Aziz Şehir Elazığ'a Hoş Geldiniz

footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner
elazigfikralari1.gif (5157 bytes)

Bölüm 5

 Ana Sayfa    Menü Seçimi    Elazığ Fıkraları << Geri Dön

1. Bölüm2. Bölüm3. Bölüm4. Bölüm5. BölümKarışık FıkralarFıkra Ana SayfaSözlük

71 - 72 - 73 - 74 - 75 - 76 - 77 - 78 - 79  80 - 81 - 82 - 83 - 84 - 85 - 86 - 87 - 88 - 89 - 90 - 91 - 92 - 93 - 94 - 95

 

YEGEN BU GAÇINCI

Yaşlı bi gakgo yatağını yorganını sırtlamış İstanbul'a gitmek için istasyona gitmiş, biletini almış ve trene binmiş. O zaman tren ucuz olduğu için herkes trenle yolculuh yaptuğundan tren çoh galabalıhmış. Dayı zar zor bi kompartımana yatağı atmış. O sırada biletleri kontrol eden kondoktör gelmiş, dayının biletine bakar bakmaz

" Dayı sen burada yolculuh edemezsin."

" Niye yegen"

"Bura birinci dayı"

Dayı yatağı burnundan nefes ala ala getmiş başka bi vagona tak yerleşmiş ki; Kondoktör gelmiş

"Dayı sen burada da gidemezsin "

Dayı burnundan soluyarak

"Niye yegen"

"Burada ikinci dayı"

Dayı eyiden eyiye sinirlenmiş ama garşısındaki ne de olsa hökümet adamı sayulur. Yüzüne değil ama içinden kondoktöre inceden bi gaymış. Sona yatağı sırtladığı gibi yanlışlığla yatağlı vagona girmiş bahmış vagonun bi tenesinden heç ses gelmi. Meğerse yeni evli çiftler balayına gidilermiş. Kompartımanı kompile tutmuşlarki kompile gide geleler. Neyse dayı içerden ses alamadığı için bide gızmış yatağı yere goyup iki eliyle kompartımanın gapısını hersnen bi açmış ki ne göre: Dayı heyacandan kekeleyerek

"Yegen bu gaçıncı?"

"Onudamı sahan sölüyek dayı nedesin."

" Sıkısa bilmeyin oğlum ahan da baş efendi geli bu vaziyette nereye gideceksiz"

Kaynak: Konuşan Elaziz Dergisi Abdullah ŞEKEROĞLU


Baskilli bir hemşehrimiz İzmir de dolaşırken karnı acıkır ve lüks bir lokantaya girer.

"Hoşgeldiniz efendim ne arzu edersiniz;"

"Bana şöyle ekmeği bol bir buçuk adana, yanında da bol salata olsun"

"Emredersiniz efendim"

Bu arada bizim Baskilli hemşehrimiz masanın üzerindeki şişe suyunu açıp içer. Adana kebabın hazır olmasını beklerken fiyat listesi gözüne ilişir fiyat listesini incelerken suyun bile paralı olduğunu görünce kafasından içtiği suyun ve yiyeceği kebabın tutarını hesaplar bakar ki cebindeki para yetmemektedir. Mahçup olmamak için hemen yerinden kalkar ve kasaya gider

"Bir şişe su içtim hesabı alın." deyince

Siparişi alan garson

"Beyefendi yemeğiniz çıkmak üzere"

"Gardaş ben meğerse acıkmamışım susamışım."

der ve durumu kurtarır.

Kaynak: Erol KARA


YÜZE KADAR SAYAMAZSIN

Başa dön

Baskil'de iki arkadaş oturmuş sohbet ederlerken aralarında bir iddiaya girerler

"Oğlum Hasso şaşırmadan yüze kadar say ben gahvedekilerin hepsine çay ısmarlayacağım eğer sayamassan sen ısmarlayacah mısın?.."

"Tamam la Hüsso ahan burdakilerde şahit"

Hasan başlar saymaya

" Bir, iki, üç, dört, .......................

...................duksanyedi, duksansekiz, duksandukuz,"

Bütün kahve ayağa kalkar artık Hasan kazanmak üzeredir. Hasan birden şaşırır

" utuz "demez mi

Kaynak: Erol KARA


ÇAVUŞ ALİNİN DİŞ CEZASI

Başa dön

Olayı Anlatan: Yusuf EROĞLU

Sene 1970 Mastarspor'un en iyi zamanı. Diyarbakır'da Sağlıkspor ile grup maçı oynuyoruz. Fakat hakem resmen taraf tutuyor. Şimdiki hakemler melaike. Biz neler gördük. Oyuncu kovalayan mı dersin , bıçak çeken mi dersin. Ne yapsak boşuna hakkemi geçemük. O sırada oyuna Tıstıs Mısto giriyor. Girer girmez de evi yıhılmayası , cilet gibi önüne geleni biçi. Bi tekme sağa bi tekme sola ver gitsin. Hakkem oyunu durdurdu. Tıstısın yanına geldi. "Yav gardaşım sen nedisin Allahın seversen" diye çıhıştı. Mısto da "Nedek babam top oynik işde" E vula bele top mu oynanur. Sankim pankreas yapisin , deyip ihtarı çekiyor. O zaman kart mart yoh. Hakkem elinnen kefli sonradan yazi. Eğer dışarı atacaksa eliyle dışarıyı gösteri. Oyun eyice gerginleşi. Bu sırada bizim Çavuş (Ali Özdemir) rakibinden kuvvetli bi tekme yeyi. İkisi birden yere düşiler. Çavuş yerde gıdıllani , bi taraftan da taşkala edi. Fakat ne görelim hakem çavuşu oyundan ati. Heç bi şe anlamaduh. Yav hoca noli baba hem tekmeyi yeyük hemde oyundan atisin , evimizi yıhtın. Hoca heç dinnemi. "O ne yaptığını eyi bülür" deyide başka bi şe demi. Yohsamki sivri zekalı bizim çavuş yerde yatarlarken rakibinin baldırını dişlemiş.

Aradan iki ay geçiyor. Fakat çavuşa ceza meza gelmi. Bizim Gaptan Kazım (Kazım Çelik )ver elini Ankara deyip yola düşi. Durumu öğrenecek. Gerisini Kazım Hocanın ağzından dinneyek. "İlgili yere gettim. İki esgetek otiri. Buyur dediler. Ben Elazığ'dan gelim. Bi futbolcumun cezasını öğrenecem. Adı nedir diye sordular. Mastardan Ali Özdemir deyince takkılatmaya başladılar. Bi güliler , bi güliler neredeyse bayılacaklar. Noli babam dedim. Meğer aramışlar taramışlar ceza yönetmeliğinde dişlemenin cezasını bulamamışlar. O yüzden gecikmiş. Zaten böyle bir olay Türkiye'de ilk defa oluyormuş ".Yaa annayacağız bizim çavuş futbol literatürüne girmiş oldu böylece.

