Siyasi
Güç ve Elazığ Lobisi…
Yerel seçimler bitti.
Şehir yeni başkanını seçti. Tartışmaktan ziyade şehrin
bekleyen sorunlarına çözüm bulmak ve sorunları tespit
etmek üzerine görüşlerimizi hissettirelim.
Sürekli konuşulan bir
konuya değinmek istiyorum. Elazığ LOBİSİ ne iş yapar? yada
Lobi var mı?. Maalesef Elazığ Lobisinin L sini bile uzun
zamandır göremiyoruz.
Peki bu noktadayken neler
yapabiliriz. Bir önceki yazımda “Bu
Seçim, Elazığ İçin Bir Kazanç mı? Yoksa Kayıp mı Olacak?”
sorusuna, Yerel
seçimler sonunda şu kazancı gördüm. Elazığ 4 vekili ve 1
Genel Başkanı olan ve bu artılarını iyi kullandığı
takdirde kısa zaman içinde son 10 yıllık yitirilmişliğini
yenebilecek ve yeniden bölgesinde cazibe şehir olmanın
adımını atacaktır. İktidar partisine verilmeyen bir
başkanlık sonrası bu nasıl olabilir?. İktidar partisinde
hala 4 vekilimiz, biri Genel Başkan Yardımcımız var! 3
vekilimiz siyasi konularda çokça tecrübeli bunu
kullanabilmek için bu şehrin bu noktada lokal baskı
yapması gerekiyor. Bizler kanımca hep söylenen tayin-terfi
işleri ile uğraşmaktan sıkılmadık.
Kısa zaman içinde, Siyasi
Parti İl başkanları ve sivil toplum başkanları ile
organize olan bir toplantı ile örnek; “Ekonomi
KURULTAY’ı” yapılmalıdır. Ama adı olsun toplantı olsun
olarak değil elbette. Şehrin temel sorunları ile gelecek
5-10 yıl sonrası için bekleyen sorunları ile artı oluşacak
değerler bir havuzda toplanmalıdır. İlgili birimler için
oluşacak topluluk 10-20 kişilik değil kanımca 150-200
kişilik ve alt birimlere dağılan bir büyük hareket olmalı.
Bu çok zor bir olay ve yapılanma değildir. Şehirde, alt
komisyonlarda görev alacak yüzlerce kişi ve kurum/kuruluş
bulabilirsiniz.
Ancak, işe başlarken
birilerini taşın altına koymalıyız, bu kişiler
Vekillerimizin tümü olmalıdır. Elazığlı yüzlerce bürokrat
Türkiye’nin çeşitli illerinde ve devletin çok özel
mevkilerinde yapılanmıştır. Bu şehrin kendini yetiştiren
evlatları vardır. Hiç kimse görevden kaçmaz. Bu yapıyı
oluşturma işlevinde vekillerden ziyade şehrin saygın
insanlarıyla başlanılmalıdır. Şöyle bir cevap olacaktır
sanırım!. “Daha önceden yapıldı ama başarılı
olunamadı.” Eminim ki, o zaman bu kadar zengin bir
siyasi etkiye sahip bir güç yoktu. Elazığ bu seçimlerle
iyi bir şans yakalamıştır. 4 vekil ve 1 Genel Başkanı olan
bir şehir ve bu şehrin bazı konularda hakkının verilmemesi
artık bazı engellerin o kadarda önemsiz olacağına
kanıttır. Sayın Mehmet Ağar’ın artık daha fazla Elazığ
meseleleriyle yoğrulacağını biliyoruz. Hakeza diğer 4
vekilimizin de çokça desteklerini iktidar partisinden
alacaklarına inanıyorum. Siyaset devamlı ancak sürekli
değişen bir yapıdır. Siyasetin temelinde güç vardır.
Elazığ sürekli bahse konu olan eksik saydığı Siyasi Güç’ü
bulmuştur.
Elazığ
Sanayisi ve Ticari Yapısındaki Kırıklar…
Siyaset in bir diğer adı
ise çıkar yada menfaattir. Elazığ artık kendi
menfaatlerini gözetmek zorundadır. Bir esnafımızın dediği
gibi, “Tunceli-Diyarbakır-Malatya yollarını bir ay
kapayalım bu şehir köy olduğunun farkına varacaktır”. Acı
ama gerçek. Organize sanayi bölgesinde çokça fabrika
görmek her vekil her Elazığlı ister. Sürekli değinilen
Malatya, Antep sanayisi ve bu sanayi bölgelerini katlamasa
da eşdeğer olabilecek potansiyel, kapital güç ve beyinler
Elazığ’da var. Teşvik yasası için hiçbir şey yapılmadı
demekten ziyade eksik ve yanlış strateji izlendi
diyebiliriz. Elazığ’ın ekonomi ve sosyal olarak
kalkınmasının önceliği, sanayi bölgesinde tüten bacaların
çoğalmasıyla başlar.
