Aziz Şehir Elazığ'a Hoş Geldiniz

footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner
elazigfikralari1.gif (5157 bytes)

Bölüm 3

 Ana Sayfa    Menü Seçimi    Elazığ Fıkraları << Geri Dön

1. Bölüm2. Bölüm3. Bölüm4. Bölüm5. BölümKarışık FıkralarFıkra Ana SayfaSözlük

40 - 41 - 42 - 43 - 44 - 45 - 46  47 - 48 - 49 - 50 - 51 - 52 - 53 - 54

 

ERMENİ OLMUŞ

Orucun yiyilmesinin yasak olduğu bir dönemde, Harput ta iki müslüman genç, orucunu yerlerken yakalanır ve kadıya götürülürler.

Gençlerden biri, Kadı'nın karşısında hüngür hüngür ağlarken diğeri hiç oralı olmaz. Kadı ağlayan gence sorar:

" Oğlum senin adın ne? "

" Ahmet "

" Baban adı ne? "

" Mehmet "

" Anan adı ne? "

" Ayşe "

Kadı aldığı cevaplardan dolayı çok kızar. Müslüman bir ailenin çocuğunun oruç tutmaması büyük bir suç olduğu için çocuğu ölüm cezasına çarptırır.

Sıra oralı olmayan gence gelir. Aynı sorular ona da sorulur.

Genç adının "Salamon" babasının adının "Agop" annesinin adının da "Mariya" olduğunu söyler.

Kadı bakar ki bu Müslüman değil, yapılacak birşey yok. Mecburen af eder. Tam bu sırada, bizim sözde Ermeni genç, Kadıya:

" Kadı efendi bu benim arkadaşımdır. Bunu ben kandırdım. Şimdi ben Müslüman olursam, bu arkadaşımı benim için bağışlarmısın?"

Kadı biraz düşünür ve kabul eder Af olunan gençler, yolda yürürken bizim sözde Ermeni, öbürüne;

" Bak oğlum Müslümandım, Ermeni oldum kendimi gurtardım. Birdaha Müslüman oldum seni gurtardım."


Kaynak : Akın İZAT

Başa dön


GECEMİ ÖLDÜ?

İmam olmadığı halde kendisini imam olarak tanıtan bir adamın, cenaze namazı kıldırması gerekir. İmam,namaza durulmadan önce, cemaate sorar:

" Ölen iyi biri miydi? Nasıl Bilirsiniz?"

Cemaat hep bir ağızdan:

" İyi biriydi "

İmam:

" Öyleyse er kişi niyetine "

Diye niyet eder, ve tekbirini alır.

Hoca az sonra Rükû'ya gider. Cenaze namazının nasıl kılındığını bilen bir adam, hocayı ikaz eder.

" Hoca cenaze namazında Rükû olmaz " der.

Hoca ne yapsın. Ne yapacağını bilmez ama, aniden aklına bir cinlik gelir. Cemaata sorar:

" Ey cemaat, ölen adam gece mi öldü, gündüz mü öldü ? "

Cemaat hep bir ağızdan:

" Gece "

Hoca da:

" Öyleyse doğru. Gece ölenlerin namazı böyle kılınır." der ve işi kurtarır.


Kaynak : Akın İZAT

Başa dön

HOCADAN DAHA EYİ Mİ BİLİSİN

Gencin biri annesini sırtlamış, Hicaz'a götürmektedir. Yolda hocanın biri genci görür ve sorar:

" Sen bunu nereye götirisin ? "

Genç cevap verir:

" Hacca götirim "

Hoca gence:

" Oğlum sen ananı Hacca götüreceğine ever."

Oğlan yine "mırın gırın" ederken annesi hocanın söylediklerini duymuş olacak ki oğluna;

" Oğlum sen hocadan daha eyimi bilisin?"

