kaçtı. Evine gitti ve yattı. Aradan bir iki saat geçtikten sonra evinin kapısı kırılırcasına vurmaya başladı. Zar zor kalktı yatağından ve kapıyı açtı. Bir de ne görsün, yolda onu durduran polis kapıda ona bakıyor. Diğer polis de kapının önünde kendi arabasının içinde... Meğer bizim sarhoş oradan ayrılırken polis arabasını alıp kaçmış... Tabii haliyle kendi arabası ve evrakları poliste kalmış ve adresinden zor bela bulabilmişler kendisini.


BEN BURANIN YABANCISIYIM 

Eskişehir'de iki bayan arkadaş arabalarıyla ilerlerken bir kavşağa gelirler. Şoför mahallinde oturan genç bayan, ehliyetini yeni almıştır fakat, bir o kadar da gözü karadır. Kavşakta kendilerine kırmızı ışık yandığında, yanındaki arkadaşı “kırmızı” demeye kalmadan karşıya geçen genç bayanı, hemen ilerideki trafik polisi durdurur. Polis, bayana tehlikeli araç kullandığını ve kırmızı ışıkta geçtiğini söyler. Bayan ise: “Şey... Memur Bey, ben buranın yabancısıyım, Antalya’dan geldim de...” diye karşılık verince bu cevap karşısında şok olan trafik polisi de: “Peki hanımefendi, Antalya'daki kırmızı ışığın anlamı başka mı?" der ve genç bayan ilk cezasını böylelikle almış olur.


 POLİSLE BAŞA ÇIKILMAZ 

Amerika’nın bir şehrinde trafik konusunda sıfır toleransıyla bilinen polis departmanı, uzun tartışmalardan sonra yeni bir uygulamaya geçmiştir. Trafik ışıklarına takılan gizli kameralar vasıtasıyla kural ihlalleri belirlenmekte ve bu delile dayanılarak ihlalciye ceza makbuzu gönderilmektedir.

Bu uygulamanın ilk mağdurlarından biri de bir Türk vatandaşıdır. Polis departmanından gelen zarfta, arabasının kırmızı ışıkta geçerken olan görüntüsünün yanında, 150 dolarlık ceza ödeme emri yer almaktadır. Bu ihbarnameyi alan muzip Türk, 15 tane 10 dolarlık banknotun fotoğrafını çeker ve ödeme emriyle beraber ilgili departmana postalar. Sonraki hafta Türk vatandaşımız, posta kutusunda polis departmanından gelen zarfı gülümseyerek açmaktadır. Zarfın içinde sadece bir fotoğraf bulunmaktadır. Kelepçe fotoğrafı.  

             KAYNAK: Hakan Coşkuner


 DEMEDİM Mİ? 

Adam, karısı ve oğluyla birlikte bindiği arabasıyla kavşağa gelir ve kırmızı ışık yanmasına rağmen aceleyle geçer. Hemen ilerideki trafik polisi aracı durdurur, adamdan evraklarını isteyerek ceza yazması gerektiğini söyler. Adam ise durumu inkar eder ve kırmızıda değil de sarı ışıkta geçtiğini söyler. Aralarında kısa bir tartışma başlar. Bu arada adamın yanında oturmakta olan karısı lafa karışır: “Murat ben sana kırmızıda geçme demedim mi, bak görmüşler.”  Polis gülerek “Bak Beyefendi, zaten Allah senin cezanı vermiş. Bir de ben ceza yazmayayım. Böyle bir de bizim evde var. Haydi güle güle” der.


