Aziz Şehir Elazığ'a Hoş Geldiniz

"Gül, Güldür, Düşündür"

Kitap Ana Sayfa Önsöz Sonsöz 1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm 6. Bölüm
Deli Hanginiz İnatçı Direk Kedi Kaç, Polis Tut Kendileri Verdi Tuvalet Yoh mu?
Karışık Olaylar - 49 olay anlatımı

 

“Gül, Güldür, Düşündür”.


YAŞANMIŞ GERÇEKLER (POLİSİYE OLAYLAR)
A - ANILAR


MÜSTECİR

 1998 yıllarında Şanlıurfa Vali Yardımcılarından birisi şoförüne “Git, Balıklı Göl’ün müstecirini getir” diye talimat verir. Giden şoför uzun süre gelmez. Bu arada Vali Yardımcısı da verdiği emri unutur. Aradan 3 saat geçtikten sonra şoför iri yarı, üzerinde değişik tipte elbise bulunan ve bir omzunda kese, peştamal, diğer omzunda da takke, kuşak, tesbih olan, Afganlıya benzeyen ve sayılan malzemelerin satıcılığını yaptığı anlaşılan bir şahsı içeriye iter. Vali Yardımcısı afallayıp, kimdir nedir bu diye sorduğunda şoför cevap verir. “Efendim, buldum size, işte mülteci.” “Ne mültecisi?” diye sorduğunda ise “Efendim siz istediniz ya, araya taraya zorla Eyübüye semtinde bunu buldum.”

Vali Yardımcısı o anda olayı fark eder ve müsteciri çağırmasına rağmen şoförü müstecirin manasını bilmediğinden araya taraya zorla bir mülteci bulduğunu görür ve hayretler içerisinde kalır.

 KAYNAK:    Muzaffer ÖZTÜRK
Mülkiye Başmüfettişi


TABUT 

            İlk görev yeri Kayseri İli Sarıoğlan İlçesi olan Savcı Cemal Şahin Gürçay, şüpheli bir ölüm olayı ile karşılaşır. Otopsi yapılır ve cenazeyi defnedebileceklerini söylerler. Cenaze sahipleri tabut yaptırmak için Kayseri’ye gider ve tabutu yaptırdıktan sonra eski, burunlu ve merdivenle arkasından bagaja çıkılan otobüsün üzerine yükleyip dönüş için yağışlı bir havada yola koyulurlar. Yolda bir yolcu el kaldırır. İçeride yer olmadığı için şoför bagaja çıkmasını söyler. Şahıs bagaja çıkar ve yağış olduğu için boş tabutun içine girer. Birkaç dakika sonra bir yolcu daha el kaldırır. Ona da bagaja çıkması söylenir ve şahıs otobüsün üzerine çıkar. Daha önce tabutun içine giren şahıs, yağmur durdu mu diye bakmak için tabutun kapağını açtığında sonradan binenle göz göze gelir. Sonradan binen şahıs ölü dirildi diye düşünerek kendini hareket halindeki otobüsün üzerinden aşağıya atar ve ölür. Bizim Savcıya ikinci bir vaka daha intikal etmiş olur ve otobüs şoförünü ölüme sebebiyet vermekten tutuklatır.

 KAYNAK: Habip Şahin
1.Sınıf Emniyet Müdürü


BÜYÜKELÇİ

Lüks bir otelde, yabancı bir ülkenin Büyükelçisi’ne asansöre binmesi için yol verilir. Büyükelçi, orada bulunanlara dönerek: “Siz Türkler bir yere girerken, merdiven başında, asansöre binerken ve yolda yürürken birbirinize verdiğiniz yolu bir de trafikte verseniz sizin kadar nazik ve değerli insanlar olamaz, trafik kazaları da çok azalır.” der.

              KAYNAK: Hüseyin Deviren
Emniyet Amiri


VALLA BİŞEY YOK KIZIM

Yıl 1999. Genel seçimler dolayısıyla parti başkanları birer birer Elazığ’a gelip konuşmalar yapıyor ve mitingler düzenleniyor.

Yine bir partinin düzenlediği miting dolayısıyla tüm polisler gerekli tedbirleri alıyor, cadde başları tutuluyor ve genel aramalar yapılıyor.

Mitingin başlamasına yaklaşık bir saat kala, PTT binasının yan tarafında bulunan yaklaşık 10 kadar polisin arama yaptığı bölgeye yaşlıca bir bayan gelir ve orada bulunan iki bayan polis “Teyze, arama yapıyoruz, çantana bakalım” derler. Yaşlı bayan yüzünde şaşkın bir ifade ile çantasını uzatır, bayan polislerden birisi çantasını aradıktan sonra üst aramasını yapmak üzere bayana tam dokunacakken, bayan ani bir hareketle bir adım geriye çekilir ve “Valla bişey yok kızım” dedikten sonra üzerinde bulunan gömleği yukarıya doğru kaldırır. Bayanın üst tarafı çırılçıplaktır. Tüm gözler o tarafa doğru yönelirken, aramayı yapan bayan polis hemen yaşlı bayanın toparlanmasını sağlar ve “Tamam teyze, bişey yokmuş” diyerek oradan uzaklaştırır.

                     KAYNAK: Nermin Ertürkmen
Polis Memuru


NEYE DAYANIYORSUN? 

Komiser, komşusu hakkında şikayetçi olan Ahmet’e sorar: “Sen neye dayanarak komşun hakkında bunları söylüyorsun?”

Ahmet: “Kapıya dayanarak söylüyorum komserim.!” 

                                              KAYNAK: Serap Tokat Tepe
Halkla İlişkiler Uzmanı


TURKISH POLİS DOCTOR 

            Oto yolda bir turist aracı, otoyola giren bir ineğe çarpar ve hayvan çarpmanın şiddetiyle şoka girer, ağzı kenetlenir, dili nefes borusunu tıkadığı için de nefes alamadığından dolayı can çekişmeye başlar.

            Turistler şaşkın ve üzgün bir halde hayvana nasıl yardım edebileceklerini düşünürken yardım gelmesini beklerler. Az sonra olay yerine bir trafik ekibi gelir. Ekip memurlarından birisi hayvanın durumunu görünce otodan levyeyi alıp hayvanın kenetlenen ağzına sokar, çenesini aralar ve turistlerin şaşkın bakışları altında cebinden mendilini çıkararak hayvanın dilini tutup dışarı doğru asılır. Hayvan bir anda kendine gelir ve ayağa fırlayarak araziye doğru koşmaya başlar. Bunun üzerine turistler polisi alkışlayarak aynen şöyle bağırırlar: “Oooh, Turkish polis doctor.”