Kaynak : Akın İZAT

Başa dön

İSMAİL ASKERDE

Kaymakam bir gün ilçeye bağlı olan köylerden birine gider ve halkı toplar. İnceleme yapıp rapor tutacaktır. Yalnız kaymakamlığın vermiş olduğu o ulaşılmaz havayı köylüye yansıtmamak için köylülerle sohbette bulunur. Köylülerden birine:

“İsm-i aliniz” diye sorar. Tesadüf bu ya köylünün İsmail adında bir asker oğlu varmış. Baba hayretler içinde:

“İsmailim askerde, iki aya kadar gelecek” der.


Kaynak : Akın İZAT

Başa dön

İZİN

Baskile yeni atanan kaymakam yeni görev yerinde göreve başlar. Odasında otururken akıldan biraz nasipsiz olan odacısı Abdullah kapıyı garip bir şekilde çalarak içeri girer. Kaymakama yaklaşır ve yan durarak omuzunun üzerinden konuşmaya başlar:

“Kaymakam bey!”

“Efendim”

“Ben deyim ki bi şehre gidem, sen ne deyisin?”

Kaymakam, Abdullahın anlaşılmaz tavrına karşılık:

“Efendim, Abdullah sen ne demek istiyorsun?”

“Yani ben deyim ki bugün öğlenden sona bele bi şehere dorğu gidem, sen ne deyisin?”

Kaymakam sakince:

“Gidebilirsin Abdullah(Sitem ederek), yani Abdullah sen bunu bana niye soruyorsun ki!..”

Abdullah:

“Yani dedik baba bi müsaade alah.”

“Git git.”

Abdullah tam kapıdan çıkarken kaymakam:

“Nereye gidiyorsun hayvan herif, otur oturduğun yerde. Böyle izin alınır mı? çık dışarı.”

Abdullah ne olduğunu anlamadan söylene söylene dışarı çıkar ve arkadaşlarına:

“Valla baba çattık belaya. Bu yeni kaymakamdan işimiz çoh. Teho deyik ki bi şehere gidek, adam gibi gidik izin isdik, izin de vermi.”

Kaynak : Akın İZAT

Başa dön

KATIR AYAĞIMA BASİ

Birbiriyle geçinemeyen iki kişi mahkemelik olurlar. Mahkemede davaya bakacak olan hakim rüşvet yemektedir. Bunu haber alan davalılar, hemen hakimi satın almaya çalışırlar.

Biri hakime iyi kalite bir halı hediye eder. Diğeri ise bir katır hediye eder. O zaman katırın değeri epeyi fazla. Birbirlerinden habersiz rüşvet veren davalılar, davayı kazanacaklarından emin bir şekilde mahkemeye giderler.

Davalılardan halı veren, hakime:

“Hakim bey halımızı bilisin yani. Halımız ortada”

birkaç tekrardan sonra, hakim de halı veren davalıya:

“Yav tamam halınızı anladık anlamasına, ama katır ayağıma basi.” der.


Kaynak : Akın İZAT

Başa dön

ÖLÜLERİZİ İYİCE ÖLMEDEN GETİRMEYİN

Köyün birine yeni bir imam gelir. aradan epeyi zaman geçer. Köy halkı imamın her şeyinden memnundur. Fakat imam ölüleri çok çabuk yıkamaktadır. Öyle ki on dakika içinde ölüyü yıkayıp kefenledikten sonra defnediyor.

Köy halkı imamın ölüleri nasıl yıkadığını öğrenmek için bir gönüllü bulup ölü diye imama götürürler. İmam cenazeyi içeri alır.

Aradan epeyi zaman geçer. Köy halkı:

“İmamın günahını aldık, adam bu sefer ölüyü iyi yıkıyor” derler. Ama içten içe de merak içindedirler.

Derken imam kan ter içinde çıkar ve köylüye:

“Kardeşim bundan sonra ölüleriz iyice ölsün, ondan sonra getirin. Bana iş çıkartmayın. Tam öldürene kadar canım çıktı.”


Kaynak : Akın İZAT

Başa dön

SAKİNE

Hocanın biri vaaz verirken, cennetten ve hurilerden dem vurmaya başlar:

" Değerli kardeşlerim, ey müslümanlar eğer dini vecibelerinizi yerine getirirseniz, size öbür dünyada kırk tane huri verilecektir."

