“Baba hoca anamı rahatsız
edi.”der.
Baba da:
“Oğlum Allah Kerim, o hoca elbet ettiğini bulur.”
der.
Çocuk her dediğinde, baba ise hep aynı cevabı
verir. Çocuk bakar ki bu işin olacağı yok. Bir gün hoca ezan okurken, minarenin
merdivenlerine leblebi dizer. Hoca ezanı okur ve aşağı inerken leblebilere basar ve
ayağı kayıp ölür.
Baba haberi duyunca:
“Oğlum bak sana demedim mi ettiğini bulur diye. Bak
ayağı kaydı, düşüp öldü.”
Çocuk da:
“Valla baba bu iş sana kalsaydı, daha çok
Allah’a havale ederdin. Ben işi hallettim.”der.
Kaynak kişi : Akın İZAT
Askerin biri babasından habersiz
evlenir. Bir süre sonra hanımı hamile kalır. Asker durumu babasına anlatıp para
istemek zorundadır. Fakat bir türlü cesaret edemez. İyice düşünür ve sonunda
babasına bir telgraf çeker.
Telgrafta:
“Baba (stop). Bodrum durumda(spot). Üst kat boş
(stop). Orta kat kirada (stop). Durum bu durum (stop).der ve sıkıntısını anlatır.
Kaynak kişi :
Akın İZAT
Evin tek oğlu askerliğini
bitirip köyüne dönünce, ana babası oğullarının evlendirilmesi konusunu konuşur.
Karar birliğine varırlar. Bu esnada bütün konuşmaları evlilik çağında olan kız
kardeş de duyar. Erkek kardeş zaten evlendirilmesi gerektiğini biliyor.
Aradan epeyce zaman geçer, ama evliliğe dair
hiçbir işaret yok. Çocuğun canı sıkılır ve kendi kendisine der ki:
“Dur lan şu babama bi numara yapam.
Anlaşıldı bunlar beni evermeyecek.”
Oğlan ne zaman babasıyla karşılaşsa
karşısına geçip vücut gösterisi yapıyor ( kas germeler, gerneşmeler, tuhaf tuhaf
el kol hareketleri ve göğüs kabartmaları).
Bu olay epeyce sürer. Sonunda babası
oğluna:
“Oğlum sen manyak mısın? Çekil lan işe
gidecem” diye bağırır. Çocuk ise her defasında:
“Eyi eyi çekildik, get ha valla sanki iş
gaçi” şeklinde cevaplar verir.
Baba oğlunun gururunu incitmek istemiyor ama
bu işe de bir son vermek zorunda. Bir gün karısını çağırır ve:
“Yav garı gel hele. Bu oğlan askere getti
gideli epeyim sapıttı mı ne? Töbe Yarabbi! Heç saygısızlık etmezdi. Şimdi beni
göri gerneşi, merneşi, tuhaf tuhaf sesler çıhari. Ne oldu buna anlamim.”
Bu arada kız kardeş kapı aralığında
onları dinlemekte ve not almaktadır.
Karısı:
“Ula herif, gine suç bizde. Dedük eşşegi
satah oğlanı everek. Herhal onun için ele edi. Erkeklik numaralari çeki.”
Kocası:
“He vulan garı he he... Ulan işe daldıh,
harman marmanı da galdırah dedik, oğlanı unuttuh. Oğlana söle hemen yarın bi
çaresine bahah.”
Hakikaten kader kısmet, bir ay içerisinde
nişan, düğün, davul zurna oğlan evlendirilir.
Olaylar buraya kadar çok güzel. Güzel
olmasına güzel ama, şimdi de kız kardeş tuhaf tuhaf hareketler yapmaya başlamış.
Baba kızına:
“Gız o noli densüz.”
Kız tekrar tuhaf tuhaf hareketler yapar.
Baba:
“Yavrun o noli dansöz müsün?”
Kız edalı bir sesle:
“Ana babama da bah. Gakgoma nolidise bahan
da o oli...” der.
Kaynak kişi : Akın İZAT
Adamın biri, Temmuz
sıcağında tarlasında çalışmaktadır. Öyle yorulur ki sonunda dayanamayarak işi
bırakıp yakındaki söğüdün gölgesinde dinlenmeye gider. Bir de bakar ki
çocukların ikisi de söğüdün gölgesinde uzanmış yatıyor. Adam büyük oğluna:
“Oğlum bana bi su getirsene” der.