Kaynak: Harput Posta Gazetesi


Maden'de bir genç askerden yeni gelmiştir. Askerliğini anlatmanın heyacanı içini yiyip bitirmektedir.

Bizim genç, geldiğinin sabahı kapağı kahveye bir atar, akşama kadar anlatır da anlatır. Biri lafa karışacak olsa

"Ula hele dur."

Deyip susturuyor ve anlatıyor.

Babası oğlunun huyunu iyi bildiği için küçük kardeşinini kahveye gönderir ve abisini çağırmasını ister. Çocuk abisinin yanına gelince babasının ağzıyla

"Baba daha çoğ vır vır etmesin, eve gelsin hadi yatacayuğ ." Deyi

Bizimki askerlik hatıralarını anlatmaya doyamamış ama ne yapsın mecbur gidecek. Arkadaşlarını da epeyi kırdı. Çünkü hep kendisi konuştu olacağı yok. Kendisini pişkinliğe verir ve:

"Arğadaşlar sohbetinize de doyum olmi? ama gusura bağmayın ben gidim."

Kaynak: Yaşar AKDEMİR


Cımbılik mahallesindeki Eşo hanımın kocası Ahmet bir sene evvel vefat edince ,Eşo hanım kardeşi Fidoşu yanına alıp beraber oturmaya başlamışlardı.

Ne varki Eşo hanımla kardeşi Fidoş Çarşamba günleri öğleden sonra sanki sinemacı Turan'ın filmleri gibi bir başlıyorlar , tam otuz üç kısım tekmili birden kavga etmeye. Bu durum ikindi sonralarına kadar devam ediyor ve aniden bitiyordu.

Eşo hanım bu hafta kavgaya daha erken başlamıştı.

Eşo- Yere giresin yere. Ben olmasam gocan esgerde, sen burda acından öleceksin.

Fidoş- Torpah başan. Ehmed'in yanına yatasın. Söliye söliye herifin başını yedin.

Eşo- Fidoş Fidoş miradın gözünde gala. Hele Selo esgerden gele baham sen nedisin.

Fidoş- Parça parça olasın . Her parçan bi dağda gala .

Eşo- Dal iken devrülesin.

Fidoş- Yanın garaya gele.

Eşo- Bayrama çıhmayasın.

Fidoş- Satlıcana tutulasın.

Eşo- Bütün emeklerim heram it ganı ola.

Fidoş- Tahtaya teneşüre gelesin gız.

Eşo- Boynun altında gala.

Fidoş- Hışdige gelesin.

Eşo- Eğer esgerden gele , senin tosbağalı çerçiye içli köfteleri satıp Ayla sinemasına gittiğini, bakgaldan prot sabunu alup Sündüznen biraber Peko'nun hamamına gittiğini anlatmazsam. Eğer gocan gelmezse bu dediklerimi laylon gıza bir bir yazdurup teyyare ile postalamazsam cımbılik mahallesinin gülü Eşo demesinler.

Fidoş- Ölüm sahan. İstisin ki seni elaleme farşı malamat edem. Ben de sivünge çıhıp ey gomşular bu bizim Eşo her sabah esgi çarşaflar geyip, yırtığ çorapla mapishane cami önünde dileni diyem he.

İki kardeş dipte köşede nekadar şeleri varsa birbirlerine sayıp döktükten sonra hergünki gibi gayet samimi can ciğer vaziyette kuyudan su çeker ve ağaçları sulamaya başlar.

Bu kavganın neden her çarşamba günü yapıldığını, bu kadar kavgadan sonra nasıl olup aniden bu derece barıştıklarını merak eden, henüz Eşo ve Fidoş'u yeni tanıyan bir aylık komşusu olan kadın:

" Eşo hanım demin birbirizi yeyidiz. Şimdi heç bişe olmamış gibi davranisiz." Diye sorar.

Eşo - Ana gelin bacı. Gavga eden kim. Bizimki horata. Bugün ocağa gine Keşgek goymuşduğ. Yemek bişsin dadı eyi olsun diye bacımla yalandan çekişik. Bizimki gavga del yarenlik.

Kaynak: Yeni Harput Posta Gazetesi


Olayı anlatan : Mustafa KERVAN

Elazığspor'da futbol oynadığımız 1971-1972 sezonuydu. 3. ligde oynuyorduk.

Elazığsporlu futbolcular takımı boykot ederek, deplasmanda oynayacağımız Konya Ereğlispor maçına gitmediler.

Yöneticilerimiz de hemen lisansları olan ancak faal olarak futbolu bırakan eski abilerimizi çağırdılar. Naşit abi vardı, Ulvi Saltık abi vardı. 6-7 kişi eski abilerimizi topladık ve yeni bir kadroyla Konya Ereğlisine maça gittik. Toplam kadromuzda 12-13 kişiydi. Maça çıktık ama puan ümidimiz kesinlikle yoktu. Bu kadroyla nasıl olsun ki?...

İlk yarı 0-0 sona erdi. İkinci yarıda maçın hakemi bana kırmızı kart gösterdi. Hakemde, şu anki Fifa kokartlı hakemlerimizden oğuz Sarvan'ın babası Muzaffer Sarvan dı. Bana kırmızı kart göstermesiyle saha bir anda ana-baba gününe döndü. Ben tam sahadan çıkacakken, kaptanımız olan kaleci Teyfik abi, hemen Muzaffer Sarvan'a

-bunu atarsan;bende takımı sahadan çekerim ..

Dedi Muzaffer Sarvan da şaşkınlık içerisinde

-Peki kimi atayım?

deyince, Teyfik abi hemen Naşit abiyi gösterip,

-aha bunu at. dedi

Hakemde kırmızı kartı Naşit abiye gösterdi ve dışarı attı.

Naşit abi çıktı,biz maçı bitirdik. Hemde hiç beklemediğimiz bir sonuçla bereabere kaldık.

Elazığ'a dönerken, Toroslarda mola verip, yemek yediğimiz anda Naşit abi durdu, durdu birdenbire;

-Yahu kaptan, hakem beni niye oyundan attı? deyince, birbirimize bakıp, dakikalarca gülmüştük.

Naşit abiyi rahmetle anıyorum. Nur içinde yatsın.