Tesadüf oya, hocanın bacısına abayı yakan Güllabi adlı biri de cemaatin arasında vaazı dinlemektedir. Hocanın söylediklerini duyunca herkesin içinde fırlayıp hocaya :

" Hoca, bu dünyada bana bacın Sakine'yi ver, bende bütün cemaatin huzurunda öbür dünyadaki kırk huri hakkımı sana devredeyim."

Kaynak : Akın İZAT

Başa dön

SEN NİYE GELMİSİN?

Elazığ akıl hastanesinde görevli olan başhekim Mutamet bey işlerinin yoğunluğu dolayısıyla dinlenmeye pek vakit bulamamaktadır. Başhekim Mutamet beyin evi yeni yapılmış olan İzzet paşa caminin yakınındadır. Caminin müezzini ise sesi çok güzel olan Bülbül Ali'dir. Bu sebeple ezanları hep o okur.

Başhekim Mutemet bey, ezan seslerinden rahatsız olduğu için bir gün kapıcısını çağırıp:

“Oğlum, gidip şu caminin müezzinini çağırsana” der.

Kapıcı çağırır, ama müezzinin geleceği yok. Birkaç defa çağırdıktan sonra, müezzin Mütemet beyin kapısına gelir ve içeri girer. Doktor Mütemet bey

“Kimsin sen?”

“Ben çağırdığın müezzinim.”

Doktor Mutemet heyecanla:

“Müezzin sen misin?”

“Evet doktor bey.”

Başhekim kızarak:

“Ülen oğlum, kaç gündür seni çağırim, niye gelmisin? Ben bi başhekimim, herkes benden gorhi.”

Müezzin hemen lafa girerek:

“Hop hop doktor bey, ben seni günde beş vakit çagirim, sen niye gel misin?”

Aldığı cevaptan dolayı doktor, müezzinin haklı olduğuna kanaat getirir ve günde beş defa camiye gider.


Kaynak : Fethi Ahmet DENİZ

Başa dön

VEYY ULA BİZİM GELİL HE

Olayı anlatan: Aydoğdu İlter

Hele acele etmeyin, hassa sabredinki anladam. Çoğ esgi bi günün hatırası. Sene sanimki 1952 falan. Aha şimdi üniversitenin Patrona Halil hamamının yerindeki inşaatının yapıldığı yerde rahmetli Kemal Şedele’lerin gahvesi vardı. Biz bütün Elazizliler orada toplanır, horata ederdik.

Gene bi ağşam dört beş Elezizli oturmuş gonuşidik. Hepimizi tanırsız sayam: Haşim Küçükel, Hasan Hanağası, Mehmet Kuran, Haydar Özdemir ve ben Aydoğdu İlter, sahat ta üç falan. Möhebbetin goyu yerinde selamünaleyküm diye köylü gıyafetinde birisi yanımıza geldi. “Aleyküm selam gardaş buyur” dedük.

Sonra aramızda şöyle bi gonuşma geçti:

-Ben Kamil’i arim.

Rasim Küçükel:

-Hangi Kamil gakgom.

-Bizim kövlü Kamil'i, tanımisiz?

Hasan Hanağası:

-Kamil Arar mı?

-He he. Kamil Arar... Yoğ mu?

Rasim Küçükel;

-Gardaş bizim Kamil’i arisen daha derste, bi saat sonra gelür, otur bi çay iç hele...

-Yoh sağ olasız. İşim var gendisine Gelil aradı deyin. O anlar, aynı kövdenük. Gelil deyin yeter, eyvallah.

-Güle güle.

Neyse bi sahat sonra Kamil Arar geldi. Selam sabah... Kamil dedim. Biraz evvel kövlün geldi, seni sordu, gene gelecek.

-Kimmiş?

-Adı Halilmiş.

-Halil, Halil, tanımim.

Hasan Hanağası:

-Ula nasıl tanımisin, eyni kövdenmişsiz. Duvar gonşusumuşsuz.

