|
|
|
|
|
![]() |
| "Gül, Güldür, Düşündür" |
![]() |
|
|
![]() |
|
“Gül, Güldür, Düşündür”.
YAŞANMIŞ GERÇEKLER (POLİSİYE OLAYLAR) MÜSTECİR1998 yıllarında Şanlıurfa Vali Yardımcılarından birisi şoförüne “Git, Balıklı Göl’ün müstecirini getir” diye talimat verir. Giden şoför uzun süre gelmez. Bu arada Vali Yardımcısı da verdiği emri unutur. Aradan 3 saat geçtikten sonra şoför iri yarı, üzerinde değişik tipte elbise bulunan ve bir omzunda kese, peştamal, diğer omzunda da takke, kuşak, tesbih olan, Afganlıya benzeyen ve sayılan malzemelerin satıcılığını yaptığı anlaşılan bir şahsı içeriye iter. Vali Yardımcısı afallayıp, kimdir nedir bu diye sorduğunda şoför cevap verir. “Efendim, buldum size, işte mülteci.” “Ne mültecisi?” diye sorduğunda ise “Efendim siz istediniz ya, araya taraya zorla Eyübüye semtinde bunu buldum.” Vali Yardımcısı o anda olayı fark eder ve müsteciri çağırmasına rağmen şoförü müstecirin manasını bilmediğinden araya taraya zorla bir mülteci bulduğunu görür ve hayretler içerisinde kalır.
KAYNAK:
Muzaffer ÖZTÜRK TABUTİlk görev yeri Kayseri İli Sarıoğlan İlçesi olan Savcı Cemal Şahin Gürçay, şüpheli bir ölüm olayı ile karşılaşır. Otopsi yapılır ve cenazeyi defnedebileceklerini söylerler. Cenaze sahipleri tabut yaptırmak için Kayseri’ye gider ve tabutu yaptırdıktan sonra eski, burunlu ve merdivenle arkasından bagaja çıkılan otobüsün üzerine yükleyip dönüş için yağışlı bir havada yola koyulurlar. Yolda bir yolcu el kaldırır. İçeride yer olmadığı için şoför bagaja çıkmasını söyler. Şahıs bagaja çıkar ve yağış olduğu için boş tabutun içine girer. Birkaç dakika sonra bir yolcu daha el kaldırır. Ona da bagaja çıkması söylenir ve şahıs otobüsün üzerine çıkar. Daha önce tabutun içine giren şahıs, yağmur durdu mu diye bakmak için tabutun kapağını açtığında sonradan binenle göz göze gelir. Sonradan binen şahıs ölü dirildi diye düşünerek kendini hareket halindeki otobüsün üzerinden aşağıya atar ve ölür. Bizim Savcıya ikinci bir vaka daha intikal etmiş olur ve otobüs şoförünü ölüme sebebiyet vermekten tutuklatır.
KAYNAK:
Habip Şahin BÜYÜKELÇİ Lüks bir otelde, yabancı bir ülkenin Büyükelçisi’ne asansöre binmesi için yol verilir. Büyükelçi, orada bulunanlara dönerek: “Siz Türkler bir yere girerken, merdiven başında, asansöre binerken ve yolda yürürken birbirinize verdiğiniz yolu bir de trafikte verseniz sizin kadar nazik ve değerli insanlar olamaz, trafik kazaları da çok azalır.” der.
KAYNAK: Hüseyin Deviren VALLA BİŞEY YOK KIZIMYıl 1999. Genel seçimler dolayısıyla parti başkanları birer birer Elazığ’a gelip konuşmalar yapıyor ve mitingler düzenleniyor. Yine bir partinin düzenlediği miting dolayısıyla tüm polisler gerekli tedbirleri alıyor, cadde başları tutuluyor ve genel aramalar yapılıyor. Mitingin başlamasına yaklaşık bir saat kala, PTT binasının yan tarafında bulunan yaklaşık 10 kadar polisin arama yaptığı bölgeye yaşlıca bir bayan gelir ve orada bulunan iki bayan polis “Teyze, arama yapıyoruz, çantana bakalım” derler. Yaşlı bayan yüzünde şaşkın bir ifade ile çantasını uzatır, bayan polislerden birisi çantasını aradıktan sonra üst aramasını yapmak üzere bayana tam dokunacakken, bayan ani bir hareketle bir adım geriye çekilir ve “Valla bişey yok kızım” dedikten sonra üzerinde bulunan gömleği yukarıya doğru kaldırır. Bayanın üst tarafı çırılçıplaktır. Tüm gözler o tarafa doğru yönelirken, aramayı yapan bayan polis hemen yaşlı bayanın toparlanmasını sağlar ve “Tamam teyze, bişey yokmuş” diyerek oradan uzaklaştırır.