                  KAYNAK: Metin Demir
Emniyet Müdürü


FAKİR KAĞIDI 

Polis Memuru Süleyman ve bir polis arkadaşı, evlerine gitmek üzere Sirkeci Garı’na gelirler. Aldıkları maaşla İstanbul’da zar zor geçinen iki genç, jeton alınarak içeri girilebilen gara polis kimliklerini göstererek girerler. İki polis memurunun hemen önünde jeton alarak gara giren yaşlı bayan, gençlerin bir şey göstererek içeri girdiklerini görünce onların yanına yaklaşır ve:

- Oğlum ne gösterdiniz de sizi jetonsuz içeri aldılar, diye sorar.

Polis Memuru Süleyman cevabı yapıştırır:

-          Fakir kağıdı teyze, fakir kağıdı...

KAYNAK: Süleyman USLU
Polis Memuru


TARTALIM BABA

Eski Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, bir dizi açılış, temel atma ve incelemeler yapmak üzere Eskişehir İli’ne gider. Çok yoğun olan program arasında bir İlköğretim Okulu’nun açılış töreni de vardır. Okulun açılış töreni için  oldukça kalabalık halk ve öğrenci topluluğu sabırsızlıkla Sayın Cumhurbaşkanının gelmesini beklemektedir. Resmi tören yapılacağı için gerekli güvenlik önlemleri alınmış ve halk belirli bir mesafede tutulmaya çalışılmaktadır.

Telsizlerden Cumhurbaşkanının tören alanına intikal ettiği sesi duyulur duyulmaz makam aracı tören alanına gelir ve Süleyman Demirel’in tam araçtan indiği sırada, kalabalığın arasında bir çocuk sesi duyulur. “Tartalım baba, tartalım baba.” Cumhurbaşkanının talimatıyla çocuk onun yanına getirilir. Elinde bir baskül, tombul, sevimli mi sevimli, 10-12 yaşlarında bir çocuktur. Cumhurbaşkanı; “Söyle bakalım ne istiyorsun?” diye sorduğunda, çocuğun dilinde yine aynı sözcükler vardır: “Tartalım baba.” Süleyman Demirel, gömleğinin cebinden çıkardığı bir adet 5 milyon Türk lirasını çocuğa verir ancak çocuk ısrarcıdır, baskülü yere koyup “Tartalım baba.” diye ısrar eder.

Süleyman Demirel ise, her zamanki kıvrak zekası ve manevra kabiliyetiyle orada bulunanları kahkahaya boğan cevabını yapıştırır:

“Senin gantarın beni dartmaz.”

KAYNAK:  Suat ÇIFTÇI
Başkomiser


TIR VE AT ARABASI

Bir ilimizde TEM yolu yokken, şehir içinden geçen şehirler arası yolda çok sık trafik kazası meydana gelmektedir. Bu kazalarda da tırlar ve at arabaları başrolü oynamaktadır.

Yine bir tırın at arabasına çarpmasıyla yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana gelir. At telef olur. Tır sürücüsü ifadesinde; at arabasını suçlayarak, uluslar arası bir yolda gittiğini, at arabasının bu yola çıkamayacağını, çıksa bile kamçı ile dönüş işareti veremeyeceğini beyan eder. Kazaya sebebiyet veren at arabası sürücüsü ise ifadesinde şöyle der: “Memur bey, benim bir suçum yok, at acemi, kaza bu yüzden oldu.”

KAYNAK: Metin DEMİR
Emniyet Müdürü


MASAÜSTÜNE AT

Elazığ Emniyet Müdürlüğü Bilgi İşlem Şube Müdürlüğü’nde çalışan Polis Memuru Sinan’ın yanına Personel Şube Müdürlüğü’nde çalışan Polis Memuru Şenol gelerek bilgisayarda hazır teşekkür belgesi olup olmadığını sorar. Sinan da olduğunu söyleyince kendisine bir disket ile vermesini rica eden Şenol’a, bilgisayardan örnek bir teşekkür belgesini diskete kopyalayarak veren Sinan, disketin kendisine lazım olduğunu, disketi masaüstüne attıktan sonra kendisine geri getirmesini söyleyerek Şenol’u gönderir.

Aradan birkaç gün geçtikten sonra verdiği disketi unutan Sinan, Şenol ile karşılaşınca disketi hatırlayarak ona neden getirmediğini sorar. Şenol’un verdiği cevap evlere şenliktir adeta: “Sen bana disketi masaüstüne at demedin mi, ben de gittim masamın üzerine bıraktım, hala orda duruyor.”

KAYNAK:  Sinan GÜZEL
Polis Memuru


DÖRT KARANFİL

Kahramanmaraş İl Emniyet Müdür Yardımcısı, odasında bulunan duvar saatinin durduğunu görerek pilinin bitmiş olduğunu anlar ve hemen kat görevlisi Bekçi Mustafa’yı çağırarak yaklaşık 60 metre mesafedeki polis kantinini kastedip, kendisine dört tane kalem pil almasını söyler ve gönderir.

Aradan 15-20 dakika geçtikten sonra Bekçi Mustafa, Müdür Yardımcısının odasına girer, elinde 4 tane karanfil vardır. Müdür Yardımcısı karanfilleri göstererek onların ne olduğunu sorar. Bekçi Mustafa “Siz istediniz ya efendim” diyerek karşılık verir. 4 kalem pil yerine ikisi kırmızı, ikisi beyaz 4 karanfil alan Emniyet Müdür Yardımcısı kahkahalarla gülmekten kendini alamaz.  Kim demiş ki bekçiler kaba diye, işte size kibarlık örneği...

 KAYNAK: Necmettin SEYMEN
Mardin Emniyet Müdürü


KİM SARDI BUNU BELİME

 Sınırlarda sırt kaçakçılığı yapan bir şahsın yapılan üst aramasında belinde sarılı vaziyette kaçak ipek, İran halısı fark edilir. İpek halılar çok ince olduğu için bele rahatlıkla sarılabilmektedir. Görevliler sanığın belindeki halının ucundan tutarak asıldığında, sanık her asılışta kendi ekseni etrafında dönmeye başlar. O anda görevliler bu halının ne olduğunu sorarak izahat isterler. Sanık bir yandan dönerken, bir yandan da “Hayallah, kim sardı bunu belime?” der.

KAYNAK: Metin Demir
Emniyet Müdürü


 KENDİNİ YETİŞTİRME 

1980’li yıllarda Van İli’nde Trafik Polisi ile sürücü arasında tartışma başlıyor. Sürücü, Polise: “Sen kanunları benden iyi bilemezsin çünkü ben avukatım” Trafik Polisi ise avukata: “Biraz daha okusaydın, bir de trafik kursuna gitseydin de Trafik Polisi olsaydın” diyor.

                                               KAYNAK: Hüseyin Deviren
Emniyet Amiri


SANIK KAÇARSA 

            Çok eskiden karakollarımızda bekçibaşılar vardı. Bekçibaşıları genellikle istihbarat ve araştırma görevlileri de olduklarından sivil görev yapabiliyorlardı. Suçlular genelde o günün imkanları bir polis nezaretinde adli makamlara araçsız sevk ediliyordu.