Kaynak: Nurhak Gazetesi Coşkun Kamaç


Olayı anlatan : Fikret Selmanoğlu

Bizim yörede Daldikli Osman diye anılan biri vardı. Esas ismi Osman Ozan'dır. Daldikli Osman bizim devrenin Nasrettin Hocası idi. Kendiside ava çok meraklı birisi. Eski yıllarda bir gün, Harput'a bağlı Adedi köyüne Tavşan avına gitmişler. Fakat osman ustaya haber vermemişler.Gidenlerden Cenaviz Ali usta (Ali Kiziroğlu) çok iyi bir Tüfekçiydi. Her çeşit Tüfekten anlardı. (ben yaşlılık zamanlarına rasladım.) Onunla Adedi köyünden Memduh Avcı, Birde Fatih Ahmetli'yle Kamil hoca. Bu üç arkadaş avlanırken ellerinde dolma tüfek, bi Domuza raslamışlar. Ali ustanın tüfeği kırma olduğu için domuz kurşunu koyup atmış. Domuz yaralı, velhasıl bi iki daha sıkmış. Domuzu yere düşürmüşler. Fakat Ali usta demiş ki.

-Harput'ta Domuz gören pek az insan var. Bunu bi hayvana yükleyip Harput'a götürek.

onlarda kabul etmişler. Köyden bir hayvan bulup üzerine biraz kurumuş üzüm çubuğu koymuşlar ki hayvanın iki tarafı dengede dursun. Yükü yükleyip Harput'a doğru yola koyulmuşlar. Bir ara yorulup bu tüfekleri çubukların arasına sokalım demişler. Tabi horozlu tüfekleri o çubukların arasına sokarken namlu hayvanın kulak dibine doğru. Horoz üst ayağa kalkmasıyla düşmesi bir olmuş. Beygir yere cansız düşmüş. Bu sefer domuz'u bırakıp semeride sırtlayıp Harput'a gelmişler. Kulaktan kulağa yayılan haber Osman usta'nında kulağına ulaşmış Osman usta hemen yanındaki çırağına

-İhsan oğlum bıçakları al, Kamil hoca bi su atı vurmuş, getde onu soy demiş.

Oda çok saf bi adamdı. Hemen inanmış ve Kamil hocanın kapısını çalmış. Zaten kafası bozuk.Hoca bir taraftan atın bedelini ödeyecek, bir taraftan avcılara gülünç olmaktan çekiniyor. Velhasıl hoca kapıyı açmış. İhsan'ı görünce sormuş:

-Hayrola İhsan ne var?
-Hoca sen bi su atı vurmuşsun. Onu soymaya geldim.
-Ulan seni kim yolladı?
-Osman usta gönderdi
-Ulan Osman'ında seninde Allah belanızı versin.
-Hoca heçte soydurma. Ben heç su atı görmemişim. Hele bi görem.

Hoca kapıyı kapatmış. İhsan kör pişman Osman ustanın ayakkabıcı dükkanına geri gelmiş. Ustası:

-Ne yaptın?
-Heç. Hoca çoğ gızdı. Beni govdu.
-Hoca çoğ yorgundur, ondan gızmıştır. Sen bi daha get.
-Yoh baba beni görünce bi tuhaf oli. Ben getmem. Demiş.

Kaynak: Yeni Harput Posta Gazetesi


BİZİM TELEFONDA ÇİFT SIFIR YOH

Başa dön

Olayı anlatan : Ünal Çeçen

Postanede işe yeni başladığım yıllarda gündüz telefon hattını çekiyor, akşamları da çalışıp çalışmadığını kontrol ediyorduk. Gene bir gün en az l5 hat çekmiş yorgun bir şekilde Postaneye dönmüştüm. Çektiğimiz hatları kontrol etmek için önce hattı faaliyete sokuyor, daha sonra da telefon açıp çalışıp çalışmadığını kontrol ediyordum. Abone sahiplerini arayıp karşı taraftan da arama yapılıp yapılmadığını anlamak için kendi numaramızı verip, bizi aramalarını söylüyordum. Telefonların çalıştığını duydukça bütün yorgunluğumu üzerimden atıyordum ki ses tonundan yaşlı olduğu anlaşılan bir amca çıktı.

"Alo amca bey, ben postaneden arıyorum. Telefonunun çalışıp çalışmadığını kontrol ediyorum. Ben şimdi bir numara vereceğim. Beni ararmısın?" dedim ve numarayı verdim. Aradan beş on dakika geçti. Amca aramayınca tekrar telefon açtım.

"Alo amca ben postaneden arıyorum. Beni bu numaradan arayın," Amca tamam deyip telefonu kapattı. Fakat yine beni aramayınca tekrar aradım.

"Amca beni niye aramıyorsun?"Deyince:

"Oğlum aramasına arayacam da benim telefonumda çift sıfır yoh." dedi

Amcanın istemeyerek yaptığı espiriden sonra hiç bir yorgunluğum kalmadı. Bu da benim için tatlı bir anı olarak kaldı.

Kaynak: Yeni Harput Posta gazetesi


ALİYE BACI VE TRAFİK MEMET

Başa dön

Malum her şehrin yarı deli olan tatlı ve renkli bir takım simaları vardır. Bizde bunlara tevekkeli derler. Fakat Elazığımızdaki kadar filozof ve hazır cevap olanına zannetmiyorum ki bir başka tarafta rastlansın.

Aslında hepside en az Aliye bacı çapında ünlülerimiz çoktur. Bilmem Aliye bacıyı anlatmaya gerek varmı? 120 cm boyunda kolunda sepet, ayağında teşek ayakkabılar, başında beyaz yazma, bir elinde p,poya benzeyen uzun bir ağızlık, modacıların daha yeni yeni Aliye bacıda görüpte taklit etmeye başladığı, her parmakta başka bir yüzük derin çizgili bir yüz ve kırışıklar içinde devamlı olarak gülen bir çift yeşil göz.

Elazığ'da kasaplar çarşısından taaa beşkardeşlere kadar olan sahada Aliye bacıyı tanımamazlıktan gelecek birtek kedi yoktu. Gündüz sabahtan akşama kadar temin ettiği paralarla aldığı ciğerleri akşam karanlığı ile birlikte eski şehir stadının önünde, içtimaya geçen kedilere dağıtırdı. İşin hoş tarafı o saate kadar ortalıkta bir tane kedi yokken Aliye bacının gelmesine yakın öğretmen okulundan itibaren yedi mahallenin kedileri karşılama merasimine hazırlanırlardı.

Aliyer bacı önde, kediler arkada, muzaffer bir kumandan gibi kafile halinde her gün ciğer dağıtılan yere doğru kırıta kırıta yürürlerdi.