Büyük çocuk hiç oralı olmayınca küçüğü
babasına:
“Baba senin bu oğlunda hiç hayır yoh. En eyisi sen
get suyun iç, bi bardah da bahan getir” der.
Kaynak kişi : Akın İZAT
İri yarı bir bayanın terzi Mehmet
diye sıska bir kocası vardır. Gün gelir terzi Mehmet ölür.
Kadın da pehlivan gibi biriyle evlenir. Gerdek gecesi
kocası kadına iyi bir vücut gösterisi yaptıktan sonra arkasını dönüp yatar.
Kadın belki bir sebebi vardır deyip oralı olmaz.
Derken günler geçer ama durumda hiçbir değişiklik yoktur.
Yine akşam yatma zamanı kadın artık dayanamaz ve
derin bir ah çektikten sonra eski kocasını anar. Yeni kocasi da meraklanıp sorar:
“Niye eski kocanın neyi vardı?”
Kadın anlamlı anlamlı:
“Ahhh, ahhhhh. Rahmetlik kocam gecede iki pantolon
dikerdi ikimize de yeterdi” der.
Kaynak kişi : Akın İZAT
İki yaşlı nine balkonun bir
köşesinde oturmaktadır. Gelin de temizlik yapıyor. Sıra balkona gelir.
Gelin balkonun bir tarafını temizler ve ninelere:
“Ninecim, bu tarafı temizledim, şimdi siz bu tarafa
geçin ki o tarafı da temizleyeyim.” der.
Nineler de birbirine tutunarak, zorla taksit taksit
adım atarak, balkonun diğer tarafına geçerler.
Nineler biraz dinlendikten sonra sanki büyük bir yol
kat etmiş gibi biri diğerinin kulağına eğilerek:
“Yaaa, gördün mü, insanoğlu kuş misali,
(Balkonda ilk oturdukları yeri göstererek) neredeydik nereye geldik” der.
Kaynak kişi : Gülhan TUNCER
Adamın biri hanımını çok
sevmektedir. Ama çok geçmeden karısı ölür. Adam hanımının ölümüne
dayanamadığından dolayı Allah’a kendi canını da alması için dua eder. Adamın
duası kabul olur ve adam ölür.
Gözlerini cennette açan adam hemen sevgili
karısını aramaya başlar. Cenneti alt üst eder ama karısından bir iz bulamaz. Adam
bunlara rağmen “O melekti” deyip” hanımını aramaya devam eder.
Bunun üzerine cehennemin kapıları açılır ve
bizimki aramaya çıkar. 1. Cehennemi arar bulamaz. Sonra 2. Cehennemi aramaya başlar.
Bir ara kendi kendisine dönen bir kadını görür ve yanındaki meleğe sorar:
“Bu kadın neden kendi kendine dönüyor?”
Melek:
“Bu kadın kocasını aldattığı için 2. Cehenneme
vantilatör yapıldı”
Bizimki yine “o melekti, melek” diyerek aramaya
devam eder. Karısını bulamadığı içinde oldukça üzgündür. Cennetlik bir insanın
bu halini gören melekler adamın haline dayanamazlar ve aramaya yardım ederler.
Derken meleklerden biri gelip adama:
“Karınız 7. Cehenneme vantilatör olmuş” der.
Kaynak kişi : Akın İZAT
Bir bacı ile kardeşini mahkemeye
şahitlik için çağırırlar. Bacıyı şahit kürsüsüne çıkarırlar. Bacı iyice
örtünmüş. Sadece bir gözü görünmektedir. Hakim kimlik tespiti yapmak için;
“Ayşe hanım sen misin?”
“Hı hı.”
“Kırk beş yaşındasın değil mi?”
“Hı hı.” Sorular devam eder ve cevaplar "
hı hı" değişen bir şey yok.
Neyse mahkeme bittikten sonra gardaşı:
“Bacı sen yalancı şahitlik ettin” der.
Bacısı kızarak:
“Ana niye?”
“Senin yaşın kırk beş mi?”Bacısı hiç
bozuntuya vermeden:
“Ana niye gosgoca hakimi yalancı mı
çıharadım.” der.