-Yoğ, valla tanımim.

Bunun üzerine gendisini tarif ettük. Kamil tanımim diye tutturdu. Bizde unuttuğ lafa dalduh. Aradan yarım saat geçti., geçmedi. Hepimiz birden Kamil’e döndük.

Kamil:

-Veyy, Gelil be...

-Bizim Gelil yahu, e şimdi nerde? Demezmi....

Sağ olası Kamil küvre, Halil’i tanımamıştı, ama Gelil deyince valla uyanmıştı.

Kaynak : Kürsübaşı Dergisi

Başa dön

ÖMER İLE GÜLSÜM

Harputlu Ömer diye bir delikanlı, Gülsüm diye kara gözlü, kara saçlı bir kıza aşık olmuş. Olmuş ama kız Ömer’in aşkını anlamaz. Ne zaman Ömer’i görse güler geçermiş. Gülsüm hergün su kaplarını, güğümlerini taşıyan sakayla birlikte üç lüleli çeşmenin önüne gelir, güğümler dolana kadar çeşmenin önünde beklermiş.

Ömer de, Gülsüm’ü çeşmenin yakınındaki kahvede bekler, Gülsüm’ün çeşmeye dogru gittiğini görünce hemen kahveden fırlar, çeşmeye doğru koşarmış. Çeşmenin önüne gelince;

“Gız Gülsüm, sahan yanim” diye söylenip dururmuş. Gülsüm de naz ile cilveyi karıştırıp omuz silkerek;

“Yanisen yan” dermiş. Ömer’in her gün kahveden Gülsüm için fırlayıp “Gız Gülsüm, sahan yanim” demesini fırsat bilen Ömer’in arkadaşları ona bir oyun oynamaya karar vermişler. Ömer yine kahvede ve Gülsüm’ü beklerken. Arkadaşları Ömer’in yanına yaklaşıp, Ömer’i konuşmaya tutarak, bir yandan da ceketinin cebine mangaldan çekip aldıkları iki kor ateşi koyarlar. Bu sırada Gülsüm nazlı ve cilveli bir tavırla çeşmeye doğru gider ve Ömer’de ardından. Ömer bir nefeste çeşme başına gelerek her günkü sözünü tekrarlar:

“Gız Gülsüm, ben sahan yanim” der. gülsüm yan gözle Ömer’e bakar ve gözlerine inanamaz. Çünkü Ömer için için yanmaktadır. Yan cebinden duman tütmektedir. Tütmektedir ya Ömer’de her şeyden habersiz, yine ezberini söyler:

“Gız Gülsüm, ben sahan yanim”.

Gülsüm:

“He ulan he yanisin”

Ömer:

“E gız ben her zaman deyim, inanmisin, gız vallaha ben sahan yanim”.

Gülsüm için için tutuşan Ömer’e:

“Ulan deli oğlan, sen essahtan yanisin”

Ömer yine kendinden habersiz:

“E gız ya ne ya, ben essah deyim”.

Artık Gülsüm dayanamaz, alır bir sitil suyu, boşaltır Ömer’in başından aşağıya. Ömer bu suyla kendine gelir. Ve böylece ateşli bir aşk daha son bulur.

Kaynak: Harput Posta Gazetesi Murat KUŞCUBAŞI

Başa dön

USDA GIMİLİ HAA!

Olayı anlatan: Fırat KOLOĞLU

Tahsin Özyüksel in yani Silo'nun av meraklısı oldugunu bilen ve Sanat Okulu’nda iken yanında çalışan Abdinur ava merak salar ve Silo’ya:

-Usta, beni de birgün ava giderken götür, ben de göreyim,

-Bu Pazar gün ağarmadan saat 4.00’de bizim eve gel, gidelim, "