Çok hoş sohbetti Aliye bacı. Yeteri çocuklar kendisine karışıp kızdırmasınlar. İşte o zaman başlar bağıra bağıra ağlamaya ve malum bedduasını etmeye.

"Oğlumun darısına gelesiz, İsmailimin darısına gelesiz"

Oğlunun darısına gelmesi ise kendi anlatışına göre biricik oğlunu polisler döve döve öldürmüşlerdi.

Neşeli zamanlarda ise seyretmeye doyum olmazdı. Hele Elazığ'ın ünlü tevekkelilerinden Trafik Memetle bir konuşmaları vardır ki ömürdür.

Şimdiki İzzetpaşa Camiinin önünde eskiden suyu kesik bir çeşme vardı. Bir gün Aliye bacı ile Trafik Memet bu çeşmenin önüne oturmuş konuşuyorlar. Trafik Memet'in elindede bir avuç bozuk para var. Hepside beş kuruşluk. Bir tane içinden alır ve Aliye bacıya uzatarak:

"Bacı hele şu beş guruşu alda bi kere horoz gibi öt.

"Ü ürü üüü...

Trafik Memet kahkaha atarak

"Şu beş guruşu alda bi daha öt baham."

Trafik memet keyiflendikçe Aliye bacıyı öttürüp avucundaki parayı farkında olmadan bitirir. Bu sefer Aliye bacı gevrek gevrek gülerek şöyle der:

"Memet al hele şu bi guruşu horoz gibin öt baham."

"Bele olimi heç Aliye bacı, ben sahan beş guruş vermiştim sen bahan bi guruş verisin Allaha revamudur bu?"

"Beğenmisen ötme sahan zornan öt diyenmi var."

Memet verdiği paraları geri alabilmek için ötmeye başlar.

"Ü Ürü üüüü..."

"Ula Memet çoh hoş ötisin hele al şu bi guruşuda bi daha öt baham."

diyerek Trafik Memet'i horoz gibi öttürmeye devam eder. Biraz sonra aliye bacı bu oyundan sıkılır ve Memet'i öttürmekten vazgeçer. Ciğer dolu sepetini aldığı gibi paralarla birlikte kaçmaya başlar: Aliye bacı önde Trafik Memet arkada gözden kaybolurlar.

Kaynak: Kürsübaşı Dergisi.


ELAZIĞ STADYUMUNDAN

Başa dön

Elazığ'a Futbolun geldiği ilk yıllarda, Elazığ stadyumunda bir futbol karşılaşmasını Elazığlı bir hemşehrimiz şöyle nakletmektedir.

" Möhterem hemşehrilerim, burası Mezre top yeri. Hindik Bordo-Beyaz renginde köynek geymiş çağalarlan, Mavi-Gayfe renginde köynek geymiş çağaların top mu ne garnağassi dedükleri zuknabutu nassıl enseledüklerini anlatacam. İşin esasına bahisez ben ele eşelerden anlamam ama iş bi kere. Her ne gader gusur edersem artuh siz bağuşlarsınız. Hindi hakkem dedükleri, laf aramızda aynen tumanının üstüne şalvar çekmeye vakit bulamadan gapıya gaçmış keşişlere benzeyen bi herif firağlı firağlı düdüğünü çaldı. Çalmasıyla birabar cıscıbıldik çağaların birbirine dalması bir oldu. Hindik Bordo köyneklilerden mozik gafalı bi oğlan topu gaptı. Yav bu oğlan delimi ne? Gafayı oynatmış anlaşılan topu gapmah içün bi sürü cebelleşü topu gaptuhtan sonada basi tekmenin gözüne, ardındanda segürdi. Ne densüz bi herüf. Gardaşum akıl dağılandana sen ne halt edidin? Bu gadar didinisinki topu gapasın. Hemin gapisin, ondan sona niye atisin. Burası top yerinden çoh Mutemet begin tumarhanesinin bahcasına benzi. Neyse epeyi horata ettük . Gelek bizm meseleye. Hindi o mozik gafalı oğlan, üsgüre gafalı, kepçe gulahlı, çağaya topu ayağıyla gındırladı. Essah ayah dedimde aglıma geldi. Essahdanda heç bi çağa topa eliyle vurmaya itibar etmi. Zahar topa pis bişe sürmüşler ki, hakgem beg topa elini degdiren oldumu basi düdüğün gözüne. Üsgüre gafalı oğlan topu tarlanın pociginde yahaladı., ardı sırada goşi hababam goşi. Derken, o üç tarafından mıhlanmış beyaz tahtalı yere bahdı, bahdı sona var gücüyle bi tekme yapuşdurdu. Top gale dedükleri biraz önce buyurduğum tahta çatmanın altından geçti. Orada bide başga esbabda bi çağa var. Bu da bi çeşit aglı esgük. Eli üşümüş mü ne olmuşsa eldüvan geymüş. Ayağındaki tumanı gıssa tir tir titri. Hele hele bune nane bune turşu. Şu işe bahın. E gardaşım eğerki üşisen tumanın boyunu uzat. Üşimisen eldüvenin çıhart. Ne diyek allah akıl vere. Çatmanını altındaki çağa teyyare gibin gendini yere attı. Sonada bi telis mayıs gibi yere düştü. Hakgem beg düdüğünü çaldı, eliylede orta yeri gösterdi. Millet bi bağiri bi bağiri neredese gulağımın zarı patlayacah. Ee.. Noli size. Top o çatmanın altından geçtise size ne? Çağalar gine orta yere toplandı bi düdük daha çalındı gine birbirine girdiler. Topu pırçikli bıyıhlı bi oğlan gaptı bi sürü zahmetten sona çağaların hepsini arhasına gattı üç tahtalı çatmaya goşi ha babam goşi. Gumbiği çıhmış bi oğlanda gavur gibin bişeler yapi, acaba huyamı geldi ne. Allah sahlaya bekleye. Pırçikli bıyıhlı oğlan topu gumbikliye verdi. Kesriğin Nahna yarpağına benzeyen bi oğlana tekmeyi salladı. Tekmeyi yiyen oğlan yere uzandı. Heç bi yana terpenmi., aynı mevta. Hakgem firahlı firahlı düdüğünü çaldı . Çatmalı yerden ben diyem üç siz deyin beş metre bu yandan beyaz boyalı yere topu goydu. Goymasınan beraber yerde mevta gibin yatan oğlanın galhıp hopbulaması bir oldu. Demek oğlanın ilacı bu düdükmüş. Gafası Mıllaköy gavununa benzeyen çağa goştu goştu dikili topa bi tekme vurdu top o çatmalı yerden geçti. Bu vaziyete göre her iki tarafta çatmaya birer tane top attı. Hakgem beg bi düdük daha öttürdü . Ahan da çağalar birbirleriyle tokalaşiler. Elese hadi bahanda eyvallah esgük fazla daha affola.