İşsizlik ve sürekli
sektörel değişim yaşayan, sektörlerin benzerliklerinden
kaynaklanan tıkanma ve etkin kullanılmayan PARA kaybı ile
değişen ve yıpranan bir ticari yapı var Elazığ’da. Bir
yazımda bahsettiğim bu noktada bazı organların devreye
girmeleri ile bu yıpranma minimum olmasa da alt bir düzeye
çekilebilir. Ticari yapısı aşırı dışarı bağımlı olan
Elazığ artık üretimde bir çok basit ürünü üretmedikçe ve
bu tür yapılanmalara destek olmadıkça bizler yine
“Elazığ çok pahalı, Malatya ucuz” söylemlerine devam
ederiz. Balık tutmasını öğrenmeyi bekleyen bir Elazığ var.
Ve şu soruyu bir çok
esnafın kendine sorması gerekiyor. “kendi insanımızı
yeterince koruyor muyum?” Neden çoklu yapılanmaların
artık bir başarı olduğuna inanmıyor ve ortaklıkların
geçmişten gelen bir kırılma ile yeniden yaşanılacağını
düşünüyoruz? Üretim, üretim, üretim. Elazığ üretmedikçe
komşu illerden “Küp Şeker, Helva, Kağıt, Ayakkabı,
Hırdavat, Tekstil vb.” ürünleri ithal etmeye devam
edecektir. 90 km ileriden gelen bir malı %30-40 kar ile
satmak yada, kendi üretimi ile 90 km ilerisi olan illere
pazarlamak. Ve sanırım bir rahatlıkta var bu şehirde!
Birkaç sanayici dışında üretmeyi düşünen seven yok gibi.
Öyle işletmelerimiz var ki, Elazığ’a “ürün satamama”
sıkıntısı çekiyor. Bu pahalı olduğundan mı? Asla değil!
İstanbul’a, İzmir’e, Ankara’ya, Antalya’ya, Malatya’ya,
Kars’a, Trabzon’a, Tekirdağ, Edirne’ye ve Türkiye’nin bir
çok iline ürün satan, hammadde gönderen işletme Elazığ’da
malzeme satamıyor!!! Bu noktada eksiklik bu işletmede mi?
Sanmıyorum!
Eleştirmek fazlaca güç ve
düşünce gerektirmez! Aklınıza o an yüzlerce eleştirecek
konu bulabilirsiniz. Ama hataların ayıklanmasının
başlangıcı kişinin ve kurumların temelinde yine bizler
varız. Elazığ bu bozulan ticari yapısını değiştirmelidir.
Tarihe yorumlamak gerekirse, 700 yıl öncesinde bu
yaşadığımız topraklarda meydana gelen kıskançlık ve aşırı
bencillikten kalan duygularda var olsa gerek. Harput’a
atıf edilen bir söz gibi… “çağırmazlarsa küsek,
çağırırlarsa gitmeyek” misali. Kıskanma ve neden ben
değil! O! Sorgularını, kazanmak ve daha fazla kaybetmek
istemiyorsak bırakmalıyız.
Bu şehrin sosyal ve
kültürel yapısındaki değişikliklerin hepsinin temeli
Ticari yapıdaki kırılma değildir elbette. Bir çok
sebeplerde vardır. Şu an için konumuz ve ağırlığımız
ticari yapıdır. -Kültürel kayıplarımız için bir başka yazı
yazacağız- Harput tarihi boyunca Ticaret merkezi olmuştur.
Bu şehrin ticari devamlılığının olmamasında bir diğer
etkende Ermeni tehciri döneminde ermeni vatandaşlarımızdan
alamadığımız ve yok ettiğimiz sanattır. Bu konuda başlı
başına bir çalışma ister.
Son olarak bu yapıdaki
sorgular çokça ama belirgindir. Yapmamız gereken günün
şartlarına uygun olarak siyasi güç kazancımızı şehrin
menfaatleriyle bütünleştirmektir. Aksi halde, sayın Mehmet
Ağar Başbakan bile olsa biz hala tayin-terfi için kapı
aşındırırsak lütfen ama lütfen suçu sayın Ağar’a, Özal’a,
Erdoğan’a yada Çetinkaya’ya vurmayalım. Önce kendimizi
sorgulayalım! Biz nerde hata yapıyoruz?
Öncelikle destek olmak,
kurbağa olmamak, alkışlamak ama başarıyı. Forum sayfasında
yazıldığı gibi bu şehir saygıyı hak etmeli! Bu şehir
Ferrokrom için yürümedi! Teşvik içinde! Ama bu şehir
saygıyı hak etmeli…
5 Nisan 2004 Pazartesi
Yazara bu yazı hakkında yorumlarınız için Formu
kullanabilirsiniz.
Not:
Bu Seçim, Elazığ İçin Bir Kazanç mı? Yoksa Kayıp mı
Olacak? için gelen mailler ve öneriler
ve eleştirileriniz için
teşekkür ederim.