KAYNAK: Nermin
Ertürkmen NEYE DAYANIYORSUN?Komiser, komşusu hakkında şikayetçi olan Ahmet’e sorar: “Sen neye dayanarak komşun hakkında bunları söylüyorsun?” Ahmet: “Kapıya dayanarak söylüyorum komserim.!”
KAYNAK: Serap Tokat Tepe TURKISH POLİS DOCTOR Oto yolda bir turist aracı, otoyola giren bir ineğe çarpar ve hayvan çarpmanın şiddetiyle şoka girer, ağzı kenetlenir, dili nefes borusunu tıkadığı için de nefes alamadığından dolayı can çekişmeye başlar. Turistler şaşkın ve üzgün bir halde hayvana nasıl yardım edebileceklerini düşünürken yardım gelmesini beklerler. Az sonra olay yerine bir trafik ekibi gelir. Ekip memurlarından birisi hayvanın durumunu görünce otodan levyeyi alıp hayvanın kenetlenen ağzına sokar, çenesini aralar ve turistlerin şaşkın bakışları altında cebinden mendilini çıkararak hayvanın dilini tutup dışarı doğru asılır. Hayvan bir anda kendine gelir ve ayağa fırlayarak araziye doğru koşmaya başlar. Bunun üzerine turistler polisi alkışlayarak aynen şöyle bağırırlar: “Oooh, Turkish polis doctor.”
KAYNAK: Metin Demir FAKİR KAĞIDIPolis Memuru Süleyman ve bir polis arkadaşı, evlerine gitmek üzere Sirkeci Garı’na gelirler. Aldıkları maaşla İstanbul’da zar zor geçinen iki genç, jeton alınarak içeri girilebilen gara polis kimliklerini göstererek girerler. İki polis memurunun hemen önünde jeton alarak gara giren yaşlı bayan, gençlerin bir şey göstererek içeri girdiklerini görünce onların yanına yaklaşır ve: - Oğlum ne gösterdiniz de sizi jetonsuz içeri aldılar, diye sorar. Polis Memuru Süleyman cevabı yapıştırır: - Fakir kağıdı teyze, fakir kağıdı...
KAYNAK: Süleyman USLU TARTALIM BABAEski Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, bir dizi açılış, temel atma ve incelemeler yapmak üzere Eskişehir İli’ne gider. Çok yoğun olan program arasında bir İlköğretim Okulu’nun açılış töreni de vardır. Okulun açılış töreni için oldukça kalabalık halk ve öğrenci topluluğu sabırsızlıkla Sayın Cumhurbaşkanının gelmesini beklemektedir. Resmi tören yapılacağı için gerekli güvenlik önlemleri alınmış ve halk belirli bir mesafede tutulmaya çalışılmaktadır. Telsizlerden Cumhurbaşkanının tören alanına intikal ettiği sesi duyulur duyulmaz makam aracı tören alanına gelir ve Süleyman Demirel’in tam araçtan indiği sırada, kalabalığın arasında bir çocuk sesi duyulur. “Tartalım baba, tartalım baba.” Cumhurbaşkanının talimatıyla çocuk onun yanına getirilir. Elinde bir baskül, tombul, sevimli mi sevimli, 10-12 yaşlarında bir çocuktur. Cumhurbaşkanı; “Söyle bakalım ne istiyorsun?” diye sorduğunda, çocuğun dilinde yine aynı sözcükler vardır: “Tartalım baba.” Süleyman Demirel, gömleğinin cebinden çıkardığı bir adet 5 milyon Türk lirasını çocuğa verir ancak çocuk ısrarcıdır, baskülü yere koyup “Tartalım baba.” diye ısrar eder. Süleyman Demirel ise, her zamanki kıvrak zekası ve manevra kabiliyetiyle orada bulunanları kahkahaya boğan cevabını yapıştırır: “Senin gantarın beni dartmaz.”