Anlaştklari Pazar günü Silo ve av arkadaşı erkenden Silo’nun motosikleti ile ördek avı için Gölcük’e doğru yola çıkarlar. Gölün sivrice tarafındaki sazlık ve bataklık kıyıya gelince motordan iner ve kayaların arasında kendilerine bir yer seçerler. Silo avını rahatça görebilecek ve saklanabilecek bir kayaya yerleşir. Arkadaşı da Silo’nun talimatına uyarak karanlıkta kayalar arasında el yordamı ile bir yer hazırlar ve sessizce beklemeye başlar. Henüz ördekler sazlığa gelmemişlerdir. Ava ilk defa gelen arkadaşına Silo:

-Sakın yerinden kımıldama, sesini de çıkarma. Ben tüfeği ateşleyene kadar öylece bekle. Ördekler ürküp kaçarlarsa akşamdan önce tekrar buraya gelmezler. Beklememizde boşa gider. Eğer sesini çıkarırsan seni vururum,diye arkadaşına sert ve kesin bir direktif verir.

Ne de olsa Silo Sanat Okulunun tesviye atölyesinde hoca, av arkadaşı da onun yardımcısı ve talebesidir. Ayrıca Silo biraz cinlidir, kızdı mı yapar dediğini.

Mevsim İlkbahardır, havalar iyice ısınmaya, yılanlarda yavaş yavaş uyanmaya başlamışlardır. Ördekler yavaş yavaş sazlığa inmeye başlarlar. Silo sazlığın iyice ördeklerle dolmasını beklemektedir. Tam bu sırada Silo’nun arkadaşı Abdinur fısıltı ile:

-Usda gımıli ha!

Diye Silo’ya seslenince, tetikte avını bekleyen Silo:

-Sus ulan, bir daha konuşursan...

Abdinur’u susturur. Üç saattir tetikte bekleyen Silo gene ördeklerin gelmesini beklemeye başlar. Aradan yarım saat geçer. Abdinur bir daha Silo’ya yalvarırcasına:

-Usda eyice gımili haa!

Diye fısıldayınca Silo:

-Ulan benim gözüm kör mü? Ben de görim, kes sesin,

Hava yavaş yavaş agarmaya başlar, ördekler toplanınca Silo ördek topluluğunun tam ortasına dogru ateş eder etmez, arkadaşı da elinde bir metre uzunluğunda kara bir yılanla yerinden fırlayarak, yılanı şiddetli bir şekilde yere vurarak yılanın belini kırar. Silo yılanı görünce şaşırır kalır.

Mesele şudur: Abdinur karanlıkta yerleştigi yerde üstüne oturduğu kayanın biraz altında yumuşak ve oynayan bir yılan olduğunu fark edince Silo’ya “Usda gimili haa!” diye haber vermiş. Fakat Silo bağırıp tehdit edince üstüne oturduğu ve bacaklarının arasında kafasını çıkaran yılanın başını altında sıkıca tutarak sıkıp, öylece beklemekteymiş. Silo ördeklere ateş edinceye kadar Abdinur’da korkudan yılanı sıka sıka en az bir saat, bir tarafta silah bir tarafta da yılan tehlikesiyle korkulu dakikalar geçirmiş.

Silo ise o gımili dediğinde gelip giden ördekler için gımili dediğini sanıp ona bağırıp susturuyormuş.

Kaynak: Kürsü Başı Dergisi

Başa dön

BİTLİS MACERASI

Olayı anlatan: Kolo Yusuf (Yusuf Eroğlu)

Mastarspor’da 1966-67 yılları arasında Kolo Yusuf olarak oynadım. Epeyi hatıramız oldu. Bu yıllar arasında Mastarın, Elazığ futbolunda ve Doğu Anadolu’daki başarısını elli yaşın üzerindekiler iyi bilir. Berber Fetiler, Saymay Kaanlar, Mustafa Özerhan, Salih Özdemir, Lakkaş Hıdır, Rahmetlik Mehmet Erdem vb. renkli idarecilerle hemdem olduk. Bu günler hem başarı, hem gırgır doludur.

Müsaade edersez aklıma geldükçe size annadacam. Yalavuz abelerimiz gusura galmasınlar. Bilhassa Lillo Metin, Çetin Abe, Fıs Tayyar, rahmetlik Saim Abe, Aydın Karakaş, Pala Ahmet, Şorikli Hıdır, Yüksel Abe vb. Biz onların çırağı bile olamazuh.