Kaynak: Harput Posta Gazetesi - Vahit


YALAN YERİNE YEMİN Mİ EDEM

Başa dön

Fırat Havzası Gazeteciler cemiyeti başkanı Bedrettin Keleştimur yeni yazmış olduğu bir şiiri Telefonda rahmetli Şeref Tan'a okur nasıl olduğunu sorar. Şeref Tan hoca da

"İyi olmuş"der.Bedrettin Keleştimur da

"Şeref abi hakgetten eyi olmuş mu?"

Diye sorup teyit etmek ister. Şeref hocada iyi olduğunu söyledikçe, Bedrettin Keleştimur cesaretlenir ve:..

"Üstat hele bi yemin et." diyince Şeref Tan hoca da

"Ula oğlum şimdi yalan yerine yemin mi edem."der.

Kaynak: Arzu Tan


GAVURUN MALI NASIDA FINCİK ATİ YA!...

Başa dön

Koruk köyüne traktör ilk kez gelmişti. Traktörü hiç görmemiş olan köylüler,öküzlerin yerini alan bu aleti ve çalışmasını görmek üzere traktörün etrafına toplanır ve çalışmasını izlemeye başlarlar.Traktör büyük bir gürültüyle çalışmakta ve toprağı sökmektedir ama sonra traktörün arkasındaki alet sert bir zemine takıldığından olsa gerek , badanaj yapmaya başlar. Bunu gören köylülerden biri herzaman takılan öküzleri nasıl kurtarıyorlarsa bunları da iterek kurtarabileceğini düşünerek traktörün arka tekerlerinden birini itmeye başlar. Tabiî traktörün tekerleri hızla dönüp badanaj yapmaya devam edince , tekerleği iten köylü ne olduğunu anlamadan bir kaç metre öteye savrulur.Köylünün aklı hâlâ öküzlerde olduğu için yerinde doğrulur ve traktöre dönerek:

"Gavurun malı nasıda fıncik ati ya!.." der.

Kaynak: Bülent TUNCER


ES YİĞİDİN BAĞRINA ES

Başa dön

Güzün hava henüz tam soğumamış Elazığlı iki kafadar kız kaçıracaklar. Yola düşer, kızın bulunduğu yerde hazır bekleyen kızı alır dönerler. Yolda, hafif giyinmiş olan kız üşüdüğünü imâ edince, kafadarlardan yardımcı olan, ceketini çıkarıp kıza verir. Kız; "Abe hava savuh, sen de üşürsün. " deyince ;"Ben üşümem bacım , sen geyin. hem ben sizin abezim." diye hem büyüklüğünü hem de erkekliğini gösterir ve rüzgara karşı:" Es yiğidin bağrına es..." diye bir türkü tutturur.

Bu arada hava soğumaya devam eder ve önce rüzgar, sonra fırtına derken hava tam ayaza çeker.

Erkekliğe, af edersiniz b..... sürmeyen gokkoş yiğitliği unutup kendisi ile uğraştığına inandığı rüzgara bu kes:" Seni görem garip bi gakkoşnan bir oladın ha..."der.

Kaynak: Savaş KARATAŞ


GIZ HELE O BEYAZ ÖRKENİ* GETİR

Başa dön

Televizyon yeni ama çıkmış henüz yaygınlamış. Elazığ'ın Koruk köyünden sivri zekası ve bilmişliği ile tanınan Hıdır dayı şehre gelen televizyonlardan birini kaptığı gibi anteniyle, kablosuyla ,soluğu köyde alır.Hemen televizyon yerleştirilir. Sıra anteni kurmaya gelince kablonun eksik alındığı fark edilir.

Heyecan içinde televizyonun kurulmasını bekleyen Hıdır dayı henüz antenin kurulamadığını gömrünce çatıya çıkar.Çatıdakilerin kara kara düşündüğünü görür ve :" Yegen ne oldu? Niye gara gara düşünisiz?" diye sorar. Çatıdakiler, kablonun kısa geldiğini söylerler. Hıdır dayı ise gayet rahat ve emin bir şekilde:" Yegenlerimin sıhıntısına bah hele. Ben şimdi hallederim." der ve aşağıda hazır bekleyen kızına seslenir"Gız hele o beyaz örkeni getir." der

Kaynak: Efraim KATI

* Keçi kılından yapılmış kalın ip, halat


KENDİ ÖĞRENDİĞİ YETMİ

Başa dön

Ayşe hanım çocuğunun meslek öğrenmesi için Baklavacının yanına işe koyar. Çocuk ilk gün işe gider, baklavanın nasıl yapıldığını görür öğrendiğini zanneder ve annasine

"Anne ben daha işe getmeyecem" der.

Ayşe hanımda

"Niye oğlum iş yerinde bişemi oldu"

"Yoh anne ben baklavanın nasıl yapıldığını öğrendim daha neye gidem?" deyince Ayşe hanım

"Nasıl bi günde öğrendin anlat baham nasıl yapili?" deyince

"Anne önce hamuru açiler, sona üstüne cevizi sepiler. Tekrar hamuru açiler, tekrar cevizi sepiler oli sahan baklava"

Ayşe hanım oğlunu dinledikten sonra

"Peki oğlum öğrendinse daha gitme" der.

Çocuk işe gitmeyince ustası merak eder ve çocuğun evine uğrar kapıyı çalar kapıyı açan Ayşe hanıma usta;

"Ayşe hanım oğlun bu gün işe gelmedi bişemi oldu diye merak ettim" der.

"Yoh usta oğlan mesleği öğrenmiş daha neye gele" deyince usta

"Nasıl öğrenmiş"

"Öğrenmiş işte deyiki hamuru açiler cevizi sepiler hamuru açiler cevizi sepiler oli sahan baklava" deyince usta:

"Vay anasını be kendi öğrendiği yetmi bide anasına öğretmiş" der ve sinirlenerek dükkanına geri gider.

Kaynak: Yaşar Sabri ŞANLI


Karakoçan dan Elazığ'a gelen Farız dayı ile eşi Ayşe teyze Bahçelievler mahallesinde oturan akrabalarına gitmek için belediye otübüs durağına gelir otübüsü beklemeye başlarlar bu arada Farız dayının dikkatini bişe çeker merakını gidermek için yanındaki gence sorar.