Kaynak kişi : Akın İZAT
Yılbaşı gecesi pavyonun birinde kavga
çıkar. Polis oradaki gençleri yakalayıp merkeze götürür. Milletvekilinin oğlu da
yakalananlar arasındadır.
Komiser biraz içkili bir şekilde gelir.
“Lan şöyle dizilin "
Hepsi tek sıra halinde dizilir. Milletvekilinin oğlu
sonda kalır. Komiser baştan başlar.
“Hüseyin Topak”
“Ananı ağlattım. Geç bu tarafa.”
Komiser hepsini aynı şekilde sorgular. Sıra
Milletvekilinin oğluna gelir.
“Adın ne?”
Genç adını söyler. Sonra babasının adını sorar.
Genç onu da söyler. Komiser kuşkulandığı için:
“Senin baban Milletvekili mi?”
Genç:
“Evet” diye cevap verince komiser kapıyı
göstererek:
“Hepiniz bu tarafa geçin. Şimdi de siz benim anamı
ağlattınız.” der.
Kaynak kişi : Akın İZAT
Bir topal, bir kel ve bir kör iddiaya
girerler. Topalın hiç ayağını düzeltmeden oturması, körün gözünü hiç silmeden
durması, kelin de hiç başını kaşımadan Temmuz güneşinin altında belirli bir
süre oturması şart koşulur. Yarışı kazanana büyük bir mükafat verilecektir.
Yarışma başlar. Bu arada kelin başı kaşınır.
Önce biraz kıvranır ama bir yolunu bulur.
Kel:
“Durun size bi mesele anlatayım. Benim babam
kalpağı kafasına geçirdi mi kimse yetişemezdi.” der ve bu arada kafasını bir
güzel kaşır. Bunu fark eden kör dururmu.
“Benim babam avcıydı. (Bir elini ileri, bir elini
de kör gözünün üzerine getirir ve) Attığını vururdu” der.
Tabi bu arada kör gözünden akan yaşı siler.
Topalın aklına hiçbir çare gelmez. Artık sakat ayağı uyuşmaya başlamıştır. O
da sakat ayağını ileri uzatıp:
“Yalancının ayağı böyle olsun mu?” deyip
iddiayı kaybetmemiş olur.
Kaynak kişi : Akın İZAT
Yaşli bir teyze hımiktir. Yani
burnundan konuşur.
Bizim hımik teyze manava gider. Çarşaflı gözünün
biri dışarıda, çarşafının yarısı da dişlerinin arasında domates seçer. Bizim
teyze hımik ama zekadan nasibini almış, çok uyanık.
Teyze manava aptal bir tavır ve o hımik
konuşmasıyla:
“Ana gurban, bu domatesler gaça?”
Tesadüf o ya bizim manav da hımik. Bir bakar ki teyze
domatesleri seçerken, domatesleri alt üst etti. Üstelik yarısı da yerde. Manav da
kızgınlığının son haddiyle ve o hımik konuşmasıyla:
“Seçme anam seçme. O ne biçim domates alisin, get
anam” der.
Kadıncağız da manavın kendi ağzından ettiğini
zannederek ayakkabısını çıkarır ve manavın kafasına vurarak:
“Boynu devrülesice, yerişip yetmeyesin, o boyda
galasın, salah. Benim gibi yaşlı garının ağzından etmeye utanmi misin.”deyince,
Manav neye uğradığını anlamadan, bir yandan feryat
eder, bir yandan da derdini anlatır:
“Anam ne vurisin, gafamız gırıldı. Bende senin
gibiyim da”
Kaynak kişi : Akın İZAT
Delinin biri sırtında kocaman bir
boruyla acele acele ilelerken, bir başka deli:
“Oğlum o boruyu ele nere götürisin?”
Bizim deli:
“Eve götirim. Başıma yastıh yapacam”
Diğer deli:
“Oğlum heç ele olur. Başın ağrımaz mı?”
Borunun altında iyice ezilmiş olan bizim deli
diğerine sitemli sitemli:
“Yav oğlum, senin de gafan heç çalışmi. Zahar
bele gullanacah delim. İçine saman goyacam” der.
Kaynak kişi : Akın İZAT
Kumarın yasak olduğu bir devirde,
anadan doğma bir kör, bir topal, bir sağır ve bir de sağlam vatandaş gizlice kumara
başlarlar.