            Bir karakolun polis memuru, ruhsatsız silah taşımak suçundan bir sanığı mahkemeye çıkarmak üzere iş yoğunluğu fazla olan adliyeye getiriyor ve adliyede kalabalıkta beklerken sanığı kaçırıyor. Polis, kara kara düşünmeye başlıyor, o sırada aynı karakolun bekçibaşısı polis memurunu görüyor ve durumu öğreniyor. Bekçibaşı meslektaş olarak polis memuruna yardımcı olmak istiyor. Evrakı inceleyip firari sanığın kimliğine bürünüyor ve polis memuruna hitaben: “Sanık olarak beni mahkemeye çıkart, suç nevine göre serbest bırakılma şansı fazla, serbest bırakılırsam sorun kalmaz. Hakim beni tutuklarsa beni kaçırırsın. Sanık kaçmış olur. Zaten önceden sanığı kaçırdığın için değişen bir şey olmaz” diyor. Polis memurunun fazlaca yapacak bir şeyi olmadığından şansını denemek için bunu kabul ediyor. Bekçibaşı hakimin karşısına geçiyor. Hakim evrakı inceleyip sanığın hüviyetine bürünen bekçibaşına hitaben: “Şu kılık kıyafetinden, boyundan posundan utan. Niçin silah taşıyorsun? Sana yakışıyor mu?” diye çıkışıyor. Bekçibaşı ise boynu bükük, üzgün ve kendini acındıracak bir ifadeyle “Oldu bir defa hakim bey, çok üzgünüm. Çoluğum çocuğum bana muhtaç, bir daha silah taşımayacağım” şeklinde cevap veriyor. Bunun üzerine hakim, sanığın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar veriyor. Polis memuru bu karara çok seviniyor. Silahı adli emanete, evrakı mahkeme kalemine teslim edip, hiçbir şey olmamış gibi karakola görevine geri dönüyor. Görüldüğü gibi alaylı bekçi mektepli polisten daha becerikli... 

KAYNAK: Metin Demir
Emniyet Müdürü


BEYAZ ÇORAP 

Ankara İli’nde görev yapan ve çok disiplinli olan Çevik Kuvvet Şube Müdürü, 1990’lı yılların başlarında sık sık kılık kıyafet ve teçhizat kontrolü yapmaktadır. 

Günlerden bir yaz günü, sabah göreve çıkmadan önce yazlı kıyafetler giyildiği zamanlardan birinde,  birlikleri içtima alanında toplayarak yine kontrollerine başlar. Tek tek saç, sakal, kıyafet ve teçhizat kontrolü yapar. Arka sıralardan bir polis memuruna pantolonunun paçasını kaldırmasını söyler. Polis memuru pantolonunu kaldırınca, çorabının beyaz olduğunu görür ve ona kızar. “Neden beyaz çorap giyiyorsun, yasak olduğunu bilmiyor musun?” der. Polis memuru ise “Müdürüm, çorabım siyahtı fakat çok sık yıkadığım için beyazladı” şeklinde esprili bir cevap verince Şube Müdürü gülerek kendisini affettiğini söyler ve bundan sonra daha kaliteli çorap giymesini ister.

                                             KAYNAK: Uğur ÇALIK
Komiser Yardımcısı


ÇOCUĞUMA DA BAŞKANLIK YAPACAK MISIN?

Eski Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, açılış töreni için bir İlköğretim Okulu’na gider. Okul bahçesinde konuşmalar ve kurdele kesiminden sonra, sınıfların gezilmesi aşamasına gelinir. Sınıflar gezilir, öğrenciler ile kısa sohbetler yapılır.

Sınıflardan birinde küçük bir öğrenci soru sormak isteyince, Sayın Demirel “Sor bakalım” der. Çocuk:

- Sayın Cumhurbaşkanım, benim babama Başbakanlık yaptınız, bana Cumhurbaşkanlığı yapıyorsunuz, acaba çocuğuma da Başkanlık yapacak mısınız? der. 

KAYNAK:  Suat ÇIFTÇI
Başkomiser


 UYANIK GASPÇI

İskenderun İli Cumhuriyet Mahallesi’nde bir gün öğle saatlerinde bir bayanın evine girerek silah zoruyla altınlarını gasp etmeye çalışan bir şahıs, bayanın bağırması üzerine kaçmaya başlar. Bayanın bağırmasıyla birlikte de kaçan gaspçının peşine mahalle sakinlerinden oluşan 10-15 kişilik bir grup düşer. Gaspçı önde, mahalle sakinleri arkada sıkı bir kovalamaca başlar. Arkadaki kovalayan grubun “kaçıyor, yakalayın” diye bağrışmaları eşliğinde hızla ilerleyen gaspçı, mıntıkanın yabancısı olmasından dolayı Asayiş Büro Amirliği’nin bulunduğu binaya doğru koşmaya başlar.

Bu arada Asayiş Büro Amirliğinin önünde bulunan Polisler, kimin kaçtığını, kimin kovaladığını, dolayısıyla kimin suçlu olduğunu anlayamaz. Çünkü, kaçmakta olan gaspçı da polisleri görünce “yakalayın, kaçıyor” diye bağırarak koşmaktadır. Onun hemen birkaç metre arkasındaki gurubun da aynı şekilde bağırması ile hangisini yakalayacağını şaşıran polislere, orada bulunan bir Amir “şu önde gideni yakalayın, bundan başkası olamaz” talimatını verir ve gaspçı bu şekilde yakalanır. Ancak ardından koşturan mahalle sakinleri bile olayı gerçekleştirenin kim olduğunu tam olarak bilememektedirler. Yakalanan gaspçının üzeri arandığında bir adet tabanca çıkar. Mağdur bayan geldiğinde gaspçı tam olarak teşhis edilir ve bundan sonra gaspçı suçunu itiraf etmek zorunda kalır.

KAYNAK: Mustafa KAYA
3. Sınıf Emniyet Müdürü


YAŞLANINCA

Çok küçükken polislerin yaşlanınca bekçi, yunusların da yaşlanınca balina olduğunu sanırdım. Hani polisler ve yunuslar daha hareketli falan ya... Ay ne bileyim işte, ocukluğumun mahallelerinde bekçiler hep yaşlı olurdu.     

      –Rumuz: of_ya_off- (Kaynak: www.itiraf.com)   


AMBULANS

 Sabırlı ve akıllı bir Trafik Polisi, yol kontrolünde bir vatandaşın hakaretine uğruyor. Genç bir vatandaşımız da dayanamayıp polisin yanına gidiyor ve “Size hakaret ediyor, neden müdahale etmiyorsunuz?”diye soruyor. Polis biraz beklemesini istiyor. Birkaç dakika sonra bir ambulans geliyor ve hakaret eden vatandaş apar topar ambulansa bindirilerek hastaneye götürülüyor. Polis vatandaşın yanına gelerek “Bakın, bu hasta olmasa bana bu kadar hakaret etmezdi. Tedavi için hastaneye gönderdim” diyor

Herhalde sabırsız bir polis olsaydı, adamı hastaneye göndermek değil, hastanelik ederdi.  