Şimdi size Mastarspor’un, Bitlis Güzelderespor ile Bitlis’te yaptığı maçı annadacam. Hem top oynayacayuh, hem de bi gece düzenleyeceyük. 7500 liraya anlaştuh. Gece düzenleyecek ekip önceden yola düştü. Biz sporcularda sonadan otibisnen yola çıhtuh. O vakıtlar bele mersedes, maraton gibi otibisler yoh, tosbağa gibin bi otibis. Herhal markası mercuri, boyası moyası galmamış, hıldır hış bişe. Bi de üzerine “enseleme yetişemessin” yazmışlar. Eviz yıhıla yolda epeyim su gaynattı. Su goya goya gidük, Allah veresiye. Gafilemizin en renkli simasi Nuri Kazancı. Nuri baba (rahmetlik) Elazığ’da tanımayan yoh. İdareci, futbol ajanı, aslen de Bitlisli gendisi. Hemi de Bitlislileri tani diye o da biznen geldi. Neyse yatsı mehli Bitlis’e gavuştuh. Bizim ekip o sırada sahnede. Bizi bi otele götürdüler. Yerleştirme yapıldı, on iki gişi bu otelde galacah. Nuri Babanın yanı boş galdı, odalar da iki gişilik. Biri Nuri Babanan galacah, öbürleri diger otele gidecek. Ortada bi sessüzlük, heç kimse ses çıharmaya yanaşmi. Malum, rahmetligin adı çıhmış. Kâzim Hoca

-Vula biriz Nuri Babanan galın, gan mı tuttu sizi, niye sesiz çih mi? dedi. Heç kimse oralı olmi. Ben galacam, gendime güvenim ama takım gaptanıyım. Öbür otele de gidecem, arhadaşları yetiştirecem. Neyse birden Büyük Yavuz gendini feda etti.

-Ben galırım gaptan dedi.

Demesinnen birabar millet makaraları goyverdi. Nuri Babada güli. Gulağıma egildi;

-Yav Yusuf Beg gardaşım, herkes de bennen yatmaya gorhi. Dedi.

Ben de;

-Nuri Baba evin yıhılmaya sen de şılombu patladimişsin. Dedim. Yavuz hocaya:

-Allah rahatlık versin, gendine mukayyet ol dedük, çıhtıh. Nuri Baba rahmet istedi.( Allah rahmet etsin)

Devrüsü gün oldu, maça çıhacayuh, stat dedügüme bahmayın, bi tepenin gıkgiliginde bi tump. Herşe hazır. İdareciler parayı alah, ele çıhah dediler. O zamanın idarecileri uyanıh, hepsi anasının gözü. Lakin Bitlisliler 5000 lira verürük deyiler. Halbuki 7500’e anlaşmışdıh. Adamlara yalvarük;

-Yav itiz olam, ...zu tökem, yedibin beş yüze anlaşmadıhmı? Niye vermisiz paramızı? Paramızı vermezsez bizde sahaya çıhmik. Deyince bi idareci;

-Yav gardaşım her şe eyi güzeldi de, ahşam gecede dömbek yohtu. Dedi.

Vay Allah heyrizi vere, bi dömbek için 2500 lira kesilir mi? ( O zaman dömbeğin fiyatı 50 liraydı.)...


Kaynak: Harput Posta Gazetesi

Başa dön

ELAZIĞ SEYAHATİ

Olayı anlatan: Eczacı Haluk Öktem

1969 yılında İstanbul’dan Türk Folklor Kurumu bünyesindeki ekiplerle Harput Festivali için Elazığ’a gelmiştik. Kafilede Suha Alper (Başkan), ben, Gültekin Öziş, Tekin Tatar gibi dört Elazığlı gerisi kızlı erkekli her şehirden, her meslekten arkadaşlar vardı.

Festivalleri halka duyurmak için rengarenk elbiselerle yollarda defile denen yürüyüşler yapılır, zaman, zaman durup bir yörenin oyunları oynanırdı.