KAYNAK: Suat ÇIFTÇI TIR VE AT ARABASIBir ilimizde TEM yolu yokken, şehir içinden geçen şehirler arası yolda çok sık trafik kazası meydana gelmektedir. Bu kazalarda da tırlar ve at arabaları başrolü oynamaktadır. Yine bir tırın at arabasına çarpmasıyla yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana gelir. At telef olur. Tır sürücüsü ifadesinde; at arabasını suçlayarak, uluslar arası bir yolda gittiğini, at arabasının bu yola çıkamayacağını, çıksa bile kamçı ile dönüş işareti veremeyeceğini beyan eder. Kazaya sebebiyet veren at arabası sürücüsü ise ifadesinde şöyle der: “Memur bey, benim bir suçum yok, at acemi, kaza bu yüzden oldu.”
KAYNAK: Metin DEMİR MASAÜSTÜNE ATElazığ Emniyet Müdürlüğü Bilgi İşlem Şube Müdürlüğü’nde çalışan Polis Memuru Sinan’ın yanına Personel Şube Müdürlüğü’nde çalışan Polis Memuru Şenol gelerek bilgisayarda hazır teşekkür belgesi olup olmadığını sorar. Sinan da olduğunu söyleyince kendisine bir disket ile vermesini rica eden Şenol’a, bilgisayardan örnek bir teşekkür belgesini diskete kopyalayarak veren Sinan, disketin kendisine lazım olduğunu, disketi masaüstüne attıktan sonra kendisine geri getirmesini söyleyerek Şenol’u gönderir. Aradan birkaç gün geçtikten sonra verdiği disketi unutan Sinan, Şenol ile karşılaşınca disketi hatırlayarak ona neden getirmediğini sorar. Şenol’un verdiği cevap evlere şenliktir adeta: “Sen bana disketi masaüstüne at demedin mi, ben de gittim masamın üzerine bıraktım, hala orda duruyor.”
KAYNAK: Sinan GÜZEL DÖRT KARANFİLKahramanmaraş İl Emniyet Müdür Yardımcısı, odasında bulunan duvar saatinin durduğunu görerek pilinin bitmiş olduğunu anlar ve hemen kat görevlisi Bekçi Mustafa’yı çağırarak yaklaşık 60 metre mesafedeki polis kantinini kastedip, kendisine dört tane kalem pil almasını söyler ve gönderir. Aradan 15-20 dakika geçtikten sonra Bekçi Mustafa, Müdür Yardımcısının odasına girer, elinde 4 tane karanfil vardır. Müdür Yardımcısı karanfilleri göstererek onların ne olduğunu sorar. Bekçi Mustafa “Siz istediniz ya efendim” diyerek karşılık verir. 4 kalem pil yerine ikisi kırmızı, ikisi beyaz 4 karanfil alan Emniyet Müdür Yardımcısı kahkahalarla gülmekten kendini alamaz. Kim demiş ki bekçiler kaba diye, işte size kibarlık örneği...
KAYNAK:
Necmettin SEYMEN KİM SARDI BUNU BELİME Sınırlarda sırt kaçakçılığı yapan bir şahsın yapılan üst aramasında belinde sarılı vaziyette kaçak ipek, İran halısı fark edilir. İpek halılar çok ince olduğu için bele rahatlıkla sarılabilmektedir. Görevliler sanığın belindeki halının ucundan tutarak asıldığında, sanık her asılışta kendi ekseni etrafında dönmeye başlar. O anda görevliler bu halının ne olduğunu sorarak izahat isterler. Sanık bir yandan dönerken, bir yandan da “Hayallah, kim sardı bunu belime?” der.
KAYNAK: Metin Demir KENDİNİ YETİŞTİRME 1980’li yıllarda Van İli’nde Trafik Polisi ile sürücü arasında tartışma başlıyor. Sürücü, Polise: “Sen kanunları benden iyi bilemezsin çünkü ben avukatım” Trafik Polisi ise avukata: “Biraz daha okusaydın, bir de trafik kursuna gitseydin de Trafik Polisi olsaydın” diyor.