KAYNAK: Hüseyin Deviren
Emniyet Amiri


YÜRÜ, AT ARABASI

Elazığ Emniyet Müdürlüğü Trafik Şubesinde çalışan bayan polis memuru, görevli olduğu caddede ters yönden gelmekte olan bir at arabası olduğunu görerek, at arabasını durdurmak için bulunduğu kaldırımdan yola iner.  Sürücüyü atını durdurması için düdük çalarak ikaz etmek isteyen bayan polis memurunun çaldığı düdük sesini duyan at ürker ve ısırmak üzere bayan polis memuruna ani bir hamle yapar. Ani bir çeviklikle indiği kaldırıma geri çıkan bayan polis memuru, etraftaki insanların kendisine baktığını fark edince, eliyle at arabasına “geç, geç” yaparak durumu kurtarır.  

         KAYNAK: Nermin ERTÜRKMEN

                                                                        Polis Memuru


 ÇIPLAK VATANDAŞ

 

Fethiye İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde Sanayi Sitesi Bölgesi’nden sorumlu olan Asayiş ekibi, telsizle anons ederek Sanayi Sitesi’nin arkasındaki kanalın kenarında şüpheli bir araç olduğunu bildirir. Asayiş Büro Amiri ve bir ekip, belirtilen yerde, içerisinde bir şahsa ait giysilerin çıkartılmış olduğu kilitli ticari bir taksi görürler. Görevliler önce şoförün serinlemek maksadıyla kanala girdiğini düşündülerse de, bulamayınca gasp ve cinayetten şüphelenerek detaylı aramaya karar verirler. Bunun üzerine saklandığı yerden çırılçıplak bir vaziyette çıkmak zorunda kalan şoför, neden bu vaziyette olduğunu anlatınca herkesi güldürür:

“Bu gece nöbetçi şofördüm. Beni birkaç kez telefonla arayan bir bayan, benimle birlikte olmak istediğini ancak randevuya gelmesi için bir şartı olduğunu söyledi. Elbiselerimi çıkartıp soyunmamı, daha sonra da kendisinin yanıma geleceğini söyledi. Ama onun yerine ekip arabası geldi. Ben de çıplak olmam nedeniyle saklandım.”

Şahsın arkadaşları tarafından işletildiğini anlayan ekip görevlileri geri dönerler. 

KAYNAK: Abdurrahman AKIN
Komiser


POLİS RADYOSU

Polis radyosunda en sık yapılan anonslardan birisi de şudur: “Polis sizin en büyük dostunuzdur. Polise güvenin, polisi sevin.” Bir gün spiker bu anonsu yaptıktan hemen sonra devam eder: “Şimdi de Orhan Gencebay söylüyor sevgili dinleyiciler: Ben sevdim de ne oldu?”

Yine bir gün spiker anons geçiyor: “Polis, huzurun güvencesidir.” Ve devam ediyor: “Şimdi de Ferdi Tayfur söylüyor: Huzurum Kalmadı.” Anons ne, şarkı ne; siz karar verin.

      KAYNAK: Melih AŞIK
Milliyet Gazetesi

 AMAN DOLARLAR ISLANMASIN

 

1997 yılında,  Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde yapılacak olan ve dünya liderlerinin katılacağı terör zirvesine Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel katılacaktır ve Dışişleri Bakanlığı’ndan görevli personel ile Cumhurbaşkanı’nın yaveri ve korumaları da programla ilgili inceleme, araştırma ve koordine için ön heyet olarak seyahatten üç gün önce Mısır’a hareket ederler.

Mısır’ın Şarm-El-Şeyh kentinde toplantı ile ilgili görüşmeleri ve hazırlıkları tamamlayan görevliler, bundan sonra yorgunluk atmak ve serinlemek için otelin havuzunun bulunduğu bölüme inerler. Üç koruma görevlisi yüzmek amacıyla havuza girer, biri ise havuz dışında oturur ve yüzen arkadaşlarını seyretmeye başlar. Bir müddet sonra sudan çıkan üç görevli havuzun kenarında ayaküstü sohbete başlarlar. Havuz dışındaki görevli ise üç arkadaşından birinin yanına yaklaşarak ona şaka yapmak ister ve onun omzuna ayağı ile bastırarak havuza itmeye çalışır ancak bu sırada dengesini kaybederek kıyafeti ile birlikte havuza düşer. Düşmeden hemen önce de el çabukluğu ile gömleğinin cebinden çıkardığı bir şeyleri havuzun dışına atar. Görevliler attığı şeyin ne olduğunu çok iyi bilmektedirler. Arkadaşları seyahat için aldığı dolarları ıslanmaktan kurtarmıştır ama kendisi kıyafetleri ile birlikte düştüğü havuzdan sırılsıklam bir vaziyette çıkmıştır.                                               

        KAYNAK: Suat ÇİFTÇİ
Başkomiser

ÖLÜ DENİZ

            Fethiye Ölü Deniz’e anne ve babasıyla giden bir çocuk, Meri Otel’i yakınında babasına sorar:

-          Ölü Deniz burası mı?

-          Evet

-          Peki mezar nerede?

-          Mezar denizin içinde kalmış oğlum.


BUNUNLA HANGİ ARAÇLAR KULLANILIR?

 

            E sınıfı ehliyet almayı hak eden vatandaşın biri, sürücü kursundan dosyasını alıp, Tescil Bürosu’na gelir. Yetkili memur dosyayı kontrol edip mani bir duruma rastlamaz. Ehliyet doldurulup vatandaşa teslim edilir. Ehliyeti cebine indirirken vatandaş sorar: “Memur Bey, acaba bu ehliyetle hangi araçları kullanabilirim?!” Memurdan cevap: “Sen ancak bisiklet kullanabilirsin, tabii düşmeden sürebilirsen...”

KAYNAK: Süleyman Kayış
    Polis Memuru


ÇIMMAH

            20 yıl önce bir il emniyet müdürümüz görev yaptığı esnada ava gider. Av dönüşü, ikametindeki görevliye “Emin, duş yapacağım, banyoyu hazırla” der. Emin düşünür, düşünür duşun ne olduğunu çıkaramaz. En sonunda müdüre sorar. “Müdürüm duş nedir?” Emniyet Müdürü “Sen hayatında hiç duş yapmadın mı?” der ve Emin “Yapmadım müdürüm” diye yanıt verir. Emniyet müdürü “Oğlum, sen hayatında hiç çimmedin mi?” dediğinde Emin rahatlayarak “Müdürüm, desene çimmah” der ve suyu ısıtır. Isıttığı su kendine göre normaldir. Emniyet müdürü, Emin’e hazırladığı suyu başına dökmesini söyler. Emin de eline kovayı alıp suyu dökünce emniyet müdürü “Vay anam yandım” der ve kafasını kaldırınca su dolu kova emniyet müdürünün başına geçer. Emin hemen oradan kaçar. Müdür sonradan “Emin neden böyle yaptın?” diye sorduğunda ise “Beyim, benim saçım gür, ben suyu kendime göre ılışladım. Sizin başınızın tamamen kel olduğunu unuttum” der.  