Ekibimizde Elazığ, Kars, Silifke, Karadeniz, Bitlis, Gaziantep, Erzurum gibi birkaç bölgede vardı. 35-40 kişilik bir gruptuk. O akşam Elazığ Kapalı Spor Salonunda gösterimiz var. Üç gece üç gündüz dört matine yaptık. Yalnız ben birden oyun bozanlık ettim. Her ekibin kıyafetini giymiş en az üç kişi lazımdı. Suha Alper başkan olduğu için organize işleri ile meşguldü. Bu durumda ben, Gültekin Öziş, tekin Tatar Elazığ kostümü giyip yolda yürüyecektik. "Ben yürümem, burada herkes beni tanır. Sonra köçeğe bak, çoktandır ortada yoktu, demek oyuncu olmuş diyecekler."dedim. Ders durumları da hani o kadar iyi değil. Her gün bir yerde oynuyoruz. Okula giden yok. Zaten Elazığ’dan döndükten sonra bir aylığına Fransa’ya gittik.

Ben yürümem deyince İstanbullu çocuklar bunda bir iş var deyip biz de yürümeyiz dediler. Suha Alper yarı sert yarı yalvarır beni ikna etmeye çalışıyordu. Neyse baktım millet bana ters ters bakıyor, “Peki yürürüm, ama en arkada” dedim. İçimden de “İnşallah beni kimse tanımaz” diye dua etmeye başladım. O zaman yaş yirmi üç. Bıyık var, şalvar da pek yakışmış. En arkada olmak üzere Gültekin ve Tekin’le yürüyüş kolunda yer aldık.

Önümüzde kızlı erkekli Antep, daha önde Kars ekibi vs. gidiyordu. Müzikle yola koyulduk. Yanımız yöremiz kalabalık oldu. Onlar bizi yanlarda ve arkada takip ediyorlardı. Derken 16-17 yaşlarında bir genç delikanlı yanıma yaklaştı; “Abi sen Elazığlı mısın?” dedi. Ben de “Evet” dedim. Demek hareketlerimizi samimi görüp beni de gözüne Elazığlı bir tip diye kestiren çocuk gayet rahatça “Vay be, senin Allahan gurban. Ötekilerin hepsine yes” dedi.Doğrusu önce ne demek istediğini anlayamadım. Sonra yorum yaptım. Küçükken mahalle aralarında birbirimize taş atıp bu oyunu “Yes yese gidiyoruz” derdik. Çocuk Elazığ’ı ve kıyafetini ne kadar seviyordu ki beni tecrit edip, diğerlerini “Yes” kelimesiyle taşlıyordu...


Kaynak: Kürsü Başı Dergisi


Başa dön

OĞULDAN ANAYA MEKTUP

Canım anıkom,

Geçen sene gönderdiğin o gıymetli mektubu aldım. Ohudum, ohurken gözlerim yaşardı. Sizlerden uzağa, dişizden dırnağızdan arturup gönderdügüz paranan geçinmek beni çoh üzi. Ama nedem sizlere bi an evvel gavuşam diye gece günüz ders çalışim. Ahan buradaki profesörler ele para canlısı ki, gızlarının ne şırfıntı olduğunu geçen mekdubumda yazmıştım.

Gızlarına yüz vermedim diye çalışim çalışim ama garez edi, sınıf geçirmiler. İnşallah bu sefer geçerim. Gız bi tene başga çocuh buldu, ondan evlenecekler, bende gurtilim.

Canım anıkom, o Ayahcahcıların oğlu Memed’in dedüklerine inanmayın. Benim ders çalışmaduğumu her gün gahvede olduğumu, gızlarnan gezdügümü size sölemiş. İnanmayın, iftira edi.