KAYNAK: Hüseyin Deviren SANIK KAÇARSA Çok eskiden karakollarımızda bekçibaşılar vardı. Bekçibaşıları genellikle istihbarat ve araştırma görevlileri de olduklarından sivil görev yapabiliyorlardı. Suçlular genelde o günün imkanları bir polis nezaretinde adli makamlara araçsız sevk ediliyordu. Bir karakolun polis memuru, ruhsatsız silah taşımak suçundan bir sanığı mahkemeye çıkarmak üzere iş yoğunluğu fazla olan adliyeye getiriyor ve adliyede kalabalıkta beklerken sanığı kaçırıyor. Polis, kara kara düşünmeye başlıyor, o sırada aynı karakolun bekçibaşısı polis memurunu görüyor ve durumu öğreniyor. Bekçibaşı meslektaş olarak polis memuruna yardımcı olmak istiyor. Evrakı inceleyip firari sanığın kimliğine bürünüyor ve polis memuruna hitaben: “Sanık olarak beni mahkemeye çıkart, suç nevine göre serbest bırakılma şansı fazla, serbest bırakılırsam sorun kalmaz. Hakim beni tutuklarsa beni kaçırırsın. Sanık kaçmış olur. Zaten önceden sanığı kaçırdığın için değişen bir şey olmaz” diyor. Polis memurunun fazlaca yapacak bir şeyi olmadığından şansını denemek için bunu kabul ediyor. Bekçibaşı hakimin karşısına geçiyor. Hakim evrakı inceleyip sanığın hüviyetine bürünen bekçibaşına hitaben: “Şu kılık kıyafetinden, boyundan posundan utan. Niçin silah taşıyorsun? Sana yakışıyor mu?” diye çıkışıyor. Bekçibaşı ise boynu bükük, üzgün ve kendini acındıracak bir ifadeyle “Oldu bir defa hakim bey, çok üzgünüm. Çoluğum çocuğum bana muhtaç, bir daha silah taşımayacağım” şeklinde cevap veriyor. Bunun üzerine hakim, sanığın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar veriyor. Polis memuru bu karara çok seviniyor. Silahı adli emanete, evrakı mahkeme kalemine teslim edip, hiçbir şey olmamış gibi karakola görevine geri dönüyor. Görüldüğü gibi alaylı bekçi mektepli polisten daha becerikli...
KAYNAK: Metin Demir BEYAZ ÇORAP Ankara İli’nde görev yapan ve çok disiplinli olan Çevik Kuvvet Şube Müdürü, 1990’lı yılların başlarında sık sık kılık kıyafet ve teçhizat kontrolü yapmaktadır. Günlerden bir yaz günü, sabah göreve çıkmadan önce yazlı kıyafetler giyildiği zamanlardan birinde, birlikleri içtima alanında toplayarak yine kontrollerine başlar. Tek tek saç, sakal, kıyafet ve teçhizat kontrolü yapar. Arka sıralardan bir polis memuruna pantolonunun paçasını kaldırmasını söyler. Polis memuru pantolonunu kaldırınca, çorabının beyaz olduğunu görür ve ona kızar. “Neden beyaz çorap giyiyorsun, yasak olduğunu bilmiyor musun?” der. Polis memuru ise “Müdürüm, çorabım siyahtı fakat çok sık yıkadığım için beyazladı” şeklinde esprili bir cevap verince Şube Müdürü gülerek kendisini affettiğini söyler ve bundan sonra daha kaliteli çorap giymesini ister.
KAYNAK: Uğur ÇALIK ÇOCUĞUMA DA BAŞKANLIK YAPACAK MISIN?Eski Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, açılış töreni için bir İlköğretim Okulu’na gider. Okul bahçesinde konuşmalar ve kurdele kesiminden sonra, sınıfların gezilmesi aşamasına gelinir. Sınıflar gezilir, öğrenciler ile kısa sohbetler yapılır. Sınıflardan birinde küçük bir öğrenci soru sormak isteyince, Sayın Demirel “Sor bakalım” der. Çocuk: - Sayın Cumhurbaşkanım, benim babama Başbakanlık yaptınız, bana Cumhurbaşkanlığı yapıyorsunuz, acaba çocuğuma da Başkanlık yapacak mısınız? der.