                                    KAYNAK: Habip Şahin
Emniyet Müdürü


 KAHVERENGİ DE OLUR

Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde disiplin ve kılık kıyafetlerle ilgili talimat ve öneride bulunmak için Şube Müdür Vekili bütün birlikleri toplayıp konuşmaya başlar: “Arkadaşlar, mesleğimiz disiplin, titizlik ve kılık kıyafet kurallarına uymayı emreder. Bizim meslekte ne isteniyorsa yerine getirilmeli, bizde Polis Ali, Polis Veli yoktur. Yapılan yanlışlar tüm polislere maledilir. Ben şimdiye kadar hep buna inandım. Kanun, tüzük ve yönetmelik dışına çıkmadım. Siyah çorap giyilecek diyorlarsa yirmi yıldır siyah çorap giyiyorum” der ve pantolon paçasını yukarı kaldırır. Bir de ne görsün, çorabı kahverengi. Mahcubiyetini espriye dönüştürerek konuşmasını bitirir: “Arkadaşlar, kahverengi de olur.” 

       KAYNAK: Süleyman Kayış
Polis Memuru

HANIMKIZ BİLİR

 Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerimizden birisine gelen bir ziyaretçiye, sekreterle aynı odada oturan danışman sorar:

-Adınız ne?

-Hanımkız Bilir, diye cevap verir.

Danışman, bu kez sekretere dönerek işaretle “Biliyor musun?” diye sorar. Cevap “bilmiyorum” olur tabii...

Bu kez danışman:

-İsminiz ne bacım? diye sorduğunda:

-Hanımkız Bilir, diye aynı yanıtı alır.

Danışman sekreteri göstererek:

-Hanımkız bilmiyor, diye kızgın bir ifadeyle cevap verir.

Sonra anlaşılır ki, ziyaretçinin adı Hanımkız, soyadı ise Bilir’miş.

                                                           KAYNAK: Perihan Özpınar

ŞOKE OLMUŞEM 

Sürücü okullarının yeni açıldığı dönemde, Trafik Tescil Şube Müdürünün kapısında ellerinde dosyalarla bekleyen 6-7 vatandaşımızı gören bir başka Şube Müdürü, devresi olan Trafik Şube Müdürü arkadaşının yanına giderek “Bu vatandaşlar neyi bekliyor?” diye sorar. Arkadaşı “Sürücü okulunu başarı ile bitiren bu şahısların dosyalarını havale edeceğim ve ehliyet vereceğiz, onu bekliyorlar” diye yanıt verir. Daha sonra en önde bekleyen vatandaşı içeri alırlar. Giren şahsın önüne Karayolları Trafik Kanunu’nu iten Şube Müdürü, “Oku bakalım, ne yazıyor?” diye sorar. Şahıs okuyamaz ve söylenenleri yazamaz. Müdür de kendisine “Yollardaki levhaları okuyamazsan, kaza yapıp birkaç vatandaşımızın ölümüne sebebiyet verirsen vicdanın sızlamaz mı?” diye sorduğunda şahıs: “Ne kızisen, bilmisen ki dün akşam benim başıma ne gelmiş? Benim kardeş Akçakale yolunda trafik kazası geçirmiş, ben onu görmişem, şoke olmuşem, okumayı da yazmayı da unutmuşem” diye cevap verir.

                    KAYNAK: Habip Şahin
1.Sınıf Emniyet Müdürü


ÖYLESİNE BİR HİKAYE

Anlatacağımız olaylar: Herkes, Herhangi Biri, Hiç Kimse ve Birisi adındaki dört arkadaş arasında geçmektedir.

Yapılması gereken çok önemli bir iş vardı. Herkes, Birisi’nin bu işi yapacağını düşünüyordu. Gerçi işi, Herhangi Biri de yapabilirdi ama Hiç Kimse yapmadı. Birisi buna çok kızdı. Çünkü ona göre iş, Herkes’in işiydi. Herkes, Herhangi Biri’nin bu işi yapabileceğini düşünüyordu. Fakat Hiç Kimse Herkes’in yapmayacağının farkında değildi.

Sonunda, Herhangi Biri’nin yapabileceği bir işi, Hiç Kimse yapmadığı için Herkes, Birisi’ni suçladı.


BAKKALI CİNLER ŞEYTANLAR BASTI

 Şanlıurfa’da 1985 yılında, gece işten gelen Asayiş Ekipler Amiri Başkomiser, evinin sokağındaki bakkaldan saat:23.30 sıralarında alışveriş yaparken telsizini bakkalın tezgahının üzerine bırakır. Paketleri alıp hesabı ödedikten sonra elleri dolduğu için telsizi unutarak çıkar gider.

Eve geldiğinde telsizi unuttuğu aklına gelir, hemen bakkala geri döner. Ancak bakkal kapatıp gitmiştir. Başkomiser, bakkalın telsizi kaçırdığını düşünerek hemen bir araştırma yapar, bakkalın adresini tespit eder ve karakol ekibini bakkalı yakalamak için görevlendirir.

Bakkal olayı anlatırken verdiği cevapta:

-Ağabey, dükkanda gaipten sesler geliyordu. Cinler, şeytanlar dükkanı bastı diye hemen dükkanı kapatıp kaçtım.

Dünya hali, biri cinden şeytandan korkuyor, diğeri telsizim çalındı diyor. İkisi de kötü niyetli, ikisi de yanlış düşünüyor. 

KAYNAK: Tahir Akıl


 KURNAZ POLİS

1973 yılının sonlarında araçlar üzerinde uygulama yapan iki polis memuru, Ereğli Kömür İşletmeleri’ne ait bir servis otobüsünü durdurur. Arama yapmak için içeri giren memurlar, otobüsün arka tarafındaki koltuğun altında bir tabanca görürler. Polislerden birisi tabancayı almak için eğildiğinde, diğeri onu kolundan tutarak durdurur ve yolculara dönerek: “Beyler, bu koltuk altındaki parayı hanginiz düşürdü?” diye sorar. Yolculardan ikisi hariç tüm yolcular eğilerek koltuklarının altına bakarlar. Polis memuru yanyana oturan ve eğilmeyen iki yolcuyu  alıp Karakola götürür ve yapılan sorguda silahın bu şahıslardan birisine ait olduğu tespit edilir.

 KAYNAK: Hasan Köprülü
Emniyet Müdürü


MORGDA KAYINÇO ARAMASI

Yıl 1995, Parmak izi ekibinde çalışan Polis Memuru Naci, teknik büroya tayini çıkan ve yetiştirilmek üzere yanına verilen Erdoğan ismindeki Polis Memuru ile birlikte, kimliği meçhul bir cesedin bulunduğunun bildirilmesi üzerine İstanbul Cerrahpaşa Adli Tıp Morgu’na giderler.