"Yegen bu gençlerin bazıları bilet ati bazılarıda bişe gösterip geçi o gösterdikleri ne?" deyince biraz fırlama olan genç

"Amca bey o gösterdikleri evlenme cüzdanı evli olanlar ücretsiz biniyorlar" deyince Farız dayı hemen eşine gız Ayşe

"Evlenme cüzdanı yanında delmi"

"Yanımda herif"

"Eyi o zaman çıhar bahan ver" der cüzdanı alır bu arada Bahçelievler otübüsü gelir otübüse binerler Farız dayı evlenme cüzdanını gösterince Şoför

"O ne ver baham hele"

"Evlenme cüzdanı"

"Sen bununla bu otübüse binemezsin"

"Ya neye binebilirim" deyince şöför evlenme cuzdanını açar eşinin ismi Ayşe kendisininde Farız olduğunu öğrenince;

"Bak Farız dayı sen bununla binsen binsen Ayşe hanıma binebilirsin" der

Kaynak: Bilal ÇOBAN


BURDAN SERİN YER YOH

Başa dön

Köyde yaşayan anne ve babasına yazın sıcağında katıklarının bozulmaması için bir buzdolabı alan bir vatandaş birgün köye gider bakar ki annesi buzdolabını açmış içinde oturmaktadır.

"Ana ne yapisin?" diye sorunca Annesi;

"Oğul sıcahdan bunaldım aradım taradım bundan daha serin yer bulamadım"

"Ama ana bunun içinde oturulmazki?"

"Ana gurban bunu ne içün aldın serinlemek içün delmi? ha ele ha bele bu bizü serinletmimü?" der.

Kaynak: Bülent SERTTAŞ


BEN ŞİMDİ HANIMLARA NE CEVAP VERECEM

Başa dön

Olayı anlatan : Hüseyin Taşbaşı

Yenipayam köyüne gelen yabancılar genellikle Kortikoğluna misafir olurlarmış. Birgün yine Kortikoğluna misafir olan Erzurum'lu birine ahşam olupta yatakların serileceği zaman Kortikoğlu ,

"Sorması ayıptır ama geceleri yatağa işeme huyun varmı? eğer böyle bir özürün varsa ona göre tedbir alah. Bu benim adetimdir sakın ha darılmayasın, ben bütün misafirlerime sorarım." misafir sıhılır utanır yoh bele bişe der. Yatahlar serilr. Misafirle Kortikoğlu aynı odada yatarlar. Sabah olunca misafir ayahyoluna gider. Fırsatı kolluyan Kortikoğlu misafirin yatağını bir güzel suyla ıslatır. Hemen gelip yatağına girer. Misafir gelir yatağına uzanır. Yorganı beline çeker, tabakasını alır cığarasını saracağı sırada ayağı yatahdaki yaş yere değince tabakası elinden düşer. Misafirini gözetleyen Kortikoğlu

" Ne o hemşerim bişemi var?" diye sorunca misafir mahçup bir şekilde.

" Valla ben bu işi annamadım. ayağımı uzattım yaşa değdi. Donuma bahirim guru."

Bunun üzerine Kortikoğlu derki

" Ahşam sahan sorduğ yoğ dedin doğruyu sölesedin ona göre tedbirimizi alırdığ herhalde donun hareretten gurumuş ben şimdi hanımlara ne cevap verecem."

Kaynak: Elazığ yöresi ağızlarından derlemeler

Prof Dr. Tuncer GÜLENSOY - Yard. Doç. Dr. Ahmet Buran


BU GENÇ YAŞTA DUL MU GALDIN?

Başa dön

Umumi vasıtaların birinde uzun saçlı bir genç ile, yaşlı bir kadın yanyana otururlar. Yaşlı kadın yerinin dar oluşundan dolayı yanındaki uzun saçlı genç delikanlıyı kız zannederek:

"Kızım biraz oyanı get eyice sıhıştım " der

Delikanlı sinirli bir şekilde;

"Ben kız değilim" diye cevap verince, bu defa yaşlı kadın:

"Vah vah bu genç yaşta dul mu galdın çağam?" diye cevap verir.

Kaynak: Çoşkun BOZKURT


Elazıspor'un ilk defa oynadığı ekstra polay-of maçlarını izlemek için Ankaraya gitmiştim. Şimdi Atatürk lisesi beden eğitimi öğretmeni Uğur İNCİOĞLU ile buluşup Elazığspor-Zeytinburnu yarı final maçını izlemek için Ankara 19 Mayıs stadının yolunu tutduk. Bende o dönem sigarayı bıraktığım için Uğur'a

-Uğur yedek sigara paketin varmı? diye sordum,o da

-Yok ama sigaram bana yeter. dedi, bende;

-Uğur sen en iyisi yanına yedek paket al nolur, nolmaz ben her ne kadar sigarayı bırakmışsam da maçın heyacanından bir iki tane,içebilirim. dedim.

Uğur da;

-Tamam yol güzergahındaki bir büfeden alırız. dedi.

Biz Uğurla beraber tutduk 19 Mayıs stadının yolunu. Fakat yolumuza hiç bir büfe denk gelmedi. Bizde sigara alamadan stada girdik. Ne varki maç başlar başlamaz ben hemen sigara yakmaya başladım. Maçın ilk yarısı bitmeden Uğur'un cebindeki sigarayı benim müthiş gayretim sonucu bitirdik. Başladık çevremizde bulunan hemşehrilerimizden sigara istemeye. Artık maçın normal süresi neredese bitti bitecek halen beklediğimiz gol gelmeyince, heyacandan olacak, tekrar sigara içme ihtiyacı hissedince, yanımda kulaklarımızın zarını yırtarcasına tezahürat yapan vatandaşı gözüme kestirdim ve vatandaştan iki sigara istedim biri bana biri de Uğur'a. ardındanda;

-Gardaş kusura bakma maçın heyacanından ard, arda sigara içtik sigaramız bitti onun için senden istik. Nede olsa hepimiz Elazığlıyız yabancı sayılmayız. Deyince hiç beklemediğim bir cevapla karşılaştım.

-Arkadaşım ben Elazığlı değilim

-Gardaş sen şim di Elazığlı delmisin?

-Yok ben Elazığlı değilim.

-Eyi güzel hoş da sen benden daha çoh tezavürat yapıp bağirisin?

-Evet senden çok Elazığspor'u destkiyorum ama vekaleten.

-O nasıl oli?

-Bak arkadaşım aynı yerde görev yaptığım arkadaşım Elazığlı; Onun nöbeti vardı. Nöbetini başka biriyle değiştiremyince kendisi gelemedi. Benide kendi yerine vekâleten gönderdi. Ben şimdi onun vekiliyim;

Deyince o kadar çok duygulandım ki anlatılacak gibi değil.