KAYNAK: Suat ÇIFTÇI UYANIK GASPÇI İskenderun İli Cumhuriyet Mahallesi’nde bir gün öğle saatlerinde bir bayanın evine girerek silah zoruyla altınlarını gasp etmeye çalışan bir şahıs, bayanın bağırması üzerine kaçmaya başlar. Bayanın bağırmasıyla birlikte de kaçan gaspçının peşine mahalle sakinlerinden oluşan 10-15 kişilik bir grup düşer. Gaspçı önde, mahalle sakinleri arkada sıkı bir kovalamaca başlar. Arkadaki kovalayan grubun “kaçıyor, yakalayın” diye bağrışmaları eşliğinde hızla ilerleyen gaspçı, mıntıkanın yabancısı olmasından dolayı Asayiş Büro Amirliği’nin bulunduğu binaya doğru koşmaya başlar. Bu arada Asayiş Büro Amirliğinin önünde bulunan Polisler, kimin kaçtığını, kimin kovaladığını, dolayısıyla kimin suçlu olduğunu anlayamaz. Çünkü, kaçmakta olan gaspçı da polisleri görünce “yakalayın, kaçıyor” diye bağırarak koşmaktadır. Onun hemen birkaç metre arkasındaki gurubun da aynı şekilde bağırması ile hangisini yakalayacağını şaşıran polislere, orada bulunan bir Amir “şu önde gideni yakalayın, bundan başkası olamaz” talimatını verir ve gaspçı bu şekilde yakalanır. Ancak ardından koşturan mahalle sakinleri bile olayı gerçekleştirenin kim olduğunu tam olarak bilememektedirler. Yakalanan gaspçının üzeri arandığında bir adet tabanca çıkar. Mağdur bayan geldiğinde gaspçı tam olarak teşhis edilir ve bundan sonra gaspçı suçunu itiraf etmek zorunda kalır.
KAYNAK: Mustafa KAYA YAŞLANINCAÇok küçükken polislerin yaşlanınca bekçi, yunusların da yaşlanınca balina olduğunu sanırdım. Hani polisler ve yunuslar daha hareketli falan ya... Ay ne bileyim işte, ocukluğumun mahallelerinde bekçiler hep yaşlı olurdu. –Rumuz: of_ya_off- (Kaynak: www.itiraf.com) AMBULANS Sabırlı ve akıllı bir Trafik Polisi, yol kontrolünde bir vatandaşın hakaretine uğruyor. Genç bir vatandaşımız da dayanamayıp polisin yanına gidiyor ve “Size hakaret ediyor, neden müdahale etmiyorsunuz?”diye soruyor. Polis biraz beklemesini istiyor. Birkaç dakika sonra bir ambulans geliyor ve hakaret eden vatandaş apar topar ambulansa bindirilerek hastaneye götürülüyor. Polis vatandaşın yanına gelerek “Bakın, bu hasta olmasa bana bu kadar hakaret etmezdi. Tedavi için hastaneye gönderdim” diyor Herhalde sabırsız bir polis olsaydı, adamı hastaneye göndermek değil, hastanelik ederdi.
KAYNAK: Hüseyin Deviren YÜRÜ, AT ARABASIElazığ Emniyet Müdürlüğü Trafik Şubesinde çalışan bayan polis memuru, görevli olduğu caddede ters yönden gelmekte olan bir at arabası olduğunu görerek, at arabasını durdurmak için bulunduğu kaldırımdan yola iner. Sürücüyü atını durdurması için düdük çalarak ikaz etmek isteyen bayan polis memurunun çaldığı düdük sesini duyan at ürker ve ısırmak üzere bayan polis memuruna ani bir hamle yapar. Ani bir çeviklikle indiği kaldırıma geri çıkan bayan polis memuru, etraftaki insanların kendisine baktığını fark edince, eliyle at arabasına “geç, geç” yaparak durumu kurtarır. KAYNAK: Nermin ERTÜRKMEN Polis Memuru ÇIPLAK VATANDAŞ
Fethiye İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde Sanayi Sitesi Bölgesi’nden sorumlu olan Asayiş ekibi, telsizle anons ederek Sanayi Sitesi’nin arkasındaki kanalın kenarında şüpheli bir araç olduğunu bildirir. Asayiş Büro Amiri ve bir ekip, belirtilen yerde, içerisinde bir şahsa ait giysilerin çıkartılmış olduğu kilitli ticari bir taksi görürler. Görevliler önce şoförün serinlemek maksadıyla kanala girdiğini düşündülerse de, bulamayınca gasp ve cinayetten şüphelenerek detaylı aramaya karar verirler. Bunun üzerine saklandığı yerden çırılçıplak bir vaziyette çıkmak zorunda kalan şoför, neden bu vaziyette olduğunu anlatınca herkesi güldürür: “Bu gece nöbetçi şofördüm. Beni birkaç kez telefonla arayan bir bayan, benimle birlikte olmak istediğini ancak randevuya gelmesi için bir şartı olduğunu söyledi. Elbiselerimi çıkartıp soyunmamı, daha sonra da kendisinin yanıma geleceğini söyledi. Ama onun yerine ekip arabası geldi. Ben de çıplak olmam nedeniyle saklandım.” Şahsın arkadaşları tarafından işletildiğini anlayan ekip görevlileri geri dönerler.