ÜNİFORMASINI ÇIKARMIŞ POLİS AMCA 

       İstanbul Teknik Üniversitesi’ne bağlı çocuk yuvasının bir sınıfında çocuklara “meslekler” anlatılıyor. Öğretmen yuvadaki öğrencilere "Babanız, anneniz ne iş yapıyor, evde sorup öğrenin" diye ödevler vermiş. Öğrenciler ödevlerini tamamladıktan sonra sıra bazı mesleklerden örnek vermeye gelmiş ve sınıf öğretmeni kampüs kapısına gidip oradaki polisten sınıfa gelmesini rica ederek “Bakın çocuklar, polis amca” biçiminde bir ders anlatmayı tasarlamış. Öğretmen kapıya gitmiş ve oradaki görevli polise :”Rica etsem 10 dakikalığına gelir misiniz? Çocuklara polisi öğreteceğim. Bir de çayımı içersiniz" demiş. Polisimiz "Memnuniyetle hocam" deyip çıkmaya hazırlanırken oradan cüsseli bir adam daha fırlayıp, "Hocam, ben de sivil polisim; ben de geleyim, çocuklar sivil polis de görsün" diyerek yuvaya gitmeye hazırlanmış. Öğretmen isteksizce "Gerek yok, zahmet etmeyin” gibisinden birkaç laf etse de bizim sivil polis takılmış peşlerine yuvaya gitmiş. Öğretmen başlamış dersini anlatmaya... “Bakın çocuklar, bu polis amcaaaaaa” Sonra sivil polisi göstererek: “Bu da üniformasını çıkarmış polis amcaaaa...”

ŞAKA YAPTI

Atatürk Havaalanı’na girerken üstümüzü arıyordu polisler. Arkadaşım yüzünde tebessümle, “Boşuna aramayın, bombayı bulamazsınız” dedi. Cümleyi tamamlamasıyla ensesine daan diye yumruğu yedi ve aynı anda sırtına aldığı diz darbesiyle yere kapaklandı. Bu arada şakacı polis çoktan kelepçeyi bir eline takmıştı arkadaşımın. Aslında ben polisten bir tepki bekliyordum ama bu kadar da değildi. Onlar da bomba falan olmadığını biliyorlardı ama arkadaşımı korkutmak için nerdeyse gözaltına alıyorlardı. “Yapmayın, şaka yaptı” falan dedik de yalvar yakar anca bıraktırdık. Ama hayatının dersini aldı çocuk. Biz de tabii..

–Rumuz: birdcage- (Kaynak: www.itiraf.com)


 HIRSIZI FOTOĞRAF MAKİNESİ YAKALATTI

Fethiye’de fotoğraf makinesi çalan bir hırsız, makinede yarım kalan çekilmemiş pozları da doldurarak tab edilmesi için fotoğrafçıya verir.

Fotoğrafları tab eden fotoğrafçı, fotoğraflarının bir kısmının komşusuna ait olduğunu görünce hemen komşusuna telefon açarak sorar. Komşusunun fotoğraf makinesinin çalındığını söylemesi üzerine de hemen olayı polise bildirir. Hırsız, fotoğrafları almak için geldiğinde karşısında polisi bulur. Hırsızın aptalı ise böyle olur.


KANT İÇMEM

 Ağrı’da okuldan yeni mezun olarak göreve başlayan trafik komiseri, bir trafik kazasından sonra olay yerine geldiğinde görgü şahitlerinden birisine sorar:

-Ant içer misin doğruyu söylediğine?

Görgü şahidi cevaplar:

-Yok komserim, ben kant içmem, demli çay içerim.

Yemin eder misin diye sorsaydı herhalde doğru cevabını alırdı.


İŞİTME ENGELLİ, DEVAM ET

Ankara Ziya Gökalp Caddesi’nde bulunan üst geçidin altında, Pamukbank’ın önünde duran trafik ekip otosundaki memur megafonla aynen şöyle bir anons yapar:

"Ticari devam et!.. MS 489 devam et!.. İŞİTME ENGELLİ DEVAM ET!!" (Bilmeyenler için: işitme engelli vatandaşlarımızın araç plakalarında özel bir işaret bulunmakta)

Ne yapsın polis, işitme engellilerin nasıl ikaz edileceği öğretilmemiş ki...


PARA DİYE İT KIRKIYORUZ 

Gürünlü Berber Turgut Yalçın, 1970’li yıllarda Solak Cemal’in dükkanındaki yerinde Kaymakamı traş ederken, komşusu Terzi Remzi telaşla gelerek: “Komşu, bana 50 Lira ver, acil ödemem var sonra sana öderim” der.

Berber Turgut da hiç düşünmeden cevap verir: “Remzi kardeşim, bizde para ne gezer, biz para diye it kırkıyoruz, nerden bulalım?”