Morg kayıt defterinden kimliği meçhul cesedin numarasını alıp içeri giren iki görevliden Polis Memuru Naci hemen cesedin başına gider, parmak izi çantasını açar, malzemeleri çıkarır ve cesetten nasıl parmak izi alınacağını Erdoğan’a göstermek üzere onu çağırmak için o tarafa döndüğünde, Erdoğan’ın musalla taşlarının üzerinde, üzerleri örtülü bulunan yaklaşık 10-15 cesedin tek tek yüzlerini açıp baktığını görür ve seslenir:

- Erdoğan, ne gezeleyip duruyorsun? Parmak izini alacağımız ceset bu, gel izleri alalım.

Erdoğan hiç oralı olmaz, gayretle üstü örtülü cesetlerin hepsini açar, daha sonra dolapların kapaklarını açıp bakmaya başlar. Naci, Erdoğan’a yine seslenir:

- Ya ne gezip duruyorsun, parmak izini alacağımız ceset bu, gelsene şuraya...

Erdoğan’ın Naci’ye verdiği cevap aynen şöyledir:

-          Ya abi, benim gayınço bir haftadır eve gelmiyor, burda mı yatıyor diye ona bakıyorum.

KAYNAK: Naci BAYBURT
Polis Memuru


 ŞANSSIZLIĞIN BÖYLESİ 

Geçenlerde önümden sinyal vermeden dönen bir arabanın arkasında yer alan, “Hatalıysam şu şu numaraya bildir” yazısındaki telefonu aradım. Tam şikayet ederken polis beni çevirdi ve araba kullanırken cep telefonuyla konuştuğum için ceza yazdı. Of yaa!

–Rumuz: xen0phage- (Kaynak: www.itiraf.com)


EVLENMEK VAADİYLE BİR GENÇ KIZIN ONURUYLA OYNAMAK 

Eskişehir’de görev yapan Asayiş Şube Müdürü’nün en çok uğraştığı konu, suç isimlerinin doğru dürüst koyulmaması sorunuydu. Bu nedenle her karakolda bir Türk Ceza Kanunu bulundurulmasını zorunlu tutan Şube Müdürü, bunun denetimini de bizzat kendisi yapmaktaydı. Adli yazışma görevlileri yine de suç isimleri koyarken Türk Ceza Kanunu’na değil, kendi yaratıcılık yeteneklerine başvuruyorlardı.

Eskişehir Çarşı Karakolu görevlilerinden Osman da bu yolu seçmişti. Karakola ağlayarak sızlayarak gelen bir genç kız, bir kişiden şikayetçi olmuştu. Bu kişi, bir yılı aşkın bir süredir arkadaşlık ettiği gençti. Çevresinde bulunan herkes, onların arkadaşlık ettiğini bilmekte ve ileride evleneceklerini düşünmekteydi. Adeta nişanlı gibiydiler.

Gel gelelim, genç kız bir gün terkedilmişti. İçinde bulunduğu durum gerçekten zordu. İnsan içine çıkacak hali kalmamıştı. Üstelik duygusal olarak da yıpranmıştı. Polis Memuru, klasik bir “evlenmek vaadiyle kızlık bozma” suçu ile karşı karşıya kaldığını düşünmüştü. İşleme başlayacaktı. Tam genç kızı doktora sevk edecekken, genç kızın direnmesiyle karşılaştı. Osman’a, şikayetçi olduğu genç adamla hiçbir zaman cinsel ilişki kurmadığını söylüyordu. Bunun üzerine Osman, genç kıza “Bu durumda işlem yapamayız, suç oluşmamış” dedi. Genç kız kendisini yerden yere atmaya başlamıştı. Devletin, kendisine ve namusuna sahip çıkması gerektiğini söylüyordu. Polis memuru Osman şaşırıp kalmıştı. En sonunda genç kızın ifadesini almaya karar verdi ve daktiloya bir kağıt koyup başladı yazmaya, sıra suçun konusuna gelince kendince bulduğu isim şuydu:

Suçun Konusu: “Evlenmek vaadiyle bir genç kızın onuruyla oynamak.”

KAYNAK: Cevat Cihan KÜÇÜK
Burhaniye İlçe Emniyet Müdürü


BAK ŞU HOCANIN DEDİĞİNE

Fethiye’de on beş ayrı evde hırsızlık yaptığı tespit edilen bir şahıs yakalanır ve hazırlık tahkikatına başlanılır. 

Tahkikat devam ederken, müştekilerden birisi Asayiş Şube Müdürlüğü’ne gelerek görevli personele teşekkür etmek istediğini bildirir. Görevliler nedenini sorduklarında ise şu yanıtı alırlar: “Evimde hırsızlık olayının meydana gelmesinden sonra arkadaşlarımın ısrarı üzerine bir hocaya gittim. Hoca bana evimde hırsızlık yapan kişinin en yakın komşularımdan birisi olduğunu söyledi. Bunun üzerine komşularımdan iyice şüphelenmeye başladım ve özellikle çok şüphelendiğim bir komşum ile sürekli kavga etmek için bahane aradım. Hırsızın yakalanması ile de gerçek ortaya çıktı, komşularımdan şüphelenmekten vazgeçtim. Beni bir beladan kurtardınız, hepinize çok teşekkür ediyorum.”

KAYNAK: Abdurrahman AKIN
Komiser


ÇİĞ KÖFTE

Müdürlerimizden birisi, fabrika açılışı için davet alır. Açılıştan bir gün önce davet eden şahsı telefonla arayarak “Yarın Vali Bey ve Özel İdare Müdürü ile birlikte geliyoruz. Ben çiğ köfte, lahmacun ve patlıcan kebap yemeden geriye dönmem” der. Davet eden şahıs ise “Emrin olur” der.

Açılış yapıldıktan sonra Vali aracına doğru yönelir. Müdür arkadaşına dönerek “Vali Bey’in kolundan tut, ben bunları yemeden gitmem” der. Hemen Vali Bey’in yanına yaklaşan davet sahibi “Sayın Valim, buyurun, çiğ köfte, lahmacun ve patlıcan kebap yaptırdım. Beraber yiyelim” Vali ise “Sağol, benim hemoroitim var. Ben arabaya gidiyorum” dediğinde davet sahibi “Sayın Valim, önce bizim yemekleri yiyelim, ondan sonra sizin arabadaki hemoroiti yeriz” der.  