KAYNAK: Abdurrahman AKIN POLİS RADYOSU Polis radyosunda en sık yapılan anonslardan birisi de şudur: “Polis sizin en büyük dostunuzdur. Polise güvenin, polisi sevin.” Bir gün spiker bu anonsu yaptıktan hemen sonra devam eder: “Şimdi de Orhan Gencebay söylüyor sevgili dinleyiciler: Ben sevdim de ne oldu?” Yine bir gün spiker anons geçiyor: “Polis, huzurun güvencesidir.” Ve devam ediyor: “Şimdi de Ferdi Tayfur söylüyor: Huzurum Kalmadı.” Anons ne, şarkı ne; siz karar verin.
KAYNAK: Melih AŞIK AMAN DOLARLAR ISLANMASIN
1997 yılında, Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde yapılacak olan ve dünya liderlerinin katılacağı terör zirvesine Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel katılacaktır ve Dışişleri Bakanlığı’ndan görevli personel ile Cumhurbaşkanı’nın yaveri ve korumaları da programla ilgili inceleme, araştırma ve koordine için ön heyet olarak seyahatten üç gün önce Mısır’a hareket ederler. Mısır’ın Şarm-El-Şeyh kentinde toplantı ile ilgili görüşmeleri ve hazırlıkları tamamlayan görevliler, bundan sonra yorgunluk atmak ve serinlemek için otelin havuzunun bulunduğu bölüme inerler. Üç koruma görevlisi yüzmek amacıyla havuza girer, biri ise havuz dışında oturur ve yüzen arkadaşlarını seyretmeye başlar. Bir müddet sonra sudan çıkan üç görevli havuzun kenarında ayaküstü sohbete başlarlar. Havuz dışındaki görevli ise üç arkadaşından birinin yanına yaklaşarak ona şaka yapmak ister ve onun omzuna ayağı ile bastırarak havuza itmeye çalışır ancak bu sırada dengesini kaybederek kıyafeti ile birlikte havuza düşer. Düşmeden hemen önce de el çabukluğu ile gömleğinin cebinden çıkardığı bir şeyleri havuzun dışına atar. Görevliler attığı şeyin ne olduğunu çok iyi bilmektedirler. Arkadaşları seyahat için aldığı dolarları ıslanmaktan kurtarmıştır ama kendisi kıyafetleri ile birlikte düştüğü havuzdan sırılsıklam bir vaziyette çıkmıştır.
KAYNAK: Suat ÇİFTÇİ ÖLÜ DENİZFethiye Ölü Deniz’e anne ve babasıyla giden bir çocuk, Meri Otel’i yakınında babasına sorar: - Ölü Deniz burası mı? - Evet - Peki mezar nerede? - Mezar denizin içinde kalmış oğlum. BUNUNLA HANGİ ARAÇLAR KULLANILIR?
E sınıfı ehliyet almayı hak eden vatandaşın biri, sürücü kursundan dosyasını alıp, Tescil Bürosu’na gelir. Yetkili memur dosyayı kontrol edip mani bir duruma rastlamaz. Ehliyet doldurulup vatandaşa teslim edilir. Ehliyeti cebine indirirken vatandaş sorar: “Memur Bey, acaba bu ehliyetle hangi araçları kullanabilirim?!” Memurdan cevap: “Sen ancak bisiklet kullanabilirsin, tabii düşmeden sürebilirsen...”