Bunu duyan kaymakam, hışımla yerinden fırlar ve “Ne konuştuğuna dikkat et, utanmıyor musun?” der.

Turgut Usta, gayet soğukkanlı ve dürüstçe “Kaymakam bey, para diye it kırkmak bizde bir atasözüdür ve sizinle ilgisi yok. Bizim uyanık görünen aptal çerçilere, hiçbir işe yaramayan köpek kılını koyun yünü diye satarlar da, ondan söz ettim” der.


İLGİNÇ TABELA

 Şehrin birisinde karı-koca diş hekimi muayenehanesi açarlar. Dışarıya astıkları tabelada isimleri aynen şöyledir: “Dişhekimi Oya Bilir-Kaya Bilir” Oya Hanım Kaya Bey ile evlenirken bu ilginç tabelayı hiç düşünmemiş görünüyor. Ancak dişçilerden başka şey de beklenmez ki. Elbette dişi ayırıp dolgu yapacak.


RENK KÖRÜ PARA BASARSA

 Amerika Colorado’da, parlak zekalı bir adam yıllarca uğraşıp kurduğu bir atölyede sahte para basmaya karar veriyor. Ama bastığı paraları kullanmaya kalkınca olanlar oluyor. Aptallıkta sınır tanımayan bu adam suçüstü yakalanıyor. Çünkü bastığı dolarlar yeşil değil sarı. Çünkü bizim para basıcı aslında renk körü olduğunu bilmiyor.


LÜTFULLAH - FEYZULLAH İKİLİSİ 

1998-2001 yıllarında Elazığ Valisi Lütfullah Bilgin, Emniyet Müdürü ise Feyzullah Arslan’dı ve iyi anlaşan bir ikili oldukları söylenirdi. Hizbullahla ilgili cinayetlerin aydınlatıldığı 2000 yılında Elazığ’da Hizbullahla ilgili önemli bir eylem olmamıştı. Vatandaş bunu şöyle yorumluyordu: “Lütfullah ve Feyzullah’ın olduğu yerde Hizbullah’ın ne işi var?” Ancak 2000 yılının sonuna doğru Lütfullah Bilgin Sivas Valiliği’ne, 2001 yılı Nisanında da Feyzullah Arslan Kocaeli Emniyet Müdürlüğüne atanınca Elazığlılar şöyle diyormuş: “Hizbullah hapishaneye girince buradaki işlerini bitiren Lütfullah Sivas’a, Feyzullah Kocaeli’ye gitti, işlem bitti” derken şu dörtlüğü söylüyorlarmış:

“Valisi Lütfullah,

Emniyet Müdürü Feyzullah,

Olacak bu iş alimallah,

Hem de vallah, hem de billah”

(Bıçağı Bırak Kalemi Al Kampanyası’ndan)


LÜTFEN LAN

 1999 yılında Kırklareli Valiliğince, trafik personelinin vatandaşla ilişkilerinde daha kibar olması; “lütfen, beyefendi, hanımefendi” vb. kelimeleri kullanması tamim edilir.

Tamimden birkaç gün sonra, Bakan ve Vali’nin de bulunduğu konvoya eskortluk yapan ekip, bir kamyonu sağa çekmesi için ikaz eder. Birkaç kez ikaz edildiği halde kamyoncu anlamaz. Eskort’da görevli memur sinirlenir, bu arada Valiliğin tamimi aklına gelir. Megafondan yapılan son ikaz aynen şöyledir:

“...... plakalı kamyon, sağa çekiniz lan, Lütfen!” Ne de olsa kibar olacak ya, lütfen eklemek lan’ı kibarlaştırıyor.


CEZAEVİ ARKADAŞI 

2000’li yıllarda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir milletvekilimizle görüşmek isteyen ziyaretçi, sekreterin odasında beklerken oldukça kalabalık olan ziyaretçilerin arasında ziyaretine geldiği milletvekilinin kendisinin cezaevi arkadaşı olduğunu söyler ve anılarını anlatmaya başlar.