     KAYNAK: Habip Şahin
Emniyet Müdürü


YABANCI DİL 

     İstanbul’da aracı ile bir trafik kazasına karışan İngiliz turist, ifade vermek üzere karakola gelmiş. İngiliz turist, görevli polislere “Do you speak English?” diye İngilizce bilip bilmediklerini sormuş. Polislerden “hayır” cevabını alınca sinirli bir şekilde “Do you speak French, German?” şeklinde tekrar sormuş. Yeniden “hayır” cevabını alınca daha da sinirlenmiş ve polislere ne kadar cahilsiniz, yabancı dil bilmiyorsunuz, yazık anlamında iki eliyle işaret yapmış. Bunu gören ve hazmedemeyen bir polis memuru İngiliz turiste “Do you speak Turkish?” diye sormuş. Hayır cevabını alınca biraz sinirlenerek “Do you speak Kürtçe, Lazça, Çerkezce?” şeklinde tekrar sormuş. Turist yine “No” şeklinde cevap vermiş. Bunun üzerine polis memuru iki eliyle aynı işareti yapmış. Polisin bu tepkisi üzerine turist sakinleşmiş ve mahcup olduğunu hissetmiş. Türk polisi birçok yabancı dil biliyor, ama ben bilmiyorum. Haksızlık etmişim diye düşünmüş.  

       KAYNAK: Metin Demir
Emniyet Müdürü


 NİYE GONUŞMİSEN

Elazığ’lı bir vatandaş, kavşaktaki bayan trafik polisi ile sohbet etmek ister. Ancak bayan polis trafiği tanzim ettiğini, meşgul olduğunu söyler. Gakkoştan cevap: “Herkesnen, şoförlernen bülbül gibi gonuşisin, bahan gelende dut yemiş bülbüle dönisin. Eyi babo vazgeçdük. Burası sahan da kalmaz.


YALAN

Bir ilimizde Mali Şube’de sahte kaymakamlık suçundan azılı sabıkalı bir dolandırıcı yakalanır. Gerekli tahkikatı yapılarak sanık hakkında düzenlenen fezlekeli tahkikat evrakı ile birlikte mevcutlu olarak adliyeye sevk edilir.

Mahkemede hakim sanığa söz verdiğinde sanık: “Hakim Bey, suçlamaları kabul etmiyorum, baskı altında ifadem alınmıştır. İfademi kabul etmiyorum. Hatta bunun için de imzamı YALAN şeklinde yazarak attım. İsterseniz bakın” şeklinde beyanda bulunur. Hakim bunun üzerine sanığın ifadesini inceleyip, imzasını kontrol ettiğinde gerçekten imza olarak el yazısı ile ilk bakışta fark edilmeyecek şekilde “YALAN” yazıldığını görür. Bunun üzerine sanığın suçu sabit olduğu ve tutuklanması gerektiği halde, hakim sanığın serbest bırakılmasına karar verir. Bu duruma şaşıran şube görevlileri için bu bir tecrübe olur.           

                  KAYNAK: Metin Demir
Emniyet Müdürü


TRAFİK RAPORU

İstanbul ilimizin trafik sorunu içinden çıkılamaz haldedir ve çarpık kentleşme sebebiyle köklü bir çözüm maalesef bulunamamaktadır. Bu nedenle yetkililerce İstanbul’un trafik sorununa çare ve çözüm bulunabilmesi için uluslar arası kuruluşlardan yardım ve işbirliği istenmiş ve görevlendirilen İngiliz ve Amerikalı uzmanlar bu konuda rapor hazırlamak üzere İstanbul’a gelmişler. Uzman ekip bir hafta İstanbul’da kalarak çalışmalar yapmış, trafiği gözlemiş ve ayrılırken merakla beklenen raporu çok kısa yazarak yetkililere teslim etmişler. Raporda aynen şöyle yazıyormuş: “İstanbul’un trafiğine bizim yapacak bir şeyimiz yok. Trafik çok güzel yürüyor. Türkler bu işi bizden daha iyi biliyor ve daha iyi çözüm üretmişler. Bu şartlarda trafik bundan iyi yönetilemez.”

 KAYNAK: Metin Demir
Emniyet Müdürü

 SENİ KİM POLİS YAPTI?

Bir ilimizde Emniyet Müdür Yardımcısı telefonunu kaldırır ve beş dakika önce kendisine evrak getiren Polis Memurunun odasına gelmesini söyledikten sonra telefonu kapatır.

Aradan birkaç dakika geçtikten sonra söz konusu Polis Memuru, Müdür’ün kapısını çalar ve endişeli bir yüz ifadesi ile içeri girer. Müdür elindeki evrağı göstererek:

-          Sen mi yazdın bunu?

-          Evet efendim...

-          Oğlum senin yazışma kurallarından hiç mi haberin yok, ne biçim memursun sen, seni kim polis yaptı, hay seni polis yapanı e mi?

-          Efendim, beni siz polis yaptınız?

-          ????

-          Evet efendim, polislik sınavlarına girdiğimde mülakat sınavında siz bana soru sordunuz ve sonrasında polis oldum efendim....

   KAYNAK: Süleyman USLU

                                          Polis Memuru


LÜTFENİNİ YİYİM

Kadıköy Kuşdili'ndeki dört yol ağzında trafik çok sıkışık olduğu için sürekli polis otosu bekler. Trafik polisleri megafonla bağırarak trafiği idare ederler. Yine bir gün megafondan bir ses       "34 PTS 723, lütfen sağa çek " O sırada oradan geçmekte olan öteki trafik otosunun megafonundan başka bir polis ise aynen şu anonsu yapar: "Lütfenini yiyim senin, bu ne kibarlık lan Mıstafa?  


POLİSİDE DOLANDIRIRLAR

1992 yılında Kütahya Emniyet Müdürlüğü’nde görevli Komiser Cemal, Kütahya İl Tarım Müdürlüğü’nde görevli hemşehrisi Vedat Uysal ile tanışır. Ailece birbirlerine gidip gelirler. Samimiyetleri ilerleyince de birbirlerinden borç para alıp vermeye başlarlar.

Komiser Cemal, bir gün arabasını satar ve parasını Mark’a çevirir. Bundan haberi olan Vedat, parayı bir haftalığına şehir merkezinde giyim mağazası bulunan Sami Bey’e acil ödemesi yüzünden lazım olduğunu söyleyerek ister. Eşinin bütün ikazlarına rağmen Cemal parayı Vedat’a verir.

Parasını geri alma günü gelince, Vedat ona birkaç gün idare etmesini söyler ve daha sonra da telefon ederek “Cemal Bey, olanları duydun mu? Parayı verdiğimiz Sami kayıp, aynı zamanda bütün Kütahya’yı dolandırmış ve kaybolmuş” der.

Daha sonraki günlerde Sami’nin hakikaten kayıp olduğu anlaşılır. Komiser Cemal, Sami’nin babası Murat Bey ile de görüşür, parasını ister. Murat Bey, oğlunun parayı bir gün muhakkak ödeyeceğini söyler. Israr edince de İl Emniyet Müdürü’ne çıkarak Komiser Cemal’in polisliğini tehdit unsuru olarak kullandığını söyler ve O’nu şikayet eder. Ancak olaydan daha önce haberi olan İl Emniyet Müdürü, Murat Bey’i usulüne uygun bir şekilde gönderir.