Kumar esnasında sağlam vatandaş zarlar atıldıkça
yenilir ve bir don gömlek kalır.
Bu sırada anadan doğma sağır olan arkadaşlarına
dönüp:
“Bir dakika arkadaşlar. Susun, bir ses duydum”
Hemen kör el yordamıyla pencereyi bulur ve
dışarıya bakarak:
“ Arkadaşlar, eyvah basıldık. Geliler, geliler
toplanin”
Don gömlek oturan biçare, normal vatandaş:
“Yav gorham bizi soyalar."
En son ise topal'da:
“Elesem gahın gaçah. Hadi yohsa bizi dutacahlar”
Kaynak kişi : Akın İZAT
Akıl hastanesinde görev yapan doktor,
hastaları muayene ederek iyileşenleri taburcu etmektedir. Yine bir gün hastalardan biri
iyi görüldüğü için hastaneden çıkartılacaktır. Son kontrolü yapmak için doktor
hastasına sorar:
“Oğlum dışarı çıkınca ne yapacaksın?”
Hasta:
“Doktorum, teker satacağım”
Doktor hastasının iyileştiğinden emin bir şekilde,
diğer sorusunu sorar:
“Aferin oğlum. Peki tekerleri ne yapacaksın?”
Bizim hasta sapıtır:
“Doktorum tekerlerin lastiğiyle sapan yapıp
milletin başını ve camları kıracağım”
Hasta bir müddet daha müşahede altında tutulur.
Tekrar kontrole alınır. Aynı sorulara, yine aynı cevaplar alınır. Derken hasta yine
müşahede altına alınır.Bu bir müddet böyle devam eder. Sonra hasdadaki iyileşmenin
tamamlandığına kanaat getirilir. Çıkmak için son kontrolünü yaptıran hastaya
doktor sorar:
“Oğlum çıkınca ne yapacaksın?”
Hasta:
“Doktorum evleneceğim”
Doktor:
“Aferin oğlum, akıllanmışsın. Peki sonra ne
yapacaksın?”
Hasta:
“Gelini odaya götürüp soyacağım.”
Doktor heyecanla:
“Peki sonra ne yapacaksın oğlum?”
Hasta:
“Doktorum, elbiselerini çıkaracağım, en sonunda
donu kalır. O don var ya o don. O donun lastiğini çıkarıp, sapan yapacağım. Sonrada
milletin başını, camını kıracağım.”
Kaynak : Akın İZAT
Adamın birinin lakabı “Münasebetsiz
Ahmet”miş. Yalnız münasebetsiz Ahmet Efendi davetlere ve seçkin toplantılara
katılmadan edemezmiş. Nerede bir toplantı, orada Ahmet Efendi. Ne yapar eder, kendisini
davet ettirirmiş.
Yine aileyle birlikte gidilen bir davet olduğunu
duyar. Çalıştığı kurumun daire müdürü de davetlidir. Daire müdürüne:
“Abe itin olam, duydum yine bi yerde toplanimişsiz.
Abe gurban olam, bahan bi gıyah çek. Allah’ın seversen ben de gelem”
Müdür:
“Oğlum senin yaptığın biri bini geçti.
Terbiyesiz adam. Gidip bizi orada rezil ediyorsun. Sen iyisi mi gelme. Memleketin adını
batırıyorsun”
Münasebetsiz Ahmet kendisini acındırarak:
“Abe, Vallah Billah yoh. Nikahıma, şerefime
terbiyesizim ki yoh. (Gözlerini göstererek) Bah abe iki gözüm avucuma gele, sen gonuş
dersin gonuşurum, sus dersin susarım”
Müdür:
“Oğlum, ben seni biliyorum, sen yine bi densizlik
edersin” der.
Münasebetsiz Ahmet, aşırı ısrar edince, müdür
dayanamaz ve:
“Peki” der.
Davete gidilir, yemekler yenir ve sohbete başlanır.
Davetlilerin sohbete iştirakini sağlamak amacıyla hepsinin birer soru sorması
kararlaştırılır.
Sorular sorulmaya başlar. Derken sıra bizim
münasebetsize gelir.