O gün mektebe gididim, yağmur yağmaya başladı. Bahdım ıslanıp su itine dönecem, hemen bizim Elazığlıların gahvesine girdim. Arhadaşlar da ordadılar. Boş duracağan bi el oyun çevirek dediler. Bende dayanamadım, belki gazanırım da bu ay ki borcumu öderim dedim. İşte oyuna yeni başlamıştım ki size haber yetüştüren boşboğaz oğlu Memed geldi. Yanıma oturdu. Bilürsün ne gader uğursuz milletdür onlar. Hemen şansım gaçtı. Cepteki parayı da verdim gahdım.

Yohsa onun dedügü gibi her gün gahveye getmim. Zaten o da her gün gahveye gelmi ki beni göre. İşte nasıl oldusa bi defa uğradı, hem şansımı bozdu, hem de size laf yetüştürdü.

Yohsa dersden gözümü açamim. Nerde galdı ki gahveye gidem. Bi de mektubunda Sibel adında bi gızdan bahsedisin. Anam eğer sen sevisen ben de severim. Ama gine de bahan bi foturafını gönderin de bi sufatını görem.

Canım anıkom, senin o içli küftene, daş ekmeğine, ağulu muhaşerli erişte çorbana, hele anamaşına ele hasretim ki. Bu sene geldügümde teker teker bişür ki hasretim gide. Ben burda guru fasulye, nohut, mercimek çorbası, bi de makarna ye ye canım çıhi.

Arada bi kebap yem deyim, o da ev kirasını verdükten sona bahan yarım ekmek parası bile galmi. Ahan bu Elazığ’ın yurdu uzadı da uzadı. Neyse bu sene açılimiş deyiler. Ev kiraları da çoh bahallı.

Canım anıkom, seni üzmemek içün çektigim sıhıntıları mekdubumda yazmim. Babamın gönderdigi parayı hemen ev kirasınnan borcuma verdim. Param galmadı anam, sen babama söleki bahan beş-on milyon para göndere. Ben babamdan utanim isteyemim, sen babamı zorla biraz.

Anıkom, senin, babamın, emmimin, bibimin, ezemin ellerinden hasretle öper, dayımın oğlu Hasan’a ve emim oğlu Ali’ye mahsus selam eder, ayrıca mahlede beni soran, mekdubu ohurken yanızda olan bilcümle tanuduh ve gomşulara, ayrıca akrabalara selam edip, böyüklerin ellerinden, güçüklerin gözlerinden öperim.

Mekdubuma son verürken tekrar senin ve babamın ellerizden öperim. Acele bahan para postalayın. Durumum çoğ kötü. Alişam çamuruna batmış camuz gibi borca batmışım. Bu borçlar yüzünden düşinim, heç ohuduğum ahlıma girmi.

Parayı havalenen gönderin ki çabuh elime geçe. Gözüm yolda beklim.

Oğlun

Kaynak: Harput Posta Gazetesi


footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner
footer top left corner  footer top right corner
footer bottom left corner  footer bottom right corner


www.elaziz.net -  Elazığ ili Güncel WEB Sitesi - Hızlı Menü Seçimi - Sık Kullanılanlara Ekle

| Haberler | Elazığspor | Gakkoşistan | Fıkralarımız | P.H.Defteri | Geleneklerimiz | Şehir Rehberi | Resimlerimiz | İlçelerimiz | Tarihimiz | Musikimiz ! | Türkülerimiz | Efsanelerimiz | Camilerimiz
|
Resmi Bilgiler | Sanayimiz| Turizm Kaplıca | Yerel Kültür | Yerel Folklor | Yerel Mutfak | Yerel Müzik | Yerel Lehçemiz | Yerel MP3 | Şiirlerimiz | Basılı Yayınlar | Ö.Telefonlar | Özel Duyurular
|
1999 Güneş Tutulması | Derneklerimiz | E.Tüketici Derneği | Depremler | E. Basın List | Siyaset | Röportajlar | Uçak Seferleri | Anılarınız | Linkler | Kültür ve Sanat | Nöbetçi Eczane
| Elazığ Forumlar | Yazarlar | A.Dosyaları | Gakgoşistan | Elazığ Mail Listesi | E-Ticaret | Fıkralarımız | Polisin Hatıra Defteri | Gül Güldür Düşündür |