Yasal olarak müracaat etmiş olduğu halde, Komiser Cemal adli mercilerin hiç birisinden olumlu netice alamamıştır. Yediği hemşehri kazığı ile kala kalmıştır.

KAYNAK: Cemal AKSOY
Başkomiser


KATİL HOMOSEKSÜEL Mİ?

Eskişehir içinden geçen devlet karayolu kenarında bir ceset bulunur. Ceset bir emekli işçiye aittir. Yapılan araştırma, emekli işçinin süfli bir hayat sürdüğünü, eşcinsel eğilimleri olduğunu gösterir.

Cesedin bulunduğu yer ile genel durumundan, cinayetin bir eşcinsel tarafından işlenebileceği sonucuna varılır. Asayiş Şube’de görevli bütün ekiplere şehirde bulunan eşcinselleri toplama görevi verilir. Şube bir anda eşcinsellerle dolup taşmaya başlar. Çeşitli kıyafetleri, çeşitli eşcinsellik dereceleri olan onlarca kişi ile tek tek görüşülerek sonuca ulaşılmaya çalışılır. Tabii ki bu durum yerel basının dikkatinden kaçmaz. Ertesi gün bir gazete “Katil homoseksüel mi?” biçiminde bir başlık atar.

Gösterilen çabalar işe yaramaz ve o dönemde yapılan tüm çalışmalara rağmen katil bulunamaz

Aradan 6 ayı aşkın bir zaman geçer. Bir gün polise, bir eşcinselin içki içtiği vakitler ağlama nöbetleri geçirdiğine dair bir ihbar ulaşır. O kişi yakalanıp sorgulanınca, cinayeti işlediğini itiraf eder. Durum basına da açıklanır.

Ertesi gün “Katil homoseksüel mi?” başlığını atan gazete, bu haberin kupürünü manşetten yayınladıktan sonra şu başlığı kullanır:

“Gazetemizin büyük başarısı: Katilin homoseksüel olduğunu yazmıştık.” Ne büyük başarı gördünüz mü?

KAYNAK: Cevat Cihan KÜÇÜK
Burhaniye İlçe Emniyet Müdürü


 ÖZÜR DİLERİM

 Dün, yani 27.12.2000 saat 23:30, İncirli Has Center önünde çevirme yapan polis memuru abimlerim; ben hastaneye değil, kız arkadaşımı görmeye gidiyordum. Sizi aldattığım için özür dilerim ama eğer biraz daha geç kalsam kız elden gidiyordu...  

-Rumuz: sancakbey- (Kaynak: www.itiraf.com)


 HIRSIZLIĞIN BÖYLESİ

1996 yılında Güngören İlçe Emniyet Müdürlüğü mıntıkasında emniyeti suistimal yoluyla bir hırsızlık olayı meydana gelir. Yaşlı bir kadının evinde meydana gelen bu hırsızlık olayı filmlere konu olacak niteliktedir.

Sabah saat 10.00 civarında doktor kıyafeti giymiş bir erkekle, hemşire kıyafetli bir bayan, yaşlı bayanın ziline basarlar. Bu arada yaşlı bayan evde yalnızdır. Gelen şahıslar önce kendilerini tanıtırlar: “Günaydın. Biz Merkez Sağlık Ocağı'ndan geliyoruz. Mahallede sağlık taraması yapıyoruz ve şikayetlerinizi dinliyoruz” derler. Yaşlı bayan bu işe çok sevinir: “Doktor ayağıma kadar gelmişken, tepeden tırnağa bir muayene olayım, üstelik de parasız.” diye düşünür ve  gelen sahte hemşire ve doktora: “Evladım, benim romatizmam var, tansiyonum yüksek, üstelik de kalp hastasıyım” der. Hırsızlar bayanın şikayetlerini dinledikten sonra: “Tamam teyzeciğim, sen şöyle kanepeye uzan, ben seni bir kontrol edeyim. Yalnız kan dolaşımını etkilediği için bu yüzüklerini, bileziklerini ve kolyeni çıkar” derler.

Yaşlı bayan üstündeki tüm altınları çıkarır ve bayan hırsıza verir. Bu arada erkek hırsız kontrollerini sürdürmekte ve çeşitli sorular sormaktadır. Sahte doktor, sahte hemşireye dönerek: “Tansiyon aletini ambulansta unuttuk, getiriver de teyzemin bir de tansiyonunu ölçelim” der. Bayan hırsız aşağı iner ve aradan 5 dakika geçer. Erkek hırsız yaşlı kadına: “Galiba hemşire aleti bulamadı, ben ineyim, hem aleti hem de sana birkaç ilaç getireyim. Sen bu şekilde uzanmana devam et. Sakın kıpırdama” der.

Aradan 15 dakika geçer. Gelen giden olmadığı için

yaşlı bayan kanepeden kalkar ve aşağı iner. Baktığında kimseleri göremez. Dolandırıldığını anlar ve karakola giderek şikayette bulunur. Her beyaz gömlekliyi doktor sanmamak gerek.    

KAYNAK : Mustafa ÜLKAR

Polis Memuru


SUÇLU KAÇARSA

Eski uygulamada, İstanbul’da karakollardaki suçlular Sirkeci’deki Müteferrika’da toplanırdı. Bir karakolun azılı suçlusu, görevli polis memuruna teslim edilerek Müteferrika’ya götürülüp teslim edilmesi isteniyor. O zamanlar teslim olayları yaya olarak yapıldığı ve Polis memurunun da genç ve tecrübesiz olması ve daha asaleti dahi tasdik edilmediği için, suçluyu Eminönü’nün kalabalığında elinden kaçırıyor. Disiplin suçu işlediği için ceza almamak amacıyla çare aramaya başlıyor. Kaçan suçlu uzun sakallı, papazlara benzeyen bir adam olduğu için de benzer birini yakalayıp kaçan suçlu yerine Müteferrika’ya teslim etmeye karar veriyor. Heybeliada vapuru iniş iskelesine giderek vapurun gelmesini bekliyor. Vapur gelince gözüne kestirdiği, Heybeliada Papaz Okulu’ndan, sakallı birini yakalayıp, şahsın tepki ve itirazına rağmen Müteferrika’ya teslim edip karakoluna dönüyor. Yakalanan şahsın Asayiş Şubesi’nde yapılan sorgusunda gerçek ortaya çıkıyor ve kurnaz olduğunu zanneden Polis memuru hakkında soruşturma açılıyor.

    KAYNAK: Metin Demir
Emniyet Müdürü

 ISRARCI TANIK

 Silahla adam yaralamaktan sanığın muhakemesi devam ederken hakim tanığa sorar: “Sanık nereden ateş etti?” Tanık: “Sağdan efendim” der. Hakim tekrar sorar: “Hangi taraftan sağdı?” der. Tanık “Sağdan efendim” Hakim kızarak “Kime göre sağdan?” Tanık “Bana göre sağdan, size göre soldan” der. Hemen herkes herşeyi kendine göre tarif eder ama bana göre diye başlamaz genelleme yapar.