Bizim münasebetsiz müdüre bakarak:
“Gusura bahmayın... Vallahi ben töbeliyim. Zaten
ben bilmecedür, sorudur, ele şelerden çahmam. En eyisi siz beni atlayın.” der.
Konuklar ısrarla Münasebetsizin de soru sormasını
isterler. Münasebetsiz müdürüne bakar, tiyoyu alınca da ayağa kalkar ve sorusuna
başlar:
“Şimdi arkadaşlar, bahan eyi bahın, elim cebimde,
cebim delik, elimde ne var?”
Bunun üzerine ani bir kahkaha ve sonrasında
sessizlik. Bayan misafirler kıpkırmızı, kafaları önlerinden kalkmıyor.
Münasebetsizin müdürü utancından yerin dibine girmiş. Münasebetsiz yine
yapacağını yapar.
Münasebetsiz durumu fark edince:
“Ne bozilisiz baba. Cebimdeki anahtar ha” der.
Konuklar ani bir rahatlamayla kahkahayı basarlar. Ve
münasebetsizin bu esprisi gecenin esprisi olarak ilan edilir. Sorular devam ederken,
Münasebetsize tekrar sıra gelir. Münasebetsizde tekrar kalkıp, sorusuna başlar
yalnız bu arada yanlış anlamamaları için şart koşar.
“Elim cebimde, cebim delik, elimde ne var? "
deyince
Konuklar hep bir ağızdan:
“Anahtar” diye bağırır.
Münasebetsiz ise:
“Hadi baba bahan eyvallah. Heç işin dadı duzu
galmadı." der ve oradan ayrılır.
Kaynak kişi : Akın İZAT
Akıl hastanesinde hastasını ziyarete
gelen başhekim salonun tavanında bir hastanın baş aşağı sallandığını görür.
Başhekim sorar:
“Bu hasta niye böyle duruyor?”
Doktor:
“Bu hasta kendini lamba zannediyor efendim” der.
Başhekim büyük bir kızgınlıkla doktora:
“Çabuk indirin” diyince
Doktor tepkiye tepkiyle karşılık vererek:
“Ama efendim, o zaman salon karanlıkta kalır”
Kaynak kişi : Akın İZAT
Anadan doğma bir sağır, arkadaşını
ziyarete gidecektir. Arkadaşı çok rahatsızdır. Ama sağır olduğu için ne
diyeceğini önceden düşünüp gider. Çünkü hastaların verebileceği cevap aşağı
yukarı aynıdır.
Bizim sağır gidip komşusunun yanına oturarak sorar:
“Komşu, geçmiş olsun, nasılsın?”
Ateşler içinde kıvranan hasta arkadaşına:
“Ölim ölim”
Sağır:
“İnşallah inşallah. Peki ne yeyisin?” .
Hasta iyice sinirlenerek:
“Zehir, zehir”
Sağır ne söylediğinden emin bir şekilde:
“Ye ye şifadır”
Dedikten sonra
“Doktorun kim?”
Hasta artık takatsiz kalmış son bir hamleyle:
“Azrail”
Sağır ise:
“Ben onu bilim. Seni üç güne galmaz galdırır.
Çoh eyi dohtordur." der ve Gerçekten de adam üç gün içinde ölür.
Kaynak kişi : Akın İZAT
Adamın biri karısını başkasıyla
yakaladığı için hem karısını hem de adamı öldürdükten sonra kendiside intihar
eder. Derken cenaze kaldırılır ve taziyeler alınmaya başlar.
Taziye evinde herkes üzgündür. Hiç kimsenin
ağzını bıçak açmamaktadır. Ama nedense adamın biri her yarım saatte bir densizlik
edip:
“Allah daha beterinden sahlasın" demektedir.
Bu tavır milletin zoruna gider. Sonunda adamın
yanındakilerden biri dayanamayıp kızar:
“Yav kardeşim, sen manyak mısın? ikide bir Allah
beterinden sahlıya deyisin. Ülen bundan daha kötüsü olur mu?” diye çıkışınca
Bizim münasebetsiz:
“Yav baba niye ele deyisin, kocası yarım saat önce
gelsedi, ölen adamın yerinde ben olacahdım” der.