Olayı anlatan: Ekrem KATI


Olayı anlatan: Atik Kirve

Senesini bilmim gardaş. Anadın mı. Ahan o esgi Mısdo’nun masdar gulübüne başgan olduğu sene.

“Allah hayır vere. O yaşdan sona çağa çoluğnan ugraşdı. Anadın mı.

bende daha çağayım, çimento palukasında oyalanim. Eski Mısto gulüp başganlığıda olmasa başı bozuh gezi. Anadın mı.

hani biz gardaşuh da onun için sölim Allahıma.

Entepliler, mastar sporu çerpeşik oyniler diye Entep’e davet etmişler. Eski Mısto’da bunu fırsat bili anadın mı, ne gader hale hale oynıyan, sehnede emesse gilin gışşo gibi, guşşoluğ eden herif varsa topli. Bunları durun ki size sayam. Eski Mısto’nun yazdığı piyeste oynıyanlar:

Piyesin ismi: doğtorun asistanı (silo)

Seneryo: Eski mısto ( Herkes tani) Aynı zamanda doğtor soyha.

Oynıyanlar:

Asistan: Fışkı Tahsin

1. hasta: Gıllı Turan ( Aynen gıl yumağı herif)

2. hasta: Bahan bi lağap tahmamışlar, anadın mı.

Başizi agrıttım gurban olam. Sonu hoş ha.

Neyse anadın mı.

Haber verdim deyyüze.

Gelmedi meclise...

Nerede galmıştım haa, geride daha çok hasta var.

Hale, male oynıyanlar:

Esgi Mısto, onu tanısiz.

Baba Ferzan... Yahu nası tanımisiz.

Ahan hindi, o emeleleri, ırgatları topli, Alamanya’ya gönderi. Bele yakuşuhlu bi şahane anadınmı. Anadın mı. o işte.

Dayı Orhan, hindi o da payitağa muallim olmuş, burnu böyümüş. Şam tavuğu gibi gabari gukgulig Feti: Gara guru bi herif, göğsü gıllı, baba çıha her zaman o göğsünün tahtasını açıp gezerdi. Bi guşhana balla yenmez bi şe ha.. Fakat üreği çoh temiz.

Cin Alo: Maymağ bacağlı, poto boylu, guşhana gafalı, göğüş gözlü tanisiz del mi? Ha işte o. İzmir’de muallim.

Tosun Kemal: O da Han köylü. Ha bölgede çalışan gır Lütfü’nün gardaşı. Lütfü’de esgilerdendir ha.

Hani o Makbule bi esketek, canım felemekçe muallimi. Gır Lütfü, topal hocanın oğlu Fethi, Ali Hanağası, kel Fiko, eski Mısto hepsi o zamanın adamları, anadınmı.

Nese. Başızı ağrıttım. İtiz olam sonu hoş ha. Gırnatac Coro Yaşar, davulcu pala dayı vel hasıl o zamanda Eleziz’de ne gadar bele şele herif varsa hepsini toplamış. Ben eskinin feylini bilmez miyim. Neyse anadınmı. Eleziz’den yola revan olduh. Entepliler bizi çoğ hoş garşıladılar. Allah var hindi, heriflerin hakkı inkar edilemez.

Bizi gezdürdüler. Türküler, mayalar, garşılamalar, hoyratlar gırla gidi.

Otele gettük. Otelin adı da Yeşil Malatya. Bugün kü gibi aklımda. Anadın mı. hanı biz gardaşuhda, ondan sölim.

Entepliler bize “Yörüm, hele bele gideceyük, lehmacun yek” dediler. Eski’nin gözleri fal daşı gibi açıldı. “Küvre açlıhtan partım birbirine girdi, guruli” dedikten sonra Entepliler önde Eski Mısto onların arğasında hep beraber dedikleri yere gettük. Öğlen vahti bi sofra gurmuşlar. Anadınmı ordu doyar.

8-10 tene masayı birleştürmüşler, garşuluhlu iskembeleri atmışlar. Masaların üstünde üsküreler, yan tarafta böyük bi teşt lehmacun dolu, onun yanında da bi gazan ayran. Daha solda 4-5 tene irbig. Onları oraya ayah yolu için mi goymuşlar, ne üçün olduğunu bilmim. Anadın mı.

ahanda biz yemeğe giriştik. Bi ara eski Mısto’ya gözüm ilişti. Bahtım ki ne baham. Eskinin gözleri çanağlarından fışgırmış. arada bir bağıri; “Kürve sahan zahmet üsküreden ayran veresin da, Allahan gurban”. Ötekisi bağıri, “Yörüm hele bi baş soğan ver bahan, anan heyrine. Vula o küzeden buzlu suyu ver ha.”derken herkes çatlıyana gadar yedi. Yemekten gahtığ. Ahan bele bi genleştük, güldük, söleştük, gezdük. Ahşam oldu, otele geldük. Eski Mısto çağalara bi iki horatada bulundu, sertini yaptı. Ertesi gün maç var ulan, erken yatın deyip futbolcuları yatmağa yolladı.

Bizde iki lafın belini gırıp horata ettükten sona yattuğ. Gece yarısı gurçiklerimden partıma dorğu keskin bi sancınan uyandım. Hani biz gardaşuhda onun için sölim. Ne uyanam sancılanmışım. Fakat bu sancınan beraber odanın içini ağır bi goğu sarmış. Oda gapısını açtım ki ne açam. O lavanta oteli sarmış, otel gohi. O zamanlarda bele lüküs ayah yolu yoh. Oturasında bişeler edesin, suyu gendi gendine yıhıya yoh.

İbriğini elime ne alan sankim tanzim satış var da guyruğa girmişler. Ayah yolunun ögü eynen ele. Guyruğa bende ister istemez girdim.

İçerdeki herife ne laflar; “Çatladın mı vula çığda. Vula sen seni hava parası vermiş kiracımı zannettin. Altıma s.....m çabuğ ol da.”

Bu hengamede bi de ne görem Eski Mısto’da yanımda. Uzun paçalalı gopçalı, önden uçgurlu, beyaz bi tuman ayağında. İbriği elinde, rengi çaput gibi olmuş bahan; “Kürve sancıdan ölim” dedi. Anadınmı. Çocuklar müsaade etselerde içerdeki heriften sonra ben girem dedi. Derken bi gürültü.... bi gohu ortaya yayıldı. Çatlayasın Mısto. Mısto başan çıha sanki deşildi. Oranın lavantası da yetmimiş gibi üsdüne gülsuyu Mısto orayı bastırdı.