Sekreter tüm ziyaretçilerin bunu merakla dinlediğini hissettiğinde konuyu kapatmaya çalışsa da ziyaretçi “ne günlerdi o günler” diye ballandıra ballandıra anlatmaya devam eder. Sekreter çare olarak ziyaretçiyi bir görevli ile birlikte kulise, milletvekilinin yanına gönderir.

Ancak diğer ziyaretçiler cezaevi hikayelerini bir türlü anlayamazlar. Hani milletvekilleri sabıkasız olmalıydı, cezaevine girmemeliydi? Artık sonucu siz tahmin edin.


MEGAFONLA DURAK TARİFİ 

Ataköy'de bir arkadaşımda kalmıştım. Sabah otobüse bineceğim. Ama mekanı bilmediğim için durağı soracak birilerini arıyorum. Kimseler geçmiyor. Neyse, sonunda bir polis otosu gördüm. Tarif ettiler durağı. “Şu bakkalı geç, ilerle, ağacın ordan sağa kır, ordan sola...” Teşekkür edip yürümeye başladım. Fazla yürümemiştim ki arkadan bir megafon “Oğlum ağacın ordan sağa kırsana lan, bak bak bak dinniyo mu hiç, hüşş, alooo!..” Ben durağı bulana kadar ekip otosu arkamdan bağırıp durdu.


POLİS ÇAĞIRIN 

Elazığ Gazi Caddesi’nde iki kişi sıkı bir kavgaya tutuşur. Bunu gören Ağır Ceza reisi Sayer Çelik Bey, oradan polis otosuyla geçmekte olan polislerin yanına koşar ve “İki kişi kavga ediyor, koşun..” diyerek yardım ister. Polis ise “Hemen 155’i arayıp polis çağırın, gelip ayırsınlar” der. Ağır Ceza Reisi konuyu bana açtığında “155’in ne kadar hızlı ekip gönderdiğini bilesin diye söylemişlerdir” diyebildim.


ALMAN VATANDAŞIYSAN GEÇ 

Yabancı plakalı bir araç ters yönden yola girer. Bunu gören trafik polisi aracı durdurur ve şoförün evraklarından ve Türkçe bilmediğinden dolayı Alman vatandaşı olduğunu anlayarak bir defaya mahsus ters yola girdiği için ceza uygulamaz. Bunu gören ve ilk arabanın hemen arkasından ters yola girmiş olan diğer aracın şoförü ise Türk olmasına rağmen, plakasının yabancı olmasına güvenerek aracı durduran trafik polisine Alman rolü yapar. Sabrı taşan Trafik Polisi, “sen de geç lan” diyerek nasıl olsa yabancı diye okkalı bir küfür eder. Bizim Türk şoför, küfre karşı çıksa Türk olduğu anlaşılacak, çıkmasa küfrü yiyecek, ne yapsın, küfrü yemiş, geçmiş gitmiş.


KURUSIKI HİMMET 

            Bıçkın külhanbeyi Kurusıkı Himmet’in olaysız günü geçmiyor, hergün onu bunu yaralayıp, kendisine yan bakanları, dediğini yapmayanları kurusıkı tabancasıyla korkutarak kaçırıyordu. Ancak çevrede merhametli birisi olarak da tanınıyordu. Kanunlar karşısında boynunun kıldan ince olduğunu söylüyor, gülünü seven dikenine katlanır diyerek bir yanlış yaptığında kaçmıyor, derhal ilgili karakola gidip teslim oluyordu. Her sabah şehirdeki karakolların hepsini gezerek hakkında herhangi bir şikayet olup olmadığını soruyor, şayet şikayet varsa geldim, beni mahkemeye gönderin diyordu. Aynı zamanda mahallede yardımseverliğiyle de takdir ediliyordu. Zenginden aldığını fakir fukaraya dağıtıyordu. Bu nedenle çoğunluk tarafından seviliyor, polisten de kaçmadığı için polis de ona çok kızmıyordu.

            Kurusıkı Himmet’in iyilikleri iyi de, biraz akılsız olduğu kesin. Akıllı olsaydı adı Himmet olan birisi kurusıkı lakabını kullanıp da namını lekeletir mi? Kendisine kurusıkı demeyenlere kızar mı? Ahmet olan adını kurusıkı olarak değiştirir mi? Kararı siz verin...