Kaynak kişi : Akın İZAT
Almanya’da uzun yıllar Türklerle
ilişkilerini devam ettirmiş olan bir Alman Türkolog, Münih’te Türklerin devamlı
gittiği kahve ve lokantalara gider, sohbetlerde bulunur. Ancak dikkatini çeken bir şey
vardır. Türkler kendi aralarında toplanıp bıdı bıdı bir şeyler söylüyorlar ve
ardından kahkayı patlatıyorlar. Alman Türkolog bunlardan hiçbir şey anlamıyor.
Kendi kendine:
“ Allah Allah, ben bu dili niye tam öğrenemiyorum,
ne inceliği var” diye düşünür ve
Sonunda dayanamayıp, Türk’ün birine sorar:
“Yav kardeşim, ben bu aksanımla Istanbul ağzını
sizden iyi konuşuyorum, ama sizin esprilerinizin çoğunu anlamıyorum. Ne yapmam
lazım?”
Türk:
“Kardeşim, Türkçe öyle basit bir lisan degil. Siz
en iyisi kalın bir defter alın, İstanbul’dan Karadeniz’e, oradan da Dogu Anadolu ve
Güney Dogu’yu gezip mahalli deyimleri not alın. Bunları öğrenmediğiniz müddetçe
Türkçe’yi tam olarak öğrenemezsiniz. Ayrıca biz bu esprileri de size ne kadar
anlatsak anlamazsınız”
Bunun üzerine Türkolog yola çıkar. Söylenen
güzergahı takip edip, en son Elazığ’a gelir. defteri epeyce dolmuştur. Artık
buradan İstanbul üzeri Almanya’ya geçecektir.
Türkolog İstanbul’a gidecek olan ilk trene biletini
alır ve yarım saat önceden istasyona gelir. tren yok. Tesadüf ya, o gün günler bir
saat ileri alınmış:.
Bizim Türkolog trenin rötar yapmış olacağı
ihtimalini göz önünde bulundurarak bir çöpçüye sorar:
“Afedersiniz, Van Gölü Ekspresi ne zaman
gelecek?”
Çöpçü:
“Gardaşım sen...Şimdi...Istanbul’a mı gidisin?
Yani elemi demek istisin?”
Türkolog bilmiş bir tavırla:
“Ha. Tamam kardeşim işte Istanbul’a gidecegim?”
Çöpçü:
“Biletin var mı? Hele bi baham”
Çöpçü bilete baktıktan sonra:
“Ihıııı ıhııııı İstanbul’a gidene de
bah. Hadi babam hadi, biletin al da hadı.”
Türkolog hemen defterini karıştırır ve
Elazığ’da “Ihıııı” yı arar. Ama hiç öyle bir deyim bulamaz. Bu arada
kırmızı şapkalı hareket memurunu görür. Yanına gider ve:
“Beyefendi, afedersiniz. Birine sordum ama bilmedi.
Ben Alman Türkoloğum, İstanbul’a gideceğim.”
Memur bileti alır bakar ve bir ıslık çalar. Sonra:
“İstanbul’a gidisin. Sen bu biletle zor
gidersin”
Türkolog şaşkın bir tavırla:
“Allah Allah, bilet sahte mi?”diye sorar.
“Yoh babam tamam. Bilete bi şe demedik. Hele git o
yanı işim var.”
Türkolog şaşkın bir vaziyette istasyon
müdürünün yanına gider. Istasyon müdürü treni yollamanin rahatlığı ile
tespihini çekiyor.
“Buyurun”
Türkolog manzaraya vakıf olmadığı için sorar:
“Beyefendi, siz istasyon müdürü müsünüz?”
Müdür istifini bozmadan:
“He, ne istisin babam buyur şele gel”
Türkolog yakınarak:
“Ben İstanbul’a gideceğim. Biletimi kime
gösterdiysem anlamadı. İstanbul’a gitmem lazım. Van Gölü Ekspresi saat 17.00’da
kalkacak, ne yapmam gerekiyor.”
Müdür bilete bakar ve:
“Te ho, te hooo, İstanbul’a gidi. Get gardaşım
get, bu saatten sona senlen uğraşamam. Hadı babam hadı, yol al.”
Adamcağız çıkar”teho”yu arar yok, “Ihı”yı
arar yok. Sonrada dayanamaz ve Elazığ’dan İstanbul’a özel bir araba ile gider.
Kaynak kişi : Akın İZAT