Ben burnumu tutarağ Mısto’ya döndüm; “Hadi sen içeri gir diyecektim ki eski Mısto gayet sakin, rahatlamış bi tavırnan; “Hacet galmadı kirve, vıriğ olmuştum altıma s.....m. "Gidem tumanımı değiştirem” dedi.

Arğasından bahtığımızda, o uzun dügmeli tumanın paçası şişmiş bembeyaz tuman renk garnitürüne dönmüştü.

Başa dön


DAMI LOĞLADI

Olayı anlatan: İrfan Altınok

Bizim evi bilen var, bilmeyen var. Ben her ihtimale garşı gine de tarif edem.

Bizim ev Hacı Ziya Beg Hamamının 7-8 gapı aşşağısında, esgi dabahhananın yuharısındadır. Ben (Ettar Fuatın oğlu) İrfan, benden sona da Hoşlunun oglu Eziz, ikimiz birden heç ayrılmayan iki guyruh. Aluça çalmaya, Pişto’nun bağına üzüm çalmaya, Dipsiz göle çimmeye hep birabar gidük.

Şimdi eger size geçmiş günlerden bi macerayı ahan bu horatalardan anladübülürsem valla çoh eyi bahan.

Güneş doğmuş, ortalıh ürüşen olmuşdu. Babamdan esgi odun meydanına getdik. Gavurma içün bi tene tiştir, bi tenede çepüç alduh. Ama zayıf olduğu içün aynen gıdik. Bu gıllikli heyvanları eve götürdük. Zaza Keko kesdi. O gün gavurma var diye çelik çubuh, çahmah attımdan, aşuh oynamaya getmedük. Babam bahan deyi ki; “Ula tuvah meliği, bögün it otarmahdan gurtuldun.”

Anam gavurma teşdinden, egişini çıhardı, etleri köcde gırduh. Bi yandan da suyun gızması içün beroşada su goyduh.

Horatayı uzatmıyah. Gavurma bişdi. Vakıtda hama hama ahşam. Yorgunluhdan da yuhumuz geldi. Ayamlar savumadığı üçün damda yatduh.

O günde bibimden diyezem bizdelerdi. Bibimin yatağını çahşamış bi köşgün üsdüne hazırladılar. Bende arhası pege bahan bi meregin damında yatim. Ayahcahdan dama çıhdım. Meregin cisirleri çürük olduğundan ayağımı basunca çedene gibi çıt çıt çıtıli. Döşege eynen bi meyit gibi uzandım. Yuhluyacam, pisikler bırahmi, gırnava gelmiş bagiriler. “Pişt pişt garnagissi gızıl gurt.”

Vakit yassı oldu. Allah’ına gurban, rahmetlik müezzin Cövdet’de ele bi ezan ohuki artuh başladim tapiklemeye. Birezde ben yırladım, sonadan yuhlamışım. Guşluh mehli sarhoş gibi merişe merişe uyandım.

Bögün de Eziz gilde garılara mevlüt ohunacahdı. Benden, Eziz şeker isdemek üçün Eziz gile getdük. Anası “Garnağıssi gottik yeyin” deyip bizi enseledi. Bizde hayıf almah üçün bi şeytanlıh düşündük. En sonunda ahlımıza geldi. Babam yeni bi loğdur ağacı yapdurmuşdu. Onu musandaranın üstünden alduh. Eyvana ayahcağı gurup dama çıhduh. Mevlüdün de essalatu vessalat hoca ohidi. Hama loğa loğdur ağacını bağladuh anadın mı, gopa gopa damın bi başında öbür başına hışımdan çektük. Valla degme zelzele bu gadar olmazdı. Aşşagidan sesler gelmeye başladı.

Yetişin Ümmet-i Muhammet, yer oyni. Cisirler yerinde gopi. Hele gakko o garıları bi göresiz şekeri sepe sepe ele bi gaçiler ki biz heman aşağı yendük. Şekerleri enterimizin eteğine doldurduh. Firroş gapıya. O zaman çağaduh diye enteri geyidük.

Sonunda anam ve diğer gomşular loğ çekdügümüzü annadılar. Anam başladı bize gariş vermeye; “E oğul, oğul, tike olasın. İki gözün emme ola, avucuma gele.” Valla biz dama gaçduh. Ele bi şekerlerü agzımıza tihidük ki.

Kürsü Başı Dergisi

Başa dön

ESGİDENDİ O “CACUH VAR PİLAV VAR

Gençlik kulübünün Mastarsporla yaptığı mahalli lig maçında bizim takımın sağbeki olan Turgut arkadaşımızın rakip oyuncuya biraz sert müdahalesi oldu. hakem faul düdüğünü çaldıktan sonra Turgut arkadaşımızı uyarmak için yanına koştu. Aralarında konuşmalar geçti. Hakem İhsan bey bu konuşmadan sonra takım kaptanı olmam münasebetiyle beni yanına çağırdı:

“Kaptan senin bu oyuncu acayip bir şekilde konuşuyor. Sert oynama diye uyardım. Bana, “Cacuh var, pilav var” diye cevap verdi.”

Arkadaşlarla beraber Turgut’un oyuna konsantre olduktan sonra pas istediği zaman arkadaşlarina:

“Pas ver.. Cacuh var, pilav var... diye hitap ettiğini ve bunu irade dışı yaptığını hakeme zor anlatabildik.

Hikmet KIDOĞLU - Çaydaçıra-Ekim- 1987


footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner
footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner


www.elaziz.net -  Elazığ ili Güncel WEB Sitesi - Hızlı Menü Seçimi - Sık Kullanılanlara Ekle

| Haberler | Elazığspor | Gakkoşistan | Fıkralarımız | P.H.Defteri | Geleneklerimiz | Şehir Rehberi | Resimlerimiz | İlçelerimiz | Tarihimiz | Musikimiz ! | Türkülerimiz | Efsanelerimiz | Camilerimiz
|
Resmi Bilgiler | Sanayimiz| Turizm Kaplıca | Yerel Kültür | Yerel Folklor | Yerel Mutfak | Yerel Müzik | Yerel Lehçemiz | Yerel MP3 | Şiirlerimiz | Basılı Yayınlar | Ö.Telefonlar | Özel Duyurular
|
1999 Güneş Tutulması | Derneklerimiz | E.Tüketici Derneği | Depremler | E. Basın List | Siyaset | Röportajlar | Uçak Seferleri | Anılarınız | Linkler | Kültür ve Sanat | Nöbetçi Eczane
| Elazığ Forumlar | Yazarlar | A.Dosyaları | Gakgoşistan | Elazığ Mail Listesi | E-Ticaret | Fıkralarımız | Polisin Hatıra Defteri | Gül Güldür Düşündür |