ŞİKAYETÇİ MİSİN? 

Şanlıurfa’da Komiser, tarlasındaki ineklere çarpan şoförden şikayetçi olup olmadığını sormak için kadına:

-Şikayetçi misin teyze? diye sorar. Kadın cevap verir:

-Yok evladım, ben sütçüyüm, der.

Anlamadığını gören oradaki yardımcı hizmetli şöyle konuşarak olayı tercüme eder:

-Teyze bu herifi hapse atsınlar? Bayan bu kez:

He evlat he, sürüm sürüm süründürsünler, der.


 ECNEBİ OĞLUM BU 

Sene 1992. Ankara’da bir üniversitede okuyan Serkan, anneannesinin hac parasıyla zar zor bir bilgisayar alır ancak printer için parası kalmaz.

O akşam, ertesi günkü ödevi için bilgisayarda hazırladığı projenin çıktılarını alması gerektiği için bir arkadaşına giderek printer’ını ödünç alır. Kış ayları olduğu için yerler hep buz tutmuştur ve kayıp düşerek emanet printer’a zarar vermek istemeyen Serkan, bu korkuyla bir taksiye biner. Taksi iki dakika dahi yol almadan polisler tarafından durdurulur. Taksici kenara çeker, arabadan inerek evraklarını gösterir. Serkan ise kucağındaki cihazın inmemek için uygun bir bahane olduğu düşüncesiyle elinde kimlikle arabada bekler. Polislerden birisi gelerek kapıyı açar ve aralarında şöyle bir diyalog geçer:

- O ne len ööle?

- Printer

Kapıyı açan polis yanındaki diğer polise dönerek:

- Ecnebi oolum bu, der ve kapıyı kapatır. İki polis taksinin ardından güle güle anlamında el sallarlar. Taksi 500 metre kadar gittikten sonra şoför tekrar arabayı kenara çeker. Çünkü gülmekten arabayı kullanamayacak hale gelmiştir.


VEFASIZ MI, NANKÖR MÜ? 

            İki arkadaş karşılaştıklarında birisi diğerine çok uzun zamandan beri görmediği için sitem ediyor, kızarak vefasız diyeceği yerde:

-          Yahu Ali, amma da nankör adamsın. Ali:

-          Nankör sensin be, der.

İşte, vefasız diyeceği yerde ağzından yanlış çıkan bir

nankör kelimesiyle oluşan yanlış anlama ve onun getirdiği kızgınlık. Oysa düşünerek konuşsaydı ne kadar güzel olurdu. Cahit Erdoğan ve Ali Korkmaz’ın kulakları çınlasın.


TRAFİK MRAFİK 

            Türkiye’ye O.D.T.Ü.’de öğrenim görmeye gelen ecnebi bir üniversite öğrencisi Türkçe dersleri alıyormuş. Bir gün yolda giderken iki arkadaşına rastlar. Laf  arasında arkadaşları sorar “Sizde trafik mrafik derdi yoktur değil mi herhalde?” diye. Tabii yabancı öğrenci trafik kelimesini anlar ancak mrafiğin ne anlama geldiğini anlayamazsa da “Yok” diye yanıt verir. Arkadaşlarından ayrıldıktan hemen sonra da koştura koştura Türkçe hocasının yanına gider. “Hocam mrafik ne?” diye sorar. Hoca düşünür taşınır mrafiğin ne anlama geldiğini bulamaz. Tabii nice sonra nasıl sorulduğunu öğrendiğinde, zor da olsa bir anlamı olmadığını anlatır. Ancak öğrenci Türkçeyi iyice öğrendikten sonra mrafiğin bozuk trafik

olduğuna karar verir.


ANNAŞILDI TAMAM 

Seyyar satıcının biri, Anadol pikabıyla birşeyler satmak için megafonuyla gürültülü bir şekilde bağırmaktadır.

“Domates, bibeeeer, patlıcaaaan..”

Arkasından seyretmekte olan Trafik Polisi:

“Seyyar satıcı, kenara çek!”

Satıcı:

“Annaşıldı, tamam”