KAYNAK: Süleyman Kayış ÇIMMAH20 yıl önce bir il emniyet müdürümüz görev yaptığı esnada ava gider. Av dönüşü, ikametindeki görevliye “Emin, duş yapacağım, banyoyu hazırla” der. Emin düşünür, düşünür duşun ne olduğunu çıkaramaz. En sonunda müdüre sorar. “Müdürüm duş nedir?” Emniyet Müdürü “Sen hayatında hiç duş yapmadın mı?” der ve Emin “Yapmadım müdürüm” diye yanıt verir. Emniyet müdürü “Oğlum, sen hayatında hiç çimmedin mi?” dediğinde Emin rahatlayarak “Müdürüm, desene çimmah” der ve suyu ısıtır. Isıttığı su kendine göre normaldir. Emniyet müdürü, Emin’e hazırladığı suyu başına dökmesini söyler. Emin de eline kovayı alıp suyu dökünce emniyet müdürü “Vay anam yandım” der ve kafasını kaldırınca su dolu kova emniyet müdürünün başına geçer. Emin hemen oradan kaçar. Müdür sonradan “Emin neden böyle yaptın?” diye sorduğunda ise “Beyim, benim saçım gür, ben suyu kendime göre ılışladım. Sizin başınızın tamamen kel olduğunu unuttum” der.
KAYNAK: Habip Şahin KAHVERENGİ DE OLUR Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde disiplin ve kılık kıyafetlerle ilgili talimat ve öneride bulunmak için Şube Müdür Vekili bütün birlikleri toplayıp konuşmaya başlar: “Arkadaşlar, mesleğimiz disiplin, titizlik ve kılık kıyafet kurallarına uymayı emreder. Bizim meslekte ne isteniyorsa yerine getirilmeli, bizde Polis Ali, Polis Veli yoktur. Yapılan yanlışlar tüm polislere maledilir. Ben şimdiye kadar hep buna inandım. Kanun, tüzük ve yönetmelik dışına çıkmadım. Siyah çorap giyilecek diyorlarsa yirmi yıldır siyah çorap giyiyorum” der ve pantolon paçasını yukarı kaldırır. Bir de ne görsün, çorabı kahverengi. Mahcubiyetini espriye dönüştürerek konuşmasını bitirir: “Arkadaşlar, kahverengi de olur.”
KAYNAK: Süleyman Kayış HANIMKIZ BİLİRTürkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerimizden birisine gelen bir ziyaretçiye, sekreterle aynı odada oturan danışman sorar: -Adınız ne? -Hanımkız Bilir, diye cevap verir. Danışman, bu kez sekretere dönerek işaretle “Biliyor musun?” diye sorar. Cevap “bilmiyorum” olur tabii... Bu kez danışman: -İsminiz ne bacım? diye sorduğunda: -Hanımkız Bilir, diye aynı yanıtı alır. Danışman sekreteri göstererek: -Hanımkız bilmiyor, diye kızgın bir ifadeyle cevap verir. Sonra anlaşılır ki, ziyaretçinin adı Hanımkız, soyadı ise Bilir’miş. KAYNAK: Perihan Özpınar ŞOKE OLMUŞEMSürücü okullarının yeni açıldığı dönemde, Trafik Tescil Şube Müdürünün kapısında ellerinde dosyalarla bekleyen 6-7 vatandaşımızı gören bir başka Şube Müdürü, devresi olan Trafik Şube Müdürü arkadaşının yanına giderek “Bu vatandaşlar neyi bekliyor?” diye sorar. Arkadaşı “Sürücü okulunu başarı ile bitiren bu şahısların dosyalarını havale edeceğim ve ehliyet vereceğiz, onu bekliyorlar” diye yanıt verir. Daha sonra en önde bekleyen vatandaşı içeri alırlar. Giren şahsın önüne Karayolları Trafik Kanunu’nu iten Şube Müdürü, “Oku bakalım, ne yazıyor?” diye sorar. Şahıs okuyamaz ve söylenenleri yazamaz. Müdür de kendisine “Yollardaki levhaları okuyamazsan, kaza yapıp birkaç vatandaşımızın ölümüne sebebiyet verirsen vicdanın sızlamaz mı?” diye sorduğunda şahıs: “Ne kızisen, bilmisen ki dün akşam benim başıma ne gelmiş? Benim kardeş Akçakale yolunda trafik kazası geçirmiş, ben onu görmişem, şoke olmuşem, okumayı da yazmayı da unutmuşem” diye cevap verir.
KAYNAK: Habip Şahin
|


